+ Yorum (Cevap) yazın
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4

Yahudilik (Musevilik) nedir?

Din ve İnanç Kategorisinde ve Diger Dinler Forumunda Bulunan Yahudilik (Musevilik) nedir? Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> YAHUDiLiK (MÜSEViLiK) Yaşayan ilâhî kaynaklı dinlerden, mensûbu en az olan bir din. Günümüzde yeryüzünde yaklaşık 15-24 milyon dolayında Yahûdî vardır.

  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2005
    Nerden
    Supermeydan'dan
    Yaş
    39
    Mesaj
    11.899
    Blog Mesajları
    33
    Rep Gücü
    92337

    Yahudilik (Musevilik) nedir?

    YAHUDiLiK (MÜSEViLiK)
    Yaşayan ilâhî kaynaklı dinlerden, mensûbu en az olan bir din. Günümüzde yeryüzünde yaklaşık 15-24 milyon dolayında Yahûdî vardır. Yahûdili'ğin, dinler tarihinde özel bir yeri bulunmakta ve bu din, en eski ilâhi kaynaklı din olarak nitelendirilmektedir. Mâzisi birkaç bin yıl geriye giden bu dinin başta gelen özelliklerinden biri İsrail oğulları ile Tanrı arasındaki "ahd'e kutsal kitaplarında geniş yer ayrılmasıdır. Bu nedenle bu din, bir "ahid dini" olarak da bilinmektedir. İsrail oğullarının başına gelen bütün sıkıntıların, onların bu ahde uymamaları, verdikleri sözü tutmamalarından ileri geldiği, hem kendi mukaddes kitaplarında, hem de Kur'an-ı Kerîm'de belirtilmektedir.

    Bu din, Bâbil Sürgünü'nden sonra millî bir din haline getirilmiştir. Ancak bu din, tek Tanrı'ya, vahye dayanan mukaddes kitâba ve peygamberlere yer vermesiyle millî dinlerden; millileştirilip bir ırka tahsis edilmesiyle de, ilâhî dinlerden farklı bir durum arz etmektedir. Aslında bugünkü Yahudiliğin bir din mi, ırk mı, yoksa millet mi olduğu, pek net değildir. Tartışmaya girmeden onun kendine has özellikleri ve nitelikleri bulunan bir din olduğu, benzerinin bulunmadığı ve bu yüzden de tanımının zor olduğu söylenebilir. Çünkü Yahûdilikte din ve ırk içiçe girmiş olduğundan birini dinlerinden ayırmak güçtür. Onun en güzel tanımını, mukaddes kitaplarında yer alan "Balam" hikâyesindeki şu cümle yapmaktadır: "İşte ayrıca oturan bir kavimdir ve milletler arasında sayılmayacaktır"(Sayılar, 23/9).

    Yahudiler, mukaddes kitaplarında yer alan ifadelere dayanarak kendilerini, dünya milletleri arasından seçilmiş kavim olarak görürler. Tanrı, bu kavmi Sina'da kendine muhatâp kılmış, onlarla ahidleşmiş, onlardan buyruklarına uyacakları konusunda söz almış ve Hz. Mûsa'nın şahsında onlara Tevrât'ı göndermiştir. Bu dinin odak noktası, Kudüs'deki "Mâbed"dir. Tahribinden önce bu Mâbed'in bir odasında "Ahid Sandığı" bulunmaktaydı. Yahûdiliğin sembolü, "Yedi kollu şamdan" ve "altı köşeli yıldız" (Hz. Dâvûd'un yıldızı)dır.

    Yahudiliğin Tarihi Seyri
    M. Ö. İkinci bin yılın başlarında Yahudilik Hz. İbrahim'in oğlu İshak'la sahneye çıkmıştır. İshak'tan sonra Yakub (a.s) yerine geçti (İbn Haldun, Tarih,2/40). Yakub'un diğer adı "İsrail" idi. Dolayısıyla Yakub'un oğullarının adıyla anılan on iki kabile de İsrail oğullarını oluşturdu. Bundan sonra Yusuf (a.s)'un daveti (Taberî, Tarih,1/185) üzerine Yakub ve oğulları Mısır'a göç ettiler (İbn Esir, Kâmil, 1/155).

    Yahudilik, sözün tam manasıyla İsrail oğullarının Babil'de geçirdikleri sürgünden sonra inkişaf etmiştir. Oradan Filistin'e döndükten sonra (M.d. 538) İlahi şeriatı bildiren Tevrat, daha fazla bütün hayatın merkezi sanılmıştır. Yahudilere mahsus hükümleri havi Tevrat'a göre, Yahudiler yabancılarla evlenemezler. Bu durumda kendilerini ileride üstün ırk saymalarına kadar vahim sonuçlara ulaşmıştır (A. Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, 110).

    M. Ö. İki binlere değin İsrail oğulları Mısır'da üçüncü sınıf insan muamelesi gördüler, orada tutsak kaldılar. Ta ki kavmin içinden (İsrailoğullarından) Musa'nın, onları Firavun'un zulmüne karşı Hak'la gelip kurtulmalarına kadar. İsrailoğulları Ken'an iline ulaşarak kurtuldular. Musa, Şeriatıyla İsrailoğullarına iki özellik kazandırdı. Biri, Allah'ın kanunlarına itaat etmek, diğeri ise isyana, başkaldırmaya yönelten bir tabiat hali.

    Ken'an ülkesinde başta Filistinliler olmak üzere çeşitli topluluklarla savaşmak zorunda kalan Yahudiler, İ.Ö 990 dolayında Hz. Davud'un peygamberlik ve liderliğiyle bileşik bir devlet (krallık) şeklinde örgütlenerek Kudüs'ü ele geçirdiler.

    Hz. Davut'a (a.s) gönderilen Zebur adlı semavi kitap, Tevrat'ın hükümlerini tasdikleyici olarak geldi. Bu yüzden Yahudilik İsa'ya kadar sürecektir.

    İ. Ö. Dokuzuncu yüzyıldan beşinci yüzyıla kadar Aramiler, Asurlular ve Babillilerle çeşitli savaşlar sürmüştür. Babilin Yahuda Krallığını ele geçirmesi ile İsrail oğulları yeni bir sürgün dönemine giriyordu.

    Yahudilik kendi tarihinde Büyük İskender'in İ.Ö. 322'de Filistin'i ele geçirmesi ile İ.Ö. 4-2 y.y'lar Helenistik bir dönemin başlangıcı olmuştur. Helenistik dönemde Suriye, Anadolu, Babil ve İskenderiye'de Yahudilik önemli merkezler elde etmişti. Bu dönemde Yahudiliğin kutsal metinleri Yunanca'ya tercüme edildi. Mısır'da zengin tarih, şiir, felsefe birikimi Yunan bilgisiyle oluştu.

    Bu dönem için biraz farklı bilgi şöyledir: Aşağı yukarı M.Ö. Üç yüz senesinden M.Ö. yüz beş senesine kadar Yâhudi dini büyük bir devir yaşamıştı. Selevkyalı hükümdarların, Yahudileri Helenistik fikir ve siyaset sistemlerine mecbur bırakmalarına karşı 175-143 seneleri arasında Makkabe'lerin isyanları sayesinde Yahudiler evvela dinî, sonra da siyasî hürriyet elde etmişlerdir. Selevkyalıların devrini müteakip Romalı hakimiyet devrinde tekrar Filistinli vatanperestlerin birçok isyan hareketleri meydana gelmiştir.

    O zaman da, Eski Ahid çeşitli kaynaklardan gelen, çeşitli yazar tertip edicilerin izlerini gösteren rivâyet, hikayet, tarihi ve şairane kısımlarının bir kül haline getirilmesinden sonra şimdiki şeklini almağa başlamıştır (A. Schimmel, Dinler Tarihine Giriş, III).

    "Yahudiliğin Helenistik dönem"i İ.Ö. 63-İ.S.135 arasında süren Roma egemenliğine kadar devam etti.

    Roma egemenliği sırasında bağımsız devlet fikri yoğunlaştı. Hristiyanlığın ortaya çıkmasıyla birlikte o yıllar Yahudilik en önemli mezhep çatışmaları yaşadı.

    Birbirini takip eden başarısız ayaklanmalar Yahudilikte büyük yıkıma yol açtı. Bunun ardından (doğal olarak) Yahudilik kendi içine dönmeye başladı. Bu dönem, "Talmud'un geliştirilmesi" adıyla II. yüzyıldan XVIII. yüzyıla değin sürdü. Filistin ve Babil'deki amoralar Filistin ve Babil talmudlarını vücuda getirdiler. Bunlardan Babil Talmudu Yahudi yaşamının o zamanlardaki temelini oluşturdu. Akdenizdeki Yahudi topluluğu V. yüzyılda parçalandıysa da Yahudi takviminin korunması ve hahamların çabalarıyla Avrupa'da Yahudi topluluğu tutunabildi. Diğer yandan Filistin'den Babil'e geçen hahamlık kurumu Yahudiliğin Şeriat sistemini bu yeni ülkenin şartlarına başarıyla uyguladı. VII. ve VIII. yüzyılda İslâm'ın genişlemesiyle birlikte "goon" adıyla anılan Babilli Yahudi önderler kendi geleneklerini bütün yahudi toplumlarına ulaştırdılar.

    Ortaçağda Yahudilik, kültürel köklerini Babil'e dayandıran Sefardi Yahudileri (ki bunlar Endülüs-İspanya'da idiler. Bunlar Müslüman-Arap kültüründen etkilenmişlerdir) ve Aşkenazi yahudileri (ki bunlar da Avrupa'nın latin-hristiyan kültüründen etkilenmiş Fransız-Alman Yahudileridir) türünde biçimlenmişlerdir. Yine XII. yüzyılda Alman Aşkenazileri arasında Hasidilik, XIII. yüzyılda Provence ve Kuzey İspanya'daki Talmud akademilerinde ortaya tefekküre dayalı olarak çıkan bir Kabala türü de Yahudi mistisizminin en tipik örneklerini oluştururlar. Bütün bu sayılan kültürlerin arasında çeşitli çatışmalar ortaya çıktı. Gerek bu çatışmalar, gerek hristiyan yöneticilerin baskıları ve gerekse 1306 yılında Fransa'dan Yahudilerin sürülmesi Yahudi kültürünü çözümsüz ve bağlılarının açıktan dinî bağlılığı söyleyememesi dolayısıyla dinin bağlılar açısından kendi içinde kalmasına sebep olmuş, bu durum XVIII. yüzyıla kadar sürmüştür.

    XVIII. yüzyıldan sonraki en önemli hareket Haskala adıyla bilinen Yahudi aydınlanması olarak gerçekleşti. Bu dönemde Haskala özellikle Rusya'da ruhbanlık karşıtı bir harekete dönüştü, toplumsal ve ekonomik reform talepleriyle birlikte gelişerek yayılma ortamı buldu. Batı Avrupa'da 1800-1815'te Napolyon döneminde başlayan "Yahudi Reformu Hareketi" de Haskala'ın ürünü sayılır. Reformcu yahudilik Almanya'da 1840'larda kurumlaşırken Avrupa'nın büyük bölümünde başarısız kaldı. Ancak ABD'de yaygınlaştı.

    Yine bu yıllarda "fanatik yahudilik" (1845) Almanya'sında görüldü. Fanatik Yahudilikte de günümüze değin sürecek gelenekçilik hakimdi.

    XIX.y.y'larda dindışı özellikleriyle "siyonizm hareketi" reform hareketlerinin sonuçlarından birisi olması açısından önemlidir. Siyonist hareket ulusal canlanma ve ana yurda dönme yönünde geliştirdiği plan ve programla 1948'de İsrail Devleti'nin kurulmasını sağlayacak kadar Yahudilik açısından başanlıydı.

    II. Dünya savaşı sıralarında Nazi Almanya'sının giriştiği Yahudi soykırımından bu yana Yahudilerin yerleşim açısından temel olarak Avrupa'nın dışında İsrail, SSCB ve ABD'de toplandıkları dikkat çeker.

    Günümüzdeki Yahudi İsrail Devleti resmen "gelenekçi yahudiliği" benimsemiştir.

    Bu genel bilgiden sonra, bu kavmin dünya literatüründe "Yahûdî, İbrânî, İsrail oğulları" gibi terimlerle adlandırılmasının kısaca açıklanması yapılacaktır. Çünkü konunun iyi anlaşılabilmesi bu terimlerin bilinmesine bağlıdır:

    Yahudî: Hz. İshâk'ın oğlu Hz. Yâkûb'un on iki oğlu vardı; dördüncü oğlunun adı "Yuda" veya "Yahuda" idi. Bu nedenle onun adına dayanarak İsrailoğullarına, "Yahudî" denmiştir. Filistin'in göneyinde kurulan Yuda veya Yahuda Krallığı da, ayrıca bu adın kaynağı olarak ileri sürülmektedir. Çünkü (Ürdün'ün batısı, Samiriye'nin güneyindeki bölge, yuda veya Yahuda adına nisbet ediliyordu. Esaretten sonra genel olarak halk "İsrailliler" diye adlandırılırken, şahıslar birbirine "Yahudi" diyorlardı.

    Böylece onların torunları da günümüze kadar bu adla anıldılar.

    İbrânî: Bu kelime, "İbrî" veya "Hibrî" kelimelerinden gelmektedir. Bu kelimeler, M.Ö. XV-XIV. yüzyıllarda Filistin'de görülen göçebe bir kabîlenin adıdır; "öte tarafın insanları" anlamında, Fırat ve Ürdün nehirlerinin öbür kıyısından gelmiş olan göçmenleri ifade eder. Yahûdîlere bu ad, Ken'an ülkesinin yerlileri tarafından verilmiştir. Bu konuda Yahûdî mukaddes kitabında bilgi verilmektedir (Tekvîn, XI/27-28; Tesniye, XXVI/5-6).

    İsrâîl: Bu kelime, Tanrı ve insanlarla güreşip yenen anlamında Hz. Yâkûb'a, Tanrı tarafından verilmiş bir lâkabdır. Bu husus, Tevrât'ta yer almaktadır (Tekvîn, XXXII/28; XXXV/9-15; Hoşea, XII/4-5). Yahûdi An***lopedisinde kelimenin asıl anlamının belirsiz olduğu, Tevrat'ta "Tanrı ile güreşen" şeklinde yer almasına rağmen, "Tanrı ile mücâdele eden" anl***** gelebileceği belirtilmektedir. (The Universal Jevish Encyc, V/613). Taberî ise, Hz. Yâkub'a gece içinde Allah'a giden anlamında "İsrâil" dendiğini yazmaktadır (Taberî, Thiru't-Taberî, I/320). Ayrıca on iki Yahudî kabîlesi de "İsrail” adıyla anılmaktadır (Çıkış Hurûc, III/16). Ancak, bu adın, Hz. Süleymân'dan sonra ikiye ayrılan ülkenin kuzeyinde kalan bölümünü teşkil eden kabîlelerin krallığını nitelendirmek üzere kullanıldığını belirtmek gerekir. Bununla birlikte Bâbil Sürgününden sonra Yahûda (Yuda)'ya geri dönen İbrânîler, Yahûda kabilesine mensup olmalarına rağmen, genel olarak "İsrailliler" adını aldılar.

    Yahûdî inancına göre bu ad Yâkûb'a, Tanrı tarafından verilmiştir. Bu nedenle Yahûdîlik milli bir din, Yahova da millî bir tanrı olarak kabul edilmiştir. Onlara göre İsrail oğulları seçkin bir kavimdir. Sonraları bu ad genelde, bütün Yahudileri kapsayacak bir biçimde kullanılmıştır. Bugünkü Yahudi Cumhuriyeti de bu adı kullanmaktadır.

    Bu kavim, Ken'an diyarına (Filistin) yerleşmeden önce "İbrânî", orada "İsrailliler", Sürgün'den sonra da genelde "İsrailoğulları", ferden "Yahudi" şeklinde adlandırmıştır. Ancak bu üç terim, birbirinin yerine kullanılmış ve halen kullanılmaktadır; yani, üçüyle de aynı din mensuptan ve aynı topluluk ifade edilmektedir (G. Tûmer-A.Küçük, Dinler Tarihi, 110-111; Dinler Tarihi An***lopedisi, II 361 vd).

    Tevrât'a Göre Yahûdîliğin Tarihçesi
    Yahûdîliğin tarihçesi, onların kutsal tarihini oluşturan mukaddes kitaplarına dayanır. Mukaddes kitap, âlem'in ve ilk insanın yaratılışından, peygamber Malaki'ye kadar geçen olayları içinde bulundurur.

    Samî ırkından sayılan İbrânîler, kildânilerin Ur şehrinden çıkıp Harran'a gelirler (Tekvîn, XI/27-30). Yahve (Tanrı), Abram'a (Hz. İbrahîm) Harran bölgesinden, Ken'an diyarına göçmesini buyurur. O da karısı Saray'ı, kardeşinin oğlu Lut'u (Hz. Lût) ve Harran'da kazandıklarını da yanına alarak Ken'an diyarına varırlar. O zamanlar orada Ken'ânîler bulunmaktaydı. Tanrı, Abram'a görünüp o ülkeyi, onun nesline vereceğini bildirir. Abram da, kendine görünen Rab için bir mezbah (kurban kesme yeri) yapar. Memlekette kıtlık çıkınca Abram, Mısır'a gider. Mısır'a yaklaştıklarında Abram, karısı Saray şöyle der: "İşte biliyorum ki, sen görünüşü güzel bir kadınsın; ve olur ki Mısırlılar seni görünce: Bu, onun karısıdır derler ve beni öldürürler, fakat seni sağ bırakırlar. Senin yüzünden bana iyi davranılsın, senin sebebinle canım yaşasın diye: Onun kız kardeşiyim' de. Ve vâkî oldu ki, Abram Mısır'a girdiği zaman, Mısırlılar kadının çok güzel olduğunu gördüler ve Firavun'un emîrleri onu gördüler ve onu Firavun'a medhettiler; kadın, Firavun'un sarayına alındı. Ve onun yüzünden Abram'a iyi davrandı; ve onun koyunları, sığırları oldu. Ve Rab, Abram'ın karısı Sara'dan dolayı, Firavun'u ve onun sarayını büyük vuruşlarla vurdu. Ve Firavun, Abram'ı çağırıp dedi: Bana bu yaptığın nedir? Bu senin karın olduğunu niçin bana bildirmedin? Niçin, Bu benim kız kardeşimdir' dedin, ben de onu karı olarak aldım ve şimdi, işte karın, al ve git! Ve onların hakkında Firavun adamlara emretti; ve onu ve karısını ve kendisine ait olan her şeyi gönderdiler" (Tekvîn, XII/1-20).

    Abram ve beraberindekiler, Mısır'dan böylece ayrıldılar. Çok zengindirler. Çobanları arasındaki bir tartışmadan sonra Abram'la Lut, birbirinden ayrılırlar. Lut, doğuya doğru gider. Abram ise, Ken'an diyarında oturur. Abram, bulunduğu bölgede hakimiyetini kabul ettirir ve bu arada esir edilen kardeşi (daha önce kardeşinin oğlu olarak belirtilir. Bkz. Tekvîn, XII/5. Karş. Tekvîn, XIV/14-16) Lut'u kurtarıp yanına alır (Tekvîn, XIII-XIV. Bâb.).

    Bu olaylardan sonra Rab, rüyâsında Abram'a görünür, ona yardım edeceğini bildirir. Abram, O'ndan zürriyet ister. Tanrı da vereceğini vâdeder. Karısı Saray'ın teklifi üzerine câriyesi Hacer ile evlenir ve ondan İsmail doğar. Bu sırada Abram, seksen altı yaşındadır (Tekvîn, XI-XIV. Bâb). Doksan dokuz yaşına geldiğinde Tanrı ona görünür ve onun zürriyetini çoğaltacağını bildirir. Bunun üzerine Abram, yüzüstü düşer ve Allah, onunla şöyle konuşur: "Ben ise, işte, ahdim seninledir ve birçok milletlerin babası olacaksın ve artık adın Abram (yüce baba anlamında) çağırılmayacak, fakat İbrahim (cumhûr -halk, umûm-'un babası anlamında) olacak; çünkü seni birçok milletlerin babası ettim. Ve seni ziyâdesiyle semereli kılacağım ve seni milletler yapacağım ve senden sonra zürriyetini, Allah olmak için seninle ve senden sonra zürriyetinle benim aramda ahdimi, nesillerince ebedî ahid olarak sabit kılacağım. Ve senin gurbet diyarını, bütün Ken'an diyarını, sana ve senden sonra zürriyetine ebedî mülk olarak vereceğim ve onların Allah'ı olacağım" (Tekvîn, XVII/1-8).

    Allah, İbrahim'den ve zürriyetinden gelecek olanlardan ahid olarak her erkek çocuğun sünnet edilmesini ister. Yine Allah, İbrahim'e, karısı Saray'ın, bundan sonra Sara (prenses anlamında) olarak çağırılmasını ve ondan bir oğul vereceğini, adının da İshak olacağını bildirir. Böylece Sara, Hacer'i kıskanmaktan kurtulmuş olacaktır.

    İbrahim, ahid gereği, kendisi doksan dokuz, İsmail de on üç yaşında iken, aynı gün sünnet olurlar. Öte yandan Sara, İshâk'ı doğurur. İbrahim, oğlu İshâk'ı sekiz günlükken sünnet ettirir. Çocuk büyüyüp sütten kesildiğinde İbrahim, oğlu için büyük bir ziyâfet verir. Bu sırada İsmail'in güldüğünü gören Sara, İbrahim'den, onu kovmasını ister. Bu durum İbrahim'e kötü görünür. Ancak Allah, İbrahim'e, Sara'nın dediğini yapmasını, çünkü neslinin, İshâk'ın adıyla çağrılacağını söyler. Hacer, İsmail'i alıp çöle gider (Tekvîn, XVII/19-27; XXIXII. Bâb).

    Bir gün Allah, İbrahim'i denemek için, ondan biricik oğlu İshâk'ı kurban etmesini ister (İslâm'a göre Hz. İsmail) İbrahim emri yerine getirmek üzere bir mezbah yapıp bıçağı eline aldığında Rabb'ın Meleği göklerden ona çağırıp çocuğu boğazlamamasını, çünkü emri yerine getirdiğini bildirir. Bunun üzerine İbrahim, gözlerini kaldırdığında, çalılıkta bir koçun hazır olduğunu görür ve onu kurban eder. Bu olay üzerine Rab, ona, sözünü yerine getirdiğinden dolayı, zürriyetinin düşmanlarının kapısına hâkim olacağını ve zürriyetinden gelen bütün milletlerin mübârek kılınacağını bildirir (Tekvîn, XXV/1-20).

    İbrahim, yüz yetmiş beş yaşında iken ölür. "Ve oğulları İshâk ve İsmail onu Mamre karşısında olan Makpela Mağarasına, Hitti Tsohar oğlu Efro'nun tarlasına, İbrahim'in Het oğullarından satın aldığı tarlaya gömdüler. İbrahim ve karısı Sara, oraya gömüldüler ve vâkî oldu ki, Allah, İbrahim'in ölümünden sonra İshâk'ı mübârek kıldı" (Tekvîn, XXV/8-11).

    İshâk'ın çocuğu olmadığından Rabb'a yalvarır, Esav ve Yakub adlı iki oğlu olur. Bir gün ülkesindeki kıtlık sebebiyle İshâk, Filistinlerin kralı Abimelek'in ülkesi Gera'ya gider. Orada karısını, kızkardeşi olarak tanıtır. Durumu anlayan Kral, niçin böyle yaptığını sorar. O da, elinden alınıp kendisine zarar gelme korkusundan böyle yaptığını söyler (Babası Abram (İbrahim)in aynı hareketini karşılaştırmak için bkz. Tekvîn, XII/10-20; XVI/6-12). Bunun üzerine Kral, onları korur. Varlık sahibi olurlar. Ancak, Filistinler, onları kıskanarak ülkelerinden çıkarırlar.

    İshâk artık yaşlanmış ve gözleri görmez olmuştur. Bunun üzerine Yakub, babasının sevdiği Esav'ın yerine, hîle ile kendisini mübârek kıldırır. Bunu öğrenen Esav çok sinirlenir ve onu öldüreceğini söyler. Yakub, Harran'a gitmek üzere oradan ayrılır. Gecelediği yerde, rüyâsında, yerden göğe doğru yükselen bir merdiven görür. Bu merdivenden, Allah'ın melekleri çıkıp inmektedir. Başı, göklere ermiştir. Rab, ona şöyle der: "Baban İbrahim'in Allah'ı ve İshâk'ın Allah'ı Rab benim. Üzerinde yatmakta olduğun diyarı sana ve senin zürriyetine vereceğim; ve senin zürriyetin, yerin tozu gibi olacak ve garba ve şarka ve şimâle ve cenuba yayılacaksın ve yerin bütün kabîleleri senden ve zürriyetinde mübârek kılınacaktır..." (Tekvîn, XXVIII/13-15)..

    Yakub, uyanınca, "Burası Allah'ın evidir ve bu, göklerin kapısıdır" deyip oraya "Beyt el-Lehem" (Allah'ın evi) adını koyar; yoluna devam edip Harran'a ulaşır. Orada annesinin kardeşi Laban'ın yanında çalışır; onun iki kızı yanında, iki de câriyeden on iki oğlu ve bir de kızı olur. Onları alıp Ken'ân'a babasının yanına döner.

    Yakub, çocuklarından en çok Yusuf (Yosef)'u sever. Bu yüzden kardeşleri onu kıskanırlar. Yusuf, bir rüya görür ve kardeşlerine anlatır. Bu rüyâda, "kardeşleriyle birlikte bir tarlada buğday demetleri bağladıklarını, kendi demetinin dik durduğunu, ötekilerin demetlerinin ise, kendisininkinin çevresini kuşatıp eğildiklerini" söyler. Kardeşleri, bu rüyâdan onun, kendilerine hâkim olacağı anlamını çıkarırlar, ona karşı kin ve kıskançlıkları artar. Yusuf, bir başka rüyâsında güneş, ay ve on bir yıldızın, kendisine secde ettiğini görür. Bu rüyâyı babası ve kardeşlerine anlattığında, babası onu azarlayıp, "Gerçek ben ve anan ve kardeşlerin yere kadar sana eğilmek için mi geleceğiz?" der. Kardeşleri onu kıskanırlar, babası da bu sözü yüreğinde tutar. Yakub, Yusuf'u sürüleri otlatmakta olan kardeşlerinin yanına gönderince onlar da onu, elbiselerini çıkararak bir kuyuya atarlar. Daha sonra da kuyudan çıkarıp onu, Mısır'a giden tüccarlara yirmi gümüşe satarlar. Babalarına, kardeşlerini bir canavarın yediğini söyleyip, onun kana batırılmış entarisini gösterirler.

    Yusuf, Mısır'da, Firavun'un bir memuru olan Potifar tarafından satın alınır. Potifar'ın karısı Yusuf'a aşık olup, ilgisine karşılık görmeyince iftira ederek onu hapse attırır (Tekvîn, XXXIX/20). Yusuf, hapisteyken, Firavun'un gördüğü bir rüyâyı tâbir ederek (yorumlayarak) hapisten kurtulur ve Firavun'un yanında önemli bir mevkie yükselir (Tekvîn, XLI/40). Daha sonra Filistin'de bulunan babası Yakub ve kardeşlerini Mısır'a getirtir. İsrail oğulları, böylece Mısır'a yerleşmiş olurlar (Tekvîn, XLIII. Bâb). Önceleri burada rahat bir hayat geçiren Yahûdiler, zamanla büyük sıkıntılara, köleliğe düşerler (Çıkış, I/12-13). Onları bu sıkıntıdan kurtarıp "Arz-ı Mev'ûd"a (Vâdolunmuş toprak Filistin'e) döndüren Moşa (Hz. Mûsâ) olur (Tah. M.Ö, 1250).

    Musa, Firavun ve ordusunun Kızıldeniz'de boğulup onları izleyememesi sonucu Yahûdileri, Sina'ya getirir. Burada, Sina Dağında, Hz. Mûsâ'ya Tevrât ve On Emir verilir. Yahûdiler Sina çölünde kırk yıl dolaşırlar. Mûsâ'dan sonra Yeşu onları Filistin'e götürür (Çıkış-Hurûc, VII-XL. Bâblar; Yeşu, I-XXIV. Bâb). Filistin'de Hâkimler ve Krallar devrinden sonra Kral David (Hz. Dâvûd, M.Ö. 1013-973), Kudüs'ü alır ve Yahûdilerin en parlak devresini başlatır (bk. II. Samuel, V-IX. Bâblar). Oğlu Kral Şelomo (Hz. Süleymân, M.Ö. 973-933), babası tarafından hazırlatılan yere kutsal Mâbed'i inşa ettirir. O zamana kadar bir çadırda korunan ve içinde On Emir tabletleri bulunan mukaddes Ahid Sandığı, Mâbed'in bir odasına konur (bk. I. Krallar, V-IX. Bâblar).

    Hz. Süleymân'ın ölümünden sonra krallık, güneyde Yuda (Yahuda), kuzeyde İsrail olmak üzere ikiye ayrılır (I. Krallar, XI-XII. Bâblar vd.). On kabîle, İsrail; ikisi de, Yuda Krallığına bağlanır. Önce İsrail Krallığı, Asurlular tarafından M.Ö. 721'de; sonra da Yuda Krallığı Babilliler tarafından M.Ö. 586'da yıkılır. Mâbed tahrîb edilir ve Yahûdiler, Babil'e sürgün edilir. Sürgünde Yahûdi halkı, Ezra'nın çevresinde birleşir ve M.Ö. 538'de Kudüs'e döner. Mâbed, M.Ö. 520'den sonra yeniden onarılır (bkz. Daniel, Ezra, Ester).

    Yahûdi Mukaddes Kitabı, önceki peygamberler kadar, sonraki küçük peygamberlere de yer verir. Bâbil Sürgünü döneminde İşaya, Yermiya (Yeremya) gibi peygamberler gelmiştir. İlya-Mesih'ten önceki peygamber, Malaki'dir.

    Yahûdi tarihinde Kudüs, İskender'den sonra Ağidler, Selefkî'lerin eline geçti. Mâbed (Tapınak), M.Ö.168'de yağma edildi. Makkabî'ler, yeniden hâkimiyeti sağladılarsa da, M.Ö. 63'de başlayan Roma esâreti dönemi, M.S. 70'de Roma'lı komutan Titus'un, Kudüs'ü ve bu arada Mâbed'i de yakıp-yıkmasıyla sonuçlandı. Yahudiler, dünyanın her tarafına dağıldılar. Mâbed'den arta kalan Batı Duvarı (Ağlama Duvarı) yüzyıllarca onlarda millî ve dinî şuûru ayakta tutmuştur. Mesîh inancının verdiği ümit, onlarda bu şuûrun devamlı varlığını sürdürmesini temîn etmiştir.

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2005
    Nerden
    Supermeydan'dan
    Yaş
    39
    Mesaj
    11.899
    Blog Mesajları
    33
    Rep Gücü
    92337

    Kur'ân-ı Kerîm'e Göre Yahudilik

    Kur'ân-ı Kerîm'e Göre Yahudilik

    Kur'n'da, Yahudilikten bahsedilen âyetlerin sayısı oldukça fazladır. Onlardan "Ben İsrail", "Yahud" vb. deyimlerle söz edilen âyetler bulunduğu gibi, bir bölümünde bazı peygamberler (Hz. Yakub... gibi) konu edilirken, Yahudilerle ilgili olarak bilgi verilir. Ayrıca Kur'ân'daki "Ehl-i Kitap" deyiminin şümûlüne, onlar da girerler.

    Kur'ân'da, Yahûdiler ile ilgili olarak verilen bilgileri şöylece sınıflandırmak ve sınırlamak mümkündür:

    1- Allah tarafından Yahûdilere bahşedilen nimetler.

    2- Uymakla yükümlü oldukları dînî hükümler.

    3- Peygamberler tarafından kendilerine getirilen hükümlerle tebliğleri değiştirmeleri ve doğru yoldan sapmaları.

    4- Allâh'a karşı ahidlerini bozmaları, verdikleri sözden dönmeleri ve bunu alışkanlık hâline getirmeleri.

    5- Yaptıkları kötü işler yüzünden zillet ve meskenete uğramaları.

    6- Yeryüzünde fesad çıkarmaya çalışmaları.

    7- Bazı peygamberler ile sâlih kimselere iftirâ etmeleri veya onları öldürmeleri.

    8- Basit menfaatleri uğruna gerçeklere yüz çevirmeleri.

    9- Allah'ın, Yahûdilere tavsiyeleri. Yahûdilerin tarihçesiyle ilgili olarak Kur'ân'da, Hz. Musâ'ya kadar olan dönem hakkında yer alan bilgiler şu şekilde özetlenebilir:

    Hz. İbrahim, Ulu Allah'ın seçkin kıldığı peygamberlerden biridir (Alu İmrân, 33-34; Meryem, 58-59). O, ne Yahûdi ve ne de Hıristiyan'dır. O, müşriklerden de değildir. Allah'ı "bir" tanıyan gerçek müslümanlardandır (Alu İmrân, 67, 95; Meryem, 43, 47). Ulu Allah, onu dost edinmiştir (Nisâ, 125). O çok içli, yumuşak huylu, konuksever ve kendini Allah'a adamış, dosdoğru bir kimsedir (Hûd 75; Tevbe,114; Meryem, 41; Buhârî, Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, IX,107). O, görevini tam olarak yapan (Bakara, 124) ve kendisine suhuf verilen (A'lâ, 19) bir peygamberdir. Ona, göklerin ve yerin sırları, yakînî bilgi bahşedilmiştir. Bununla ilgili olarak Kur'ân'da şöyle denir: "Biz İbrahim'e, yakînen bilenlerden olması için, göklerin ve yerin melekutunu şöylece gösteriyorduk"(En'âm, 7/75). Hz. İbrahim, Allah'dan başka putlara, ay, güneş ve yıldızlara tapınan babası (Âzer) ile kavmine karşı, görmeyen; batan, zevl bulan şeylere, Şeytana tapınılmayacağını anlatmaya çalışır. Kendicinin Ulu Allah'a tapındığını, O'na hiçbir şeyi ortak koşmadığını, onları ve yonttuklarını O'nun yaratığının, dolayısıyla o'na ibadet, şükür etmeleri gerektiğini, çünkü O'na döneceklerini bildirir. Onlar, hattâ babası, bu dâvete uymadılar. Ona, babalarını da böyle bulduklarını söylediler (En'âm, 74-80; Enbiyâ, 58-67; Sâffât, 85-95: Meryem, 44; Ankebût, 17; Şuarâ, 70-82). Hz. İbrahim, düşmanının putlar; dostunun da âlemlerin Rabb'i olduğunu belirterek şöyle diyor: "Beni yediren de, içiren de O'dur. Hasta olduğumda bana O şifâ verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O'dur. Âhiret gününde yanılmalarını bana bağışlamasını umduğum O'dur" (Şuarâ, 26/79-82). Hz. İbrahim, görevini yapmış, tebliğde bulunmuştur. Onu ateşe atarlar, fakat Ulu Allah onu ateşten kurtarır (Ankebût, 24; Enbiyâ, 70; Sâffat, 93).

    Kur'ân-ı Kerîm, Hz. İbrahim ile ilgili olarak verdiği kıssalarda insanlara, Allah ve âhiret inancı konusunda yol göstermekte, ibret vermekte ve onları düşünmeye dâvet etmektedir (bkz. Bakara, 260; En'âm, 76-79; Sâffât, 85-94).

    Allah Teâlâ, Hz. İbrahim'i ve onun soyundan gelenleri peygamber kıldı. Onlara iyi işler işlemelerini, namaz kılmalarını, zekât vermelerini emretti (Enbiyâ, 73). Hz. İbrahim, Allah'dan, iyilerden olacak bir çocuk istedi (Sâffât,100-101). Allah da ona ihtiyarlığında İsmail ve İshâk'ı verdi (İbrahim, 39).

    İsmail çocukken babası, rüyasında onu kurban ettiğini gördü ve bunu ona açtı. İsmail, babasına emrolunduğu şeyi yapmasını, kendisini sabredenlerden olacağını söyledi. Böylece Hz. İbrahim, oğlunu kurban etmek için yanı üzere yatırdı. Ulu Allah, rüyasındaki emre bağlılıkları sebebiyle bir kurban gönderdi (Sâffat, 102-107). Hz. İsmail doğru, uysal, sabırlı, sözünde sâdık bir kimse olarak Cebrâîl aracılığıyla kendisine vahyedilen, Allah'ın bir peygamberidir; çevresine zekâtı, namazı emretmiştir (Sâffat,101; Meryem, 54-55; Enbiyâ, 85; Sâd, 48; Bakara, 156; Âlu İmran, 84).

    Hz. İshâk da doğru, sâlih, mübârek kılınmış, hidâyete erdirilmiş, âhiret yurdunu düşünen, gönülden Allah'a bağlı bir peygamberdi (Enbiyâ, 72; En'am, 84; Saffât, 113; Sâd, 45-47). İshâk, annesi çok yaşlıyken Allah'ın bir lütfu olarak bahşedilmiş ve annesi bu olaya çok sevinmiştir (Zâriyât, 29-30; Hd, 72-73; Meryem, 49; Sâffat 112). Hz. İshak da, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail gibi, kendisine vahyolunan peygamberlerden olmuştur (Nisâ, 163; Hd, 71).

    Hz.Yakûb, Hz.İshâk'ın ardından müjdelenen, kendisine vahiy indirilen peygamberlerden, dinde kuvvetli, hâlis, sâlih, sabırlı, hidâyete erdirilmiş bir kimse idi (Bakara, 136; Âlu İmran, 84; Nisâ,163; Hûd, 71). Hz. Yakûb'un en sevgili oğlu Hz. Yusuf; ihlâslı, ilim ve hikmet sahibi, güzel bir yaratılışa sahip, Rüyâ tâbirini bilen, kendisine vahiy gelen peygamberlerdendi (Yûsuf, 4-8,15, 21-24; En'âm, 84; Mü'min, 34).

    Hz. Yusuf, çocukluğunda bir gün babasına, "rüyamda on bir yıldız, güneş ve ay'ın sona secde ettiklerini gördüm" der (Yûsuf,12/4). Bu rüyâyı dinleyen babası ona, bunu kardeşlerine anlatmamasını söyler (Yûsuf, 5). Ayrıca Hz. Yakub, ona, Allah tarafından seçileceğini, kendisine rüyâ tâbiri öğretileceğini, daha öncekilere olduğu gibi, Allah'ın hem ona, hem Yakub âilesine nîmetini tamamlayacağını söyler (Yûsuf, 6). Kardeşleri, rüyâsında gördüğü gibi, Yûsuf'u kıskanırlar. Onu, ortadan kaldırmayı plânlarlar. Babalarının iknâ ederek onu yanlarında götürür ve kuyuya atarlar. Onu bir kurdun yediğini söyleyip, kanlı gömleğini babalarına gösterirler. Bir yolcu kafilesi, Yusuf'u kuyudan çıkarıp beraberlerinde Mısır'a götürerek bir vezîre satarlar. Vezirin karısı, Yusuf'a âşık olur ve kendisine sahip olmasını ister. Yusuf reddedince de kadın, ona iftirâ eder ve Yusuf zindana atılır. Zindanda, rüyâ tâbir eder. Mısır Melîki, bir rüyâ görür. Bu rüyâyı, kimse tâbir edemez. Yusuf'un iki hapishane arkadaşı, onu Melîke tavsiye ederler. Melîkin rüyâsını yorumlayan Yusuf, saraya alınır ve Mısır hazînesine memur yapılır. Bir süre sonra, zahîre almak üzere Mısır'a gelen kardeşleri, onun huzûruna çıkarlar. Yusuf, kardeşlerini tanır, bir vesileyle ailesini Mısır'a getirtir. İsrail oğulları, böylece Mısır'a yerleşirler (Yusuf, 7-100).

    Hz. Yusuf zamanında Mısır'a yerleşmiş olan İsrailoğulları, daha sonra Firavun'un zulmüne uğrayarak, uzun bir esâret hayatı yaşamaya başlarlar. Onları bu sıkıntıdan Hz. Musa kurtarır.

    Tevrât'a Göre Hz. Musa

    Yusuf un ölümünden sonra Mısır'da Yahûdiler çoğalmaya başlayınca, yeni Firavun, Yusuf'un hizmetlerini unutup bundan endişelendi. ilerde ülkelerine yönelecek bir saldırıda düşmanla işbirliği yapmaları endişesiyle onlara eziyet etmeye başladı. Bu arada onların çoğalmalarını önlemek için, her doğan erkek çocuğun öldürülmesini emretti. Musa, işte böyle bir zamanda doğdu. Annesi onu, ancak üç ay gizleyebildi. Sonra onu ziftlenmiş bir sepete koyarak ırmağa bıraktı. Nil kıyısındaki sazlıklara bıraktığı sepetin durumunu, Musa'nın kız kardeşi Meryem gözlüyordu. Nil'de yıkanmakta olan Firavun'un kızı, onu buldu ve bir İbrânî çocuğu olduğunu anlayıp ona acıdı. Meryem, çocuğu emzirmesi için bir İbrânî kadın çağırabileceğini söyledi. Firavun'un kızının kabul etmesi üzerine gidip annesini çağırdı. Çocuk ona verildi ve "sulardan çekilmiş" anlamına gelen "Moşe" (Musa) adı verildi (Hurûc Çıkış, I/8-22; II/1-7). Musa, gençlik yıllarında Yahûdilerin yanına gider, şikâyetlerini dinlerdi. Yine bir gidişinde, Mısırlılardan birinin, bir Yahûdiyi dövdüğünü gördü. Yahudiyi koruyarak Mısırlıyı öldürdü. Olayın duyulması üzerine Musa, Midyan'a kaçtı. Orada Midyan kâhininin kızıyla evlendi. Kâhinin sürüsünü otlatırken, Tanrı'nın meleği, Horeb'de bir çalı ortasında, ateş alevinde ona göründü. Yanan çalının ateşi bir türlü bitmek bilmiyordu. Bunu merak edip geri dönen Musa'yı çalının ortasından Allah çağınp şöyle dedi: "... Ben, babanın Allah'ı, İbrahim'in Allah'ı, İshâk'ın Allah'ı ve Yakub'un Allah'ıyım. Ve Musa yüzünü örttü; çünkü Allah'a bakmaya korkuyordu. Ve Rab dedi: Gerçekten Mısır'da olan kavminin sıkıntısını gördüm... Onların feryâdını işittim; çünkü onların acılarını bilirjm... Ve şimdi gel ve benim kavmimi, İsrailoğullarını Mısır'dan çıkarmak için seni Firavun'a göndereyim" (Hurûc-Çıkış, III/1-13).

    Böylece Musa, Yahûdîleri Mısır'dan çıkarmak üzere görevlendirilmiş oldu. Kardeşi Hârun da ona yardımcı olarak verildi. Bu görevi yerine getirmek üzere Musa Mısır'a geri döndü. Kavmini Mısır'dan çıkarıp Ken'an diyarına götürmek istediğini, bunun Allah'ın emri olduğunu söyleyince Firavun, "Allah kimdir ki, ben ona itaat edeyim" diyerek onları saraydan kovdu. İkisi arasında mücâdele başladı. İş, mucize göstermeye kadar vardı. Firavun, bütün sihirbazlarnı topladı. Onlar da bütün hünerlerini ortaya koydular. Musa'nın asâ'sı (değneği) kocaman bir yılan olup, onların bütün sihirlerini yuttu. Bütün bunlara rağmen Firavun, İsrailoğullarının Mısır'dan çıkmalarına izin vermedi. Bunun üzerine Rab Yahve, "Mısırlılara belâ vereceğini, insandan hayvana kadar bütün ilk doğanları öldüreceğini" bildirdi. Allah, Musa aracılığıyla Mısır topraklarına "on felâket" verdi. Firavun, bu işlerin olduğunu görünce onların Mısır'dan çıkmalarına izin verdi.

    İsrail oğulları, Kızıldeniz'e doğru yola çıktılar. Ancak Firavun, kararından pişman olarak onların peşlerine düştü. Kızıldeniz'e ulaştıklarında Musa elini denize uzattı, sular yarıldı, İsrail oğulları geçti. Sonra Musa tekrar elini uzattı, sular eski halini uldı ve Firavun ile ordusu boğuldu (Hurûc Çıkış, VII/9-12; XII/21-31).

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2005
    Nerden
    Supermeydan'dan
    Yaş
    39
    Mesaj
    11.899
    Blog Mesajları
    33
    Rep Gücü
    92337
    Yahudiliğin tarihsel, dinsel ve aktüel manasına dair tespitler

    Ahmet Özcan'ın yahudilikle ilgili haber10 da yayınladığı yazı dizisi

    YAHUDİLİK NEDİR?-I

    YAHUDİLİK NEDİR-II

    YAHUDİLİK NEDİR-III

    YAHUDİLİK NEDİR-IV

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.841
    Rep Gücü
    87810

    Musevilik

    Merhaba



    Musevilik-Yahudilik (Judaism-Jews)

    Yahudilikte İnanç Esasları:
    Yahudiliğin İnanç Esasları: Tevrat’ta iki yerde geçen On Emir’de, inanç konularından sadece Allah’a iman meselesi üzerinde durulur. Diğer iman esasları açık değildir: Yahudiliğin İnanç Esasları: Ayrıca Yahudi’ler Tanrı’nın kendilerini seçtiğine ve Hz.Mûsâ’nın şahsında onlarla ahitleştiğine inanırlar. Allah’ı Millî Tanrı olarak görürler. Allah’a yorulmak ve dinlenmek gibi sıfatlar verirler. Mûsevî’likte âhiret inancı kapalı olup, melek ve kader inancı da çoğunlukla kabul edilir.
    Yahudilikte İbadet şekilleri: Yahudi’ler ibadetlerini Sinagog adi verilen mabetlerinde yaparlar. Günde üç vakit ibadet yapılır. En önemli ibadetleri Tevrat levhalarını okumaktır. Erkekler kıpa ile baslarını örterler. Cenazeler yıkanıp, kefene sarılır ve toprağa gömülür. Erkek çocuklar, doğumdan sekiz gün sonra sünnet edilir. İbadet günleri Cumartesi’dir. Domuz, tek tırnaklı, vahşî ve kanları akmamış hayvanları, midye, istiridye gibi kabuklu deniz hayvanlarını yemek yasaktır.

    Yahudi Mezhepleri

    Yahudi mezheplerini üç döneme ayırarak incelemek gerekmektedir.
    1. Makkabiler Devrinde mevcut olan Hıristiyanlık öncesi ve sonrası Yahudi mezhepleri
    2. İslam’dan sonraki Yahudi mezhepleri
    3. Günümüzde Yahudi mezhepleri

    1) Makkabiler Devrinde mevcut olan Hıristiyanlık öncesi ve sonrası Yahudi mezhepleri:
    Bu dönemde Yahudilik ibadet ve inanç farklılıkları bakımından Helenistik senkretizmin özelliklerini yansıtır. Bu dönemde geniş bir çeşitliliğe ulaşan Yahudi mezheplerinin etkilerini sonraki dönemlerde Hıristiyanlık üzerinde de görmek mümkündür.
    a. Esseniler
    b. Ferisiler
    c. Sadukiler

    Esseniler: (Essenes)
    • Dışa kapalı, topluluk olarak zahidane ve mistik bir hayatı benimsedikleri için toplumda fazla etkili olamamışlardır.
    • Mal ortaklığı ve evlilik yasağının olduğu komunistik bir hayat anlayışı vardır.
    • Esseniler gizemli bir tarikattır,
    • İsa’nın söylevinin Essenilerin öğretilerinden doğduğu ve hatta Hıristiyanlık öğretisinin bu muhafazakâr Musevi tarikatından ortaya çıktığı iddia edilmektedir.
    • Esseniler, Roma işgali sırasında bir tür direniş örgütü olarak tanınıyorlardı.
    • Ölüdeniz Yazmalarının bölgesel bir Esseni Cemaatine ait olduğuna inanılmaktadır.

    Ferisiler: (Peruşim, Pharisees)
    • Bir diğer tutucu ve katı muhafazakâr ve azınlık Yahudi cemaatidir.
    • Hıristiyanlık öncesinde önemli bir rolü olan üç önemli Musevi tarikatından biridir.
    • Ölümden sonra dirilişe, meleklerin varlığına ve öteki dünyadaki ödül-ceza sistemine inanırlar.
    • Farisiler İncil´de İsa’nın haça gerilmesine neden olan sofu-Yahudiler olarak geçerler.
    • Tevrat ve Yahudi ritüellerine özel önem veren daha önceki Hasidizm mezhebinin devamıdır.
    • Şifahi geleneğe çok fazla önem verilir.
    • Yeni Ahit’te Hz. İsa karşıtları olarak Ferisilere çok atıf yapılır ve ilk Hıristiyanların bu cemaatten olduğu düşünülmektedir.

    Sadukiler: (Sadducees)
    • (M.Ö. II. yüzyıldan-M.S.70’lere.)
    • Yahudilere göre Hz. Süleyman zamanından gelen ruhbanlık müessesesinin rahiplerinin torunlarından olan Zadok’tan ilhamla bu ismi almıştır.
    • Üçüncü büyük Musevi tarikatıdır.
    • Farisiliğe karşıdır.
    • Yahudi aristokrasisini temsil eder, bu cemaat ayrıca Kudüs’ün ruhban sınıfı ile birlikte çalışmalarının yanında İsrail’in o dönemde ekonomik ve politik yönetimi de ellerinde idi.
    • Sözlü geleneğin toplumdaki gücüne ve Tora’da yer almadığı için Ruhun ölümsüzlüğüne, ölülerin dirileceğine ve meleklere inanmazlar.
    • Yazılı metinlere inanırlar, nakli yani sözlü inançlara karşı çıkarlar.

    Zealot: (Kannaim: savaşçılar)
    • Miladi dönemde orataya çıkan bu mezhep Romalılara karşı Yahudilerin bağımsızlığını isteyen fanatik ve savaşçı bir harekettir.
    Mandeizm:
    • Kelime olarak “Göklerin Elçisi” anlamındadır
    • Reddedilen bir Yahudi tarikatıdır.
    • Yarı Hıristiyan, biraz da Babil ve İran inançlarının sentezidir.
    • Hıristiyanlık öncesi Hıristiyanlar olarak da tanınırlar.
    • Hz. İsa’yı sahte peygamber, Hz. Yahya’yı gerçek peygamber olarak tanırlar, bekâr yaşarlar ve perhiz yapıp, çile çekerler.

    2) İslam’dan sonraki Yahudi mezhepleri de üç tanedir:

    1. İshakiyye:
    Mezhep adını, kurucusu Ebu İsa İshak b. Ya’kub el-îsfehânî’den almış, Yahudilerin büyük çoğunluğunun katılımını sağlamıştır. Ebu İsa İshak b. Ya’kub beklenen Mesih’in kendisi olduğunu ve Tanrı’nın görevlendirdiğini ileri sürerek, Yahudilikteki gündelik üç ibadeti yediye çıkartmış, Kudüs’ten ayrı olunduğu sürece et yenilmesi ve şarap içilmesini yasaklamıştır.

    2. Yudganniyye:
    İshakiyye’nin kurucusu Ebu İsa’nın ölümünden sonra Yudgân yerine geçince, İshakiyye’nin bir kısım ilkelerini korumakla birlikte, cennet, cehennem konusundaki esasları yoruma tabi tutmuş, insanın mutlak özgürlüğünü savunmuş, bir İsrail peygamberi kimliğinde görünmek istemişti. Ayrıca zahitlik hayatını, emretmiş, et ve içkiyi yasaklamış, fiilin kula ait olduğunu savunmuştur.

    3. Karaim:
    XIII. yy. Irak’ta yaşamış olan Ananben David’in kurduğu bu mezhep Ananiye olarak anılmışsa da, Tanah’ı çok okumaları nedeniyle Karaim adı yaygınlık kazanmıştır. Talmud’u kabul etmezler, Tevrat’a göre hareket ederler.

    3) Günümüzde yaşamakta olan Yahudi mezhepleri şunlardır:

    Muhafazakâr Yahudiler: XIX. yüzyılın ortalarında, Alman Yahudileri arasında ortaya çıkan muhafazakâr Yahudiliğin temsilcileri Isaac Bermays (1791-1S49) ile Zacharia Franklen (l79l–1849)’dir. Sonraki dönemlerde Amerika’da da sempatizan bulmuş olan bu mezhep geleneklerine bağlı laikleşmeye karşıdır.

    Ortodoks Yahudiler:
    Kudüs’teki Mabed’in yıkılışından günümüze kadar gelen resmi Yahudi inanç ve geleneklerini temsil eden Ortodoks Yahudilik, halen mensubu en fazla olan mezheptir. Bugün İsrail’de de bu mezhep taraftarları hâkimdir. Hz. Musa’nın Kanunlarına sıkı bir şekilde bağlı olan Ortodoks Yahudiler Sebt (cumartesi) günü hiçbir iş yapmamakla da diğer mezheplerden ayrılırlar.

    Reformist Yahudiler:
    Daha çok Avrupa’daki Yahudilerce, tanınmış bir filozof olan Moses Mendelshon (1727–1786)’un başlattığı Reformist Yahudilik hareketi, Musevilikle çağdaş modern anlayışı birleştirmeyi gaye edinmiştir. Böylece bu mezhebe mensup Yahudiler, hem geleneklerine bağlı yaşayabilecek, hem de modern çağa ayak uydurabileceklerdir. Bu hareketin başlamasının bir başka sebebi de Almanya’daki Yahudilerin dini uygulamayı, genel kültür için bir engel olarak görmeleridir. Böylece onlardan bir kısmı Hıristiyanlaşmış, bir kısmı da geleneklerini değiştirmiştir.
    Din ile dünya işlerini birbirinden ayırma düşünce ve gayreti de ilk defa bu mezhep mensuplarından gelmiştir. Reformist Yahudiler dinde modernleşmeden yanadırlar. Bunu sağlamak için, ibadetin bazı şekillerini değiştirerek, kadın-erkek ayırımına son vermişler, cumartesi çalışma yasağını kaldırarak sinagog ayinlerini azaltmışlar, kaldırarak müziğe çok az önem vererek kadınları erkeklerle birlikte oturmaya zorlamışlardır. Bir adım daha atarak katı perhiz kaidelerini kaldırmışlardır. Şifahi Talmud geleneğini reddetmişlerdir.

    Yeniden Yapılanmacılar:
    Bu sayılan üç mezhep dışında Mordecai Keptan’ın kurduğu Reconstructionist (Yeniden Yapılanmacı) adında bir başka mezhep daha vardır. Bunlar daha önceleri muhafazakâr Yahudilik içinde yer almışlardır. Zamanla Keptan’ın fikirleri diğer Yahudi mezheplerini etkilemiştir.

    Hareketin kurucusuna göre Yahudiler de diğer milletler gibi bir millettir. “Seçilmişlik” özelliği yoktur. Tanrı Yahudileri değil, Yahudiler Tanrıyı seçmişlerdir. Bunlar yeniden dirilmeyi ve ahireti reddederler. Tevrat Tanrı vahyi değildir. İsrailoğulları’nın tarih boyunca meydana getirdikleri bir eserdir. Mesihlik diye bir kavram yoktur. Sinagoglarda kadın-erkek yan yana ibadet edebilir Yeniden Yapılanmacılara göre kadınlar da haham olabilir.

    4) Günümüzde Musevilik:
    Tüm dünyada sayıları 22.000.000 olmasına rağmen Yahudiler; birçok ülkede oluşturdukları güçlü lobileri ile dünya ülkelerinin yönetimlerinde ve dünya ekonomisinde büyük söz sahibidirler.1948′e kadar dünyada dağınık olarak yaşayan Yahudiler Filistin’de İsrail Devleti’nin kurulmasıyla kendilerine ait bir devlete aynı zamanda bir toplanma merkezine sahip olmuşlardır. 1933 – 1945 yıllarında Alman Nazileri tarafından soykırıma uğrayan Museviler, bugün Filistinlilere karşı soykırım uygulamaktadırlar.
    İsrail Devleti’nin Arap ülkeleriyle girdiği savaşlardan doğan sıkıntılar ve günümüzde Filistinlilerin bağımsızlık hareketleri Yahudilerin çözülemeyen sorunlarının başında gelmektedir.

    Musevilerin en yoğun yaşadığı ülke İsrail’dir( Ülke nüfusunun %S4′ü ). İsrail’i ikinci sırada A.B.D izlemektedir ( %3,4). Yahudiler bu iki ülkenin dışında Etiyopya, Almanya, Avustralya, Kanada, Brezilya, Meksika başta olmak üzere içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu dünyanın birçok ülkesine dağılmış vaziyette yaşamaktadırlar.

    Kutsal Kitaplar (Sacred Scriptures):
    Yahudilerin kutsal kitapları iki ana başlık altında incelenebilir:

    1. Tanah:
    İsrailoğullarının din tarihinde Hz. Musa’ya vahyedilen Tora (Tevrat) günümüzde Yahudilerin kutsal kitabının bir bölümünü teşkil eder. Hıristiyanların Eski Ahit (Old Testament- Eski Antlaşma) adını verdikleri fakat Yahudilerin bu adlandırmayı kabul etmedikleri Tanah üç bölümden oluşmaktadır.

    a) Tora (Tevrat):
    Müslümanların Tevrat dediği yada Yahudilerin Tora diye isimlendirdikleri bu kitap Eski Ahit’in ilk beş kitabını (Esfar-ı Hamse) içerir. Bunlar Tekvin, Çıkış, Levililer, Sayılar, Tesniye’dir. Bu beş kitabın YAHOVA tarafından Hz. Musa’ya Tur-i Sina’da vahyedildiğine inanılır. Tevrat «Kanun, şeriat, emir, ders, önder» anlamlarına gelir. Tevrat’ın asıl dili İbranicedir. Bir bakıma Yahudi Şeriatı diye de nitelendirilen Tevrat’ı meydana getiren kitapların sayısı Yahudilerce 24, Hıristiyanlarca 39’dur.

    b) Neviim:
    Peygamberlerden bahseden bölümdür. Yahudi peygamberleri İlk Peygamberler ve Sonraki Peygamberler şeklinde iki bölüme ayrılır.

    c) Ketuvim:
    Kitaplardan bahseden bölümdür.

     Mezmurlar
     Süleymanın Meselleri
     Eyub
     Neşideler Neşidesi
     Rut
     Yeremya’nın Mersiyesi
     Vaiz
     Ester
     Daniel
     Ezra
     Nehemya
     1.Tarihler
     2.Tarihler

    2. Talmud:
    Yahuda Ha Nassi şifahi olarak gelişen sözlü tefsir geleneğini ilk olarak yazıya geçirerek bu Tanah yorumlarını bir araya toplamıştır. Talmud iki bölümden oluşmaktadır.

    a) Mişna:
    M. S. II. Yüzyılda Yahuda Ha Nassi Talmud’un asıl metin kısmını yani Yahudi sözlü tefsir geleneğinin ilk yazıya geçirilen şeklini bir anlamda yorumların yorumunu teşkil eder. Mişna tekrar ederek öğrenme anl***** gelir. Dili İbranicedir, altı bölümden oluşur ve bu bölümlerin her birine SEDARİM ve bu her bölümde altmışüç alt bölüme ayrılmıştır. Mişna üzerinde çalışanlara TANNAİM denir.

    Bu altı bölüm şunlardır:
    Zeraim (Zirai hükümler)
    Moed (Belirli Günler ile ilgili hükümler)
    Nashim (Kadınlar ile ilgili hükümler)
    Nezikim (Ceza ve medeni kanunla ilgili hükümler)
    Kodashim (Kutsal şeyler ile ilgili hükümler)
    Toharot (Temizlik ile ilgili hükümler)

    b)Gemara:
    Dini hükümleri içeren HALAKKAH ve kıssalar ile menkıbelerden oluşan HAGGADAH denilen iki bölümden oluşur. Ayrıca Gemara tarihi süreç içerisinde Babil ve Kudüs’te iki farklı gelenekle gelişerek farklı akademiler tarafından Babil Gemarası ve Kudüs Gemarası şeklinde yazılarak kabul edilmiştir. Bu çalışmaları yapan kişilere de AMORAİM denir.

    Kabbala,
    İbranice «gelenek, görenek» anl***** gelir. Daha açık bir ifadeyle Kabala, Kutsal Kitap metinleri ile sözlü gelenekler üzerine yapılan her tür yorumların genel bir adıdır. Kabala 15. Yüzyıl Avrupası’nda son derece yaygınlaşmıştır. Kabala’nın genel doktrinini, kâinatın bir bütün olduğu belli bir nizama göre hareket ettiği, kâinatta görülen her şeyin Tanrı’nın bir parçası olduğu, insanın da kâinatın ve dolayısıyla Tanrı’nın bir parçası olması bakımından küçük kâinat sayılması gerektiği vb. şeklinde özetlenebilir.

    Yahudi Dini Simgeler, Semboller Bayramlar ve Takvim

    Simgeler ve Semboller:

    Mezuza Tefillin Tzitzit ve Tallit MenoraYarmulke Magen David Chai, Hamesh Hand

    Sefer Tora:
    Sefer Tora, kanunların yazılı olduğu metin, veya Moşe Rabenu’nun beş kitabının parşömen üzerine yazılmış ve rulo haline getirilmiş birtakım şartlara uygun bir şekilde kullanılan kutsal dinsel metinler toplamıdır. Sefer Tora bu iş için eğitilmiş Sofer adlı özel kişiler tarafından yazılır. Sefer Tora metinlerinin yazılacağı parşömenler kaşer bir hayvanın derisinden hazırlanır. Sefer Tora’yı yazmak için parşömen, hindi tüyü, mürekkep, cetvel ve sivri uçlu bir madeni kaleme ihtiyaç vardır. Sofer, Sefer Tora’yı yazmaya başlamadan önce mikve (tevila) yapmalıdır. Parşömen metinlerinin yazı işlemi bittikten sonra, parşömenler –Gidin– adı verilen bir iplikle birbirlerine dikilir. Her Yahudi bir Sefer Tora’ya sahip olmalıdır.
    Menora:
    Menora’nın birçok sembolik anlamı vardır. İlk anlamı “Daimi Işık”ı simgelemesidir. Tanrı yeri ve göğü yarattıktan sonra ilk olarak “Yei Or – Işık olsun” demiştir. Bu ışık bir bakıma evrenin ve ruhlarımızın aydınlığını simgelerken, ışığın bilimin aydınlığını ifade etmesi noktasından hareketle, Menora aynı zamanda bilimin devamlılığını ve sonsuzluğunu sembolize eder. Menora yedi kollu oluşu itibariyle, antik Dönem Bilimi’nin 7 ana temeli olan aritmetik, geometri, astroloji, simya, retorik, müzik ve etniği simgeler.Menora’nın 7 ışığı yaradılışın 7 gününü sembolize eder. Altı çalışma günü ve yedinci dinlenme gününü yani Şabat’ı.

    Mezuza:
    İbranice bir kelime olan mezuza “kapı pervazı” anl***** gelir. Mezuza kapı pervazına çakılan, tahta, plastik, metal cam ve benzeri maddeden yapılı kılıfa konmuş bir parşömendir. Soldan sağa doğru yuvarlanarak sarılan bu parşömen, Tora’nın Devarim(6,4–9 ve 11.13–21) bölümlerindeki Şema ve Veaya metinlerini içerir. Kullanılan parşömen kaşer bir hayvanın derisinden yapılır, parşömenleri el ile yazılır. Yazım kuralları Sefer Tora yazılım kurallarının aynıdır. Parşömenin dış yüzünde kutsal bir anlam taşıyan “Şaday” yani “Her Şeye Kadir” kelimesi yer alır. Mezuza takma berahası (Duası): “Baruh Ata Ad. Eloenu meleh aolam aşer kideşanu bemitsvotav vetsivanu Likvoa mezuza.” (Evrenin hükümdarı ve Tanrımız Ad. Sen mübareksin ki bizi talimatlarınla kutsadın ve bize mezuzayı tespit etmeyi emrettin.) Bu dua okunduktan sonra, mezuzanın kapının sağ pervazına, üst ucu evin ya da odanın içine bakacak şekilde, hafif eğik olarak kapının üstten üçte birlik mesafesinde (omuz hizasında) takılması gerekir. Yahudilerde adet; mezuzayı her giriş ve çıkışta elle ya da parmak uçlarıyla dokunup öpmektir. Günümüzde mezuzalar, içinde Şema ve Veaya Duaları yazılı olan parşömenlerin bulunduğu, çağdaş dekorasyon doğrultusunda her çeşit zevke göre, değişik modellerde yapılmış objelerdir. Evlerde, iş yerlerinde, İsrail’de kamuya açık binalarda resmi dairelerde ve sinagoglarda kullanılmaktadır. Buna bazı banliyö girişleri de eklenebilir. 1967’deki 6 Gün Savaşı’ndan sonra alınan eski Kudüs şehrinin bütün kapı girişlerine mezuzalar takılmıştır.

    Magen David: (Davud Yıldızı)
    İbranice’de “Magen” sözcüğü, savunma anlamındaki “Lehagen/Hagana” sözcüğüyle aynı köktendir ve “savunucu, koruyucu” anl***** gelir. Magen, ayrıca, koruyucu bir alet olan “kalkan”a verilen isimdir. Buna göre, Magen David, “Davud’un kalkanı, Davud’un koruyucusu” demektir. Ayrıca Hz. Davut’un oğlu, Hz. Süleyman da altı köşeli değil de beş köşeli yıldız mühürlü yüzüğünde taşımıştır. Magen David (Davud Yıldızı)Yahudiliğin simgesi olarak ilk kez Prag Yahudi Cemaati tarafından kullanılmış ve bu cemaatin özel ve resmi sembolü olarak kabul edilmiştir. Viyana’nın eski Yahudi mahallesiyle Hıristiyan Mahallesi arasındaki sınırı belirleyen, üzerine bir David yıldızı oyulmuş, 1656 tarihli ünlü Dikilitaş bugün hala ziyaret edilebilir. Günümüzde bu yıldız, sadece İsrail Devleti’nin bayrağındaki sembol olmakla kalmamış, Ortodoks veya liberal olsun, İsrail’de veya diaspora’da olsun, hür dünyada veya Yahudilerin azınlıkta yaşayıp kimliklerini açığa çıkarmadıkları ülkelerde olsun, tüm dünya çapındaki Yahudi toplumlarının bir sembolü olmuştur. 1933’te Prag’da Theodor Herzl’in halefi ve yakın arkadaşı Dr.David Wolfson, ilk kez Yahudi ulusunu simgeleyecek bir bayrağı “Tallit’teki gibi beyaz zemin üzerine iki paralel mavi çizgi arasına ortalanmış bir mavi Magen David” şeklinde yaptı 1948 yılında İsrail Devleti’nin bayrağı oldu.

    Tefilin:
    Deriden yapılmış ve yassı deri şeritlerle birbirine tutturulmuş siyah renkte iki kare kutucuktan oluşur. İçlerinde parşömen üzerine el yazması olarak, Tora’dan dört ayrı bölüm içeren dörder rulo bulunur. Tefilin iki parçadan meydana gelir ve bunlardan biri başa, diğeri ise kola bağlanır. Başa bağlanan tefiline Tefilin Şel Roş denir. Tefilin Şel Roş’un içinde Şema (Devarim 6:4-9),Veaya (Devarim 11:13-21),Kadeş (Şemot 13:1-10),Veaya (Şemot 13:11-16) bölümleri yer alır. İkinci kutu ise sol pazu üzerine bağlanır. (Tefilin şel Yad) ve bir tek bölmesi vardır. Bu bölmeye de dört parşömen birlikte sarılarak, tek rulo halinde yerleştirilmiştir. Tora, Tefilin’den dört ayrı kez söz ederse de Tefilin’in nasıl takılacağı konusunda ayrıntılı bilgi “Sözlü Yasalar”ın ” Musa’ya Sina’da verilen yasalar bölümünde yer alır. Tefilin hafta içi günlerde takılır ve belli takma kuralları vardır. Bayram günleri takılmaz. Bir kişinin dindar bir Yahudi olduğunun iki ispatından birsidir Tefilin takmak. Günümüzde var olan en eski tefilin Ölü Deniz mağaralarında 1968’de bulunmuştur. Ölü Deniz Yazmaları denilen yazmalar bu Tefilinlerin içinden çıkarılmıştır.

    Bar/Bat Mitsva:
    Bar Mitsva teriminin tam tercümesi, “emrin oğlu” bat mitsva da “emrin kızı” demektir. Yahudi kurallarına göre, her erkek çocuk, on üç yaşından gün alıp, erişkinliğe adım attığında Bar Mitsva yapar. Yahudi genç kızların Bat Mitsva yaşı ise on ikidir. Bu dönem, manevi değerleri öğrenmeye başladıkları ve daha iyi bir insan olabilmek için kendi sorumluluklarını üstlendikleri dönemdir. Bar Mitsva yapan oğlan ya da Bat Mitsva yapan kız, Tanrı’ya daha yakın olabilmek için çabalar. Bar Mitsva çağına gelmiş çocuğun yapması gereken en önemli şey sabah duasında Pazartesi veya Perşembe sabahları tefillin takmasıdır ve Tora okumasıdır. Sefaradlara göre ilk kez tefillin takmak Bar Mitsvanın bir parçası olduğundan, bir aile büyüğü tefillini bağlamada yardımcı olur. Bar ya da Bat Mitsvalar genellikle, Bar Mitsva çocuğunun ya da Bat Mitsva kızının ergenliğe girişini kutlamak amacıyla ailenin ve arkadaşların katıldığı özel yemeklerle kutlanırlar.

    Bet Amikdaş: (Süleyman Mabedi)
    Bet-Amikdaş, Şüleyman Peygamber’in, babası Davud Peygamber’in vasiyeti gereğince ve Tanrı iradesine göre Kudüs şehrinde inşa ettirdiği görkemli tapınağın adıdır. Bu taş aslında kocaman bir kaya kitlesidir. Hz. İbrahim’in, oğlu İshak’ı bu kaya kitlesi üzerinde kurban etmeye hazırlanmış, Hz.Yakup ünlü merdiven rüyasını bu yerde görmüş, Hz. Davut, Kutsal Tapınağı bu kaya etrafında inşa etmeyi tasarlamış ve oğlu Hz. Süleyman de burada Moria dağının tepesindeki bu kayanın bulunduğu yerde tapınağı inşa ettirmiştir. 2 Kasım 1947’de Birleşmiş Milletler tarafından alınan kutsal toprakların Yahudilerle Filistinliler arasında bölüştürülmesi kararından sonra Kudüs kenti ikiye ayrılmış ve Batı Duvarı’nın da içinde bulunduğu antik Kudüs kenti Arapların payına düşmüştür. 1948’de kurulan İsrail Devleti’nin 19. kuruluş yılında 1967’de çıkan 6 gün savaşı esnasında İsrail orduları Eski Şehri almışlar ve Kudüs’ün bütünlüğünü sağlamışlardır. Hz. Süleyman’ın, yaptırdığı Kutsal Bet-Amikdaş’ın (Süleyman Mabedi) uzunluğu 60 arşın, genişliği 20 ve yüksekliği 30 arşındır. Mabedin önündeki eyvanın (giriş holü) uzunluğu 20 arşın ve genişliği 10 arşındır. Mabedin pencereleri kafeslerle kapalıdır. Mabedin duvarlarına bitişik katlar vardır. Katların etrafında yan odalar bulunur. Alt kat 5 arşın genişliğinde, orta kat 6 arşın genişliğinde ve 3. kat 7 arşın genişliğinde olup, kirişler mabedin duvarını işgal etmesin diye mabedin duvarı etrafında dış taraftan destekler verilmiştir. Mabed taş ocağında yontularak hazırlanmış taşlardan yapılmış olup inşaat sırasında mabette çekiç, balta veya herhangi bir madeni kırıcı-kesici alet kullanılmamıştır.

    Ketuba:
    Ketuba, bir kadın ile bir erkeğin evlilik töreni yapıldıktan sonra, dini nikâhı gerçekleştiren hahamın, iki tanık huzurunda damada imzalatıp, gelin tarafına teslim ettiği bir anlaşma belgesidir. Bu belge tam anlamıyla kadın lehine hazırlanmış bir sosyal akittir.

    Brit Mila:
    Brit Mila ya da diğer bir adıyla sünnet, Yahudi çocukları doğduktan sekiz gün sonra yapılır. Brit Mila’ nın sözlük anlamı “sünnet sözleşmesi” dir. Yahudi dinin babası olan Hz. İbrahim, tarihte ilk Brit Mila olan kişidir ve kendi kendini sünnet etmiştir.

    Alaha:
    Bir Yahudinin yaşamı boyunca, birçok kurala uyması gerekir. Bu kurallar kaynağını, Tora’da yazılı olduğu üzere Tanrı’dan alır. Bunlar ahlaki, törensel ve medeni kanunlardır. Tüm soruları kapsayan Yahudi kanunun, kesin ve kabul edilmiş şekline Alaha denir. Alaha kelimesi, yürümek veya gitmek anl***** gelen “Aloh” kökünden türemiştir ve yol, örnek veya yöntem anlamındadır. Alaha bir teori değil, pratik bir yöntem, felsefi değil, kanunidir. Bu yüzden günümüzde dahi dini ve kanuni kararlara yön verir. Alaha’nın özünde inanç yer almasına karşı eylemi vurgular. Ve temelde yönergelerin (mitsvot) her durum ve ortamda uygulanmasıyla ilgilenir, davranışlara bir yükümlülük, ahlaki ve dini görevlere bir gereklilik getirir. Yahudi kanuni sistemi statüsünde olan Alaha yaşamın her evresini, her noktasını kapsar, gerek kişiler arası, gerek Tanrı ile kişi arasındaki ilişkileri düzenler. Yahudiliğin yasal yanı olan Alaha kişisel, sosyal, ulusal ve uluslararası boyutlardadır

    Bayramlar

    Yahudiliğin kutsal günleri
    şabat (cumartesi) günü.

    Haç bayramları, Paskalya (Pe-sah), Pentekoste (Şabut) ve Çardaklar (Şukot) günleridir.
    Bunların her biri bir tarihî hatırayı canlandırır.
    (Paskalya Mısır’dan çıkışı;
    Pentekoste, On Emir’in Sina dağından İlânını;
    Çardaklar, Mısır’dan çıkıştan sonra çölde kırk yıllık bekleyiş);

    Ciddiyetin ağır bastığı bayram günleri ise
    Roh Hahana (yılbaşı)
    Ve Büyük Kefaret günü Yom Kippur’Ğur.
    Yom Kippur yortusu bütünüyle duaya ve perhize adanmıştır.
    Şabat ve bayram günleri çalışmak yasaktır.

    Yahudi takviminde ayrıca iki küçük bayram da vardır;
    Nazar bayramı (Purim),
    İran Yahudilerinin kraliçe Esther sayesinde mucize kabilinden kurtulmalarını anlatır (M.Ö. IV. yy.);
    Açılış bayramı (Hanuka),
    Yuda Makkabi’nin M.Ö. 165-164′te Anti-okhos Epihanoes’in naibi Lysias’ı yengiliye uğratmasından sonra Kudüs tapınağının yeniden ibadete açılışım anlatır. Bu bayrama “Işıklar bayramı” da denir. Yahudi dininde Yahudi tarihinin trajik olaylarını belirtmek üzere konmuş perhiz günleri de vardır. Bu perhizlerin en Önemlileri Kudüs tapınağının birinci ve ikinci yıkılışı için konanlardır
    (Tişa be Ab.)

    Musevilik « Kadim Gelenek Üzerine Düşünmeler

Benzer Konular

  1. Misyonerlik Nedir? Amacı nedir? Tehdit midir?
    dogangunes Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 24-02-2010, 04:54 PM
  2. Fizik Tedavi Nedir? Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanlığı Nedir?
    EFLAMOR Tarafından Sağlık Sorularınız Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-11-2009, 02:04 AM
  3. Meşrep nedir?, Mezhep nedir?
    YukseLL Tarafından Genel Kültür Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 11-09-2009, 07:25 PM
  4. DiJRAN Nedir.?Anlamı Nedir.?
    dijran Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 11-08-2008, 06:05 PM

Anahtar kelimeler

Yandex.Metrica