Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 Toplam: 6
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    İradenin Tutsaklığı (M. Luther)

    Merhaba

    Bu kitabin acinimindan once kucuk bir BILGI:





    Martin Luther, 1466 ile 1469 yılları arasındaki bir zamanda Roterdam’da doğan Desiderius Erasmus’un öğretisine cevap vermek amacıyla THE BONDAGE OF THE WILL (İradenin Tutsaklığı) adlı kitabını yazdı. Erasmus, yedi yıl boyunca Augustinci bir keşiş olarak yaşadıktan sonra İngiltere’ye gitti. Orada tanıştığı bir kişi Erasmus’u Grekçe üzerinde çalışmalara başlaması için yüreklendirdi. Sonunda Erasmus, Yeni Ahit’in o zamanlar için çok önem taşıyan bir tercümesini yaptı (1516). Kutsal Yazıların yorumlanmasında kullanılan süslü yöntemleri ve kilise öğretmenlerinin batıl inançlarının birçoğunu reddetti. Manastırlarda sıkça görülen tembellik ve ahlaksızlığa karşı tepki gösterdi. Ancak tüm bunlara rağmen Erasmus, müjdeci bir Hıristiyan değildi. İnsanların, İsa Mesih’e, O’nun ölümüne ve dirilişine güvenmek yerine kurtuluşlarını kendi çabalarıyla kazanabileceklerine inanan bir hümanistti. Erasmus haklı olarak, profesyonel teologların bölücü ve karmaşık yaklaşımlarından ziyade, Hıristiyan öğretisine basit bir yaklaşımı benimsedi. Fikir ayrılıklarından kaçındı ve uzun bir süre boyunca da “özgür irade” konusu hakkında açık olarak fikir belirtmedi, ancak fikrini açıkladığında bu Martin Luther’in görmezlikten gelemeyeceği bir meydan okumaydı.
    Martin Luther Saxony’de doğdu ve Erasmus’dan aşağı yukarı ondört yıl daha gençti. Luther bir keşişken, çok güçlü bir şekilde Tanrı lütfunun müjdesiyle tanıştı. O zamandan itibaren her deneyimin ve inancın Kutsal Yazı’nın yetkisi ile karşılaştırılarak, test edilmesi gerektiğini anlamıştı. Kurtuluşun, “iman yoluyla, lütufla; insanın başarısı değil, kimsenin övünmemesi için Tanrı’nın armağanı” (Efesliler 2:8-9) olduğunu biliyordu. Yaşadığı deneyim, bu inancını doğrulamıştı.

    Luther profesör, teolok ve aynı zamanda bir pastördü. Topluluğu, vaaz ettiği şeyleri derinden hissettiği- ni biliyordu. O, boş bir ilim adamı değildi. Vaaz verdiği her defasında, omuzlarında sonsuzluğun baskısını hissedi- yordu. Bu da onu bazen pek de tutulmayan ve hatta tehlikeli şeyler yapmaya itti. Tanrı’nın gerçeği için tüm dünyanın karşısında durmaya hazırdı.

    Başta, Erasmus Luther’in yanında gibi gözüktü çünkü her iki adam da Roma kilisesinin bir çok hatasını reddetmişlerdi. Ancak sonraları Luther, iyi işlerle kurtuluşun alınabileceğini söyleyen Roma kilisesinin öğretisine giderek artan bir sıklıkla karşı çıkarak, “imanla aklanan insanın yaşayacağı” (Romalılar 1:17) konusunda ısrar etti. Erasmus halen Roma kilisesindeydi ve bir ilim adamı olarak “özgür irade”yi öğretmesi konusunda kilisesinin kendisine yaptığı baskılara maruz kalıyordu. Luther’in Erasmus’a bu baskı altında kalmaması konusundaki uyarılarına bir başkaldırı olarak 1524’de DISCUSSION CONCERNING “FREE WILL” (“Özgür İrade”ye İlişkin) adlı çalışmasını yayınladı. Erasmus 8.Henry’e şöyle yazdı: “Herşey açıklanmıştır. ‘Özgür irade’ hakkındaki bu küçük kitap gün ışığına çıkmıştır”. Kitap Papa ve Roma İmparatorunu memnun etmiş, 8.Henry tarafından da övülmüştü.

    Birinci bolum!

    OZGUR IRADE!

    Romalılar 1:18, istisnasız olarak her insanın Tanrı tarafından cezalandırılmayı hakkettiğini öğretir. “Haksızlıkla gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlık ve haksızlığına karşı Tanrı’nın gazabı gökten açıkça gösterilir”. Eğer her insanın “özgür iradesi” varsa fakat istisnasız olarak hepsi Tanrı’nın gazabı altındalarsa bu gerektirir ki onların “özgür iradeleri” onları sadece tek bir yöne doğru götürür – “tanrısızlık ve haksızlık”. Öyleyse, iyilik yapmaları için onlara yardım eden “özgür iradenin” gücü nerede? Eğer “özgü irade” varsa, insanları pek de kurtuluşa götürüyor gibi gözükmüyor çünkü onları Tanrı gazabının altında bırakıyor.
    Ama bazı insanlar beni Pavlus’u çok iyi anlayamamakla suçluyor. Pavlus’un, “haksızlıkla gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlık ve haksızlığına karşı…” diye geçen sözlerinin istisnasız olarak herkesin Tanrı gözünde suçlu olduğu anl***** gelmediğini söylüyorlar. Bu metnin, bazı insanların “haksızlıkla gerçeğe engel” olmayabileceklerini ima ettiğini ileri sürüyorlar. Ancak Pavlus’un burada kullandığı İbranice kalıp, başka hiçbir olasılığa yer bırakmaksızın, bütün insanların tanrısızlığı ve haksızlığı anl***** gelmektedir.

    Bunun da ötesinde, Pavlus’un o sözlerden hemen önce neler yazdığına dikkat edin. 16. Ayette Pavlus, müjdenin “iman eden herkesin kurtuluşu için Tanrı’nın gücü” olduğunu söylemektedir. Bunun anlamı şu olmalıdır ki, müjdedeki Tanrı gücünden ayrı olarak hiç kimsede Tanrı’ya dönme gücü yoktur. Pavlus bunun hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlar için geçerli olduğunu söyleyerek devam etmektedir. Yahudiler, Tanrı’nın Yasasını en küçük detayına kadar biliyorlardı, fakat bu onları Tanrı’nın gazabından kurtaramadı. Aynı şekilde Grekler de kültürün getirdiği birçok faydayı tatmaktaydılar, ancak bu da onları Tanrı’ya olduklarından daha fazla yaklaştıramadı. Yahudiler ve Grekler, kendilerini Tanrı önünde aklayabilmek için çok çalışmaktaydılar. Ancak sahip oldukları tüm avantajlara ve “özgür iradelerine” rağmen, tamamen başarısız oldular. Pavlus, bu kişilerin hepsini suçlamakta bir an bile tereddüt etmemektedir.

    Sonra, 17. Ayette Pavlus’un, “Tanrı’nın insanı akladığı…açıklanır” sözlerine dikkat edin. Yani, insana doğruluğu veren Tanrıdır. Ama Tanrı aptal değildir. Eğer insanların Tanrı’ya ihtiyaçları olmasaydı, Tanrı insana yardım ederek zamanını kaybetmezdi. İnsanlar her ne zaman iman ederlerse, bunun nedeni Tanrı’nın o kişilere gelip, müjdeyi göstererek, cehaletlerini ortadan kaldırmış olmasıdır. Bu olmaksızın, o insanlar hiçbir zaman kendilerini kurtaramazlar. İnsanlık tarihinde hiç kimse kendi kendine Tanrı’nın gazabını Kutsal Yazılarda açıklandığı şekilde düşünüp, anlamamıştır. Hiç kimse asla, eşsiz bir Kurtarıcının, İsa Mesih’in yaşamı ve hizmeti aracılığıyla Tanrı’yla barışmayı hayal bile etmemiştir. Aslında Yahudiler, peygamberlerinin bildirdikleri onca öğretiye rağmen Mesih’i reddetmişlerdir. Öyle gözüküyor ki, bazı Yahudi ve Greklerin ulaştıkları iyilik düzeyi, Tanrı’yı Kendi belirlediği yolla aramalarını engelledi çünkü herşeyi kendi bildikleri yolla yapmakta kararlıydılar. Bu nedenle, “özgür irade” ne kadar fazla çabalarsa, her şey o kadar kötüye gitmektedir.

    İnanlılarla inanlı olmayanlar arasında, kendilerini kurtarma yetisine sahip olan üçüncü bir grup yoktur. Yahudi ve Grekler tüm insanlığı oluşturur ve hepsi Tanrı’nın gazabı altındadırlar. Hiç kimsenin Tanrı’ya dönme yetisi yoktur. İlk önce Tanrı kendisini onlara göstermelidir. Eğer gerçek “özgür iradeyle” keşfedile- bilecek olsaydı, bir yerde, bir Yahudi bunu yapardı! Ne Greklerin en karmaşık felsefeleri, ne de en iyi Yahudilerin en güçlü çabaları (Romalılar 1:21; 2:23,28 ve 29) Mesih’e iman etmeye onları bir adım yaklaştırmıştır. Diğer tüm insanlarla beraber onlar da suçlu günahkarladı. Eğer her insanın “özgür iradesi” varsa, ve her insan suçlu ve mahkümsa, bu sözde “özgür irade” onları Mesih’e getirmede tamamen güçsüzdür. Yani, iradeleri aslında hiç de özgür değildir.

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Günahın evrensel hakimiyeti Özgür İrade'nin yanlış olduğunu kanıtlar.

    Merhaba

    Pavlus’un kendi öğretisini kendisinin açıklamasına izin vermeliyiz. Romalılar 3:9’da şöyle demektedir: “Şimdi ne diyelim? Biz Yahudiler diğer uluslardan üstün müyüz? Elbette değiliz. Biz daha önce ister Yahudi ister Grek olsun, herkesi günahın boyunduruğunda olmakla suçladık”.

    Sadece tüm insanlar istisnasız olarak Tanrı önünde suçlu ilan edilmemektedirler, ama aynı zamanda onları suçlu yapan günaha tutsaktırlar da. Buna, Tanrı’nın Yasasına sahip oldukları için günahın boyunduruğunda olmadıklarını düşünen Yahudiler de dahildir. Ne Yahudiler ne de Grekler kendilerini bu boyunduruktan kurtarabildik- lerine göre, açıkça görülür ki bir insanda iyilik yapmasına yardım edecek hiçbir güç yoktur.

    Bu evrensel kölelik en iyi ve ahlaklı gibi gözüken insanları da kapsar. Bir insan iyilikte ne kadar ilerlerse ilerlesin, bu Tanrı bilgisi ile aynı şey değildir. İnsanın en mükemmel tarafı onun mantığı ve iradesidir ancak kabul edilmelidir ki, insanın bu en asil özelliği bozulmuştur. Pavlus Romalılar 3:10-12’de şöyle diyor: “Yazılmış olduğu gibi, ‘Doğru olan kimse yok, bir kişi bile yoktur. Anlayan kimse yok, Tanrı’yı arayan kimse yok. Hepsi yoldan saptılar, birlikte yararsız oldular. İyilik eden yok, bir kişi bile yoktur’.” Bu sözlerin anlamı son derece açıktır. Tanrı, mantıkta ve iradede tanınır, anlaşılır. Ancak kimse, doğal haliyle, Tanrı’yı tanımaz. Bu nedenle de insan iradesinin bozulmuş olduğu ve kendi başına insanın Tanrı’yı hiçbir şekilde tanıyamayacağı ya da O’nu hoşnut edemeyeceği sonucuna varmamız kaçınılmazdır.

    Belki cesur bir kişi, eyleme geçirebildiklerimizden çok daha fazlasını yapabilecek kapasitede olduğumuzu söyleyecektir. Ancak burada bizi ilgilendiren konu yaptıklarımızdır; yapabileceklerimiz ya da yapamayacakla- rımız değil. Pavlus tarafından Romalılar 3:10-12’de alıntı yapılan Kutsal Kitap ayetleri böyle bir ayrım yapma hakkını bizlere vermemektedir. Tanrı insanın hem günahlı yetersizliğini hem de günahlı davranışlarını yargılamakta- dır. Eğer insanlar Tanrı’ya doğru en küçük bir adım bile atabilecek olsalardı, Tanrı’nın onları kurtarmasına gerek kalmazdı. Tanrı, insanların kendi kendilerini kurtarmaları- na izin verirdi. Ancak hiçbir insanın bunu denemeye bile gücü yoktur.

    Romalılar 3:19’da Pavlus her ağızın kapanmasını söyler çünkü hiç kimse Tanrı’nın kendilerine verdiği yargıya karşı çıkamaz. Bunun nedeni ise hiçbir kimse de Tanrı’nın övebileceği bir özellik yoktur -O’na dönebilecek özgür bir irade bile. Eğer bir kimse şöyle derse: “Bende biraz da olsa kendiliğimden Tanrı’ya dönme gücü (yetisi) var”, bu şu demektir ki, o kimse kendisinde Tanrı’nın yargılamayıp, öveceği bir şeyler olduğunu iddia etmekte- dir. Ağızı kapanmamıştır! Bu da Kutsal Yazıyla çelişir.

    Tanrı, her ağızın kapanması gerektiğini söyler. Tanrı’nın önünde suçlu olan yalnızca belli bir grup insan değildir. Yargılananlar, sadece Yahudilerin arasındaki Ferisiler değildir. Eğer öyle olmasaydı, diğer Yahudilerin yasayı tutmak ve suçlu çıkarılmayı önlemek için kendi içlerinde güçleri olmuş olurdu. Ama insanların en iyisi bile tanrısızlıkla suçlanmaktadır. Tanrı Yasasını hiçbir şekilde tutmaya çalışmayanlar gibi onlar da ruhsal olarak ölüdürler. Tüm insanlar tanrısız ve suçludurlar, Tanrı tarafından cezalandırılmayı hakketmişlerdir.

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Özgür İrade” ahlaki ve törensel yasayı yerine getirerek Tanrı kabulünü kazanamaz

    Merhaba

    Pavlus’un Romalılar 3:20’deki : “Yasa’nın gereklerini yapmakla hiç kimse Tanrı katında aklanmayacaktır” sözlerindeki “Yasa” kelimesiyle hem ahlaki yasayı (on emri) hem de törensel yasayı kastettiği görüşündeyim. Pavlus’un yanlızca törensel yasayı hayvan sunuları ve tapınak düzeni ve tapınmasını kastettiği görüşü de yayılmış bulunmaktadır. Bu düşünceyi icat eden Jerome adlı kişiyi insanların aziz diye nitelendirmesi inanılmaz bir olaydır! Ben ona başka bir isim takardım! Jerome, İsa Mesih’in ölümüyle törensel yasa’nın gereklerini yerine getirmekle aklanma (doğru kişi ilan edilmek) olasılığını ortadan kaldırdığını söylemiştir. Ancak bunu söylemekle, kendi gücümüzle, Tanrı’nın yardımı olmaksızın, ahlaki yasayı tutarak aklanma olasılığını tamamen açık bırakmıştır.

    Benim cevabım şu ki, eğer Pavlus sadece törensel yasayı kastediyorsa düşüncesi ve savunduğu tamamen anlamsızdır. Pavlus, hiç kimsenin doğru olmadığını ve Tanrı’nın lütfuna bizleri aracılığıyla kurtardığı sevgisi, bilgeliği ve gücü ihtiyacı olduğunu ileri sürmektedir. Jerome’un ileri sürdüğü düşüncenin getirdiği sonuç, bizlerin törensel yasadan kurtarılmak için Tanrı’nın lütfuna ihtiyacı olduğu ancak ahlaki yasa için böyle bir lütfun gerekli olmadığıdır. Ancak bu lütufdan ayrı olarak ahlaki yasanın gereklerini yerine getiremeyiz. İnsanları törensel uygulamaları yapmaları için korkutabilirsiniz ancak hiçbir insan gücü bir kişiyi ahlaki yasayı tutmaya zorlayamaz. Pavlus’un savunduğu düşünce, ne ahlaki ne de törensel yasanın gereklerine yerine getirerek Tanrı önünde aklanamayacağımızdır. Yemek, içmek ya da buna benzer şeyler kendi başlarına bizleri ne aklar ne de mahkum ederler.

    Ben biraz daha ileri gidip Pavlus’un, Yasa’nın yanlızca belirli bir kısmının değil tümünün insanları bağlayıcı olduğunu kastettiğini söyleyeceğim. Mesih öldü diye artık Yasa’nın her hangi bir hükmü kalmadıysa, Pavlus’un öyle söylemesi ve susması gerekirdi. Galatyalılar 3:10’da Pavlus şöyle yazmaktadır: “Yasa’nın gereklerini yapmış olmaya güvenenlerin hepsi lanet altındadır. Çünkü şöyle yazılmıştır: ‘Yasa kitabında yazılı olan her şeyi sürekli yerine getirmeyen her insan lanetlidir’.” Bu sözlerle Pavlus, Musa’nın da kendisini desteklediğini ve Yasa’nın tüm insanlar üzerinde bağlayıcı olup, itaat edilmekte başarısız olunması halinde tüm insanları Tanrı’nın laneti altına soktuğunu söylüyor.

    Yasa’yı tutmaya çalışan kişiler de, çalışmayan kişiler de Tanrı önünde aklanamazlar çünkü hepsi ruhsal olarak ölüdürler. Pavlus’un öğretisi, dünyada iki sınıf insan olduğu düşüncesidir – ruhsal olanlar ve olmayanlar (bak. Romalılar 3:21 ve 28). Bu düşünce Mesih İsa’nın Yuhanna 3:6’daki öğretisiyle uyum içersindedir: “Bedenden doğan bedendir, ruhtan doğan ruhtur”. Kutsal Ruh’a sahip olmayan insanlar için Yasa, faydasızdır. Yasa’yı ne kadar da iyi yerine getirseler, ruhsal iman dışında hiçbir şekilde aklanmayacaklardır.
    Öyleyse son olarak: eğer “özgür irade” diye bir şey varsa; bu insanın en asil özelliği olmalı, çünkü Kutsal Ruh olmaksızın “özgür irade” insanın tüm yasayı yerine getirmesine yardım eder! Ancak Pavlus, ‘Yasa’nın gerek- lerini yapmış olmaya güvenenlerin’ aklanmayacağını söylüyor.

    Bu da demektir ki, en iyi haliyle “özgür irade” insanı Tanrı’yla barıştırmada yetersiz kalır. Aslında Romalılar 3:20’de Pavlus bizlere günahın ne olduğunu göstermek için Yasa’nın gerekli olduğunu söyler. “Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır”. “Yasa’nın gerek- lerini yapmış olmaya güvenenler” günahın ne olduğunu gerçekten farkına varamazlar. “Özgür irade” kördür, çünkü Yasa tarafından öğretilmeye ihtiyacı vardır. Aynı zamanda güçsüzdür de, çünkü Tanrı önünde hiçkimseyi aklamayı başaramaz.

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Yasa, insanlara günah bilincini vererek, onları Mesih’e yönlendirmesi için tasarlanmı

    Merhaba

    “Özgür iradeyi” destekleyen düşünüş, “Eğer bizler Yasa’yı tutamasaydık, enbaştan verilmezdi” şeklinde bir yaklaşımdır. Erasmus! Durmadan aynı şeyi söylüyorsun: “Eğer biz hiçbir şey yapamaz durumdaysak tüm yasaların, emirlerin, tehditlerin ve vaatlerin amacı nedir?” Cevap şudur ki, Yasa bizlere neler yapabileceğimizi göstermek için verilmemiştir. Bizlere doğru olanı yapmamızda yardım etsin diye bile verilmemiştir. Pavlus Romalılar 3:20’de şöyle diyor: “Çünkü Yasa sayesinde günahın bilincine varılır”. Yasa’nın amacı bizlere günahın ne olduğunu ve nereye ölüm, cehennem ve Tanrı gazabına götürdüğünü göstermektir.

    Yasa, sadece bu şeyleri gösterebilir. Bizleri bunlardan kurtaramaz. Kurtuluş yanlızca, bizlere müjdede açıklanan İsa Mesih aracılığıyla gelir. Ne mantık ne de “özgür irade” insanları Mesih’e getirebilir çünkü matığın ve “özgür iradenin” kendisinin insana ne kadar düşmüş (bozulmuş) olduğunu gösterebilmesi için yasanın ışığına ihtiyacı vardır.

    Pavlus bu soruyu Galatyalılar 3:19’da sormaktadır: “Öyleyse Yasa’nın amacı neydi?” Ancak Pavlus’un cevabı, senin ve Jerome’un yanıtının tam tersidir. Sen Yasa’nın “özgür iradenin” varlığını kanıtlamak için verildiğini söylüyorsun. Jerome da günahı dizginlemek için olduğunu söylüyor. Pavlus, bunların ikisini de söylemiyor. Onun söylediği tek şey, Yasanın açığa çıkardığı günahla savaşmak için insanın özel bir lütfa ihtiyacı olduğudur.

    Yasa, insanlara içinde bulundukları tehlikeli durumu göstermesi ve bu bilinçle insanların sadece Mesih’te elde edilebilecek kurtuluşa özlem duymalarını sağlaması açısından gereklidir. Bu nedenle Pavlus’un Romalılar 3:20’deki sözleri basit gibi gözükebilir ancak “özgür iradeyi” mutlak bir şekilde ve tamamıyle geçersiz kılacak kadar güçlüdür. Pavlus Romalılar 7:7’de şöyle diyor: “Yasa, ‘Açgözlü olma’ demeseydi, aç gözlülüğün ne olduğunu bilmeyecektim.” Bu demektir ki “özgür irade” günahın bile ne olduğunu bilmez! Öyleyse “özgür irade” nasıl olur da neyin doğru olduğunu bilir? Ve eğer neyin doğru olduğunu bilmiyorsa, nasıl doğru olanı yapmaya uğraşabilir?

  5. #5
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    [B]Mesih’e iman ederek kurtuluşun alınabileceği öğretisi Özgür İrade'nin yanlış oldu

    Merhaba

    Romalılar 3:21-25’de Pavlus güvenle şöyle söylüyor: “Şimdiyse Yasa’dan bağımsız olarak Tanrı’nın insanı nasıl aklayacağı açıklandı. Yasa ve peygamberler buna tanıklık etti. Tanrı, insanları İsa Mesih’e olan imanlarıyla aklar. Bunu, iman eden herkes için yapar. Hiçbir ayrım yoktur. Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun. İnsanlar, İsa Mesih’te olan kurtuluşla, Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. Tanrı Mesih’i, kanıy- la günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu”.

    Bu sözler “özgür iradenin” üzerine gelen çok ağır darbelerdir. Pavlus, Tanrı’nın verdiği doğruluğu, Yasa’nın gereklerini yapmakla elde edilen doğruluktan ayırmaktadır. Sadece ve sadece eğer insanın yasayı tutmakla kurtulabilmesi mümkün olsaydı “özgür irade” belki insana bir fayda sağlardı. Ancak Pavlus çok açıkça bizlerin yasanın herhangi bir kısmını yerine getirmeye güvenmeksizin kurtularıldığını göstermektedir. Sözde “özgür iradenin” ne kadar iyi işler yapmaya gücü olduğuna ya da bizleri iyi birer vatandaş yapmaya yeterli olduğuna inansak da Pavlus yine Tanrı’dan gelen doğruluğun tümüyle farklı bir kavram olduğunu söylüyor. “Özgür iradenin” böylesine ayetlerin saldırısı karşısında ayakta kalması imkansızdır.

    Şu ayetler “özgür iradeye” derin yaralar aldırmaktadır. O bölümde Pavlus, inanlılar ile inanlı olmayanlar arasındaki çizgiyi çekmektedir (Romalılar 3:22). Hiç kimse, “özgür iradenin” sözde gücünün İsa Mesih’e iman etmekten çok farklı bir şey olduğunu inkar edemez. Ancak Mesih olmaksızın, Pavlus diyor ki, hiçbir şey Tanrı tarafından kabul görmez. Ve eğer bir şey Tanrı tarafından kabul edilmiyorsa, o günahtır. İkisinin ortasında bir şey (nötr) olamaz. Bu nedenle “özgür irade”, eğer varsa, günahtır çünkü imana karşıttır ve Tanrı’ya hiçbir yücelik vermez.

    Romalılar 3:23 başka bir darbedir. Pavlus şöyle demiyor o ayetlerde: “Kendi ‘özgür iradeleriyle’ iyi işler yapanlar dışındaki herkes günah işledi.” Hiçbir istisna yoktur. Eğer “özgür iradeyle” kendimizi Tanrı’ya kabul ettirebileceksek, Pavlus yalancıdır. İstisnalar için bir açık kapı bırakmalıydı. Ancak açıkça söylüyor ki, günah yüzünden hiç kimse gerçek anlamda Tanrı’yı yüceltemez ve hoşnut edemez. Tanrı’yı hoşnut eden her kimse, Tanrı’nın kendisinden hoşnut olduğunu bilmelidir. Ancak gördüklerimiz bizlere, bizlerde Tanrı’yı hoşnut eden hiçbir şeyin olmadığını öğretiyor. “Özgür iradeyi” savunanlara kendilerinde Tanrı’yı hoşnut eden birşey olup olmadığını sorun. Olmadığını ititraf etmek zorundadırlar. Ve Pavlus da açıkça, olmadığını söylemektedir.

    “Özgür iradeye” inananlar bile, kendi güçleriyle Tanrı’yı yüceltemeyecekleri konusunda benimler aynı fikirde olmalıdırlar. “Özgür iradeleriyle” bile Tanrı’yı hoşnut edip, etmediklerinden şüphe duyarlar. Böylece, onların kendi vicdanlarının tanıklığına dayanarak “özgür iradenin” Tanrı’yı hoşnut etmediğini kanıtlamış bulunuyorum. Tüm gücü ve çabasıyla bile “özgür irade” imansızlık günahından ötürü suçludur. Görüyoruz ki, imanla kurtulma öğretisi, “özgür irade” düşünüşüne oldukça aykırıdır.

  6. #6
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Kazanç ya da ödül kavra mina hiçbir yer yoktur.

    Merhaba

    “Özgür iradeyi” öğreten kişiler, eğer “özgür irade” yoksa, kazanç ve ödül de olamayacağını söylerler. “Özgür iradeyi” savunanlar, Romalılar 3:24’deki “karşılıksız” kelimesi için ne diyecekler? Pavlus, inanlıların “Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak” aklandıklarını söylemektedir. “Tanrı’nın lütfu” ifadesinden ne anlam çı- karıyorlar acaba? Eğer kurtuluş, karşılıksızsa ve lütufla verilmişse, demek ki kazanılamaz ya da hakkedilemez. Buna rağmen Erasmus, bir insanın kurtuluşunu kazanması için birşeyler yapmaya yetisinin olması gerektiğini, aksi taktirde kurtarılmayı hakketmeyeceği savunmaktadır. Tanrı’nın bir insanı aklayıp, diğerini aklamayışının nedeninin, birincisinin “özgür iradesini” kullanıp, doğru bir kişi olmaya çalıştığı, fakat ikinci kişinin bunu yapmamış olduğundan aklanmadığını söyler Erasmus.

    Ancak bu düşünce, Tanrı’ya ayrımcı bir kişilik kazandırır ki Kutsal Yazılar Tanrı’nın insanlar arasında ayrım yapmadığını söylemektedir (Elçilerin İşleri 10:34). Erasmus ve onun gibi düşünen kişiler, insanların kurtuluşa sahip olmak için “özgür iradeleriyle” çok az bir şey yapabileceklerini söylerler. “Özgür iradenin” yanlızca az bir şey kazan- dırdığını, pek fazla bir şey hakketmediğini söylerler. Ancak yine de “özgür iradenin” insanların Tanrı’yı bulabilmeyi deneyebileceklerinin mümkün olduğunu düşünürler. Eğer insanlar Tanrı’yı aramazlarsa, Tanrı’nın lütfunu alama- maları da onların suçudur.

    Öyleyse, “özgür iradenin” ister az ister çok faydası olsun, sonuç aynıdır. Tanrı’nın lütfu bununla kazanılır. Ancak Pavlus, “karşılıksız” olarak aklandığımızı söylerken, her türlü kazancı, hakkedişi reddetmektedir. “Özgür iradenin” az faydası olduğunu söyleyenler, çok faydası olduğunu söyleyenler kadar kötüdürler. Her iki tür kişi de “özgür iradenin” Tanrı’nın lütfunu garantilemeye yetecek kadar fayda sağlayacağını söyler. Yani, aslında bunlar birbirinden hiç de farklı değildir.

    Aslında, bu “özgür iradenin” savunucuları “attan inip eşeğe binmek” deyimine çok mükemmel bir örnek teşkil ederler. Çok az faydası olan “özgür iradeden” bahsetmekle, konumlarını daha iyi değil, daha kötü- leştirirler. “Özgür iradenin” çok faydası olduğunu söyleyenler (ki, bunlara “Pelagian”lar denir) hiç olmazsa Tanrı’nın lütfuna çok yüksek bir değer biçerler çünkü kurtuluşa erişmek için çok büyük lütuf gerekmektedir.

    Ama Erasmus lütfu ucuzlaştırmaktadır. Az bir çabayla kazanılabilir. Ancak Romalılar 3:24’deki “karşılıksız” ifadesiyle Pavlus her iki düşünceyide yerle bir etmektedir. Daha ileride, Romalılar 11:6’da yanlızca lütuf aracılığıyla Tanrı’nın bizleri kabul ettiğini belirtir Pavlus: “Ama bu, lütufla olmuşsa, iyi işlerle olmamış demektir. Aksi halde lütuf artık lütuf olmaz!” Pavlus’un öğretisi oldukça basit ve anlaşılırdır. İster az, ister çok fayda sağlasın, Tanrı’nın gözünde insan çabası diye birşey yoktur. Hiçkimse kurtarılmayı hakketmez. Hiçkimse kurtarılmak için çaba gösteremez. Pavlus, “özgür iradenin” tüm sözde işlerini dışlayarak, yanlızca lütfu öğretir. Kurtuluşumuz için kendimize zerre kadar pay çıkaramayız. Kurtuluş, tümüyle Tanrı’nın lütfundan kaynaklanır.

Benzer Konular

  1. Dr. Martin Luther King,
    mopsy Tarafından Biyografi (Yaşam Öyküsü) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-04-2010, 08:12 AM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık