Merhaba



İsa'nın kayboluşun baharıydı, İsa'nın bedenini değil, dinini çarmıha gerdiler.[47] Tevhid bağlıları sayısız zulümlere uğradı.[48] Dayanılmaz işkenceler izledi onları. Kayzerlere başkaldırının önderliğini yapan İsa'ya neler söyletmediler neler. Biyografistler O'nun ağzından "Tanrı'nın hakkını Tanrı'ya, Sezar'ın[49] hakkını Sezar'a" verdirdiler.[50] İmp. Julianus (331-363)[51] görünüşte İsa'nın bağlılarından oldu, putperestlik bu maske altında yeniden canlandı. Papaz Bazarius'un elleri ikonoklastlarca yakılmıştı bir zamanlar. Aziz, Meryem, İsa tasvirleri yerle bir edilmişti. İkonları kırma eylemleri çok gerilerde kaldı.

İsa'nın vazını bugün orjinalinden tilavet etme imkanından mahrumuz. Bugün yayın dünyasının en çok satan kitapları arasında sayılan Bible Serisi kesinlikle Allah'ın vahyi olmaktan uzaktır. Bunlar, son Kitap, Allah'ın koruduğu ez-Zikr ile kesinlikle mukayese kabul etmez. Belki islam kültürünün Hadis Mecmuaları'na benzetilebilirler. İsa'nın nasıl öldüğünü, nasıl göğe kaldırıldığını, Azizlerin krallara yazdığı mektupları, çağrıları anlatan kitapların İsa'nın sağlığında varolduğu nasıl söylenebilir? Azizlerin mektupları ile, Matta, Markos, Lukas, ve Juhanna'nın kaleme aldığı dört siret (İsa biyografisi) ne sahiptir. Rivayetlerin İsa'ya dayandırıldığı bir isnad zincirinden mahrum olan bu kitapları bizdeki camii ve sünenlerin muadili sayamayız, hatta mevzuat hadislerinin bile.

Bu nedenle, nasslara itaat bayrağını açan rönesans teologlarının toplum için Kurtuluş Reçetesi sunabilmeleri mümkün değildi. Tanrının Kilisesi'ni kurma bayrağı açan M. Luther (1483-1546) ve J. Calvin (1509-1534)[52] Papadan aldıkları kulları, kısa sürede kendi kulları haline getirdiler. Çünkü ellerindeki kitap "Kim ona tabi olursa onun için havf, hüzünlenme yok" dediği hudadan fersah fersah uzaktı. Bu mevzuat yığınını dillerine, kalemlerine dolayan, aklettiğini sanan Avrupa Aydını'nın trajik öyküsü de bir başka yara.

1517 de Wittenberg Kilisesi'nin kapısına 95 maddelik bir bildiri astı Luther. "Papaların sultasına son, İncil'e, kitaplara, nasslara dönüş" çağrısıydı bu.[53] Luther, "kilisesiz, papasız bir din" istiyordu. "Yunan Felsefesi şeytanın ta kendisiydi, kilise skolastiği Aristoteles (MÖ.384-322) felsefesi ile özdeşti." İsviçre'den Calvin, Luther'e el verdi. Diyorlardı ki: "Toplumsal adaletsizliği Tanrı yarattı, öyleyse öyle kalmalıydı." Sevsinler Hristiyan fakihini. Kilisenin sultasında burjuvazinin kucağına itildi halk. Aristoteles felsefesi yeniden yorumlandı. Luther'de Calvin gibi "dünya düzdür." diyordu. Çünkü nassların zahiri idi bu. "Dünyanın altı varsa İsa dönünce O'nu alttakiler nasıl görecekti?"

Ya nassların rehberlğinden mahrum, şeytanın dürtülerini, selim aklın kabullerinden ayırt edemeyen düşünürler.. Platon (MÖ.427-347), Politea'sını yazdı. "Devlet adamlarına özel mülkiyeti yasakladı." Thomas More (1478-1585), [54] "yasağı tüm halka şamil" kıldı. Tommaso Campanella'nin( 1568-1639)[55] Güneş Devleti'nde "ne mülkiyet vardı ne de çocuklar. Cinsel buluşmalar bile devletin iznine bağlydı."

Niccolo Machiavelli (1469-1527)[56]"insana dayalı bir devlet" istiyordu. J.P.Sartre.(1905-1980) " Tanrı yoksa herşey mübahtır. Hiçbir şey yasak değil" diyor ve ekliyordu: "Madem ki insan kendi başına bırakılmıştır. Ne içinde dayanacak bir nesne, ne de dışında tutunacak bir dalı vardır. Artık hiçbir özür bulamayacaktır yaptıklarına. "Varoluşculuk bir hümanizmadır." diyordu. "İnsanın en yüce gayesi tanrılaşmak! Aslında tanrılaşma arzusu faydasız bir ihtirastır. İnsan bu arzunun luzumsuzluğuna kendini inandırmalıdır. Tanrı'ya ve ahlaka sığınmaya çalışmamalıdır (...)[57] Kendimi oyalamak için bu meseleyi düşünmemeye karar verdim fakat nazik bir şaşkınlıkla kendi kendime - Tanrı yok- dedim ve işin o anda bittiğine inandım." der.

Yüzlercesi için bu satırları teyid eden yüzlerce örnek verilebilir.. Kendi bireysel değişimlerini gerçekleştiremiyorlar, böylece reel olmayan dünyalarında bunalımlardan bunalımlara bir koşudalar. Tahrip ettikleri Kitaplar'ını Allah'a kaldırıp, O'nu kendilerine hulul ettirip insan-tanrı modeli oluşturan bu dinsel şahsiyetlerin, topluma velayet etmekten, O'nu evrenin uyumu içine çekici çözümleri yakalamaları imkansız.

Ulum el Hikme okulu-RİSALET *RİSALESİ