1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 22

Muhammed as hadislerden hayat hikayesi

Din ve İnanç Kategorisi islam (Müslümanlık) Forumunda Muhammed as hadislerden hayat hikayesi Konusununun içerigi kısaca ->> Selam ! ​ 1- DOĞUMU: Hz Muhammed (sas) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Muhammed as hadislerden hayat hikayesi

    Selam !



    1- DOĞUMU:
    Hz Muhammed (sas) Milâddan sonra 571 senesi, Fil Yılı'nda, 12 Rebiülevvel (20 Nisan) pazartesi gecesi sabaha karşı, Mekke'nin doğusunda bulunan "Hâşimoğulları Mahallesi"nde, babasından kendisine mirâs kalan evde doğduArapların takvim başı olarak kullandıkları "Fil Vak'ası", Peygamberimiz (sas)'in doğumundan 52 gün kadar önce olmuştu

    Abdülmuttalib, torununun doğumu şerefine verdiği ziyâfette çocuğun adını soranlara:
    "Muhammed adını verdim Dilerim ki, gökte Hakk, yeryüzünde halk, O'nu hayırla yâdetsinler" cevâbını verdiAnnesi de "Ahmed" dedi (Muhammed, üstünlük ve meziyetleri anılarak çok çok övülüp senâ edilen; Ahmed de Cenab-ı Hakk'ı yüce sıfatları ile öven, hamdeden kimse demektir

    2- SOYU (NESEBİ)
    Peygamberimiz HzMuhammed (sas)'in babası, Abdülmuttalib'in oğlu Abdullah; annesi ise Vehb'in kızı Âmine'dirBabası Abdullah, Kureyş Kabîlesinin Hâşimoğulları kolundan, annesi Âmine ise Zühreoğulları kolundandır Her ikisinin soyu, bir kaç batın yukarıda, "Kilâb"da birleşmektedir Her ikisi de Mekke'lidir

    Peygamber (sas) Efendimiz, Hzİbrâhim'in büyük oğlu Hz İsmâil'in neslindendir Soyu Adnân'a kadar kesintisiz bellidir Adnân ile Hzİsmâil arasındaki batınların sayısında neseb bilginleri ihtilâf etmişlerdir(21)
    Peygamber (sas) Efendimizin soyu, çok temiz ve çok şerefli bir neseb zinciridir Bir hadisi şerifte Rasûl-i Ekrem Efendimiz:

    "Ben devirden devire, (nesilden nesile, âileden âileye) seçilerek intikal eden Âdemoğulları soylarının en temizinden naklolundum, sonunda içinde bulunduğum 'Hâşimoğulları' âilesinden neş'et ettim", buyurmuştur
    Diğer bir hadisi şerifte bu seçilme işi şöyle anlatılmıştır

    "Allah, Hz İbrâhim'in oğullarından Hz İsmâil'i, İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını, Kinâneoğullarından Kureyşi, Kureyşden Hâşimoğul-larını, Hâşimoğullarından da beni seçmiştir"

    Bir başka hadis-i şerifinde de Rasûl-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
    "Allah beni, dâima helâl babaların sulbünden, temiz anaların rahmine naklederek, sonunda babamla annemden ızhâr etti Âdem'den, anne-babama gelinceye kadarki nesebim içinde nikâhsız birleşen olmamıştır"

    Hz Muhammed (sas)'in doğumundan iki ay kadar önce babası Abdullah, Suriye seyâhatinden dönerken Yesrib (Medine)'de hastalanarak 25 yaşında vefât etmiş ve orada defnedilmişti Peygamberimiz (sas)'e, babasından mirâs olarak beş deve, bir sürü koyun, doğduğu ev ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adlı bir câriye kalmıştır

    3- HZ MUHAMMED (SAS) SÜT ANNE YANINDA
    Başlangıçta çocuğu (3 veya 7 gün) annesi Âmine emzirdi(26) Sütü yetmediği için, daha sonra amcası Ebû Leheb'in azatlı câriyesi Süveybe tarafından emzirildi

    Fakat Hz Muhammed (sas)'in devamlı süt annesi Hevâzin Kabîlesinin Sa'doğlulları kolundan Halîme oldu
    Mekke'nin havası ağır olduğu için, Mekkeliler yeni doğan çocuklarını çölden gelen süt annelere verirlerdi Çöl ikliminde çocuklar hem daha gürbüz yetişiyor, hem de bozulmamış (fasih) Arapça öğreniyorlardı Hz Muhammed (sas)'de bu âdete göre süt annesi Halîme'ye verildi Halîme, yetim bir çocuğu emzirmenin kârlı bir iş olmayacağı düşüncesiyle, başlangıçta tereddüt göstermişse de, daha sonra bu çocuğun evlerine uğur ve bereket getirdiğini görmüş ve O'nu öz çocuklarından daha çok sevmiştir Süt kardeşi Şeyma da bakımında annesine yardımcı olmuştur

    HzMuhammed (sas) süt annesi ve süt kardeşleri ile sonraki yıllarda dâima ilgilenmiştir Halîme kendisini ziyârete geldiği zaman onu "anacığım" diyerek karşılamış, altına elbisesini yayarak, saygı göstermiştir

    Hz Muhammed (sas) dört yaşına kadar, süt annesinin yanında çölde kaldı Dört yaşında Halîme çocuğu Mekke'ye götürerek annesine teslim etti

    4- MEDİNE ZİYÂRETİ
    Hz Muhammed (sas) dört yaşından altı yaşına kadar, öz annesi Âmine ile kaldı, O'nun şefkat ve ihtimâmı ile yetişip büyüdü Altı yaşında iken, babasının Medine'de bulunan kabrini ziyâret etmek üzere, annesi ve sadık hizmetçileri Ümmü Eymen'le beraber Medine'ye gittiler Medine'deki akrabaları Neccâroğullarında bir ay kadar misâfir kaldılar Dönüşte, Medine'nin 23 mil güneyinde Ebvâ Köyü'nde Âmine hastalandı Henüz doğmadan babasından yetim kalmış olan Hz Muhammed (sas) altı yaşında iken annesinden de öksüz kalıyordu

    Annesinin ölümünden sonra çocuğu Ümmü Eymen Mekke'ye götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti

    Altı yaşından sekiz yaşına kadar, çocuğa dedesi Abdülmuttalib baktı Abdülmuttalib seksen yaşını geçmiş bir ihtiyârdı Peygamber (sas) Efendimiz sekiz yaşında iken dedesi de öldü Ölürken, on oğlu içinden Hz Muhammed (sas) Efendimizin yetiştirilmesini, öz amcası Ebû Tâlib'e bıraktı

    Yıllar sonra, Hicret'in 6'ıncı yılı Hudeybiye Barışı dönüşünde Rasûlullah (sas) Efendimiz, annesinin kabrini ziyâret edip, teessürle gözyaşı döktü

    Annemin bana olan şefkatini hatırlayarak ağladım, buyurdu

    devam edecek........

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    ıı- hz muhammed (sas)'in gençlik dönemi

    Selam!

    1- EBÛ TÂLİB'İN HİMÂYESİ

    Peygamberimizin hayâtının sekiz yaşından yirmibeş yaşına kadar olan dönemine "gençlik devresi" denilir Bu devrede Rasûlullah (sas) amcası Ebû Tâlib'in yanında, onun himâyesi altında bulunmuştur
    Ebû Tâlib, zeki ve âlicenâb bir zâtdı Zengin olmamakla beraber, asâleti ve âlicenâplığı sebebiyle herkesten saygı görüyordu Yeğeni Hz Muhammed'i çok seviyor, hiç yanından ayırmıyordu

    2- SEYÂHATLERi

    a) Şam Seyâhati

    Mekke iklimi zirâate elverişli olmadığından, Mekkeliler ticâretle uğraşırlar, çocuklarını da ticârete alıştırırlardıTicâret için kervanlarla, yazın Şam'a, kışın Yemen'e seyâhet ederlerdi Ebû Tâlip de diğer Mekkeliler gibi kervan ticâreti yapıyordu Bir defasında Şam'a giderken, Hz Muhammed (sas)'e amcasından ayrılmak zor geldi; kendisini de yanında götürmesini istedi Ebû Tâlib çok sevdiği yeğenini kırmadı O'nu da kafileyle beraberinde götürdü Bu esnâda henüz oniki yaşındaydı

    Şam'ın 90 km kadar güneyinde Busrâ (Eski Şam) denilen kasabada "Bahîra" adında bir Hıristiyan râhibi vardıKasabaya uğrayan kervanlarla hiç ilgilenmediği halde, Hz Muhammed (sas)'in içinde bulunduğu kervanı karşılayarak bütün kafileye bir ziyâfet verdi Bahîra okuduğu kutsal kitaplardan edindiği bilgilerle, Hz Muhammed (sas)'in simâsından, O'nun istikbâlini sezmişti O'nunla konuştu Sorular sordu Aldığı cevâplar, kanâatini kuvvetlendirdi Şam yolculuğunun bu çocuk için tehlikeli olacağını düşündü Ebû Tâlib'e:
    -"Bu çocuk son Peygamber olacaktır Şam Yahûdîleri içinde O'nun alâmet ve vasıflarını bilen kâhinler vardırTanırlarsa, ihânet ve kötülüklerinden korkulur Bu çocuğu Şam'a götürmeyiniz"dedi Bu sözler üzerine Ebû Tâlib Şam'a gitmekten vazgeçti Alışverişini burada bitirip, geri döndü

    b) Yemen Seyâhati

    Hz Muhammed (sas) 17 yaşında iken de, diğer bir ticâret kafilesi ile amcalarından Zübeyr ve Abbâs'la birlikte Yemen'e gidip gelmiştir

    3- FİCÂR SAVAŞINA KATILMASI

    Müslümanlıktan önce (Câhiliyet Döneminde) Araplar arasında iç savaşlar eksik olmazdı Yalnızca "Eşhür-i hurum" denilen dört ayda savaşmak haram sayılırdı Bu dört ayda (Zilka'de, Zilhicce, Muharrem, Receb) savaş yapılacak olursa fâcirane sayıldığı için buna "Ficâr Savaşı" denirdi

    Kureyş kabîlesi ile Hevâzin kabîlesi arasında kan davası yüzünden bir savaş başlamış, dört yıl sürmüştü Savaş, kan dökülmesi haram olan aylarda da devâm ettiği için "Ficâr Savaşı" denildi
    Peygamberimiz (sas) yirmi yaşlarında iken bu savaşa amcaları ile birlikte katıldı Fakat kimseye ok atmamış, kimsenin kanını dökmemiştir Sâdece karşı taraftan atılan okları toplayıp, amcalarına vermiştir

    4- HILFU'L-FUDÛL CEMİYETİNDE ÜYELİĞİ

    Uzun süren Ficâr savaşı esnâsında Mekke'de âsâyiş bozulmuş, can ve mal güvenliği kalmamıştı Özellikle dışarıdan mal getiren yabancıların malları yağmalanıyordu

    Vâil oğlu Âs, Mekke'ye gelen Yemen'li bir tâcirin bütün malını gasbetmiş, haksız olarak elinden almıştı Yemen'li, Ebû Kubeys dağına çıkarak uğradığı haksızlığa karşı, bütün kabîleleri yardıma çağırdı Yemenlinin bu feryâdı üzerine Peygamberimiz (sas)'in amcası Zübeyr, Kureyşin bütün ileri gelenlerini çağırdı Hâşimoğulları, Zühreoğulları, Esedoğulları, Temimoğulları, Abdülluzzaoğulları, Zübeyrin dâvetine icâbet ederek, Beni Temîm'den Cüd'ân oğlu Abdullah'ın evinde toplandılar"Mekke'de zulmü önlemeğe yerli-yabancı hiç kimseye karşı haksızlık ettirmemeğe" karar verdiler Haksızlığa uğrayan kimselere yardım edeceklerine yemin ettiler Yemenlinin hakkını Âs'tan alıp geri verdiler Mekke'de âsâyişi yoluna koydular

    Vaktiyle, Cürhümîler zamanında Fadl b Hâris,, Fudayl b Vedâa ve Mufaddal b Fedâle isimlerinde üç kabîle başkanı, kabîleleri ile toplanarak,"Mekke'de zulme meydan vermeyeceğiz, zayıfların hakkını adâlet üzere alacağız"diye yemin etmişlerdi Onların bu yeminlerine "Hılfu'l-fudûl" (Fadılllar yemini) denilmişti Cüd'ân oğlu Abdullah'ın evinde aynı konuda yapılan yemine de bu sebeple "Hılfu'l-fudûl" denildi

    Peygamberimiz (sas) 20 yaşında iken bu toplantıda amcaları ile beraber üye olarak bulundu Bu cemiyetin çalışmalarından son derece memnun kaldığını Peygamberliğinden sonra: "İslâm'da da böyle bir cemiyete cağrılsam, yine icâbet ederim", sözleriyle ifâde etmiştir

    devam edecek............

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    1- TİCÂRET HAYÂTI

    Bütün Mekke'liler gibi Hz Muhammed (sas) de amcasıyle birlikte ticâret yapıyordu Gerek çocukluğunda, gerekse ticâret hayâtında, dürüstlüğü ile tanınmıştı Sözünde durmadığı, yalan söylediği, başkalarına zarar verecek bir davranışta bulunduğu, bir kimseyi incittiği asla görülmemiş; dürüstlüğü dillere destan olmuştu Bu yüzden Mekke'liler O'na "el-Emîn" (her konuda güvenilir kişi) diyorlardı O'nun bu yüksek ahlâkını öğrenen Kureyşin zengin kadınlarından Hatice, kendisine sermâye vererek ticâret ortaklığı teklif etti Böylece Peygamber (sas) ile Hatice arasında ticâret ortaklığı başladı

    2- HZ HATİCE İLE EVLENMESİ

    Kureyşin Esed oğulları kolundan Huveylid kızı Hatice zeki, dirâyetli, şeref ve asâlet sâhibi, 39-40 yaşlarında zengin ve güzel bir hanımdı Daha önce iki defa evlenmiş ve dul kalmıştı Kureyşin ileri gelenlerinden pek çok isteyenler olmuş, fakat hiç biri ile evlenmemişti Güvendiği kimselere sermâye vererek ticâret ortaklığı yapıyor, böylece servetini artırıyordu Yüksek ahlâk ve âli-cenâblığı sebebiyle, kendisine Müslümanlıktan önce "Tâhire" denildiği gibi, sonra da "Haticetü'l-Kübra" denilmiştir

    Hz Hatice bir ticâret kafilesiyle Peygamberimiz (sas)'i Şam'a gönderdi Kölesi Meysere'yi de hizmetine verdi Fakat Hz Peygamber (sas) Şam'a kadar gitmedi; malları Busra'da satarak geri döndü Çünkü Bahîra'nın ölümünden sonra yerine geçen Râhip Nestûra da, Hz Muhammed (sas)'in Şam'a gitmesini uygun bulmamıştı

    Üç ay kadar sonra, Hz Muhammed (sas) beklenilenin çok üzerinde kazanç elde ederek döndü Hz Hatice, bu büyük insanın emniyet, dürüstlük ve gayretine hayran oldu Daha sonra araya vasıtalar girdi; evlenmeleri kararlaştırıldı Bu esnâda HzMuhammed (sas) 25, Hz Hatice ise 40 yaşlarındaydı

    Nikâh, Hatice'nin amcazâdesi, Varaka oğlu Nevfel tarafından Hz Hatice'nin evinde kıyıldı Ebû Tâlib ile Varaka birer hitâbede bulunarak, her iki âilenin üstünlük ve meziyetlerini dile getirdiler Esâsen, Hz Peygamber (sas) ile HzHatice'nin nesebleri Kusayy'da birleşir Hz Hatice'ye 20 dişi deve mehir verildi Nikâhtan sonra develer kesilerek dâvetlilere ziyâfet çekildi

    Evlenmelerinden sonra, Hz Muhammed (sas), Hz Hatice'nin evine geçti Örnek ve mutlu bir âile yuvası kurdularHz Hatice, Hz Muhammed (sas)'e derin bir saygı ve sevgi ile bağlıydı Peygamberliğinden önce olduğu gibi, Peygamberlik devrinde de en büyük yardımcısı oldu Yüksek ve eşsiz ruhlu bir hanım olduğunu gösterdi

    Peygamberimiz (sas)'de ondan son derece memnundu O devirde çok evlilik âdet olduğu ve bir çok teklifler aldığı ve aralarında yaş farkı da bulunduğu halde, onun üzerine evlenmedi; ölümünden sonra da onu hep hayırla andı

    3- HZ PEYGAMBER (SAS)'İN ÇOCUKLARI

    Peygamberimiz (sas)'in Hz Hatice'den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere sırasıyla, Kaasım, Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah adlarında altı çocuğu oldu Arablarda ilk çocuğun adı ile künyelendirme âdet olduğundan HzPeygamber (sas)'e de "Ebü'l-Kaasım" denildi Kaasım ile Abdullah küçük yaşta öldüler Kızları büyüdüler Fakat Fâtıma'dan başka hepsi de babalarından önce vefât ettiler Yalnız Fâtıma, Peygamber (sas)'in vefâtından sonra altı ay daha yaşadı

    Rasûl-i Ekrem (sas), kızlarının en büyüğü Zeyneb'i Ebu'l-Âs ile evlendirdi Ebü'l Âs, Müslüman olmadığı için, Zeyneb'in hicretine izin vermemişti Bedir Savaşında esir düştü Zeyneb'i Medine'ye göndermek şartı ile serbest bırakıldı Daha sonra Müslüman olarak Medine'ye geldi Zeyneb'i tekrar aldı

    Rukiyye ile Ümmü Gülsüm'ü, amcası Ebû Leheb'in oğullarından Utbe ve Uteybe ile evlendirmişti İslâmiyetten sonra Ebû Leheb, Hz Peygamber (sas)'e olan düşmanlığı sebebiyle oğullarına eşlerini boşamaları için baskı yaptıOnlar boşadıktan sonra, Rasûlullah (sas) Rukiyye'yi Hz Osman'la evlendirdi Rukiyye'nin ölümünden sonra da Ümmü Gülsüm'ü nikâhladı Bu yüzden Hz Osman'a "iki nûr sâhibi" anlamına "Zi'n-nûreyn" denildi
    En küçük kızı Fâtıma'yı ise Hz Ali ile evlendirdi Hasan ve Hüseyin, Hz Fâtıma'nın çocuklarıdır Rasûl-i Ekrem (sas)'in nesli, Hz Fâtıma ile devâm etmiştir

    Peygamberimiz (sas)'in Mısırlı eşi Mâriye'den de İbrâhim adlı bir oğlu olmuş, fakat Hicretin 10'uncu yılında henüz iki yaşına girmeden ölmüştür

    4- KÂBE'NİN TÂMİRİNDE HAKEMLİĞİ (605 M)

    Hz İbrâhim ve Hz İsmâil tarafından yapılmış olan Kâbe, geçen uzun asırlar içinde yağmur ve sel suları ile harabolmuş, tâmir edilmesi gerekmişti

    Kureyşliler, Kâbe binasını yıkarak, yeniden yapmaya karar verdiler Yardımlar toplandı, gerekli malzeme temin edildi Hz İbrâhim'in yaptığı temele kadar yıkarak, duvarları yeniden örmeğe başladılar Ancak; "Hacer-i Esved"i yerine koyma sırası gelince anlaşamadılar Kureyş'in bütün kolları, bu şerefin kendilerine âit olmasını istiyorduAnlaşmazlık dört gün sürdü, kan dökülmek üzereydi ki, Kureyş'in en ihtiyarı Ebû Ümeyye veya Huzeyfe bMuğîre"Harem kapısından ilk girecek zâtın hakem yapılarak, onun vereceği karara uyulmasını" teklif etti Bu teklif kabul edildi Az sonra kapıdan Hz Muhammed (sas) girmişti Buna o kadar sevindiler ki, "el-Emîn, el-Emîn, O'nun hakemliğine râzıyız" diye bağrıştılarYanlarına gelince, durumu anlattılar

    Hz Muhammed (sas), üzerine Hacer-i Esved-i koyduğu yaygının uçlarını Kureyşin ulularına tutturdu; hep berâber, konulacağı yere kadar taşıdılar Hz Peygamber (sas)'de taşı alıp yerine yerleştirdi Anlaşmazlığın bu şekilde çözümlenmesi herkesi memnûn etti Böylece büyük bir felâket önlenmiş oldu

    Bu olay, Hz Muhammed (sas)'in zekâ ve dirâyeti yanında, O'nun Mekkeliler arasındaki sonsuz itibâr ve güvenini de göstermektedir Bu esnâda Rasûl-i Ekrem (sas) 35 yaşında idi

    Kâbe'nin tâmirinde Hz Peygamber (sas) de bizzât çalışmış, taş taşımış, hatta bu yüzden omuzları yara olmuştu

    devam edecek

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    Hz Muhammed (sas) 40 yaşında Peygamber oldu 23 yıllık Peygamberlik devresinin 13 yılı Mekke'de, 10 yılı Medine'de geçti Bu itibârla Peygamberlik devresinin:
    a) Nübüvvet'den Hicret'e kadar devâm eden 13 yıllık süresine "Mekke Devri" (610- 622);
    b) Hicretten vefâtına kadar olan 10 yıllık süresine de "Medine Devri" (622-632) denir
    HZ MUHAMMED (SAS)'İN
    PEYGAMBERLİK DEVRİ (610-632)

    Hz Muhammed (sas) 40 yaşında Peygamber oldu 23 yıllık Peygamberlik devresinin 13 yılı Mekke'de, 10 yılı Medine'de geçti Bu itibârla Peygamberlik devresinin:
    a) Nübüvvet'den Hicret'e kadar devâm eden 13 yıllık süresine "Mekke Devri" (610- 622);
    b) Hicretten vefâtına kadar olan 10 yıllık süresine de "Medine Devri" (622-632) denir

    BİRİNCİ BÖLÜM
    MEKKE DEVRİ


    I- HZMUHAMMED (SAS)'İN PEYGAMBER OLUŞU

    1- HİRA'DA İNZİVÂ
    Eskiden beri Mekke'deki hanîf ve zâhitler, recep ayında inzivâya çekilirlerdi Her biri, Mekke'nin 3 mil (bir saat) kuzeyinde Hira (Nûr) dağında bir köşeye çekilir, tefekküre dalardı O da Hira (Nûr) Dağında bir mağaraya çekilip, günlerce orada kalıyor, Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz kudret ve azametini düşünerek O'na ibâdet ediyordu Giderken azığını da berâberinde götürüyor, bitince evine dönüyor, sonra tekrar gidiyordu Böylece Cenâb-ı Hakk, O'nu büyük vazifesine hazırlıyordu Zaman zaman "Sen Allah elçisisin" diye kulağına sesler geliyor, fakat etrafta hiç bir şey göremiyordu
    Hz Muhammed (sas)'e ilâhi vahyin başlangıcı, sâdık rüyâlar şeklinde oldu Gördüğü her rüya, olduğu gibi çıkıyordu (51) Bu hâl, altı ay kadar devam etti

    2-İLK VAHY
    610 yılı Ramazan ayının Kadir Gecesinde, ridâsına bürünüp Hira'daki mağarada düşünmeye dalmış olduğu bir sırada, bir sesin kendisini ismi ile çağırmakta olduğunu duydu Başını kaldırıp etrafına baktı; kimseyi göremedi Bu sırada her tarafı ansızın bir nûr kaplamıştı; dayanamayıp bayıldı Kendisine geldiğinde karşısında vahiy meleği Cebrâil'i gördü Melek O'na:
    -"Oku" Dedi Hz Muhammed (sas):
    -"Ben okuma bilmem", diye cevap verdi Melek, Hz Muhammed (sas)'i kucaklayıp güçsüz bırakıncaya kadar sıkdı
    -"Oku" diye emrini tekrarladı Hz Muhammed (sas) yine:
    -"Ben okuma bilmem" cevâbını verdi Melek emrini tekrarlayıp üçüncü defa Hz Peygamber (sas)'i sıktıktan sonra "el-Alak" Sûresi'nin ilk beş âyetini okudu
    "Yaratan Rabb'ının adıyle oku O, insanı alak'tan (aşılanmış yumurtadan) yarattı Oku, kalemle (yazmayı) öğreten, insana bilmediğini belleten Rabb'ın sonsuz kerem sahibidir" (El-Alak Sûresi, 1-5)
    Meleğin arkasından Hz Peygamber (sas)'de bu âyetleri tekrarladı Heyecanla mağaradan çıkarak evine geldi Yolda ilerlerken gök yüzünden bir sesin:
    "Ya Muhammed Sen Allah'ın elçisisin, Ben de Cibril'im" dediğini duydu Başını kaldırdığı zaman, Cebrâil'i gördü(54) Korku içinde evine vardı Eşi Hz Hatice'ye:
    "Beni örtünüz, çabuk beni örtünüz" dedi Bir müddet dinlenip heyecânı geçtikten sonra gördüklerini Hz Hatice'ye anlattı, kendimden korkuyorum, dedi Hz Hatice, O'nu şu ölmez sözlerle teselli etti
    "Öyle deme Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk hiç bir vakit seni utandırmaz Çünkü sen , akrabanı gözetirsinİşini görmekten âciz kimselerin ağırlıklarını yüklenirsin, Fakire verir, kimsenin kazandıramayacağını kazandırırsınMisâfiri ağırlarsın Hak yolunda zuhûr eden olaylarda halka yardım edersin"

    3- VARAKA'NIN SÖZERİ
    Hatice daha sonra Hz Peygamber (sas)'i amcazâdesi Nevfel oğlu Varaka'ya götürdü Varaka hanîflerdendi Tevrât ve İncil'i okumuş, İbrânî dilini ve eski dinleri bilen bir ihtiyardı Varaka Peygamberimiz (sas)i dinledikten sonra:
    -"Müjde sana yâ Muhammed, Allah'a yemin ederim ki sen Hz İsâ'nın haber verdiği son Peygambersin Gördüğün melek, senden önce Cenâb-ı Hakk'ın Musâ'ya göndermiş olduğu Cibril'dir Keşki genç olsaydım da, kavmin seni yurdundan çıkaracağı günlerde sana yardımcı olabilseydim Hiç bir Peygamber yoktur ki, kavmi tarafından düşmanlığa uğramasın, eziyet görmesin" dedi Aradan çok geçmeden Varaka öldü

    devam edecek.....

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    1- İSLÂMDA İLK İBÂDET

    İslâmda Allah'a imândan sonra ilk farz kılınan ibâdet, namazdır İkinci vahiy ile el-Müddessir Sûresinin ilk âyetlerinin indirilmesinden sonra, Mekke'nin üst yanında bir vâdide, Cibril (as), Rasûlullah (sas)'e gösterip öğretmek için abdest almış, peşinden Cibril'den gördüğü şekilde Rasûlullah (sas) de abdest almıştır
    Sonra Cibril (as) Hz Peygamber (sas)'e namaz kıldırmış ve namaz kılmayı öğretmiştir
    Eve dönünce Rasûlullah (sas) abdest almayı ve namaz kılmayı eşi Hz Hatice'ye öğretmiş, o da abdest almış ve ikisi birlikte cemâatle namaz kılmışlardır

    2- İLK MÜSLÜMANLAR

    "İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır"
    (Vâkıa Sûresi, 10)
    Hz Peygamber (sas)'e ilk imân eden ve O'nunla birlikte ilk defa namaz kılan kişi, eşi Hz Hatice oldu Daha sonra evlâtlığı Hârise oğlu Zeyd ve amcasının oğlu Hz Ali Müslüman oldular

    a ) Hz Ali'nin İslâm'ı Kabûl Etmesi
    Ebû Tâlib, Hz Muhammed (sas)'i, 8 yaşından 25 yaşına kadar evinde barındırmış O'nu öz çocuklarından daha çok sevmişti Evliliğinden sonra Hz Muhammed (sas), eşi Hz Hatice'nin evine geçmiş ve maddî bakımdan refâha kavuşmuştu Ebû Tâlib'in âilesi ise pek kalabalıktı Peygamberimiz (sas) amcasının sıkıntısının biraz azalması için 5 yaşından itibâren Ali'yi yanına almıştı Bu yüzden Ali, Hz Peygamber (sas)'in yanında kalıyordu
    Hz Ali, Peygamberimiz (sas) ile Hz Hatice'yi namaz kılarken görünce, bunun ne olduğunu sordu Peygamber Efendimiz, O'na Müslümanlığı anlattı O da Müslümanlığı kabûl etti Bu esnâda Hz Ali henüz on yaşlarında bir çocuktu

    b) Hz Ebû Bekir'in Müslüman Olması
    Hz Muhammed (sas)'in yakın ve en samîmi dostu olan Ebû Kuhâfe oğlu Ebû Bekir, Kureyş kabîlesi'nin Teymoğulları kolundandır Baba ve anne tarafından soyu, Hz Peygamber (sas)'in soyu ile Mürre'de birleşir
    Hz Ebû Bekir'in Mekke'de Kureyş arasında büyük bir itibârı vardı Zengin ve dürüst bir tüccârdı Aralarındaki güven ve samîmiyet sebebiyle, Peygamberimiz (sas) âilesi dışındakilerden ilk olarak Hz Ebû Bekir'i İslâm'a dâvet etti Hz Ebû Bekir bu dâveti tereddütsüz kabûl etti Esâsen, câhiliyet devrinde bile putlara hiç tapmamış, ağzına bir yudum içki koymamıştı Hz Ebû Bekir'in Müslüman olmasıyla, Peygamberimiz (sas) büyük bir desteğe kavuştu Onun gayret ve delâletiyle, Mekke'nin önemli şahsiyetlerinden Affân oğlu Osmân, Avf oğlu Abdurrahman, Ebû Vakkas oğlu Sa'd, Avvâm oğlu Zübeyr, Ubeydullah oğlu Talha da Müslümanlığı kabûl ettiler Hz Hatice'den sonra Müslüman olan bu 8 zata "İlk Müslümanlar" (Sabıkûn-i İslâm) denilir

    İslâm'ın Mekke'de yayılmaya başlaması ile Mekke halkı iki kısma ayrıldı
    l) Müslümanlar,
    2) Müslümanlığı kabûl etmeyen müşrikler

    Müşriklerin, Müslümanlara karşı davranışları, sırasıyla beş safha geçirdi: Alay, hakaret, işkence, ilişkileri kesme (boykot), memleketten çıkarma ve öldürme (şiddet politikası)

    1- ALAY VE HAKARET DÖNEMİ
    Kureyşliler başlangıçta Hz Muhammed (sas)'in Peygamberliğini önemsememiş göründüler İmân etmemekle beraber, putlar aleyhine söz söylemedikçe, Hz Peygamber (sas)'in dâvetine ses çıkarmadılar Yalnızca, Rasûlullah (sas)'i gördüklerinde, "İşte gökten kendisine haber geldiğini iddia eden" diyerek eğlendiler Müslümanları alaya alıp küçümsediler Böylece "alay devri" başlamış oldu

    Kurân-ı Kerîm, onların bu tutumlarını bize bildirmektedir
    "Suçlular, şüphesiz mü'minlere gülerlerdi Yanlarından geçtiklerinde, birbirlerine göz kırpıp, kaş işâretiyle istihzâ ederlerdi Arkadaşlarına döndüklerinde, eğlenerek (neş'e içinde) dönerlerdi Mü'minleri gördüklerinde, "bunlar gerçekten sapık kimseler" derlerdi (el-Mutaffifîn Sûresi, 29-32)

    Putlarla ilgili, "Siz de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınız (putlar) da, hiç şüphesiz Cehennem odunusunuz" (el-Enbiya Sûresi, 98) anlamındaki âyet-i kerîme inince, müşrikler son derece kızdılar Artık Müslümanlara düşman olup, hakaret ettiler Böylece, "hakaret devri" başladı

    Kureyş'in puta tapıcılıkta yararı vardı Mekke puta tapıcıların merkezi durumundaydı Kâbe ve civârındaki putları ziyâret için gelenlerle Mekke hergün dolup taşıyor, bu yüzden Kureyş, hem para, hem itibâr kazanıyordu Mekke'de Müslümanlık yayılırsa bütün bu menfaatler elden gittiği gibi, diğer kabîleler Kureyş'e düşman olabilirlerdi Üstelik Müslümanlık herkesi eşit sayıyor, soy-sop, asâlet, zenginlik-fâkirlik farkı gözetmiyordu Bu yüzden Kureyş ileri gelenleri Müslümanlığı kendi çıkarları için tehlikeli gördüler Müslümanlığın yayılmasını önlemek ve ortadan kaldırmak için her çâreye başvurdular

    2- İŞKENCE DÖNEMİ

    a) Kureyş'in Ebû Tâlib'e Başvurması:
    Kureyş'in ileri gelenlerinden Utbe b Rabia, Şeybe b Rabia, Ebû Cehil, Ebû Süfyan, Velîd b Muğıra, Âs b Vâil ve Âs b Hişâm'dan oluşan bir hey'et Hâşimoğullarının reisi Ebû Tâlib'e gelerek:

    "Kardeşinin oğlu ilâhlarımıza hakaret ediyor, dinimizi yeriyor, bizi aptal, dedelerimizi sapık gösteriyor Ya O bu işten vazgeçsin, yahut sen himâyeden vazgeç de, biz hakkından gelelim" dediler Ebû Tâlib onları tatlılıkla savdı(67) HzPeygamber (sas)'in eskisi gibi görevine devam ettiğini görünce yeniden Ebû Tâlib'e geldiler
    "Artık sabır ve tahammülümüz kalmadı Ne olacaksa olsun, iki taraftan biri yok olsun, diğeri kurtulsun" diye tehdit ettiler Ebû Tâlib durumun nâzik olduğunu gördü Bütün Kureyş'e karşı koyamazdı Yeğeni Hz Muhammed (sas)'e durumu anlatarak:

    -"Bak oğlum, akraba arasında düşmanlık sokmak iyi olmaz Sen yine dinine göre hareket et, ama onların putlarını aşağılama, onlara sapık deme Kendini de , beni de koru, bana gücümün üstünde yük yükleme" dedi HzPeygamber (sas) üzüldü Artık amcası da kendisini koruyamıyacaktı Müslümanlar henüz sayıca az ve zayıftıMübârek gözleri yaşlarla dolarak:

    -"Ey amca, Allah'a yemin ederim ki, onlar sağ elime Güneş'i, sol elime de Ay'ı koysalar, ben yine görevimi bırakmam" diyerek ayrılmak üzere yerinden kalktıYeğeninin gücenmesine dayanamayan Ebû Tâlib:
    -"Ey kardeşimin oğlu, istediğini söyle, yemin ederim ki, seni hiç bir zaman, hiç bir şey karşısında himâyesiz bırakacak değilim" dediDaha sonra Ebû Tâlib, Hâşimoğullarını toplayarak durumu anlattı ve Kureyş'e karşı âile şerefi adına Hz Peygamber (sas)'in korunmasını istedi Ebû Leheb'den başka bütün âile fertleri, Müslüman olsun, olmasın, bu teklifi kabûl ettiler

    b) Kureyş'in HzPeygamber (sas)'e Başvurması
    Ebû Tâlib'e yaptıkları mürâcaatlardan bir sonuç alamayınca Kureyş uluları bizzât, Hz Peygember (sas)'e geldiler:

    -"Yâ Muhammed! Sen soy ve şeref yönünden hepimizden üstünsün Fakat Araplar arasında, şimdiye kadar hiç kimsenin yapmadığını yaptın; aramıza ayrılık soktun, bizi birbirimize düşürdün Eğer maksadın zengin olmaksa, seni kabîlemizin en zengini yapalım Reislik istersen, başkan seçelim Evlenmek düşünüyorsan, Kureyş'in en asil ve en güzel kadınları ile evlendirelim Eğer cinlerin kötülüğüne kapılmışsan, seni tedâvî ettirelim İstediğin her fedakârlığa katlanalım Bu davâ'dan vazgeç, düzenimizi bozma" dediler Rasûlullah (sas):
    -"Söylediklerinizden hiç biri bende yok Beni Rabb'ım size Peygamber gönderdi, bana kitâp indirdi Cenâb-ı Hakk'ın emirlerini size tebliğ ediyorum İmân ederseniz, dünya ve âhirette mutlu olursunuz İnkâr ederseniz, Cenâb-ı Hak aramızda hükmedinceye kadar sabredip bekleyeceğim Putlara tapmaktan vazgeçip, yalnızca Allah'a ibadet ediniz" diye cevâp verdi

    - "Bizim 360 tane putumuz Mekke'yi idâre edemezken bir tek Allah dünyayı nasıl idâre eder" diyerek gittiler

    "O kâfirler, içlerinden bir uyarıcının (Peygamberin) geldiğine şaştılar 'Bu yalancı bir sihirbâzdır' dediler O (Peygamber) bütün ilâhları tek bir Tanrı mı yapmış? Bu cidden şaşılacak birşey dediler"
    (Sa'd Sûresi, 4-5)

    c) İlk Müslümanların Gördükleri Eza ve Cefalar
    Müşrikler, Ebû Tâlib ve Hz Peygamberle yaptıkları görüşmelerden netice alamayınca Müslümanlara ezâ ve işkenceye başladılar

    Hz Ebû Bekir, Hz Osman gibi kuvvetli ve itibârlı bir âileye mensup olanlara pek ilişemiyorlardı Fakat kimsesiz, fakir Müslümanlara, özellikle köle ve câriyelere cihân târihinde eşine rastlanmayan vahşet derecesinde işkenceler yapıyorlardı Ebû Füheyke, Habbâb, Bilâl, Suhayb, Ammâr, Yâsir ve Sümeyye bunlardandı
    Safvân b Ümeyye'nin kölesi olan Ebû Füheyke, efendisi tarafından her gün ayağına ip bağlanarak, kızgın çakıl ve kumlar üzerinde sürükletilirdi

    Demirci olan Habbâb, kor hâlindeki kömürlerin üzerine yatırılmış; kömürler sönüp kararıncaya kadar, göğsüne bastırılarak kıvrandırılmıştı

    Ammâr'ın babası Yâsir, bacaklarından iki ayrı deveye bağlanıp, develer ters yönlere sürülerek parcalanmış, kocasının bu şekilde vahşice öldürülmesine dayanamayıp müşriklere karşı söz söyleyen Sümeyye, Ebû Cehil'in attığı bir ok darbesiyle öldürülmüştü

    Halef oğlu Ümeyye, kölesi Habeşli Bilâl'i hergün çırılçıplak kızgın kumlar üzerine yatırır, göğsüne kocaman bir taş koyarak güneşin altında saatlerce bırakır; Hz Peygamber (sas)'e küfretmesi, Müslümanlığı terk etmesi için ezâ ederdi Birgün, ellerini ayaklarını sımsıkı bağlayarak boynuna bir ip geçirmiş, sokak çocuklarının eline vererek çıplak vücûdunu kızgın kumlar üzerinde Mekke sokaklarında sürütmüştü Sırtı yüzülüp kanlar içinde kalan Bilâl, bu durumda yarı baygın halde bile "Ehad, Ehad" (Allah bir, Allah bir) diyordu

    Anne ve babası vahşice öldürülen Ammâr, gördüğü işkencelere dayanamamış, müşriklerin istedikleri sözleri söylemişti Ellerinden kurtulunca, ağlayarak Hz Peygamber (sas)'e durumu anlatmış, Rasûlullah (sas)'de: "Sana tekrar eziyet ederlerse; kurtulmak için yine öyle söyle" demişti"

    Hz Ebû Bekir, müşrik sâhiplerinin işkencelerinden kurtarmak için, yedi tane Müslüman köle ve câriyeyi büyük bedeller ödeyerek satın alıp âzâd etmişti Rasûlullah (sas)'in müezzini Bilâl bunlardandı

    Hâşimîlerden çekindikleri ve Ebû Tâlib'in himayesinde olduğu için önceleri Rasûlullah (sas)'in şahsına dokunamıyorlardı Zamanla "mecnûn, falcı, şâir sihirbaz" gibi sözler söylemeğe başladılar En sonunda fırsat buldukça O'na da hakaret, işkence ve her türlü kötülüğü yapmaktan çekinmediler Geçeceği yollara dikenler döküyorlar, üzerine pis şeyler atıyorlar, kapısına kan ve pislik sürüyorlar, evinin önüne pislik atıyolardı Bir defa Harem-i Şerifte namaz kılarken "Ukbe b Ebî Muayt" saldırıp boğmak istemiş, Hz Ebû Bekir kurtarmıştı

    Başka bir zaman, Kâbe'nin yanında namaz kılarken, Ukbe b Ebî Muayt Ebû Cehil'in teşvikiyle yeni kesilmiş bir devenin iç organlarını, secdeye vardığında üzerine atmış; kızı Fâtıma yetişip üzerindeki pislikleri temizledikten sonra, başını secdeden kaldırabilmişti Müşriklerin kötülükleri giderek dayanılmaz bir duruma gelmiş Müslümanlar Mekke'de barınamaz hâle gelmişlerdi

    devam edecek

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    3- HABEŞİSTAN'A HİCRET

    a) Habeşistan'a İlk Hicret Edenler (615 M)

    Müşriklerin ezâları dayanılmaz bir hal almıştı Müslümanlar serbestçe ibâdet edemiyorlardı Bu sebeple Rasûlullah (sas) Müslümanların Habeşistan'a hicret etmelerine izin verdi

    Müslümanlar Habeşistan'a iki defa hicret ettiler İlk defa 12'si erkek, 4'ü kadın 16 kişi Mekke Devri'nin (Peygamberliğin) 5'inci yılında (615 M) Recep ayında Mekke'den gizlice ayrılarak Kızıldeniz kıyısında birleştilerBaşlarında bir reisleri yoktu Buradan kiraladıkları bir gemi ile Habeşistan'a geçtiler İçlerinde, Hz Osman, eşi Rukiyye, Zübeyr b Avvâm, Abdurrahman b Avf ve Abdulllah b Mes'ûd gibi muhterem zâtlar da vardı

    b) İkinci Habeşistan Hicreti (616 M)

    İlk hicret edenler Habeşistan'da iken inen "en-Necm Sûresi"ni Hz Peygamber (sas) Hârem-i Şerifte müşriklere okudu Bitince, sûrenin sonunda "secde âyeti" bulunduğu için, Allah'a secde etti Bu sûrenin 19 ve 20'inci âyetlerinde müşriklerin putlarından "Lât, Uzza ve Menât'ın" isimleri de geçtiğinden müşrikler de Hz Peygamber (sas)'le birlikte putları için secde etmişlerdi Bu olay, "Mekkeliler toptan Müslüman oldu" diye bir şâyianın çıkmasına sebep olmuş, bu asılsız şâyia tâ Habeşistan'da duyulmuş, bu yüzden hicret eden Müslümanlar da, Habeşistan'da üç ay kaldıktan sonra dönmüşlerdi Müslümanlar, Habeşistan'dan döndüklerine pişman oldular Çünkü müşrikler zulüm ve işkencelerini daha da artırmışlardı Bu sebeple Müslümanlar, Mekke Devri'nin 7'inci yılında (616 M) 77'si erkek, 13'ü kadın olmak üzere 90 kişi 2'inci defa Habeşistan'a hicret ettiler Bu ikinci hicrette kafile başkanı HzAli'nin ağabeyi Câfer Tayyar'dı

    c) Kureyş Elçileri İle Câfer Arasında Geçen Münâzara

    Müslümanların Habeşistan'a hicreti, müşrikleri endişelendirdi Müslümanlığın etrâfa yayılmasından korktularHicret eden Müslümanların kendilerine teslim edilmesi için Habeşistan Necâşi'si Ashame'ye kıymetli hediyelerle Amr b Âs ile Abdullah b Ebî Rabia'yı elçi olarak gönderdiler Necâşi Müslümanlarla Kureyş elçilerini huzurunda karşılaştırdı Müslümanlara:
    -"Kureyşliler elçi göndermişler, sizi geri istiyorlar, ne dersiniz" diye sordu

    Müslümanların reisi Câfer ayağa kalkarak:
    -"Ey hükümdar, sorunuz onlara, biz onların kölesi miyiz?"
    Kureyş delegeleri adına Âs oğlu Amr (Amr bÂs) cevâp veriyordu:
    -Hayır, hepsi hürdür
    -Onlara borcumuz mu var?
    -Hayır, hiç birinde alacağımız yok
    -Kısas edilmemiz için, onlardan öldürdüğümüz kimse var mı?
    -Öyle bir isteğimiz yok
    -O halde bizden ne istiyorlar?

    Amr cevap verdi:
    -"Bunlar atalarımızın dininden çıktılar, ilâhlarımıza hakaret ettiler, gençlerin inançlarını bozdular, aramıza ayrılık soktular"

    Bu iddialara karşı Câfer:
    -"Ey hükümdar, biz câhil bir kavimdik Taştan, ağaçtan yaptığımız putlara tapıyorduk Kız çocuklarımızı diri diri taprağa gömüyor, ölmüş hayvanların leşlerini yiyorduk İçki, kumar, fuhuş ve hertürlü ahlâksızlığı yapıyorduk Hak hukuk tanımıyorduk Kuvvetliler zayıfları eziyor, zenginler fakirlerin sırtından geçiniyordu

    Cenâb-ı Hakk bizim hidâyetimizi diledi İçimizden soyu-sopu, asâleti, ahlâk, fazilet ve dürüstlüğü hakkında kimsenin kötü söz edemeyeceği bir Peygamber gönderdi O bizi puta tapma zilletinden kurtardı Tek, Allah'ı tanıttıYalnız O'na kulluğa çağırdı Bütün ahlâksızlıklardan uzaklaştırdı Doğru söylemeği, emâneti gözetmeyi, akrabalık haklarına riâyeti, komşularla hoş geçinmeyi öğretti Yalan söylemeği, yetim malı yemeği, haksızlık etmeği yasakladı

    Biz O'na inandık O'nun gösterdiği Hak Dini kabûl ettik Bu yüzden kavmimizin hakaret ve işkencelerine uğradıkFakat dinimizden dönmedik Dayanamaz hâle gelince onlardan kaçıp, sizin himâyenize sığındık" dedi Kur'ân-ı Kerim'den âyetler okuyarak herkesi heyacâna getirip ağlattı(84) Hz İsâ ve Meryem'le ilgili olarak:
    "Meryem çocuğu alıp kavmine getirdi Onlar: Meryem, utanılacak bir şey yaptın Ey Harûn'un kızkardeşi, baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi dediler Meryem çocuğu gösterdi: Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz dediler Çocuk: Ben şüphesiz Allah'ın kuluyum, bana kitap verdi ve beni Peygamber yaptı Nerede olursam olayım, beni mübârek kıldı Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı, zekât vermemi ve anneme iyi davranmamı emretti, beni bedbaht bir zorba kılmadı Doğduğum günde, öleceğim günde ve dirileceğim günde bana selâm olsun dedi"

    İşte
    hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsâ gerçek söze göre budur" (Meryem Sûresi, 27, 34)

    Bu âyetleri dinleyen Habeş hükümdarı:
    -"Allah'a yemin ederim ki, bu sözler Hz İsây'a gelen sözlerle aynı kaynaktan," dedi ve Kureyş elçilerinin teklifini reddetti

    Ertesi gün, Amr Necâşi'nin huzuruna çıkarak:
    -"Onlar Hz İsâ hakkında yakışıksız sözler söylüyorlar", diyerek hükümdarı tahrik etmek istedi Çünkü Habeş Necâşisi Ashame Hırıstiyandı
    Bu idiaya karşı Câfer:
    -"Biz, Hz İsâ hakkında Cenâb-ı Hak Kur'ân'da ne bildirmişse ancak onu söyleriz" dedi ve sonra şu anlamdaki âyeti okudu
    "Meryem oğlu İsâ Mesih, Allah'ın Peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesidir O, Allah tarafından bir rûhdur" (en-Nisâ Sûresi, 171)

    Bunun üzerine Necâşi yerden bir çöp alıp göstererek:
    "-Hz İsâ'nın dedikleri ile sizin söyledikleriniz arasında şu çöp kadar bile fark yok Sizi ve Peygamberinizi tebrik ederim Şehâdet ederim ki, O zât, hak Peygamberdir O'nu Hz İsâ müjdelemişti" dedi Sonra, Kureyş elçilerine:
    "-Peygamberlerini yalanlayan kavmin hediyesi bana lâzım değil," diyerek getirdikleri hediyeleri geri verdi
    Habeşistan'da Müslümanlar güven içinde kaldılar Bunlardan bir kısmı, Müslümanlar Medine'ye hicret edince Medine'ye gittiler (622 M) Bir kısmı Hudeybiye barışına kadar orada kaldılar (628 M) Câfer'in başkanlığında son 16 kişilik kafile ise Hayber'in fethi esnâsında Medine'ye döndü (628 M)

    devam edecek

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    4- HZ HAMZA VE HZ ÖMER'İN MÜSLÜMAN OLMALARI
    a) Hz Hamza'nın Müslüman Olması
    Hamza, Peygamberimizin amcalarındandır Süveybe'den O da emdiği için, Rasûlullah (sas) ile süt kardeştir Mekke Devri'nin 6'ıncı (616 M) yılında Müslüman olmuştur
    Peygamberimiz bir gün "Safâ" tepesinde otururken yanından Ebû Cehil geçtiRasûlullah (sas)'e çirkin sözlerle hakarette bulundu Peygamberimiz hiç bir karşılık vermedi

    Hamza o gün ava gitmişti Dönüşünde, bir câriye, olayı Hamza'ya anlattı Hamza henüz Müslüman olmamıştı Yeğenine hakaret edilmesine dayanamadı, silahını çıkarmadan, derhal Kureyşin toplantı yerine gitti "Kardeşimin oğluna hakaret eden sen misin?" diyerek yayı ile Ebû Cehil'in kafasına vurup yaraladı Ebû Cehil, "Hamza Müslüman oluverir" korkusu ile ses çıkarmadı Ebû Cehil'den, Peygamberimize yaptığı hakaretin öcünü alan Hamza, Rasûlullah (sas)'e giderek O'nu teselli etmek istedi Rasûlullah (sas)'in ancak imân etmesi ile memnûn olacağını söylemesi üzerine, şehâdet getirip Müslüman oldu

    Hz Hamza son derece cesûr, kuvvetli, gözünü budaktan sakınmaz bir kişiydiKendisinden üç gün sonra da Ömer Müslüman oldu Bu ikisinin Müslüman olmalarıyla, Müslümanlar büyük destek buldular

    b) Hz Ömer'in Müslüman Olması
    Hz Hamza'nın İslâm'ı kabûlü, Müslümanları sevindirmiş fakat müşrikleri telaşlandırmıştı Kureyş ileri gelenleri "Dârü'n-Nedve" de toplandılar "Bunlar gittikce çoğalıp kuvvetleniyorlar, çabuk çâresine bakmazsak, ileride önünü alamayacağımız tehlikeler doğar Buna kesin çâre bulmalayız" dediler Çeşitli teklifler ortaya atıldı Ebû Cehil:
    "-Muhammed (sas)'i öldürmekten başka çıkar yol yok Bu işi yapana şu kadar deve ve altın verelim," deyince Ömer ayağa kalktı:
    "-Bu işi ancak Hattâb oğlu yapar"? dedi Ömer alkışlar arasında yola çıktı Silahlarını kuşanıp giderken yolda Abdullah oğlu Nuaym'e rastladı Nuaym:
    "-Nereye böyle ya Ömer"? diye sordu Ömer:
    "-Araplar arasına ayrılık sokan Muhammed'in vücûdunu ortadan kaldırmağa" diye cevâp verdi
    "-Ya Ömer, sen çok zor bir işe kalkışmışsın Müslümanlar Muhammed (sas)'in etrafında pervane gibi dönüyor, seni O'na yaklaştırmazlar Yapabildiğini kabûl etsek, Hâşimoğulları seni yaşatmazlar" dedi Ömer bu sözlere kızdı
    "-Yoksa sen de mi onlardansın"? diye çıkıştı Nuaym:
    "-Sen benden önce kendi yakınlarına bak Enişten Saîd ile kız kardeşin Fâtıma Müslüman oldular," dedi

    Ömer buna hiç ihtimâl vermedi Fakat içine düşen şüpheyi gidermek için, yolunu değiştirip doğru eniştesi Saîd b Zeyd'in evine vardı Bu esnâda içeride Kur'ân-ı Kerîm okunuyordu Ömer, kapı önünde okunanları işitti Kapıyı kırarcasına vurdu
    İçerdekiler Ömer'i görünce telaşlandılar Ömer'in İslâm'a olan düşmanlığını biliyorlardı

    Hemen Kur'ân sahifesini sakladılar ve kapıyı açtılar Ömer:
    -"Nedir o okuduğunuz şey"? diye bağırdı Eniştesi:
    -"Bir şey yok", diye cevap verdi Ömer:
    -"İşittiklerim doğruymuş" diyerek, hiddetle eniştesinin üzerine atıldı Araya giren kız kardeşinin, bir tokatla yüzünü kan içinde bıraktı Canı yanan kızkardeşi Fâtıma:
    -"Ya Ömer, Allah'tan kork Ben ve eşim Müslüman olduk, bundan gurur duyuyoruz ve senden korkmuyoruz Öldürsen de dinimizden dönmeyiz" dedi ve şehâdet getirdiYüzü kan içindeki kız kardeşinin bu hâli ve sözleri Ömer'i sarstı, kalbinde bir yumuşama başladı, âdeta yaptıklarına pişmandı Olduğu yere oturdu:
    -"Hele şu okuduğunuz şeyi getirin, göreyim", dedi Kız kardeşi Kur'ân-ı Kerîm sahifesini O'na verdi Bu sahife "Tâ Hâ" veya "Hadîd" Sûresinin ilk âyetleriydi Ömer büyük bir ilgi ile sahifeyi okumaya başladı
    "Göklerde ve yerde ne varsa, hepsi Allah'ı tesbîh ederler Yegâne galip ve hikmet sahibi olan O'dur Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur, hem diriltir, hem öldürür O her şeye hakkıyla kâdirdir O her şeyden öncedir Kendisinden sonra hiç bir şeyin kalmayacağı Son'dur, varlığı aşikârdır, gerçek mâhiyeti insan için gizlidir, O her şeyi bilir" (el- Hadîd Sûresi, 1-3)

    Ömer bu âyetleri okuduktan sonra derin bir düşünceye daldı Allah Kelâmı'nın yüksek mânâ ve fesâhati onun kalbine işlemişti "Göklerde ve yerde olan şeyler hepsi Allah'ın, bizim putlarımızın bir şeyi yok," diye düşündü "Beni Rasûlullah (sas)'in yanına götürün" dedi O esnada Hz Peygamber (sas) Safâ semtinde Erkâm'ın evindeydi
    Ömer'in silahlı olarak geldiğini gören Müslümanlar telaşlandılar Yalnızca, Hz Hamza:
    -İyilik için gelirse ne âlâ, aksi halde geleceği varsa, göreceği de var, telâşa gerek yokdedi Sağından ve solundan iki kişi tutarak Rasûlullah (sas)'in huzuruna götürdülerÖmer, Hz Peygamber (sas)'in önünde diz çökerek şehâdet getirdi Orada bulunanlar sevinçlerinden hep birden tekbir getirdiler Safâ tepesinde yükselen "Allâhü Ekber" sadâsı ile Mekke ufuklarını çınlattılar

    Ömer:
    -"Kaç kişiyiz"? diye sordu
    -"Seninle 40 olduk," dediler Ömer:
    -"O halde ne duruyoruz"? Hemen çıkalım, Harem-i Şerîf'e gidelim, dedi Bütün Müslümanlar toplu halde Kâbe'ye gittiler
    Kureyş, Dâru'n-Nedve'de sonucu merak içinde beklemekteydi Müslümanların toplu halde Harem-i Şerîf'e ilerlediğini görünce:
    -"İşte Ömer, hepsini önüne katmış getiriyor " dediler
    Ömer Kureyşlileri görünce:
    -"Beni bilen bilsin, bilmeyen öğrensin, Ben Hattab oğlu Ömer'im İşte Müslüman oldum" dedi ve şehâdet getirdi Kureyşliler şaşkına döndüler Her biri bir tarafa savuştu

    Müslümanlar ilk defa Harem-i Şerîfte saf olup topluca namaz kıldılar
    Hamza ve Ömer'in Müslüman olmalarıyla, İslâm'ın yayılması hız kazandı Daha önce 6 yılda sayıları ancak 40 kişiye ulaşabilmişken bir yıl sonra Müslümanların sayısı 300'ü geçmiş, bunlardan 90 kişi Habeşistan'a hicret etmişti

    5- MÜŞRİKLERİN BOYKOT İLÂNI

    a) Müslümanların Muhâsaraya Alınması (616 M)
    Mekke müşrikleri, İslâm nûrunun sönmesi için , ellerinden gelen her şeyi yaptılarAlay, hakaret ve işkencenin her çeşidini denediler Bütün bunlar İslâm'ın yayılmasına, Müslümanların sayılarının günden güne artmasına engel olamıyordu

    Mekke Devri'nin 7'nci yılı (616 M) Muharrem ayında Kureyş ileri gelenlerinden 40 kişi Ebû Cehil'in başkanlığında toplandılar Hâşim oğullarıyla alış-veriş yapmamağa, kız alıp-vermemeğe, görüşüp buluşmamağa, ekonomik ve sosyal her türlü ilişkiyi kesmeğe karar verdiler Bu kararı bir ahidnâme şeklinde yazıp mühürlediler ve bir beze sararak Kâbe'nin içine astılar Böylece Müslümanları canlarından bezdirip Hz Peygamberin kendilerine teslim edileceğini umdular Karara aykırı hiç bir şey yapmayacaklarına dâir yemin ederek karar hükümlerini müsâmahasız uygulamağa başladılar

    Bu karardan sonra, şurada-burada dağınık halde olan bütün Müslümanlar Ebû Tâlib mahallesi'nde Hâşimî'lerle birleştiler Ebû Leheb, Hâşimî'lerden olduğu halde, müşriklerle beraber oldu ve mahalleden çıktı Ebû Tâlib, Müslüman olmadığı halde, Müslümanların başına geçti Hz Peygamber de üç yıldan beri ikamet etmekte olduğu Erkâm'ın evinden, Ebû Tâlib Mahallesine taşındı Müslümanlar burada üç yıl (616-619 M) abluka altında kaldılar

    b) Acıklı Günler
    Müslümanlar abluka altında kaldıkları bu üç yıl içinde çok sıkıntı çektiler Yeteri kadar erzâk temin edemedikleri için, açlıktan ağaç yapraklarını yediler Bazı küçük çocuklar, gıdasızlıktan öldü Ebû Cehil gece-gündüz Ebû Tâlib Mahallesi'ne girip çıkanları kontrol ediyor, mahalleye gizlice yiyecek maddesi sokulmasına imkân vermiyorduHamza ve Ömer gibi cesûr olanların dışında kimse çarşıya çıkıp alış-veriş yapamıyorduSa'd İbn Ebî Vakkas, bir defa bulduğu bir deri parçasını ıslatmış, ateşte kavurarak yemişti Kadınların ve çocukların açlıktan feryatları mahalle dışından duyuluyorduMüslümanlar yıllık yiyecek ve diğer ihtiyâçlarını ancak "eşhür-i hurum" denilen kan dökülmesi yasak dört ayda (Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep) temin etmeğe çalışıyorlardı Peygamber Efendimiz de dâvet ve tebliğ vazifesini, özellikle Mekke'ye dışarıdan gelenlere ancak bu aylarda yapabiliyordu Müslümanlar üç yıl süren bu boykot esnâsında dayanılmaz sıkıntılara katlandılar Fakat Kureyş bundan da hiç bir netice alamadı

    c) Boykot Anlaşması'nın Yırtılması
    Müslümanların bu acıklı durumu müşriklerden bazı insaflı kimseleri de rahatsız etmeğe başladı Hişâm b Amr, Züheyr b Ebî Ümeyye, Mut'im b Adıy, Ebu'l-Bahterî, Zem'a b Esved ve Adıy b Kays bu kararı bozmak üzere anlaştılar Kureyş'in toplu bulunduğu bir anda Harem-i Şerîf'e gittiler İçlerinden Züheyr:
    -"Ey Kureyş topluluğu, şu yaptığımız şey, insanlığa yakışmaz Biz her imkândan yararlanırken, bizim kabilemizin bir kolu olan Hâşimoğullarının aç bırıkılması insâfla bağdaşmaz Bu kararın bozulması gerekir Yemin ederim ki bu zâlim ahidnâme yırtılmadıkça buradan ayrılmıyacağım" diye söze başladı Ebû Cehil, Züheyr'i susturmak istediyse de, diğerleri de onu destekledikleri için muvaffak olamadı
    Esâsen Kâbe' ye astıkları bu ahidnâmenin ağaç kurtları tarafından yendiğini HzPeygamber (sas) haber vermişti Bir köşede oturmakta olan Ebû Tâlib de:
    -"Gidin, bakın Eğer yeğenimin sözü doğru çıkmazsa ben her istediğinize râzıyım Ama doğru ise sizin de bu zulme son vermeniz gerekir" demiş, bu haber bütün Mekke'de yayılmıştı Gerçekten, ahidnâmeyi yırtmak için ellerine aldıklarında, bütün yazıların kurtlar tarafından yenilmiş olduğunu gördüler Müslümanlar Mekke Devri'nin 10'uncu yılında böylece bu korkunç boykottan kurtulmuş oldular


    devam edecek

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    IV- HÜZÜN YILI (Nübüvvet'in 10Yılı)

    Selam!

    1- İKİ BÜYÜK ACI;
    EBÛ TÂLİB VE Hz HATİCE'NİN VEFATLARI


    Müslümanlar ablukadan kurtuldukları için sevindiler Çektikleri sıkıntıları unutmağa başladılar Fakat sevinçleri uzun sürmedi Boykotun kalkmasından 8 ay kadar sonra, iki büyük acı ile karşılaştılar Mekke Devri'nin 10'uncu yılı Şevvâl ayında önce Ebû Tâlib, üç gün sonra da Hz Hatice vefât etti

    Ebû Tâlib, Müslüman olmamıştı(95/2) Fakat Hz Peygamber (sas)'e son derece bağlıydı O'nu çok seviyor, bu yüzden her fedâkârlığa katlanarak, müşriklerden gelecek kötülüklere karşı O'nu koruyordu Ölürken bile, Hâşimoğullarına, "O'na bağlı kalmalarını, uğrunda her fedâkârlığı yapmalarını, sözünden çıkmamalarını" vasiyyet etmişti

    Hz Hatice O'nun gam ortağı, şefkatli bir hayat arkadaşıydı En sıkıntılı anlarında O'nu teselli ediyor, bütün varlığı ile O'na destek oluyordu

    En büyük desteği olan, sevdiği iki insanı peşpeşe kaybettiği için Rasûlullah (sas) çok üzüldü Bu sebeple Mekke Devri'nin 10'uncu yılına "Senetü'l-huzn" (Hüzün yılı ) denildi

    Müşrikler, Ebû Tâlib'in sağlığında, Hz Peygamber (sas)'in şahsına pek ilişemiyorlardı O'nun ölümünden sonra, Rasûlullah (sas)'in şahsına da her türlü kötülüğü yapmağa başladılar Bir defa, Kâbe'de namaz kılarken, Ebû Cehil'in teşvîki ile Ebû Muayt oğlu Ukbe, yeni kesilmiş bir devenin barsaklarını getirip, secdede iken üzerine koymuş, Rasûlullah (sas) başını secdeden kaldıramamıştı Kızı Fâtıma yetişerek, üzerini temizlemiş, Rasûlullah (sas) namazını bitirdikten sonra etrâfında gülüşen müşrikleri işâret ederek üç defa:

    -"Allah'ım Kureyşten şu zümreyi sana havâle ediyorum" dedikten sonra:
    "Ebû Cehil'i, Ebû Muayt oğlu Ukbe'yi, Haccâc oğlu Şu'be'yi, Rabîa'nın oğulları Utbe ve Şeybe'yi, Halef'in oğulları Übeyy ve Ümeyye'yi, sana havâle ediyorum" diye isimlerini birer birer saymıştı Rasûlullah (sas)'in isimlerini saydığı bu azılı müşriklerin hepsi de Bedir Savaşı'nda katledilip, leşleri Bedir'deki "Kalîb" denilen kuyuya atılmıştır

    2- TÂİF YOLCULUĞU (620 M)

    a) Hz Peygamber'in Tâif'te Karşılanışı

    Kureyş'in zulümleri artık katlanılamaz bir duruma gelmişti Bu yüzden Hz Peygamber (sas) Mekke Devri'nin 10'uncu yılı (620 M) Şevvâl ayında, yanına evlâtlığı Hârise oğlu Zeyd'i de alarak Tâif'e gitti Tâiflileri "Hak Din"e dâvet edecekti

    Tâif'te Sakiyf Kabîlesi vardı, onlar da putperestti Rasûlullah (sas) 10 gün kadar, onlara İslâm'ı anlatmağa çalıştı, ileri gelenleri ile görüştü Hiç biri Müslüman olmadığı gibi, "Senden başka Peygamberlik gelecek kimse kalmadı mı?" diye alay ettiler "Memleketimizden çık da nereye gidersen git" diye Allah sevgilisini kovup hakaret ettiler Tâif'ten ayrılırken de çoluk çocuğu ve ayak takımı düşük tabîatlı kişileri yolun iki tarafına sıralayıp taşlattılar Rasûlullah (sas)'in ayakları, atılan taşlarla yara-bere içinde kaldı, ayakkabıları kanla doldu Ayaklarındaki yaraların verdiği acıdan yürüyemez hâle gelip oturmak istedikçe, zorla kaldırıp yaralı ayaklarını taşlamağa devâm ediyorlar, bu yürekler parçalayan acıklı hâline gülüp eğleniyorlardı Vucûdunu atılan taşlara siper eden evlâtlığı Zeyd, bir kaç yerinden yaralandı Rasûlullah (sas) hayâtı boyunca karşılaştığı sıkıntılardan en büyüğünü o gün yaşamıştı Nihâyet Rabîa'nın oğulları Utbe ve Şeybe'nin yol üstündeki bağına sığınarak ayak takımının tâkiplerinden kurtulabildiBurada bir çardağın gölgesinde, ellerini kaldırıp şu hazîn duâyı yaptı:

    -"İlâhi, kuvvetimin za'fa uğradığını, çâresizliğimi, halkın gözünde hor ve hakîr görüldüğümü ancak sana arzederimEy merhametlilerin en merhametlisi, herkesin zayıf görüp de dalına bindiği bîçârelerin Rabbı sensin, İlâhî, huysuz ve yüzsüz bir düşmanın eline beni düşürmeyecek, hatta hayâtımın dizginlerini eline verdiğim akrabamdan bir dosta bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin

    Yâ Rabb, eğer bana karşı gazablı değilsen, çektiğim belâ ve sıkıntılara hiç aldırmam, fakat senin esirgeyiciliğin bunları da göstermeyecek kadar geniştir

    Yâ Rabb gazabına uğramaktan, rızandan mahrûm kalmaktan, senin karanlıkları aydınlatan, din ve dünya işlerini dengeleyen yüzünün nûruna sığınırım Râzı oluncaya kadar işte affını diliyorum Bütün kuvvet ve kudret ancak seninledir"

    Görüldüğü üzere yapılan bunca ezâ ve cefâya rağmen bedduâ etmemiş, hatta yolda Mekke'ye iki konak mesâfede "Karn" denilen yerde kendisine Cebrâil gelerek:

    -"Ey Allah'ın Rasûlü, Allah kavminin sana söylediklerini işitti, yaptıklarını gördü, sana şu Dağlar Meleği'ni gönderdiKavmin hakkında ne dilersen, bu meleğe emredebilirsin" dedi Dağlar emrine verilmiş olan melek de kendisini selâmladıktan sonra:
    -"Ya Muhammed, emrine hazırım (Ebû Kubeys ile Kayakan denilen) şu iki yalçın dağın Mekkeliler üzerine devrilip, birbirine kavuşarak müşrikleri tamâmen ezmelerini istersen emret" dedi Fakat Rasûlullah (sas):

    -"Hayır, onların ezilip yok olmalarını değil, Rabbımın bu müşriklerin sulbünden, O'na hiç bir şeyi ortak kılmayan ve yalnız Allah'a ibâdet eden bir nesil meydana getirmesini istiyorum" demiştir

    Rabîa'nın oğulları, Peygamber Efendimizin acıklı hâlini gördüler Hıristiyan köle Addâs ile O'na bir salkım üzüm gönderdiler Rasûlullah (sas) "Bismillah" diyerek üzümü yemeğe başlayınca, Addâs hayretle:

    -"Bu bölge halkı böyle söz söylemezler, onlar Allah adını anmazlar", dedi Hz Peygamber ona nereli olduğunu sorduAddâs:
    -"Ninovalıyım, Hıristiyanım", diye cevâp verdi Rasûlullah(sas):
    -"Demek kardeşim Yunus Peygamberin memleketindensin" dedi Addâs:
    -Sen Yûnus'u nerden biliyorsun? diye sordu Rasûlullah (sas):
    -Yûnus benim kardeşim, O'da benim gibi Peygamberdi, dedi Daha sonra Rasûl-i Ekrem Addâs'a İslâmiyeti anlattıAddâs da orada Müslüman oldu

    Hz Muhammed (sas) en zor ve en sıkıntılı anlarında bile Peygamberlik görevini ihmâl etmiyordu

    b) Mekke'ye Dönüş

    Rasûl-i Ekrem'in himâyesiz Mekke'ye girmesi imkânsızdı Esasen, hayâtı tehlikede olduğu için Mekke'den Tâif'e gitmişti Bu sebeple dönüşte, Hira (Nûr) Dağına çıkarak, Kureyşin hatırı sayılır büyüklerinden Adiyy oğlu Mut'im'e haber gönderdi O'nun himâyesinde gece vakti Mekke'ye girdi Kâbe'yi tavâf edip Hârem-i Şerif'de iki rek'at namaz kıldıktan sonra evine döndü Arap âdetlerine göre, bir kimse himâyesine aldığı kişiyi korumağa mecburdu Bu sebeple, Mut'im ve çocukları silahlanıp Kâbe'nin dört bir tarafını tuttular Peygamber Efendimizin Mekke'ye girip serbestçe tavâf etmesini ve evine gitmesini sağladılar(100) (620 M)
    Mut'im, Bedir savaşında müşrik olarak öldü Peygamber Efendimiz, Mut'im'in bu iyiliğini unutmamış, Bedir esirlerinin kurtarılması için Medine'ye gelen oğlu Cübeyr b Mut'im'e:
    - "Eğer senin o ihtiyar baban, sağ olsaydı da bu murdar herifleri benden isteseydi, hepsini ona bağışlardım" demişti

    devam edecek.........

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    V- KABÎLELERİ İSLÂMA DÂVET ve AKABE BÎATLARI

    1- KABÎLELERİ İSLÂMA DÂVET

    Hz Peygamber (sas) Tâif'e Şevvâl ayında gitmişti Dönüşünde "eşhür-i hurum" denilen kan dökülmesi yasak aylardan Zilkade girmiş hac mevsimi başlamıştı

    Rasûlullah (sas) Hac mevsiminde Mekke yakınlarında kurulan Ukaz, Mecenne, Zülmecâz gibi panayırlara gidiyor, oralarda toplanan diğer Arap kabîleleriyle görüşüyor, onlara Kur'ân-ı Kerîm okuyor, Hak Dini tebliğe çalışıyordu

    Kureyşin ileri gelenleri Müslümanlığın Mekke dışında, diğer kabîleler arasında yayılmasından endişeye düştüler Rasûlullah (sas)'in gayretlerini boşa çıkarmak, O'nun sözlerine diğer kabîlelerin değer vermelerini önlemek için çâre aradılar "Hz Muhammed (sas) için ne diyelim?" diye düşündüler İçlerinden en isâbetli karar verdiğini kabûl ettikleri Muğire oğlu Velîd'den bu konuda yardım istediler

    Velîd, edebiyatın her çeşidinden anlayan, pek çok şâir ve hatibin düşünce ve bilgisinden yararlandığı son derece zeki, zengin ve itibârlı bir yaşlıydı Rasûlullah (sas) ile görüşerek O'ndan Kur'ân-ı Kerîm dinledikten sonra kanaatini şöyle özetledi

    - "Ben şiirin her çeşidini bilirim Muhammed'den dinlediklerim şiir değil O halde O'na şâir denilemez Dinlediklerim, nesir de değil O sözlerdeki güzellik ve belâgat hiç bir sözde bulunmaz

    Muhammed (sas)'e sihirbaz veya falcı da diyemeyiz Çünkü sözlerinin sihir ve fal ile bir ilgisi yokMecnûn veya deli de denilemez Çünkü bu takdirde size kimse inanmaz Bu derece güzel sözleri, değil bir delinin, akıllı kimselerin bile söyleyebilmesi mümkün değildir Muhammed (sas)'e sihirbâz da diyemezsiniz Çünkü okuyup üflemiyor, düğüm bağlamıyor, sihirle ilgili hiç bir şey yapmıyor"

    - "O halde ne diyeceğiz?" diye sordular
    - "Ne diyeceğinizi bilemem Fakat sizin isnâd ettiğiniz, (şâir, falcı, mecnûn, sihirbâz gibi) sözlerin hiç biri O'na uymuyor O'nda böyle vasıflar yok Kimseyi bu sözlere inandıramazsınız" dedi
    Fakat, Velîd ertesi gün:
    - "O'na sihirbâz demek, başka sıfatlardan daha uygun Çünkü sözleri kardeşi kardeşten ayırıyorAkraba arasına ayrılık sokuyor Bu sebeple O'nun sözleri sihir ve büyüden başka bir şey değil O'na sihirbâz deyin" dedi

    Kur'ân-ı Kerîm Velîd'in bu tutumunu şöyle anlatır:
    -"Çünkü o, düşündü, ölçtü, biçti Canı çıkası ne biçim ölçtü biçti Sonra baktı (düşündü), sonra kaşlarını çattı, suratını astı Sonra da sırt çevirip büyüklük tasladı Bu sâdece öğretilen bir sihirdir, bu Kur'ân yalnızca bir insan sözüdür" dedi
    (el-Müddessir Sûresi, 18-25)

    Böylece O'na "sihirbâz, büyücü" demeğe karar verdiler Rasûlullah (sas) kiminle, hangi toplulukla görüşse, arkasından gidip:
    Sakın O'nu dinlemeyin, sözlerine kanmayın Büyücüdür, kardeşi kardeşten ayırır diye propaganda yapıyorlardı Fakat müşriklerin bütün çabaları İslâm nûru'nun yayılmasını önleyemeyecekti
    "Allah'ın nûrunu ağızlarıyle söndürmek isterler Oysa, kâfirler istemese de Allah nûrunu mutlaka tamamlayacaktır" (et-Tevbe Sûresi, 32)

    2- AKABE BİATLARI Zilhicce (621 ve 622 M)

    a) Akabe Görüşmeleri

    Peygamber (sas) Efendimiz Hac mevsimlerinde, Mekke yakınlarında kurulan panayırlara gelen, Kâbe'yi ve putlarını ziyâret eden kabîleler arasında dolaşıyor, onlara Kur'ân okuyor, onları İslâm'a dâvet ediyordu Bir gün Mekke'nin kuzeyinde, Mekke ile Mina arasında "Akabe" denilen bir tepede altı kişilik bir topluluğa rastladı Bunlar, Medine'den "Hazrec" kabîlesinden idilerRasûlullah (sas) onlarla konuştu Kur'an-ı Kerîm okudu, İslâm Dini'ni anlattı ve onları Müslümanlığa dâvet etti

    Medine'deki "Evs" ve Hazrec" adlı Arap kabîleleri ile "ehl-i kitâb" olan Yahûdiler arasında eskiden beri geçimsizlik vardı Ne zaman aralarında bir tartışma veya kavga çıksa, putperest olan Evs ve Hazreçlilere Yahûdîler:

    Yakında bir Peygamber gelecek, biz O'na uyar, kuvvetleniriz, öcümüzü sizden o zaman alırızderlerdi Medine'liler yakında bir Peygamber geleceğini yaşlı kimselerden de sık sık duyuyorlardıHz Peygamber (sas), onları yeni dine dâvet edince birbirlerine bakıştılar "Yahûdilerin bekleyip durdukları, yaşlıların haber verdikleri Peygamber işte budur, biz Yahûdîlerin önüne geçelim" diyerek, kelime-i şehâdet getirip, hemen Müslüman oldular

    Mekke Devri'nin 10'uncu yılının Zilhicce ayında (Nisan 620 M) gerçekleşen bu olaya "Birinci Akabe Görüşmesi", burada İslâm'ı kabûl eden altı kişiye de "İlk Medineli Müslümanlar" denir

    Hz Peygamber (sas) ile Medine'liler arasında, hac mevsimlerinde "Akabe" tepesinde yapılan görüşmeler, Mekke Devri'nin 10-11 ve 12'inci yıllarında olmak üzere üç defa oldu 11 ve 12'inci yıllardaki görüşmelerde "Bîat" da yapıldı Bu sebeple, Akabe görüşmelerinin sayısı üç; Akabe Bîatları'nın sayısı iki'dir

    b) Birinci Akabe Bîatı (Zilhicce 621 M)
    Akabe Tepesinde Hz Peygamber (sas)'le görüşüp Müslüman olan bu 6 kişi, hac mevsimi sonunda Medine'ye döndüler Gördüklerini, yakınlarına ve dostlarına anlatarak, Medine'de Müslümanlığı yaymağa başladılar

    Bir sene sonra, hac mevsiminde Hz Peygamber (sas) ile görüşmek üzere Medine'den Mekke'ye 10'u Hazrec, 2'si Evs kabîlesinden olmak üzere 12 Müslüman geldi Bunlardan 5'i, bir yıl önceki ilk Akabe görüşmesinde bulunanlardandı Başkanları yine, birinci görüşmede olduğu gibi "Zürâre oğlu Es'ad"tı Mekke Devri'nin 11'inci yılı Zilhicce ayında Rasûlullah (sas) ile buluştular Bu ikinci buluşmada Medine'li 12 Müslüman(107) "Allah'a şirk koşmayacaklarına, hırsızlık ve zinâ yapmayacaklarına, (kız) çocuklarını öldürmeyeceklerine, kimseye iftirâ etmeyeceklerine, Allah ve Peygamberine itâatten ayrılmayacaklarına" dâir Rasûlullah (sas)'e taahhütte bulundular; HzPeygamber (sas)'in elini tutarak bîat ettiler

    Medine'li Müslümanlar, bu görüşme ve bîattan sonra, Müslümanlığın yayılmasına gayret etmek üzere, memleketlerine döndüler Rasûlullah (sas)'in Medine'de Müslümanlığı ve Kur'ân-ı Kerîm'i öğretmek üzere öğretmen olarak görevlendirdiği "Umeyr oğlu Mus'ab"ı da berâberlerinde götürdüler

    Mus'ab, Akabe'de bîat edenlerin reisi Hazrec kabîlesinden Es'ad b Zürâre'nin evinde misâfir olmuştu Evs ve Hazrec kabîlesi'nden Müslümanlığı kabûl edenlerin evlerine birer birer giderek, onlara Kur'ân-ı Kerîm ve din bilgileri öğretiyor, güzel ahlâkı, nezâketi ve kibarlığı ile herkesi İslâm'a bağlıyordu

    Es'ad b Zürâre ve Mus'ab b Umeyr'in gayretleriyle Medine'de Müslümanların sayısı hızla artıyordu Yalnız Evs kabîlesi reislerinden Sa'd b Muâz ile Üseyd b Hudayr Müslümanlığı henüz kabûl etmemişlerdi Bir gün Esâd ile Mus'ab çevrelerine toplananlara Müslümanlığı anlatırken Üseyd yanlarına geldi, maksadı onlara mâni olmaktı

    - Siz ne yapmak istiyorsunuz? Halkı atalarının yolundan saptırıyorsunuz diye söylendi Mus'ab O'na çok nâzik davrandı Kurân-ı Kerîm okudu Kısaca Müslümanlığı anlattı Üseyd, Kur'ân-ı Kerîm 'in tesirinde kaldı, "Bu ne güzel şey" diyerek Müslüman oldu ve şöyle dedi:
    - Ben gidip Sa'd b Muâz'ı göndereyim Eğer o da Müslümanlığı kabûl ederse, bu memlekette Müslüman olmayan hiç kimse kalmaz
    Sa'd, Medine'de Müslümanlığın yayılmasından memnûn değildi Es'ad ve Mus'ab'ın yanlarına öfke ile gitti

    Ey Es'ad, seninle aramızda akrabalık bağları olmasaydı, kabilemiz arasına bu ayrılık tohumlarını sokmana katlanmazdım diyerek çıkıştı Mus'ab ona da son derece yumuşak ve kibar davrandıKısaca Müslümanlığı anlattı Kur'ân-ı Kerîm okudu Neticede Sa'd b Muâz da Müslüman olarak oradan ayrıldı Bu iki reisin tesiriyle Evs ve Hazrec kabîleleri içinde hemen hemen Müslüman olmayan kimse kalmadı

    Mus'ab, Medine'deki bu memnûniyet verici gelişmeleri Hz Peygamber (sas)'e bildirdiRasûlullah (sas) ve Müslümanlar bu duruma çok sevindiler Bundan dolayı bu seneye "Senetü'l İbtihâc" (Sevinç yılı) denildi

    c) İkinci Akabe Bîatı (Zilhicce 622 m)

    Mekke Devri'nin 12'inci yılı hac mevsiminde, Medine'den Mekke'ye gelen ziyâretçiler arasında (73'ü erkek, 2'si kadın) 75 Müslüman vardı Bunlar hac'dan sonra (eyyâm-ı teşrik'in 2'nci gecesi), gece yarısı Hz Peygamber (sas) ile gene Akabe tepesi'nde gizlice buluştular Dikkati çekmemek için, her biri, değişik zamanlarda ve ayrı yollardan gelerek burada toplandılar İçlerinde, HzPeygamber (sas)'in Medine'li akrabası Neccâr oğullarından Zeyd oğlu Hâlid (Ebû Eyyûb el-Ensârî) de vardı

    Rasûlullah (sas) toplantıya amcası Abbâs'la birlikte geldi Abbâs henüz Müslüman olmamıştıFakat yeğenine son derece bağlıydı Ebû Tâlib'in ölümünden sonra, Arab âdetine göre O'nu himâyesine almıştı Bu sebeple önce toplantıda Abbâs konuştu:

    - Ey Hazrec ve Evs Cemaati,
    Siz de bilirsiniz ki, Hz Muhammed (sas)'in aramızda üstün bir yeri vardır Biz, O'nu şimdiye kadar, düşmanlarına karşı koruduk, yine de koruyacağız Siz şimdi O'nu, Medine'ye dâvet ediyor, orada kalmasını istiyorsunuz Kendisi de böyle arzu ediyor
    Ancak siz O'nu düşmanlarına karşı koruyabilecekseniz, götürünüz O'nu ele verecekseniz, bundan şimdiden vazgeçiniz" dedi Medineliler Abbâs'ı dinledikten sonra:

    - Yâ Rasûlallah, siz de konuşunuz Bizden, Allah için, kendiniz için istediğiniz andı alınız Hazırızdediler
    Hz Peygamber (sas) bir mikdâr Kur'ân-ı Kerim okuduktan sonra:
    - Sevinçli hâlinizde de, kederli hâlinizde de din işinde kusur etmeyeceğinize, hakkın yerine getirilmesi için hiç bir şeyden çekinmeyeceğinize, yurdunuza hicret ettiğimde beni âileleriniz ve çocuklarınız gibi koruyacağınıza sizden söz (and) istiyorum" dedi Medineli Zürâreoğlu Es'ad:
    Yâ Rasûlallah, biz buraya sana bîat etmeğe geldik Sen nasıl emredersen öyle yaparızÇocuklarımızı, âilelerimizi nasıl korursak, seni daha fazla koruruz Sözümüzde dururuz İnâyet Allah'tandır dedi Medineliler:

    - Yâ Rasûlallah, Senin uğrunda, gösterdiğin yolda ölürsek bize ne var? diye sordular
    Hz Peygamber (sas):
    - Ahirette mükâfat olarak Cennet, dedi
    - Öyleyse ver elini, dediler Hepsi de Hz Peygamber (sas)'in elini tutarak, "İslâm yolunda gerekirse öleceklerine" and verip bîat ettiler

    Hz Peygamber (sas)'in ve Müslümanların Medine'ye hicreti de bu görüşmede kararlaştırıldıToplantı bittikten sonra, müslümanlar, geldikleri gibi, gene gizlice ayrı ayrı yollardan dağıldılar

    Kureyşliler 2'nci Akabe Bîatını, ancak kabîleler Mekke'den ayrıldıktan sonra duyabildiler

    devam edecek..............

  10. #10
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    3- İSRÂ VE MÎRÂC MÛCİZESİ (Receb 621 M)

    a) Hz Peygamber (sas)'in Mîrâcı

    İkinci Akabe görüşmesinden sonra, Mekke Devri'nin 11'inci yılı Recep ayının 27'inci gecesi (Hicretten 19 ay önce) Peygamber Efendimizin "İsrâ ve Mîrâc" mûcizesi gerçekleşti

    İsrâ, gece yolculuğu ve gece yürüyüşü; Mîrâc ise, yükseğe çıkmak ve yükselme âleti demektir Bu büyük mûcize, gecenin bir bölümünde cereyân ettiği ve Rasûlullah (sas) bu gece semâlara ve yüce makamlara yükseldiği için bu mûcizeye "İsrâ ve Mîrâc" denilmiştir

    Kur'ân-ı Kerîm'de el-İsrâ Sûresi'nin 1'inci âyetinde:
    "Kulu Muhammed (sas)'i, bir gece Mescid-i Harâm'dan, kendisine bir kısım âyetlerimizi göstermek için, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah'ın şânı ne yücedir Doğrusu O işitir ve görür" buyrulmuştur

    Rasûl-i Ekrem (sas)'in Mekke'deki Mescid-i Harâm'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'ya olan mîrâcı, yukarıda anlamı yazılan âyet-i kerime ile sâbittir Mescid-i Aksâ'dan semâlara ve yüce makamlara yükseldiğini ise, Peygamber Efendimizden nakledilen sahîh hadîs-i şerîflerden öğrenmekteyiz Hadîs-i şerîflerde anlatılanların özeti şöyledir

    Rasûlullah (sas) bir gece Kâbe'nin "Hatîm" denilen kısmında iken, Cebrail'in getirdiği "Burak" denilen bineğe binerek Kudüsteki Mescid-i Aksâ'ya gelip burada namaz kılmıştır Buradan da "Mîrâc" denilen âlete binerek, semâlara yükselmiştir 1'inci semâda Hz Âdem, 2'inci semâda Hz Yahyâ ve Hz İsâ, 3'üncü semâda Hz Yûsuf, 4'üncü semâda Hz İdrîs, 5'inci semâda Hz Harûn, 6'ıncı semâda Hz Mûsâ ve 7'inci semâda Hz İbrâhim ile görüştü Bunlardan her biri Rasûlullah (sas) 'i selâmlayıp tebrik ettiler, "hoşgeldin sâlih kardeş," dediler

    Daha sonra "Sidretü'l-müntehâ"ya yükseldi Orada kazâ ve kaderi yazan kalemlerin çıkardıkları sesler duyuluyordu Sidretü'l-müntehâ'dan ötesi, sözle anlatılması mümkün olmayan bir âlemdi Buraya kadar beraber oldukları Cebrâil de buradan öteye geçememiş, "benim için burası sınırdır, parmak uçu kadar daha ilerlersem, yanarım" demiştir

    Mîrâcta Cenab-ı Hakk, sevgili Peygamberine nice âlemler gösterdi Kuluna vahyedeceğini vâsıtasız vahyetti Bu makamda Hz Peygamber (sas)'e üç şey verildi

    1) Beş vakit namaz farz kılındı
    2) Bakara Sûresi'nin son iki âyeti (Amene'r-rasûlü) vahyedildi
    3) Ümmetinden şirk koşmayanların Cennet'e girecekleri müjdesi verildi
    b) Mîrâc Mûcizesine Karşı Müşriklerin Tutumu

    Peygaber Efendimiz, mîrâcı ve mîrâcda gördüklerini ertesi sabah anlattı Mü'minler Rasûlullah (sas)'i tasdik ve tebrik ettiler Müşrikler ise inkâr ettiler Bir gecede Kudüs'e gidip gelmek imkânsız bir şey, dediler İçlerinde Kudüs'e gitmiş ve Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar vardı

    - Mescid-i Aksânın kaç kapısı var? Şurası nasıl, burasında ne var? diye Rasûlullah (sas)'i soru yağmuruna tuttular

    Hz Peygamber bu konuyu daha sonra şöyle anlatmıştır:
    "Kureyş bana seyâhat ettiğim yerler, özellikle Mescid-i Aksâ ile ilgili öyle şeyler sordular ki, İsrâ gecesi bunlara hiç dikkat etmemiştim Fakat Cenâb-ı Hakk, benimle Beyt-i Makdis arasındaki mesâfeyi kaldırdı Ne sordularsa, oraya bakarak cevâp verdim"

    Bu durumda ne yapacaklarını şaşıran müşrikler Hz Ebû Bekir'e koştular Muhammed dün gece Kudüs'e gidip geldiğini, göklere çıktığını söylüyor Buna da mı inanacaksın, dediler Ebû Bekir, hiç tereddüt göstermeden:

    "Bunu O söylemişse inandım gitti Ben O'nu bundan daha önemli olan konularda tasdik ediyorum Akşam- sabah göklerden vahiy geldiğini söylüyor, buna inanıyorum" dedi Bu yüzden Hz Ebû Bekir'e "Sıddîk" denildi

    Ehli- sünnet bilginlerinin çoğunluğuna göre, İsrâ ve Mîrâc aynı gecede; Rasûlullah (sas) 'in rûh ve vücuduyla birlikte uyanık hâlde iken olmuştur İsrâ ile Mîrâcın ayrı gecelerde olduğunu, rüyâ hâlinde ve rûhâni olarak vuku bulduğunu kabûl eden bilginler de vardır; fakat bunların sayısı azdır

    c) Mîrâc'ta Teşri Kılınan Hükümler

    Kur'ân-ı Kerîm'de, Mirâc'ın en yüksek hâli anlatılırken:
    "(Rabbına) iki yay kadar veya daha da yakın oldu Allah Kulu'na vahyettiğini o anda vahyetti" (en Necm Sûresi, 9-10) buyrulmaktadır
    Bu âyetlerden Rasûlullah (sas)'e, Mîrâc'ta pek çok esrâr ve maârifin bildirildiği anlaşılmaktadır

    Baştan sona Mîrâc ve Mîrâc'ta teşri kılınan hükümlerin anlatıldığı el-İsrâ Sûresi'nin 80'inci âyetinde Hz Peygamber (sas)'e: "Rabbim, beni şerefli bir girişle (Medine'ye) koy, sâlim bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar" diye dua etmesi emredilerek yakında hicretine izin verileceğini; 81 'inci âyetinde ise:

    "De ki: Hakk geldi, bâtıl yok olup gitti, esâsen bâtıl yok olmağa mahkûmdur" buyurularak çok yakında İslâm'ın küfre galebe çalacağına, neticede Mekke'nin Rasûlullah (sas) tarafından fethedilip Kâbe'nin putlardan temizleneceğine işâret olunmuştur Yine aynı sûrenin 23-29'uncu âyetlerinde dinin temelini teşkil eden hükümler yer almıştır Bu âyetlerin anlamları şöyledir:

    "Rabb'ın şunları kesinlikle hükmetti: Kendisinden başkasına kulluk etmeyin Ana-babaya iyilik edin Onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlayacak olursa, onlara "öf" bile deme, onları azarlama, her ikisine de hep tatlı söyle Onlara şefkatle tevâzu kanadını ger ve 'Rabbım, onlar, küçükken beni nasıl ihtimâmla yetiştirmişlerse, sen de kendilerini öylece esirge' diye onlar için duâ et

    Rabbınız, içinizdekini en iyi bilendir İyi kimseler olursanız, kendisine yönelip tevbe edenleri bağışlar

    Hısıma, yoksula, yolda kalmışa, herbirine hakkını ver Elindeki malını saçıp savurma, saçıp savuranlar, şüphesiz şeytânla kardeş olmuşlardır Şeytân ise Rabb'ına karşı son derece nankördür

    Rabbından umduğun rahmeti elde etmek için hak sahiplerinden yüz çevirmek zorunda kalırsan, bâri onlara yumuşak söz söyle (sert davranma)

    Elini boynuna bağlayıp cimrilik etme, onu büsbütün açıp hepsini de saçma Yoksa pişmân olur, açıkta kalırsın,

    Şüphesiz Rabb'n, dilediği kimsenin rızkını genişletir, dilediğininkini daraltır, ölçü ile verir O, kullarını gören ve her şeyden haberdâr olandır

    Çocuklarınızı yoksulluk korkusu ile öldürmeyin Onları da sizi de Biz rızıklandırırızŞüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur

    Sakın zinâya yaklaşmayın Doğrusu bu çirkindir ve çok kötü bir yoldur

    Allah'ın harâm kıldığı cana, haklı bir sebep olmadıkça kıymayın Haksız yere öldürülen kimsenin velisine bir yetki vermişizdir Artık o da öldürmekte aşırı gitmesin Çünkü o, ne de olsa yardım görmüştür

    Erginlik çağına ulaşıncaya kadar, yetîmin malına, en güzel şeklin dışında yaklaşmayınBir de verdiğiniz sözü yerine getirin Çünkü verilen sözde sorumluluk vardır
    Ölçtüğünüz zaman ölçeği tam yapın, doğru terâzi ile tartın Bu daha iyi ve sonuç bakımından daha güzeldir

    Bilmediğin şeyin ardına düşme Doğrusu kulak, göz ve kalb, bunların hepsi o şeyden sorumlu olur

    Yeryüzünde böbürlenerek yürüme Çünkü ne yeri delebilir, ne de boyca dağlara ulaşabilirsin, (onlarla büyüklük yarışı yapabilirsin) Rabb'ının katında bunların hepsi, beğenilmeyen kötü şeylerdir

    Bunlar Rabb'ının sana bildirdiği hikmetlerdir Sakın Allah'la beraber bir başka tanrı edinme Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak Cehennem'e atılırsın"
    (İsra Sûresi, 23-29)

    Bu âyetlerdeki ilâhî emirler şöylece özetlenebilir:

    1) Allah'tan başkasına kulluk etmeyin,
    2) Anne-babaya iyi muâmele edin,
    3) Hısıma,yoksula, yolda kalmışa haklarını verin,
    4) Ne hasis, ne cimri, ne de müsrif (savurgan) olun,
    5) Çocuklarınızı öldürmeyin,
    6) Zinâya yaklaşmayın,
    7) Haklı bir sebep olmadıkça cana kıymayın,
    8) Daha iyiye götürmek amacı dışında yetim malına yaklaşmayın,
    9) Verdiğiniz sözü yerine getirin, sözünüzde durun,
    10) Ölçü ve tartıyı tam yapın,
    11) Hakkında bilginiz olmayan şeyin peşine düşmeyin,
    12) Yeryüzünde kibir ve azametle yürümeyin, alçak gönüllü olun
    VI- MEDİNEYE HİCRET

    devam edecek............

1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon

Benzer Konular

  1. Muhammed as mi....?
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 22-01-2013, 10:56 PM
  2. HZ. MUHAMMED (as)
    mopsy Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 26-04-2010, 11:11 AM
  3. Bir hanımın gerçek hayat hikâyesi
    bziya Tarafından Dini Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-01-2010, 08:47 PM
  4. Hz. Isa ve hz. Mehdi hakındaki sahih hadislerden bazıları
    kaanansay Tarafından Diger Dinler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-04-2009, 12:01 PM
  5. Hz.Muhammed
    YukseLL Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 22-09-2007, 11:56 PM
Yukarı Çık