Birçok ders kitabında ya da ansiklopedide insan evrimi konusuna baktığınızda öne eğilmiş maymuna benzer bir canlının ardından gittikçe daha dik duran ve daha büyük kafası olan canlıları gösteren bir dizi resim görürsünüz.En sonda da modern insan durur. Böyle resimler ve sözde kayıp halkaların bulunduğunu duyuran sansasyonel haberler insanın maymuna benzer canlılardan geldiğini gösteren bol bol kanıt olduğu izleniim uyandırır. Peki bu tür iddialar gerçekten de somut kanıtlara dayanır mı?

20.yılın başlarında insanlarla insansı maymunların ortak bir atadan türediği teorisini desteklediği düşünülen fosiller ancak bir bilardo masasına sığardı. O zamandan bu yana, teoriyi desteklemek için kullanılan fosillerin sayısı arttı. Artık bu fosillerin bir tren vagonunu dolduracak kadar çok olduğu iddia ediliyor. Fakat fosillerin büyük çoğunluğu tek tek kemiklerden ve dişlerden ibaret. Tam bir iskelet bir yana, tam bir kafatası bile nadiren bulunuyor.

Peki bu fosillerin artması insanların insansı maymunlardan ne zaman ve nasıl evrimleştiği konusunda fikir birliğine varmasını sağladı mı?

Hayır. Aslında tam tersi oldu. Yani Güney Galler Üniversitesi'nden ( Avustralya) Robin Derricourt 2009'da bu fosillerin sınıflandırılmasıyla ilgili şöyle yazdı:

“ Belki de şu anda fikir birliğine varılan tek şey bir fikir birliği olmadığıdır” 2007 Nature adlı bilim dergisinde evrim soyağacındaki kayıp halkalardan birini bulduğunu söyleyen araştırmacıların yazdığı bir makale yer aldı. Bu makalede insan ırkının insansı maymunlardan tam olarak ne zaman ve nasıl türediğ ihakkında hiçbir şey bilinmediği belirtildi. Eötvös Lorand Üniversitesi'nin ( Macaristan) Biyolojik Antropoloji Bölümü'nde çalışan bir araştırmacı olan Gyula Gyenis 2002'de şöyle yazdı:
“ İnsangillere ait fosillerin sınıflandırılışı ve evrim şemasındaki yerleri sürekli tartışılmaktadır.”
Gyenis bugüne kadar toplana fosillerin insanların insansımaymunlardan tam olarak nerede, ne zaman ve nasıl evrimleştiği konusunu netleştirmediğini söyledi.

Medyada yeni bir kayıp halkanın bulunduğunu duyuran haberlere genelde büyük yer veriliyor. Örneğin 2009'da Ida adı verilen bir fosil, bir derginin deyimiyle rock yıldızı gibi büyük bir heyecanla karşılandı. İngiltere'deki The Guardian gazatesinde şu manşet yer aldı:

“ Fosil Ida: Sıradışı Bulgu, İnsan Evrimindeki Kayıp Halka” Fkat sadece birkaç gün sonra İngiliz bilim dergisi New Scientist şöyle yazdı: “ Ida insan evrimindeki bir kayıp halka değildir.”

Yeni bir kayıp halkanın bulunması medyada geniş çapta yer alırken aynı fosilin insan soyağacından çıkarılmasından neden neredeyse hiç söz edilmiyor?

Robin Derricourt adlı bir bilim insanı bu fosilleri keşfedenler için şöyle diyor:
“ Araştırma ekibinin sorumlusu sıradan akademik kaynakların dışındaki bir kuruluşu etkileyip ondan maddi kaynak elde edebilmek için bir bulgunun önemini ve benzersizliğini abartma ihtiyacı duyabilir. Yankı uyandıracak bir haber arayışındaki basılı ve elektronik medya da onlara bu konuda seve seve yardımcı olacaktır.

İnsanın atası olduğuna inanılan canlılar ders kitaplarında ve müzelerde belirli yüz hatlarıyla ve renkleriyle belirli miktarda tüyle gösteriliyor. Daha eski atalar maymuna benzer özelliklerle betimlenirken insana daha yakın olduğu düşünülenler insana benzer yüz hatlarıyla, cilt rengi ve tüylerle betimleniyor.

Bilim insanları buldukları fosilleşmiş kalıntıları temel alarak gerçekten doğru modeller yapabilirler mi?

Hayır. Adelaide Üniveristesi'nden( Avustralya) antropoloji uzmanı Carl Stephan 2003'te şöyle yazdı:
“ İnsanın eski atalarını yeniden yüzlendirme çalışmaları tarafsız şekilde yapılamaz ya da doğruluğu test edilemez. Eski insangiller üzerinde yapılan yüzlendirmeler büyük olasılıkla yanlıştır.”

Evrimcilerin insanın atası olduğu düşünülen bir canlının insanla ne kadar yakın ya da ne kadar uzak akraba olduğunu belirlemek için kullandıkları başlıca yöntemlerden biri beynin büyüklüğüne bakmaktır. Peki beynin boyutu zekanın güvenilir bir göstergesi midir?
Hayır. Nesli tükenmiş canlılardan hangisinin insana daha yakın olduğunu tahmin etmek için beynin boyutuna bakan bir grup araştırmacı bunu yaparken sık sık şüpheye kapıldığını söyledi. Neden?
2008'de Scientific American Mind dergisinde yer alan şu sözlere dikkat edin:
“ Bilim insanları insanlarda ve diğer canlı türlerinde beynin kendi büyüküğü ya da vücuda oranla büyüklüğüyle zeka seviyesi arasında herhengi bnir bağlantı bulamadılar. Aynı şekilde zekayla, beynin belirli bölümlerinin boyutu ya da var olup olmaması arasında da bir paralellik kuramadılar. Sadece insanlarda konuşmayı yöneten Broca bölgesi buna bir istisna olabilir.

Beynin boyutunun zekanın güvenilir bir göstergesi olmadığı bilindiği halde bilim insanları maymundan insana zincirindeki fosilleri neden beyin boyutlarına göre diziyorlar?
Kendi teorilerine uysun diye kanıtları zorluyor olabilirler mi?
Ayrıca araştırmacılar hangi fosillerin insan soyağacına dahil edilmesi gerektiğiyle ilgili neden bir türlü anlaşmaya varamıyorlar?
Üzerinde çalıştıkları fosiller gerçekten de göründükleri gibi sadece nesli tükenmiş maymunlar olamaz mı?

Maymun-insanın var olduğuna kanıt olara gösterilen ve Neandertal adı verilen insan benzeri fosiller için ne denebilir?
Araştırmacıların bu konudaki görüşleri değişmeye başladı. Milford H. Wolpoff 2009'da American Journal Of Physical Anthropology'de Neandertallerin gerçekten de insan ırklarından biri olabileceğini söyledi.

Dürüst biri kabul etmelidir ki insan evrimini desteklemek için gösterilen kanıtlar hırs,para ve medyanın ilgisini çekme isteği yüzünden çarpıtılabilir. Siz böyle kanıtlara güvenebilir misiniz?

Evrimin dayandığı temel görüşlerden ikisi yani canlıların ortak bir atası olduğu ve yeni vücut yapılarının zamanla gerçekleşen küçük değişiklikler sonucunda oluştuğu Kutsal Kitaptaki yaratılış kaydına inanmayan araştırmacılar tarafından bile sorgulanıyor. ( Yukarıda adı geçen bilim insanları yaratılış öğretisine değil evrim inancını benimsemektedirler.)

Darwin'in evrim teorisinin en temel dayanakları bile tartışılırken onun teorisinden bilimsel bir gerçek olarak söz etmek doğru olur mu?

Tüm canlılarda hücrelerin şeklini ve işlevini büyük ölçüde belirleyen talimatlar aynı bilgisayar dilinde yazılmıştır: DNA

Bu benzerliğin nedeni aynı atadan gelmeleri değil de aynı tasarımcıya ait olmaları olamaz mı?

DNA kromozomların içinde öylesine başarılı bir şekilde paketlenmiştir ki bir mühendislik harikası olarak adlandırılmıştır. Böylesine mükemmel bir düzen nasıl olur da rastlantı sonucu ortaya çıkar?

Bilgisayar çağının en gelişmiş veri depolama aygıtı bile DNA'nın kapasitesiyle yarışamaz. Bilgisayar mühendisleri bile bunu başaramıyorsa, zekası olmayan cansız maddeler bunu nasıl kendi kendine yapmış olabilir?

Bazı saygın bilim insanları basit bir hücrenin bile yeryüzünde kandiliğinden meydana gelmiş olamayacak kadar karmaşık olduğunu söylüyor.

Bazı bilim insanları yaşamın gezegenimiz dışındaki bir kaynaktan gelmiş olabileceğini kabul ediyorsa bu kaynak neden Tanrı olmasın?

Tüm bilimsel araştırmalar bir canlının cansız bir maddeden meydana gelemeyeceğini gösteriyor. Peki o zaman ilk hücrenin cansız kimyasallardan meydana geldiğini söylemek için bilimsel bir dayanak var mı?

Çevremize baktığımızda gördüğümüz herşeyin tamamen rastlantı eseri oluştuğunu düşünmek ne kadar doğru olabilir?

Mantıklı düşünen her insan yaratılan herşeyin zeka sahibi bir Yaratıcı tarafından yaratıldığını anlayabilir.