BUNA DA SAMİMİYET DENİR
Maalesef adını bilmediğim büyük bir zat...
Senelerce müritlerine , talebelerine irşat dersi verir. Ve hakikaten onları irşat eder. Hem öyle ki ; kalp gözlerini bile rüşte erdirir...
Bir zaman gelir, müritler şeyhlerinin ne olduğunu ve nerede bulunduğunu keşfen görürler :
“Şakiler arasında ve ateşe yaslanacaklardan...”
bunu böylesine gören müritleri yavaş yavaş mürşitlerini terk ederler ve derse gelmezler. Yalnız birisi:
“ Ne olursa olsun madem ben bu makamı bu zatın eliyle elde ettim : ondan ayrılmayacağım “ der ve sebat eder.
Üstad talebesine sorar : “ Evladım arkadaşların nerede Neden gelmiyorlar ?
Talebe söylemez nasıl söylesin ki...
Fakat o büyük zat iki, üç...ısrar eder nihayet o sadık talebe gözünü yumar, ağzını açar ve doğruyu söyler:
“ Efendim, arkadaşlarım sizin şaki olduğunuzu ve ehli cehennem olduğunuzu keşfen görmüşler de ; ondan dolayı gelmiyorlar.”
O büyük zat bunu duyunca gayet sakin olarak şunu der
“ Yaa öylemi... evladım ben bu halimi kırk yıldır görüyor ve biliyorum. Ama Hakkın kapısından başka kapı tanımıyor ve bilmiyorum. Onun için bütün bunlara rağmen sebat edip bu kapıdan ayrılmadım . ve ayrılmayacağım . şayet arkadaşların bundan başka kapı biliyorlarsa gelsinler söylesinler. “
Şeyh varsın bu samimiyetini izhar etsin .
Rahmet kapısı birden açılıyor. Kitap sebkat ediyor . ve onun şaki değil said olduğu; ehli cehennem değil , ehli cennet olduğu yazılıyor.
Yüz binlerce tebrik ve müjdeler!...


Bize düşen işimizi sağlam ve istendiği gibi yapmak, gerisine karışmamak. Biz , kuluz kul. O ‘da Rabbülalemin ve Erhamürrahimin dir. Bize düşen emredileni , asıl mahiyetini koruyarak yapmak ve yüce yaratıcıya olan itimadımızı sarsmamaktır. Elbette O bizi bizden daha iyi bilir ve bize rahmet ve hikmetine göre muamele yapar. Çoğumuzun sarsıntıya düştüğü şu dönemde bizi sabit kadem eylemesini , rahmeti sonsuz olan yüce Mevla’dan diliyor ve dileniyoruz...

Genç Beyinler