Merhaba



Hıristiyanlık’ta Ökümenik Birlik Meselesi

Kelimenin ilk kullanımlarına baktığımızda sadece genel ve bölgesel konsilleri birbirinden ayırmak için kullanılan bir terim olduğunu görürüz. Kilise babaları döneminde Hıristiyan ve Hıristiyan olmayan ayrımına vurgu yapılırken de yine bu kavram ile ifade edildiği dikkat çeken bir diğer husustur.

Fakat yaygın anlamı ile kelimenin kullanımı daha yakın tarihlere dayanmaktadır. Ekümenizm konusunda patriktik dönem kilise babaları tarafından yapılan pek çok yorum ve değerlendirme vardır. Ekümene kavr***** ilk kez Antakyalı İgnatius’da rastlıyoruz. (öl: I. S. 115), ve Irenaeus (öl.:130-200), Irenaus’un çağdaşı ünlü Tertullianus, Origen (öl.:185-255), İskenderiye Piskoposu Athanasius (öl.: 296-373). Fakat bu dönemdeki kullanımlarda daha çok ekümene tabirinin Economy kelimesi ile aynı anlamda kullanıldığı ifade edilmektedir.

Zaman içerisinde terimin kullanımında bir takım değişmeler yaşanmıştır ve ahit araştırmaları ve incelemeleri sonucunda (gr. Oecumenicus) oikoumene terimi yeni tercümelerde “all the world” eskilerde ise “inahabitant world” (dünya sakini) şeklinde (matta 24/14) (Luka 2:1 – roma dünyası)yer almaktadır. Ki bu kullanım zamanla günümüzde modern batı uygarlığını kendini medeniyetin merkezi olarak görmesinin temelini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Ekümene olan yani yaşanılan yer yani Hıristiyanların yaşadığı yer kutsal ve en uygar olan yerdir ve onun çevresinde olan onun perifersi mesabesindeki uygarlıklar ise daha aşağı bir konuma sahiptir ve bu Hıristiyan uygarlığına katılmayı bekleyen konumundadır. Bu teolojik anlamda yine kilisenin tekliği ve Tanrının Krallığı düşünceleri ile paralel bir görünüm arz etmektedir.
Konunun ayrıntılarına geçmeden önce bir şeyi ifade etmek gerekir ki Ökümenik meselesi tarihi bağlamından büyük ölçüde kopmuştur. Ve günümüzde modern ökümenik hareket 1910 yılında Edinburg da toplanan bir konsey ile Protestanlar tarafından başlatılmıştır. Aynı zamanda inanç ve pratik alanlarında olduğu gibi siyasi anlamda da bir birlik düşüncesini barındırdığını söyleyebiliriz. Bunun temellerini Hıristiyan kristolojisinde ya da Soteriyoloji denilen kurtuluş teolojilerinde görmek mümkündür.

Tartışmalı olan birkaç konuyu şöyle zikredebiliriz. Roma Katolik Ruhani lideri kabul edilen Papa’nın yanılmazlığı ve söylediklerinden dolayı kimseye karşı sorumlu olmadığı düşüncesi, Ekmek Şarap ayini, – sakramental ayrılık -, kadınların ibadet konularındaki durumu, rahiplerin evlenip evlenemeyeceği, ötenazi, , intihar, diğer dinlerde kurtuluşun imkânı gibi konularda Hıristiyan kiliselerinin hayal ettikleri birlik yani ökümenik beraberlik fikirleri tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de hala tartışmalara ve bölünmüşlüğün devam etmesine neden olmaktadır.

Diğer yandan Ökümenizm meselesini Fundamentalizm ya da Evangelizasyon düşüncesi bağlamında da düşünen Hıristiyan ilahiyatçıları vardır. Papa dahi yayınladığı bir mektupta bu yönde bazı eğilimlerinin olduğunu ifade etmiştir.

Meselenin Ortodoks Kilisesi boyutunu ele alırken İznik Konsiline kadar geri gitmek gerekir.Fakat kelimenin ilk gündeme geldiği tarih 381 İstanbul Konsilidir. İznik konsilinde Kutsal Ruhun Baba’dan mı yoksa Oğuldan mı zuhur ettiği meselesi tartışma konusu olmuştur. Yine Kredo üzerinde, vaftiz ve Eucharist hakkında da tartışmalar yapılmıştır Evvela, Ortodoks Kilisesi kendisini Hıristiyanlığın bir ‘mezhebi’ veya Hıristiyani bir dogma olarak kabul etmez. O-kendi açısından-Allah yolunun ‘Hakikî Lideri’dir (Hakikî Kilise).

İlk on yüzyıl boyunca kilisenin tam olmasada genel manada bir tek kilise olarak devam ettiğini söylemek mümkündür. Ve sekizinci ökümenik konsile kadar genel konsiller hep doğuda yapılmıştır.

İznik 325
İstanbul 381 iman ikararı Ortodokslar için ekumenik kredonun kabulü.
Efes 431 logos un (apollinarianism) rasyonel isa anlayışının reddi isanın iki doğası.
Kadıköy 451
İstanbul II 630
İstanbul III 553
İznik II 787
İstanbul VI 869

587 ilk ökümenik tabirinin ya da ünvanının kullanıldığı tarihtir. “İstanbul krallar şehridir” Roma ise kapitaldir. Bu yıldan sonra yücelik sıfatı olarak ökümenik kelimesi kullanılmaya başlanmıştır. Bishop’lar archbishop’lar ve metropolitanlar arasında bazı anlaşmazlıklar çıkmıştır. imparator Roma’dan İstanbul’a gelince diğer metropollerdeki ikinci archbishoplar siyasi bir rütbe olarak patriarch olarak nitelenmeye başlanmıştır.

863 te Papa Nikolas İstanbul patriği Photius’u aforoz eder ve patrik ignatius’u değiştiriyor. Dördüncü İstanbul konsili 869. Photius ilk defa ökümenik patrik düşüncesini bilfiil kullanan ilk kişi konsili bir araya getirmiştir ve batı Hıristiyanlığına karşı bir ayrılıkçı schism fikir ortaya atmıştır. Ve bu dönem 1054’e kadar sessiz geçiyor. Ardından 1054’te büyük ayrılık gerçekleşiyor

1448 de Metropolitan Jonas döneminde Rusya Ortodoks kilisesi ökümenik İstanbul patrikliğinden ten ayrıldığını açıklar. Buraya tayin edilen İsodore adlı yunan Florance konsilinin kararlarını Roma ile yakınlaşmak şeklinde Rusya da ilan edince halk karşı çıkar ve cezaevine atılır bu rahip 17. yy da Ortodoks kilisesi içerisinde bir yeni açılım gerçekleştirilmiştir 1955’te papa 12. Pius kapsayıcı bir açılım getirerek Ortodoksların katılımını sağlamak ister.

Orthodoksi’nin (Dosdoğru Kanaat), Ekümenizm’e yaklaşımını belirleyen gereklilik ve sınır şöyle ifâde edilebilir:
· Orthodoksi, ‘Allah’ın Kilisesi’dir zira ‘Katolik’tir (Katholikos: evrensel) ve ‘Apostolik’tir (Apostolikos: Gönderilmiş, vahy edilmiş). Bu nedenle, Hıristiyanlığın alemşümulluğunu uygulama planına taşıyacak olan Ekümenizm idealine (ideolojisine) kayıtsız kalmak mümkün değildir.

· Allah’ın tek bir Kilise tesis etmiş olması, Ekümenik Hareket içindeki temel mesuliyetimiz, Gerçek Hıristiyan Birliği’nin, felsefî tefsirler bağlamında, ‘Asgarî Müşterek’ler (Common Minimum) Birliği temelinde değil ve fakat Allah’ın Vahdeti temelinde olduğunu ısrarla işaret etmektir.

Ekümenik Patrik nitelemesini ilk kullanan Patrik, Johan’dır. İstanbul Patriği kendi topladığı bir Synod’da (Din Meclisi) kendisine “Ekümenik Patrik” denilmesini karara bağlamıştır. I.S. 587/88 yılında İstanbul’da toplanan bu Synod da Patrik Johan (Acul, Aceleci diye bilinir) o sırada Papa olan 2. Pelagius’a karşı kendisine bu sıfatı yakıştırmış ve güç yarışına girmiştir.
Fatih Sultan Mehmet Döneminde yayınlanan fermana göre “

…kilise reisleri, rahipler ve halk tarafından Gennadios lâkabıyla patrik seçilen Georgios Skolarios’u yemeğe davet etmiş ve ona ruhanî reisliği temsil eden patriklik asası ile tacını vererek sarayın kapısına kadar uğurlamıştır. Bu arada Yahudi cemaatine de havralarına sahip olmak hakkını tanımıştır. Daha sonra ermeni cemaatinin başına da bir patrik tayin edilmek suretiyle cemaatler arasında bir denge kurulmuştur.”

Diğer yandan III. Murat döneminde 1572′de Barthelemy Katliamı’nda 40 bin Calvin taraftarının öldürülmesi üzerine İstanbul Haçlı ittifakını kıran Fransa ve Hollanda’yı da ‘kapitülasyon’ imtiyazı çerçevesine dâhil etti.[3] Hatta bu dönemlerde İmparator Şarlkenin Zulmünden korkan Luther bile Kanuni Sultan Süleyman’dan yardım istemiştir.

Osmanlı Devleti kendi bünyesindeki azınlıkların eğitim işlerini düzenliyor, onlara geniş bir müsamaha gösteriyordu. Osmanlı ülkesinde yüzyıllar boyunca azınlıklar, ibadet ve eğitimlerini istedikleri gibi yapıyorlardı. Osmanlı Devleti 1856 yılından beri(Islahat fermanıyla) sadece bu okulların öğretim usullerini tesbit ediyor ve öğretim elemanlarını tayin ediyordu.

Patriğin Anayasa, Lozan Antlaşması, 3335 Sayı ve 26.3.1997 tarihli yasa, 2908 sayılı Dernekler Kanunu, Türk Medeni Kanunu’na göre kurulan Vakıfların eylemlerini düzenleyen 25.7.1970 tarih ve 7-1066 sayılı Tüzük’e göre Bakanlar Kurulu’nun izni olmadan uluslararası faaliyetler yapması sınırlandırılmıştır. Lozan’da Patrikhane’nin sadece dinî bir kurum hüviyetinde kalacagina dair taahhüt ile İstanbul’da kalmasına karar verilmiştir.

Bartholomeos, kendisinin “Ekümenik Patrik” Ecumenical Patriarch and Archbishop of Costantinople and New Rome” sıfatı ile kabul edilmesini istemekte ve bu alanda uluslararası kamuoyu oluşturma çalışmaları da yapmaktan geri durmamaktadır. Oysa, Lozan’da azınlıkların varlığı ve hakları kabul edilmiş ve yapılan sözlü anlaşma gereği Fener Patrikhanesi sadece azınlığın kilisesi olarak tanınmıştır. Lozan Antlaşması ile birlikte, Patrikhane’nin idarî, siyasî ve yargısal yetkilerine de son verilmiş ve sadece dinî bir kurum olarak kalması sağlanmıştır.

Nedir Bu Ökümenik Patrik…? « Kadim Gelenek Üzerine Düşünmeler