Merhaba



Protestan Duyunç.

Protestan irrasyonalizmin hoşgörüsü altında gelişen irrasyonalist İngiliz Görgücülüğünde
belli bir ‘idealizm,’ ama yalnızca imgenin, tasarımın idealizmini buluruz:

Gerçeklik algılanabilen imgedir, ve bu imge öznelliğinden ötürü en çoğundan varlığı kuşkulu bir gerçekliktir.
Aslında gerçeklik filan değildir. Bir olasılıktır. Pekin olarak hiçbirşeyi bilemeyiz.
Mantığın yeri Ruhbilim tarafından, mantıksal bağıntının yeri tasarımların çağrışımı tarafından alınmıştır.

Böyle bir bilinçte sanılarla, tahminlerle yetinmeli, saltık bilgiyi, nesnel gerçeklik ve pekinliği bir yana atmalıyız.
Kılgısal alan söz konusu olduğunda, imgenin yeri yine duyusal öznellikte onunla aynı tözü paylaşan
içgüdüler, dürtüler, itkiler vb. tarafından, haz ve acı duyumları tarafından alınır, ve
üzerlerine bütün bir ahlaksal ve törel dünyanın ‘değer’ yapıları kurulur.

Böyle ilksel kökenler üzerinde, Kılgı alanı da Kuram alanı ile eşit ölçüde kuşkulu, göreli, gerçekliksizdir.
Orada da herşey geçerlidir, herşey başka herşey ile eşit değerdedir.
Tek bir sözcükle, Değer ve ona bağlı törellik ve ahlak diye birşey yoktur.
Topluluk tini buhar olup yitmiştir.

Katolik Duyunç.

Protestan İngilizin göreci, bireysel, yalıtılmış ve yalnız duyuncundan ayrı olarak,
Katolik Fransızın duyuncu sürekli baskı altındadır, ve bağımsızlığından vazgeçmeye,
rahiplerin özencine bağımlı bir tözsellikle bütünleşmeye, onların doğrularını doğru ve onların eğrilerini eğri saymaya alıştırılır.

Katolik boyuneğmek için yetiştirilir. Arı tinselliği öğrenemez. Öğrendiği biricik tinsellik dünyasaldır,
vaftiz suyunda ve ekmek ve şarapta tanıdığı özdeksel ‘tanrısallık’tır.

Bu tinselliği Katolik Kilisenin kurumsal yapısından, duyusal ayinlerinden, ve rahiplğin baskılanmış kişiliğinden bir yetke olarak kapar.
Katolik eğitim düşünceyi evrensele, duyuncu arılığa götürmez. Kişi dini yalnızca pozitif yanında öğrenir.
Ondan saygı isteyen, ondan koşulsuzca inancını, yüreğini isteyen şey güç ve görkemiyle,
bireysel tavırlarda sergilenen yozluğuyla, hırs, tutku ve lüksü ile baştan sona dünyasal bir kurumsallıktır.

Böyle töresizliğe ve duyunçsuzluğa saldırmak için hiç kuşkusuz idealizme, felsefeye gerek yoktur.
Bir mum ışığının Aydınlığı bu iş için yeterlidir. 18’inci yüzyıl Fransasında milyonlar salt doğal sezgileri ile,
içlerinde koruyabildikleri son duyunç kırıntıları ile bu kurumsallığı yüreklerinde daha şimdiden yoketmişlerdi.
Aydınlanma böyle bir karanlık inanca karşı doğan halksal tepkiye nüktesi ile, diluzluğu ile kof Fransız inceliğini kazandırdı.

Aydınlanma Özdekçiliği.

Ama tinsellik düşmanı Aydınlanma insanın yetenekli olduğu en kaba us biçimini, yüz kızartıcı bir düşünce ve duygu nefreti üretti.
Özdekçiliğin Fransız entellektüelinin ideolojisi olması, 20’nci yüzyılda bile tarihsel özdekçiliğin
Latin ülkelerde kitlesel bir duygudaşlık ve saygınlık kazanması raslantısal değildir.

Katolik bilinç arı tinselliğe, evrenselin özgürlüğüne yeteneksizdir.
Doğa Biliminde, özdekçi bilinç evrenselin denetimindeki hiçbirşeyi kavrayamaz.
İdeaların, kavramların, düşüncenin arı evrenselinin ve onun arı mantıksal akışının,
eytişimsel işleminin gerekli olduğu doğa bilgisinde, tasarımsal-duyusal yöntemi ile
hiçbir zaman evrenin kuramsal usunu, doğa yasasını anlama ve doğrulama olanağı yoktur.

Törellikte, böyle bilinç duyunç özgürlüğünü yadsıdığı için, tüm ayrıma karşı acımasız, yokedici bir saldırganlık tinine dönüşür.
Sanatta, bastırılmış duyarlığı ile arı güzellik tininden nefret eder, çirkine sarılarak güzellik ideasına saldırır.
Kavramadığını yoksayan özdek mantığı bütünsel bir olumsuzlama mantığıdır, ve
varlığı tek bir tözselliğe, Être suprême ilkesine, duyusal Özdeğe indirgeyen bu düşüncesizlik
bir yoketme fanatizminde doruklanır, Terör olarak despotik ilerleme mantığının doğal bir bileşeni olur.

Olgular ve kavramlar
Aziz Yardimli
Idea yayinevi