Selam!

«Muhammed b. Yahya b. Lübâbe isimli fakih, bazı sebeplerden dolayı fetva yermekten menedilmişti.
Öte yandan Endülüs Emiri Nâsır´m sarayı civarında bir vakıf vardı.
Bu, sarayın manzarasını bozuyordu. Çünkü tam Emîrin gezin*ti yaptığı yerin karşısında bulunuyordu.
Emir, bu vakfı istimlâk et*mek ve sarayın bahçesine katmak istiyordu.
Büyük müftîlerden Bakiyy b. Mahled´e durumu bildirdi.
O da, bütün âlimleri toplayıp or*taklaşa bir görüşe varmak istedi. Bilginler,
Maliki mezhebine göre vakfın satılamıyacağı görüşünde birleştiler. Verdikleri fetvayı Emir hoş karşılamadı.
Bu sırada yukarıda işaret ettiğimiz fetva vermek*ten menedilen Muhammed b. Yahya b. Lübâbe isimli fakih
durumu öğrenip Emîr´e, arzusuna uygun bir fetva vereceğini bildirdi.

O, bu fetvasında Hanefi mezhebi mensuplarından vakfın satılıp değiştiri*lebileceğini kabul edenlerin görüşüne uyuyordu.
Bunun üzerine Emir Nasır, bu fakîhi diğer âlimlerle bir araya getirdi ve kendi ara*larında meseleyi çözmelerini istedi.
Âlimler, önceki görüşlerinde israr edince Muhammed b. Yahya, onlara şöyle hitap etti.
-Allah´a yemin ediniz, içinizden birine bir felâket gelseydi siz, İmam Mâlik´in görüşleri dışına çıkarak,
bir kolaylık arardınız, değil mi
Onlar,
- evet, dediler. O da,
- öyleyse Emiru´l-Mü´minîn, böyle bir ruhsata daha lâ*yıktır. Buna göre durumunuzu tâyin ediniz
ve İslâm bilginlerinden ona uygun olan görüşü alınız, Çünkü müctehidlerüı hepsi birer ön*derdir, dedi.

Bu durumda öteki fakihler susmak mecburiyetinde kal*dılar. Bunun üzerine Kadı,
mecliste cereyan eden durumu Emîr´e bildirdi.
O da, bu fakîhin fetvasına uyarak vakfı istimlâk edip ye*rine kat kat fazlasını verdi.»

Şâtıbi, el-Muvâfakât;c. IV, s. 139.