Almanya'da bir kasabada yaşayan bir ailenin, afacan mı afacan iki erkek çocuğu varmış. Birisi altı diğeri yedi yaşlarında olan bu çocukların yaramazlıkları kasaba halkını canından bezdirmiştir. Birinin camı kırılmışsa, bunlar kırmış; arabasının tekerinin havası indirilmişse bunlar indirmiş; bahçesi bozulmuşsa bunlar bozmuştur. Çocukların ailesi ise kasabalının şikayetlerinde bıkmış ve çaresizlik içinde kilisenin papazına müracaat etmişler.

-Papaz Efendi, biz çocuklarımızın yaramazlıkları karşısında çaresiz kaldık, ne olur bize yardımcı olun, diye yardım istemişler.

Papaz kendisinden emin bir şekilde:
-Çocukları hemen buraya getirin, demiş.

Bunun üzerine aile vakit geçirmeden çocuklarını tuttukları gibi kilisye götürmüşler. Papaz önce büyük olan çocuğu odasına çağırmış ve ona yer göstererek oturmasını söylemiş.

Her nerede olursa olsun bizi gören, yaptıklarımızı bilen ve yaptğımız her iyiliği mükafatlandıracak, her kötülüğü ise cezalandıracak bir Yaratıcı'nın varlığını anlatarak, bu çocukların çevreye verdiği zararı önleme düşüncesindeki papaz, çocuğa güler yüzle şöyle bir soru yöneltmiş:
-Söyler misin evladım Tanrı'mız nerde?
-....
-Evladım söyler misin Tanrı'mız nerede?
-....
Beş altı defa sorusunu tekrar ettiği halde, cevap alamayan papaz sinirlenir ve elini masaya vurarak sert bir şekilde yine sorar.
-Söylesene be çocuk Tanrı nerde?

Bu sırada çocuk yerinden fırlayarak dışarı çıkar ve kardeşine "Kaçalım!" der. Kiliseden koşarak kaçan çocuklar evlerine varır, odalarına kapanırlar. Heyecanla küçük çocuk sorar:
-Abi hayrola niye kaçtık?
-Aslanım bu sefer hapı yuttuk.
-Niye ki abi?
-Tanrı kaybolmuş bizden biliyorlar!