Alıntı merkür´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Sayın Mopsy.

Sizin ve bazı müslümanların iddiasına göre Pavlusla ilgili olan ayetlerde "samimiyetsizlik" vardır...

Günün kültürü ve iletişim yolları olan bu metod o zamanki kültürde samimiyetsizlik olarak değil iyi bir komünikasyon yöntemi olarak adlandırılıyordu....Bu konu ile ilgili bazı Tevrat ve yahudi tarihi uzmanları da aynı şeyleri söylemektedir...(1)
Merhaba

!?!?!?!?!?!?!?

- - - Güncellendi - - -

Merhaba

Misyonerlik Faaliyetlerine Karşı Alınacak Önlemler

Misyonerlerin ve misyonerlik faaliyetlerinin yıkıcı ve bölücü etkilerine karşı kısa, orta ve uzun
vadede alınması gereken önlemler şöyle sıralanabilir:

1. Öncelikle misyonerliğin geleneksel anlamda yüzeysel değerlendirilmesinden vazgeçilerek daha
gerçekçi ve ayağı yere basar tanım ve değerlendirmeler yapılmalıdır. Misyonerlikle ilgili
yukarıda yapmaya çalıştığımız analitik çalışma bu yöndedir. Misyonerlikle ilgili yapılacak
çalışmalarda ve misyonerlere karşı alınacak tedbirlerde, bizimle yüzyıllardır bir arada yaşamış
ve hâlâ yaşamakta olan Hıristiyan vatandaşlarımızın inançlarını yaşama ve ifade etme hakları da
gözetilmeli, onları küstürecek, soğutacak ya da kendilerini baskı altındaymış gibi gösterecek
ortamların oluşumundan sakınılmalıdır. Bir diğer ifadeyle testiyi taşıyanla testiyi kıranlar aynı
kefeye konulmamalıdır. Misyonerliğin doğru tanımı ve tahlilinde dikkat edilmesi gereken en
önemli husus, bunun sıradan (ve masum) din ve inanç özgürlüğünden farklı bir yapıda olması,
bir başka ifadeyle salt inanç ve ifade özgürlüğü sınırlarının dışında emeller taşımasıdır. Zira
misyonerlik, gerek kökeni Pavlus’a kadar uzanan ve muhatapların Hıristiyanlaştırılması için her
yolu kullanmayı caiz gören -dolayısıyla da açık, dürüst ve şeffaf olmayan- metoduyla, gerekse –
daha da önemlisi- Hıristiyan geleneğini resmi öğreti olarak benimsemiş siyasal iktidarlarının
egemenlik alanlarının genişletilmesinde ve buna bağlı olarak kültür emperyalizminin
yaygınlaştırılmasında aracı olan yapısıyla, masum din ve inanç özgürlüğü isteminin dışına
çıkmaktadır.

2. Misyonerler ve misyonerlikle mücadelede tek başına polisiye tedbirlerin sorunu çözemeyeceği
görülmelidir.

3. Halka, özellikle de çocuklarla gençlere milli ve manevi değerlerimizin öğretilmesi konusundaki
eksiklikler giderilmelidir. Her kötülüğün temelinin cehalet ve bilgisizlik/aymazlık olduğu
hatırda tutulmalıdır. İslam’ı terör, anarşi, savaş, gericilik ve yobazlıkla özdeşleştiren
yaklaşımlara karşı çıkılmalı; kelime anlamı itibarıyla adı “barış ve esenlik” olan bir din, bu
özelliğiyle genç zihinlere kazınmalıdır. Kim hangi şekilde ve ne amaçla yaparsa yapsın, İslam’ın
terör ve anarşiyi lanetlediği konusu işlenmelidir. Aynı şekilde İslam’ın cahillikle, yobazlıkla,
gericilik ve irticayla mücadele eden bir din olduğu, Kur’an ayetlerinde azımsanmayacak kadar
çok yerde insanların düşünmeye, aklını kullanmaya, tefekkür etmeye ve sorgulayıcı beyinlere
sahip olmaya yönlendirildikleri vurgulanmalıdır.

4. Örgün ve yaygın din eğitimi üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. Eksik ya da yanlış bir din
eğitimi almış ya da hiç almamış kimselerin ve dini değerlere mesafeli duranların, misyonerlerin
öncelikli hedefleri arasında oldukları unutulmamalıdır. Her seviyedeki örgün din ve ahlak
eğitimi mutlaka bu konuda yeterli formasyon sahibi olan uzman kişilerce verilmelidir. Bu
konudaki eksiklikler süratle giderilmeli, mevcut öğretmenlerin bilgi ve becerileri hizmet içi
kurslarla sürekli takviye edilmelidir. Bugün ilköğretim okullarının 4. ve 5. sınıflarında din
kültürü ve ahlak bilgisi dersleri hâlâ bu ders konusunda özel formasyonu olmayan sınıf
öğretmenlerince okutulmaktadır. Yeterli formasyonu olmayan sınıf öğretmenlerinin bu dersi ne
kadar başarılı verebilecekleri tartışma konusudur. Bir an önce, en azından yeterli öğretmen
kadrosuna sahip olan ilköğretim okullarında bu dersler ilgili branş öğretmenleri tarafından
okutulmalıdır.

5. Misyonerlik faaliyetleri şehirlerde özellikle Anadolu liseleriyle özel kolejlerde ve
üniversitelerde yoğunlaşmaktadır. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK, kendilerine bağlı
eğitim-öğretim kurumlarını bu yıkıcı ve bölücü aktiviteler konusunda uyarmalı, eğitim
kurumları idarecilerini ve okullardaki rehber öğretmenleri bilgilendirmeli; böylelikle öğrencilere
yönelik yapılan/yapılacak olan bu faaliyetlere karşı öğrencilerin ve öğretmenlerin
bilgilendirilmeleri konusunda gerekli tedbirler alınmalıdır.

6. Yüzyıllardır İslam’ ülkelerine yönelik misyonerlik faaliyetlerine karşı önemli bir direnç noktası
olan İslam’ın temel kaynaklara (özellikle Kur’an’a) dayalı olarak halka öğretilmesi konusunda
gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Bu konuda halka yönelik yaygın eğitim hizmetlerini üstlenen
Diyanet ve Milli Eğitim’e bağlı kurumlar çeşitli etkinlikler yürütebilirler.

a. Örneğin, Kur’an’ın Türkçe çevirisiyle temel dini ve milli bilgiler içeren bazı kitaplar,
broşürler vb malzeme halka (ya da isteyenlere) bu kurumlar aracılığıyla parasız
dağıtılabilir. Böylelikle halkın İslam inanç ve öğretilerini temel kaynağından
öğrenebilmesi ve temel dini ve milli konuları anlaması sağlanabilir. Öteden beri
misyonerlerin sayısı yüz milyonlarla ifade edilen kutsal kitap, dini broşür ve
mecmuayı Türkiye vb İslam ülkelerinde bedava dağıttıkları ve misyonerlik aktiviteleri
açısından bundan hayli yararlandıkları hatırda tutulmalıdır.

b. Yayın basında, sesli ve görsel medyada dinsel ve milli konuların şov ve reyting amaçlı
olarak olur olmaz kişilerce değil yetkin kişilerce işlenmesine önem verilmelidir. Halkı
bilgilendirmeyi amaçlayan seviyeli programların sayısı artırılmalıdır. Aynı şekilde,
medyada ve yayın basında Hıristiyanlık ve misyonerlik konusu reyting ya da şov
maksatlı olarak ve konuyu bilmeyen kişilerle değil gerçek uzmanlarıyla tartışılmalıdır.
Aksi taktirde yapılanlar Hıristiyanlığın ve misyonerliğin reklamından öteye
gitmeyecektir.

c. Gelişmiş Batı ülkelerinin birçoğunda benzeri kurumlara ilişkili olarak söz konusu
olduğu gibi, Türkiye’de de Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yürütülen ve dinsel eğitim
amaçlı olarak yayın yapan radyo ve TV kanalları mutlaka olmalıdır.

d. Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı birimlerle İlahiyat Fakülteleri halka yönelik
faaliyetlerini daha sistemli ve etkili çalışmalar haline getirmelidir. Özellikle
misyonerler ve faaliyetlerine ilişkin halkı uyarıcı/bilgilendirici çalışmalara ağırlık
verilmelidir. Örneğin zaman zaman hutbe ve vaazlarda konu işlenmeli, uzman
kişilerin katılımıyla konferans, seminer ve panel gibi programlar düzenlenmelidir.

e. Dinsel konularda halkı aydınlatmak görevini üstlenen DİB personeli (özellikle imam
ve hatipler) Hıristiyanlık, Türkiye’deki Hıristiyan akımlar ve misyonerlikle ilgili
bilgilendirilmeli, gerekiyorsa hizmet içi kurslarla eksiklikler giderilmelidir.

7. Misyonerlik ve Pontusçuluk gibi yıkıcı bölücü faaliyetlere karşı yapılacak mücadelede
özellikle sesli ve görsel medyaya da önemli görevler düşmektedir. Milli ve manevi
değerlerimize saygılı, aydın din adamı portresini ön plana çıkaran dizi ve filmler, halka
olumlu mesajlar vermede son derece yararlı olacaktır. Maalesef yıllar yılı medyamızda hep
kara softa, cahil, çıkarcı, yenilik ve bilim karşıtı ya da şehvetten gözü dönmüş din adamı
portresi filmlerimizde dizilerimizde işlenmiş, dolayısıyla din adamı, imam, müftü denildiğinde
halkın bilinç altına bu olumsuz portre yerleşmiştir. Bu da halkımızın dinsel ve ahlaki
değerlerimize karşı yabancılaşmasına önemli katkıda bulunmuştur/bulunmaktadır. Oysa
benzer durumu, Hıristiyanlık kültürüne sahip gelişmiş Batı ülkelerinde görmek olası değildir.
Bu durumu, medyamızda sıklıkla izlediğimiz Batı patentli film ve dizilerde görmek
mümkündür. Bu film ve dizilerde Hıristiyan din adamı her zaman aydın, barışçıl, iyiliksever,
bilim yanlısı ve kendisini toplumun huzur ve refahına adamış kimse rolündedir. Şüphesiz
bizde olduğu gibi Batıda da bu özelliklerden uzak cahil ve bağnaz din adamları yok değildir.
Ancak din adamlarıyla ilgili halka yönelik yayınlarda oluşturulan bu olumlu portre, halkın
kendi dinsel ve kültürel değerlerinden kopmaması, bunlardan soğumaması amacına yönelik
kapsamlı bir eğitim programının uzantısıdır. Kısaca, aynı şekilde bizde de halka yönelik
yayınlarda din adamı portresi sunulurken, olumsuz örnekler değil çoğunluğu yansıtan olumlu
örnekler üzerinde durulmalıdır.

8. Misyonerliğe karşı yapılacak önemli çalışmalardan birisi de Hıristiyanlığa dair akademik
çalışmaların ortaya çıkmasıdır. Orta ve uzun vadede Hıristiyan misyonerliğinin yıkıcı
faaliyetlerine karşı mücadele edebilmek için bu çalışmalar olmazsa olmaz değere sahiptir.
Maalesef bugün Hıristiyanlığın kökeni, tarihi, mezhepleri, teolojisi, etik anlayışı, dinsel
kaynakları, Türkiye’deki Hıristiyan ekoller ve bunların yapılanmalarıyla aynı şekilde
misyonerlik tarihi, teşkilatları ve yöntemleri konularında bilimsel çalışmalar –yeterli olması
bir tarafa- yok denecek kadar azdır. Unutulmamalıdır ki İslam’a karşı mücadele ile
sömürgeciliğin İslam ülkelerinde yerleştirilmesi faaliyetlerinin en önemli ayağını
oryantalistlerce yürütülen İslam’la ve İslam toplumlarının tarihi, dili, kültürü vb konularla
ilgili bilimsel çalışmalar oluşturmuştur. Dolayısıyla, ülkemize yönelik Batı ve Hıristiyan
misyonerliği kaynaklı olumsuz etkinliklere karşı köklü ve tutarlı bir mücadele verebilmek için
mutlaka biz de Batı kültürü, tarihi ve toplumsal yapısıyla birlikte Hıristiyan geleneğini
bilimsel düzeyde her yönüyle irdelemek ve oryantalizme karşı bir oksodantalizm oluşturmak
zorundayız. Bu konuda, diğer bilim dallarından çok üniversitelerin dinler tarihi, din etnolojisi
gibi anabilim dallarıyla Diyanet İşleri Başkanlığının diğer dinleri araştıran birimlerine önemli
görevler düşmektedir (şayet DİB’nın böyle bir birimi yoksa mutlaka kurulmalıdır). Örneğin,
başkanlığını yürüttüğün OMÜ İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim dalında, bu çerçevede
son yıllarda gerek kendi çalışmalarımızda gerekse danışmanlığını yürüttüğümüz lisansüstü
çalışmalarda Hıristiyanlık, Türkiye’deki Hıristiyan ekoller ve benzeri konulara ağırlık
verilmektedir.

9. Merkezi yurtdışında ya da Türkiye’de bulunan çeşitli paravan kuruluşlarda faaliyette bulunan
ya da çeşitli iş ve hizmet kuruluşlarında yabancı dil öğretmeni, teknik danışman, sosyal hizmet
uzmanı vb sıfat ve unvanlarla çalışan misyonerlere karşı uyanık olunmalı, bunların hareketleri
incelenmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır. Aynı şekilde yabancı okullar ve kurslarla elçilik
ve konsolosluklar ve burada çalışanların faaliyetleri de yasal şartlar çerçevesinde dikkatle
izlenmelidir.

10. Son olarak, terör ve anarşi gibi pontusçuluk ve misyonerliğin de beslendiği önemli
kanallardan birisinin yöre halkının yaşadığı ekonomik sıkıntılar ve yoksulluk olduğu
unutulmamalı, ekonomik sorunlarla işsizliğin çözümü için kalıcı tedbirler uygulanmalıdır.