3. Sayfa, Toplam 3 BirinciBirinci 123
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 22 Toplam: 22
  1. #21
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    EVTÂS SAVAŞI

    Huneyn'de bozguna uğrayan düşmanın bir kısmı, bu bölgedeki Evtâs Vâdisi'nde toplandı Bunların başında ihtiyar bir savaşçı olan Düreyd b Simme vardı Bir kısmı da Sakif kabîlesiyle birlikte Tâif'e çekildi Bunların başında ise Hevâzin reisi Avfoğlu Mâlik bulunuyordu Bunlar, hazırlıklarını tamamlayıp yeniden savaşmak istiyorlardı Bu sebeple Rasûlüllah (sas ) Evtâs üzerine Ebû Mûsa'l-Eş'arî'nin amcası "Ebû Âmir" komutasında bir birlik gönderdi

    Yapılan savaşta Düreyd öldürüldü Ebû Âmir de şehid oldu Ebû Âmir, yaralandığı zaman, kumandayı yeğeni Ebû Mûsa'l-Eş'arî'ye bırakmıştı Ebû Mûsâ savaşı kazandı Birçok esir ve ganimetle geri döndü

    Esirler arasında Sa'd Oğulları Kabîlesi'nden Rasûlüllah (sas )'in süt kardeşi "Şeymâ" da vardı "Ben Peygamberin süt kardeşiyim" deyince, Hz Peygamber (sas)'e götürdüler Rasûl-i Ekrem Şeymâ'yı görünce tanıdı Üzüntüsünden gözleri yaşardı Hemen hırkasını serip üzerine oturttu, hâl-hatır sorup ikrâmda bulundu Bir köle, bir câriye, iki deve ve bir mikdâr koyun vererek, isteği üzerine kabilesine gönderdi

    ESİRLER VE GANİMETLER

    Huneyn ve Evtâs Savaşlarında, kadın erkek 6 bin esir, 24 bin deve, 40 bin okiyye (yaklaşık 5 ton) altın ve gümüş ve pek çok kıymetli eşyâ ele geçmiş, bunlar Ci'râne'de toplanmıştı O zamana kadar hiçbir savaşta bu kadar çok esir ve ganimet ele geçmemişti Özellikle yeni Müslüman olmuş bedevî Araplar, Huneyn zaferinin ilk gününden itibâren, ganimet mallarını paylaştırılmasını istemişlerdi Rasûlüllah (sas) ise bu mürâcaatlara:
    - Tâif'ten döndüğümüzde, diye cevâp vermişti

    a) Esirlerin Serbest Bırakılması

    Rasûl-i Ekrem (sas) Tâif'ten Ci'râne'ye döndükten sonra esirleri ve ganimet mallarnı hemen paylaştırmadı Esirleri kurtarmak üzere Hevâzinlilerin müracaatlarını bekledi Yeni müslüman olan bedevîler ise, kendilerine bir an önce ganimetlerin verilmesi için sabırsızlanıyorlardı

    Nihâyet, Hevâzin Kabîlesinden 14 kişilik bir hey'et geldi Bunların çoğu bu esnâda müslüman olmuşlardı Aralarında Rasûlüllah (sas)'in süt annesi Halîme'nin mensûb olduğu Sa'doğulları'nın temsilcileri de vardı
    - Yâ Rasûlallah, biz asâlet ve aşîret sâhibi kimseliriz, başımıza geleni biliyorsunuz, dediler; esirlerin ve ganimet mallarının geri verilmesini istediler İçlerinden Hz Peygamber (sas)'in süt amcası Zübeyr:
    - Ey Allâh'ın Rasûlü, esir kadınlar arasında süt halalarınız, süt teyzeleriniz de var Onlar sana çocukluğunda hizmet ettiler Sen ise yardım için başvurulacak insanların en hayırlısısın dediRasûlüllah (sas) onları dinledikten sonra:
    - Ben sizi bugüne kadar bekledim Siz çok geç kaldınız Halk etrâfımda, ganimetlerin paylaştırılmasını bekliyor Şimdi siz ikisinden birini tercih edin Kadınlarınızı ve çocuklarınızı mı istersiniz, yoksa mallarınızı mı? diye sordu Hey'et:
    - Elbette kadınlarımızı ve çocuklarımızı isteriz Âile şerefini hiç bir şeyle değişmeyiz, dediler Rasûl-i Ekrem (sas):
    - Bana ve Abdülmuttalib oğullarının payına düşen esirler serbesttir, onları size bağışladım, buyurdu Diğerlerinin de serbest bırakılması için, namazdan sonra, kendisini şefâatçi kılarak, müslamanlardan istemelerini söyledi Hevâzin hey'eti, Rasûlüllah (sas) 'in öğrettiği gibi yaptılar: Öğle namazından sonra ayağa kalkıp:
    - Biz, Rasûlüllah (sas)'i şefâtçi kılarak, Müslüman kardeşlerimizden, kadınlarımızı ve çocuklarımızı bağışlamalarını istiyoruz, dediler Gönülleri coşturacak sözler söylediler Rasûlüllah (sas) Cenâb-ı Hakk'a hamd ve sena ettikten sonra:
    - Ashâbım, bana ve Abdülmuttalib oğullarının payına düşen bütün esirleri ben serbest bıraktım İçinizden, kardeşlerinizin gönlünü hoş etmek, karşılığını Allah'dan almak isteyenler de böyle yapsın Bedelsiz vermek istemeyenlere ise, Cenâb-ı Hakk'ın ihsân edeceği ilk ganimetten (her bir esir için 6 deve) vereceğim, buyurdu
    Bütün müslümanlar:
    - Biz de hissemize düşeni, Rasûlüllah (sas)'a bağışladık, diye bağrıştılar Böylece 6 bin esir bir anda kurtulmuş oldu İnsanlık târihinde bu olayın benzerini göstermek mümkün değildir Bu büyüklük karşısında Hevâzin Kabîlesi toptan Müslüman oldu
    Bu esnâda, kabîle reisi Mâlik Tâif'teydi Hz Peygamber (sas) Hevâzin heyetine:
    - Eğer Mâlik, gelir de Müslüman olursa,bütün âilesi ve mallarından başka ayrıca 100 de deve veririm, buyurdu Mâlik bu heberi duyunca, gelip Müslüman oldu Çocuklarıyla birlikte, bütün mallarını ve 100 deveyi alarak kabîlesine döndü Rasûlüllah (sas) onu kabîlesine âmil (zekât toplama memuru) tâyin etti

    b) Ganimetlerin Taksimi

    Esirlerin hürriyete kavuşmasından sonra sıra ganimetlerin taksimine geldi Esâsen Bedevîler:
    - Artık bizim de deveden, davardan hakkımızı ver, diye taşkınlık yapıyorlar, Rasûlüllah (sas) 'ın peşini bırakmıyorlardı Rasûl-i Ekrem bunlara hitâben:
    - Ey nâs! Ne diye sabırsızlanıyorsunuz? Ganimet davarları, şu vâdinin ağaçları sayısınca bile olsa, dağıtacağım Sonra yanındaki deveden aldığı bir tüyü parmaklarının arasında göstererek:
    - Benim sizin ganimetlerinizle, değil bir deve, şu tüy kadar bile ilgim yok Aldığım beşte bir hisse de gene size (fakirlerinize) sarfolunmaktadır İğne-iplik bile olsa, aldığınız her şeyi teslim ediniz Çünkü kıyâmet gününde en büyük ar ve azâb vesîlesidir, buyurdu Sonra ganimet mallarını dağıtmağa başladı
    Ganimetler beşe bölündü Bir hisse Beytü'l-mâl için ayrıldı, dördü mücâhitlere paylaştırıldı Beytü'l-mâl hissesinin tasarrufu (harcama yetkisi) Rasûlüllah (sas) 'e âitti

    c) Müellefe-i Kulûb

    Rasûlüllah (sas) , Mekke'nin fethinden sonra müslüman olmuş olan Kureyş ileri gelenlerine ganimetten paylarına düşenden ayrı olarak, Beytü'l-mâl hissesinden de bol mikdârda bağışda bulundu Bunlar uzun yıllar, Rasûlüllah (sas)'a düşmanlık hareketinin öncülüğünü yapmışlar, Mekke'nin fethinden sonra çâresiz müslüman olmuşlardı Ancak gönülleri İslâm'a ısınmamıştı Bunca yıl İslâm düşmanlığı yaptıktan sonra, bir anda bütün kalbiyle Müslümanlığı benimseyivermek kolay bir iş değildi Kur'ân-ı Kerîm, bu gibilere "el-müellefetü kulûbühüm" adını vermekte, gönüllerinin kazanılması, İslâm'a ısındırılması için bunlara zekât verilebileceğini bildirmektedirRasûlüllah (sas) bunları İslâm'a ısındırmak istedi Çünkü bunlar nüfûzlu ve itibârlı kimselerdi, halk üzerindeki tesirleri büyüktü Samîmî müslüman oldukları takdirde, kendilerinden faydalı hizmetler beklenebilirdi

    "Müellefe-i kulûb" denilen bu kimselerin sayısı, 30 kadardı Rasûlüllah (sas) bunların bir kısmına 100'er deve ile münâsip miktâr gümüş verdi Ebû Süfyân ile oğlu Muâviye, Ebû Cehil'in oğlu İkrime, Amr oğlu Süheyl, Ümeyye oğlu Safvân, Ebû Talha oğlu Şeybe bunlardandır Diğer kısmına ise, durumlarına göre 50'şer veya 40'ar deve, uygun mikdarda gümüş verildi

    d) Ensâr'dan bir Kısım Gençlerin Yakışıksız Sözleri

    Müellefe-i kulûb'a yapılan bu bağışlar, imânı zayıf olanları İslam'a ısındırmak, henüz imân etmemiş olanların, gerçek müslüman olmalarını sağlamak içindi

    Ancak, Rasûlüllah (sas)'in bu yüksek düşüncesini ensârdan bazı gençler kavrayamamıştı Kendi aralarında:
    - Cenâb-ı Hak, Rasûlüne hayır ihsan buyursun, artık kendi kavmine kavuştu Henüz kılıçlarımızdan Kureyş kanı damlarken, bizi bırakıp bütün ganimeti onlara verdiSavaş gibi zor işler olunca biz çağrılıyoruz, ganimete ise başkaları gibi sözlerle yakışıksız dedi-kodular yaptılar Hatta münafıklardan biri:
    - Bu taksimde Allah rızası gözetilmedi, demişti

    Rasûlüllah (sas) bu tür dedi-koduları duyunca son derece üzüldü Hemen Ensâr'ın toplanmalarını emretti Allah'a hamd ve senâdan sonra:
    - Ey Ensâr Cemâti! Siz yolunu şaşırmış müşriklerdiniz Allah size benimle doğru yolu göstermedi mi? Siz tefrikaya düşmüş, birbirinize düşman olmuştunuz Allah, benim hicretimle sizi kaynaştırmadı mı? Siz fakir idiniz Cena-ı Hakk, benim aranıza gelmemle sizi refâha kavuşturmadı mı? Rasûlüllah (sas) sordukça ensâr:
    - Bütün minnet, Allah ve Rasûlüne, bütün minnet Allah ve Rasûlüne, diye cevap verdiler
    Rasûlüllah (sas) devâmla:
    - Ey Ensâr! Siz isteseydiniz, şöyle de cevâp verebilirdiniz: "Seni kavmin yalanlamıştı Bize hicret ettin, biz seni tasdik ettik Seni kavmin terk etmişti, biz sana yardım ettik Seni kavmin kovmuştu, biz seni bağrımıza bastık Sen yoksuldun, biz seni malımıza ortak ettik Böyle söyleseydiniz, doğru söylemiş olurdunuz, ben de sizi tasdik ederdim

    Ey Ensâr! Bu ne sözdür ki tarafınızdan söylenmiş, bana kadar ulaşmıştır? buyurdu Ensârın ileri gelenleri:
    - Ey Allah'ın Rasûlü, bizim büyüklerimizden hiç biri, sizi üzecek hiçbir söz söylememiştir Yalnız bazı gençlerimiz, bu sözleri söylemişlerdir, dediler Bunun üzerine Rasûlüllah (sas) :
    - Kureyşten bazı kimselere dünyalık verdim, bunlar küfür ve şirk zamanına yakın olduklarından, böylece kalblerini İslâm'a ısındırmak istedim Ey Ensâr! Herkes aldığı mallarla, koyun ve develerle evlerine dönerken, siz de Peygamberinizle dönmeğe razı olmaz mısınız? Allah'a yemin ederim ki, Sizin Peygamberle Medine'ye dönmeniz, onların ganimet mallarıyla evlerine gitmesinden çok daha hayırlıdır, buyurdu Ensâr yaşlı gözlerle:
    - Râzıyız yâ Rasûlallah, biz yalnız Seninle dönmek isteriz, diye heyacânla bağrıştılar(363) Rasûlüllah (sas) devamla:
    - Eğer hicret fazileti olmasaydı, ben ensârdan bir fert olmak isterdim Bütün insanlar açık bir vâdiye, ensâr ise dar bir dağ yoluna girse, ben ensâr'ın yolunu seçer, onlarla beraber giderdim Ey Ensâr! Siz benden sonra, hakkınızın çiğneneceği günler de göreceksiniz Sabrediniz ki, Kevser havzı başında bana kavuşasınız, buyurdu

    e) Ci'râne Umresi ve Medine'ye Dönüş

    Ganimetlerin dağıtılmasından sonra, Rasûlüllah (sas) Ci'râne'de ihrâma girdi Mekke'ye inip umre yaptı Esîd oğlu Attâb'ı Mekke'ye Vâlî tayin etti Muâz b Cebel'i de Mekkelilere İslâmî hükümleri öğretmek üzere bıraktı, ordusuyla birlikte Zilkade ayında Medine'ye döndü
    Çıkışı ile Medine'ye dönüşü arasında 2 ay 16 gün geçmişti

    devam edecek.............

  2. #22
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Cevap: Muhammed as hadislerden hayat hikayesi

    Selam!

    - ELÇİLER YILI (Senetü'l-vüfûd)

    "Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip,insanların akın akın Allah'ın dînine girdiklerini görünce; Rabbını överek tesbih et; O'ndan bağışlanma dile. Çünkü O, tevbeleri dâima kabûl edendir".
    (en-Nasr Sûresi, 1-3)

    Arabların, Hz. İbrâhim'in soyundan gelmeleri ve Kâbe'nin muhâfızı olmaları sebebiyle Kureyş'e büyük saygı ve bağlılıkları vardı. Hudeybiye Barış Anlaşmasıyla, Kureyş tarafından Müslümanların siyâsi varlığı tanınınca, Arap kabîleleri Medine'ye sefâret hey'etleri göndermeğe başlamışlardı. Hicretin 8'inci yılında, puta tapıcı müşrik Arapların din merkezi olan Mekke fethedilmiş, Kureyş Kabîlesi Müslüman olmuştu. Bunun Araplar üzerindeki tesiri çok büyük oldu. Müslümanlığın önünde hiç bir kuvvetin duramayacağını anladılar. Artık, Arabistanın her tarafında Müslümanlık sür'atle yayılıyordu. Arabistanın çeşitli bölgelerinde yaşayan kabîleler, Müslüman olmak veya Müslüman olduklarını bildirmek ve kabûl ettikleri İslâm Dini'nin esâslarını öğrenmek üzere, Hz. Peygambere heyetler gönderdiler. Bunların sayısı 70'i aşmaktadır. İlk hey'et, Hevâzin Kabilesi'nden Hicreti 8'inci yılında gelmişti. Son heyet ise, Yemen'deki Neha‘ Kabilesi'nden, Hicretin 11'inci yılı Şevval ayında gelen hey'ettir. Söz konusu sefâret hey'etlerinin çoğu, hicretin 9'uncu yılında gelmiştir. Bu yüzden hicretin 9'uncu yılına "Senetü'l-vüfûd" (Elçiler yılı) denilmiştir.

    Rasûl-i Ekrem, kendisine gelen bu sefâret hey'etleriyle bizzât ilgilenir, onlara ikrâmda bulunur, her kabîlenin hâline ve âdetlerine göre onlarla konuşurdu. Ayrılırken de münâsib hediyeler verir, Müslümanlığı öğretmek üzere onlara yetişkin öğretmenler, mürşidler gönderirdi. Rasûlüllah (s.a.s.) bu mürşidlere:
    - Kolaylaştırın, güçleştirmeyin. Müjdeleyin, korkutup nefret ettirmeyin (365), diye tenbihde bulunuyordu.

    Necrân Hey'eti

    Necrân, Yemen tarafında, Mekke'ye 7 konak mesâfede, ahâlisi Hıristiyan olan büyük bir şehirdi. Rasûlüllah (s.a.s.) Necrân Hıristiyanlarına bir mektup gönderip, ya Müslüman olmalarını, yahut da cizye vermelerini istemişti.(366) Bunun üzerine emirleri Abdülmesih Âkıb'ın riyâsetinde Medîne'ye 14 kişilik bir hey'et gönderdiler. Hey'ette, en büyük âlimleri Ebu'l-Hâris ile kardeşi Kürz b. Alkame de vardı. Hz. İsâ hakkında Rasûlüllah (s.a.s.)'le tartışmaya girdiler. Rasûlüllah (s.a.s.) onlara:
    - Gelin, çocuklarımız, kadınlarımız, hepimiz bir yerde toplanalım, Sonra, "Allah'ın lâneti yalancıların üzerine olsun," diye duâ ve niyâzda bulunalım, var mısınız, dedi.(367) Necrânlılar korktular, bu teklife yanaşmadılar. Cizye vermeği kabûl edip ayrıldılar.

    Râhib Ebu'l-Hâris, kardeşi Kürz ile konuşurken:
    - Yemin ederim ki, beklediğimiz ümmî peygamber budur.
    - O halde neden bunu açıkça söyleyip ona uymuyorsun?
    - Sebebi, bizimkilerin yaptıkları. Bize mevki, şeref ve servet verdiler. Eğer Müslüman olursam., bunların hepsini alırlar.(368) Kürz, bu konuşmayı gizli tuttu, daha sonra müslüman olunca açıkladı

    2- ŞÂİR KÂ'B'IN İSLÂM'I KABÛLÜ

    Kâ'b, İslâm'dan önce (câhiliye döneminde) şiirleri Kâbe duvarlarına asılan "Mualleka" şâirlerinden Züheyr'in oğludur. Kâ'b da babası gibi güçlü bir şâirdi. Fakat devâmlı olarak Hz. Peygamber (s.a.s.) ve İslamiyeti hicvederdi. Bu yüzden Raûlüllah (s.a.s.)'in "yakaladığınz yerde öldürün" dediği kimseler arasında bulunuyordu.
    Mekke fethedilince, Tâif'e kaçmıştı. Tâif halkı da Müslüman olunca, sığınacak yer bulamadı. Kardeşi Büceyr daha önce Müslüman olmuştu. Kâ'b'a bir mektup yazdı. Rasûlüllah (s.a.s.) 'in, Müslüman olup af dileyenleri bağışladığını anlattı. Medine'ye gelip Müslüman olmasını öğütledi. Başka kurtuluş yolu yoktu.

    Kâ'b Rasûlüllah (s.a.s.) 'i öven bir şiir hazırlayıp gizlice Medineye geldi. Sabah namazında Mescide gidip Rasûlüllah (s.a.s.)'le birlikte sabah namazını kıldı. Namazdan sonra Rasûlüllah (s.a.s.) 'in önünde diz çökerek oturdu:

    - Yâ Rasûlallah, Kâ'b, geçmişine tevbe ederek Müslüman oldu. Huzûrunuza getirsem, onu affeder misiniz? diye sordu.
    - Evet, diye cevâb alınca kendini tanıttı.
    - Kâ'b bin Züheyr benim, dedi. Ensârdan biri üzerine atılıp hemen Kâb'ı öldürmek istedi. Fakat Hz. Rasûlüllah (s.a.s.) izin vermedi.
    - O, tevbe etti, Müslüman olarak geldi, buyurdu. Bunun üzerine Ka'b önceden hazırladığı kasidesini okumağa başladı.(369)
    "Rasûlüllah, her şeyin kendisiyle aydınlandığı bir nurdur, Şerri kesip atmak için çekilmiş Allah'ın kılıçlarından biridir." anlamındaki beyitler Rasul-i Ekrem (s.a.s.)'in pek hoşuna, gitmişti. Hemen bürdesini (hırkasını) çıkarıp, şâire giydirdi. Bu yüzden bu şiir "Kaside-i Bürde" adıyle şöhret buldu. (370)

    3- HATEM TÂÎ'NİN KIZI

    Tay kabîlesi, Müslümanlara karşı düşmanca bir tavır içinde bulunuyordu. Rasûlüllah (s.a.s.) 150 kişilik bir kuvvetle Hz. Ali'yi bu kabîle üzerine gönderdi. Hz. Ali ansızın Tay kabîlesine vardı. Burada bulunan puthaneyi yıkıp putu kırdı. Bir çok esir ve ganimetle Medine'ye döndü. Kabîle reisi meşhûr Hâtem Tâî'nin oğlu Adiyy ise Sûriye'ye kaçtı.
    Esirler arasında Hatem Tâî'nin kızı da vardı. Hz. Peygamber (s.a.s.)'e:
    - Yâ Rasûlallah, babam öldü, kardeşim kaçtı, fidye ödeyebilecek bir şeyim yok. Babam cömert bir insandı, kabîlesinin ulusuydu. Esirleri kurtarır, fakirleri doyurur felâkete uğrayanlara yardım ederdi. Kimseyi boş çevirmez, isteğini reddetmezdi. Kurtulmam için ben de sana sığınıyorum, dedi.
    Rasûlüllah (s.a.s.) onu serbest bıraktı. Elbise ve yol harçlığı vererek, Sûriye'ye kardeşinin yanına gönderdi.(371) Kız kardeşi, Adiyy'e Hz. Peygamber (s.a.s.)'in fazilet ve âlicenablığını anlatınca o da Medine'ye gelip Müslüman oldu.

    4- TEBÜK GAZVESİ (Recep 9 H./Eylül 630 M.)

    "Yakın bir kazanç ve normal bir yolculuk olsaydı, sana uyarlardı. Fakat çıkılacak yol, onlara uzak geldi. Kendilerini helâk ederek, "gücümüz yetseydi sizinle beraber çıkardık," diye Allah'a yemin edeceklerdir. Allah, onların yalancı olduklarını elbette biliyor."
    (et-Tevbe Sûresi, 42)

    Tebük, Medine'nin 14 konak kuzeyinde, Medine ile Şam'ın ortasında bir kasabadır. Buraya kadar gelindiği için bu sefere "Tebük Gazvesi" denilmiştir. Rasûlüllah (s.a.s.)'in bizzât katıldığı en son gazvedir. Tebük Seferinde savaş olmamış, fakat pek çok güçlük yenilerek kuvvetli bir ordu hazırlanmış, koca Bizans imparatorluğuna meydân okurcasına, askerî ve siyâsî büyük başarılar elde edilmiştir.

    a) Gazvenin Sebebi
    Hıristiyanlığın temsilcisi olan Bizans İmparatorluğu, Arabistan'ı işgal etmek hevesindeydi. Bunun için, Sûriye'de ve Arabistan'ın kuzeyinde bulunan Hıristiyan Arapları, Müslümanlara karşı savaşa hazırlıyordu. Müslümanlığın Araplar arasında sür'atle yayılmağa başlaması, Hıristiyanların taassubunu körüklüyordu.
    Bu sırada Medine'ye yağ tâcirleri gelmişti. Bizans İmparatorluğunun Gassan, Lahm, Cüzâm... gibi kabîlelerle işbirliği yaparak, Müslümanlara karşı büyük bir hazırlık içinde olduğunu haber verdiler. Rasûlüllah (s.a.s.) esâsen bu bölgeden emîn değildi. Sûriye ve Şam tarafından yapılacak bir baskından endişe etmekteydi. Bu haber üzerine hemen Bizans'a karşı seferberlik ilân etti.

    b) Sefer Hazırlığı
    Yol uzun, düşman kuvvetliydi. Üstelik, yaz mevsiminin en sıcak günleriydi. Kuraklık yüzünden kıtlık vardı. Hurmalar olgunlaşmış, hasat mevsimi gelmişti. Bu mevsimde hurma gölgelerini bırakıp, aç susuz uzun bir yolculuğu göze almak, gerçekten zordu. Nitekim, bu seferin yapıldığı günlere Kur'an-ı Kerim'de "sâatü'l-usre" (güçlük zamanı) denilmiştir.(372) Kur'ân-ı Kerîm'deki bu deyimden alınarak, bu sefere "Gazvetü'l-usre", orduya da "Ceyşü'l-usre" adı verilmiştir.

    Rasûlüllah (s.a.s.) sefer hazırlığı yaparken, düşmanın haber almaması için, maksadını gizli tutar, seferin nereye yapılacağını açıklamazdı. Bu seferde, gidilecek yer uzak, yolculuk zordu. Askerin buna göre hazırlanması için Rasûlüllah (s.a.s.) Bizans üzerine gidileceğini açıkça bildirdi. Bütün kabîlelere ve Mekke'ye haber gönderip gönüllü mücâhidlerin Medine'de toplanmalarını istedi.

    Münâfıklar ilk anda yan çizdiler. Akla, hayâle gelmedik bahâneler uydurup sefere katılmamak için izin istediler.(373) Bunlarla da kalmayıp sefere katılacak müslümanları caydırmaya çalıştılar.(374) Ubey oğlu Abdulllah:

    - Muhammed Bizans'ı ne sanıyor. O'nun ashâbıyla birlikte esir düşeceğini gözümle görmüşcesine biliyorum, diyordu.(375) Bedevîlerden bir kısmı da mâzeret uydurup izin istemişlerdi. (376) Hâlis Müslümanlar arasında bile,(377) bu meşakkatli yolculuğu göze almayıp ağır davrananlar ve sefere katılmayanlar (378) olmuştu.

    Fakat başta Rasûlüllah (s.a.s.) olmak üzere ashâbın azim ve gayreti bütün engelleri yendi. Etraftaki kabîlelerden gelen akın akın mücâhidler, Medine'de toplanmağa başladı. Kısa zamanda 30 bin kişilik büyük bir ordu toplandı. Bunun 10 bini atlı, 12 bini develiydi. Kıtlık sebebiyle askerin bir çoğunun techizâtı tam değildi. Rasûlüllah (s.a.s.) zenginlerin ordu için bağışta bulunmasını istedi. Herkes elinden geldiğince bağış yaptı. Kadınlar bilezik ve küpe gibi ziynet eşyalarını verdiler. Hz. Ebû Bekir, malının tamâmını; Hz. Ömer yarısını bağışladı.(379) En büyük bağışı ise Hz. Osman yaptı: Bütün silah ve teçhizâtıyla birlikte 300 deve ile bin dinâr altın.(380) Bu büyük bağışı sebebiyle Hz. Peygamber ellerini açıp:

    "Allah'ım , ben Osman'dan râzıyım, Sen de razı ol," diye duâ etmişti".(381)
    Yapılan bağışlarla silah ve bineği olmayan fakir mücâhidler teçhiz edildi. Sefere katılmak istedikleri halde, binek ve azık bulamayanlar da vardı. Bunlardan 7 kişi Rasûlüllah (s.a.s.)'a gelerek:
    - Ey Allah'ın Rasûlü, gazaya gitmek istiyoruz, fakat yiyecek azığımız, binecek devemiz yok, demişlerdi. Rasûl-i Ekrem:
    - Sizi bindirecek deve kalmadı, deyince ağlayarak ayrılmışlardı(382) Bu sabeple bunlara "Bekkâûn" (yani ağlayanlar) ünvanı verilmişti.(383) Daha sonra bunlara da binek temin edildi.(384)
    Rasûlüllah (s.a.s.) Recep ayında bir perşembe günü Medine'den çıktı.(385) Ordugâhını, Medine dışında "Seniyyetü'l-vedâ" denilen ayrılık tepe'sinde kurdu. Hz. Ali'yi Medine'de kaymakam (vekil) bıraktı. Herkes sefere çıkarken Medine'de oturmak, Hz. Ali'ye ağır geliyordu. Hemen silahlanıp yola çıktı. Ordu Seniyyetü'l-vedâ'dan ayrılmadan yetişti.
    - Beni kadınlar ve çocuklar içinde mi bırakıyorsun? dedi. Rasûlüllah (s.a.s.):
    - Yâ Ali, bana nisbetle sen, (Tur'a giderken) Musâya nisbetle Harûn'un yerinde olmağa razı değil misin? Şu kadar ki, benden sonra Peygamber yoktur(386), buyurdu. Hz. Ali de Medine'ye döndü.

    c)Münâfıkların Tutumu
    Ordu, seniyyetü'l-vedâ'dan hareket edince, münâfıkların bir kısmı, reisleri Abdullah b. Übeyy ile geri döndü. Sefere katılanlar, yolculuk sırasında da bozguncu tutumlarını sürdürdüler. Bir konaklama sırasında Rasûlüllah'ın (s.a.s.) devesi Kasvâ kaybolmuştu. Münâfıklardan Zeyd b. Ebî Salt:
    - Tuhaf şey, Muhammed peygamberim der, göklerden haber verir, oysa devesinin nerede olduğunu bilmiyor, demişti. Bu küstahça sözleri Rasûlüllah (s.a.s.) duyunca:
    - Vallahi, ben yalnızca Allah'ın bana bildirdiklerini bilirim. Allah bana şimdi bildirdi. Kasvâ, şu iki dağın arkasındaki vâdîde yuları bir ağaca dolanıp kalmıştır. Haydi, oradan getirin, buyurdu.(387)
    Münâfıkların yaptıkları bütün bu mel'anetler, çevirdikleri dolaplar, sefer esnâsında günü gününe inen Kur'ân ayetleriyle teşhir edilmiştir.(388) Münâfıkların iç yüzleri ve kirli çamaşırları apaçık ortaya çıktığı için Tebük Seferi'ne "Gazve-i fâdıha" (Rüsvaylık gazvesi) de denilmiştir.

    d) Tebük'ten Dönüş
    Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra Tebük'e varıldı. Fakat gerek Bizans, gerekse Arap kabîlelerinde hiç bir harekete rastlanmadı. 30 bin kişilik muazzam Müslüman ordusu Hıristiyan Arap kabîlelerini yıldırmıştı. Medine'ye gelen haberlerin asılsız olduğu anlaşıldı. İslâm ordusunun kuvvet ve azameti gösterilmiş, maksat hâsıl olmuştu. Bu yüzden daha fazla ileriye gitmeğe lüzûm görülmedi. Rasûlüllah (s.a.s.) Tebük'de bulunduğu esnâda o bölgede bulunan Eyle, Cerbâ, Ezruh, Dûmetü'l-cendel gibi bazı küçük Hıristiyan beylikleriyle anlaşmalar yaptı. Bu beylikler yıllık cizye ödeyerek İslâm hâkimiyetine girmeği kabûl ettiler. Müslümanlar, Tebükte 20 gün kaldıktan sonra Ramazanın ilk günlerinde Medine'ye döndüler.

    e) Mescid-i Dırârın Yaktırılması

    Münâfıklar, Kubâ Mescidi'nin yakınında bir mescid yaptılar. Maksatları, Kubâ Mescidi'nin cemâatini bölmek, Müslümanlar arasına ayrılık sokmaktı. Münâfıklardan bir hey'et Tebük seferinden dönerken Rasûlüllah (s.a.s.)'ı karşıladılar. Yaptıkarı mescidde namaz kılmasını ricâ ettiler. Ancak bu esnâda, Tevbe Sûresi'nin 107-108'inci âyetleri indi. İbâdet için değil, fitne ve fesât ocağı olarak yapılan bu binada Rasûlüllah (s.a.s.)'ın namaz kılmasına izin verilmedi. "Sakın bunların mescidinde namaz kılma".(389) buyruldu. Rasûlüllah (s.a.s.) Medine'ye dönünce, Mâlik b. Dühşem ile Ma'n b. Adiyy'e hemen bu mescidi yıkıp yakmalarını emretti. Onlar da derhal Rasûlüllah (s.a.s.) 'in emrini yerine getirdiler.(390)
    İki ay kadar sonra, münâfıkların başı olan Übeyy oğlu Abdullah öldü. Müslümanlar da onun kötülüklerinden kurtulmuş oldular.

    f) Medine'ye Giriş

    Rasûlüllah (s.a.s.)'in ordusu ile birlikte dönmekte olduğu Medine'de duyulunca, bütün halk, kadınlar ve çocuklar sokaklara döküldü. Şiirler ve neşîdeler söyleyerek, orduyu Seniyetü'l-vedâ'da parlak bir merâsimle karşıladılar.

    g) Sefere Katılmayanların Durumu
    Rasûlüllah (s.a.s.) Medine'ye gelince doğru Mescid'e gitti, iki rek'at namaz kıldı. Sefer dönüşlerinde önce mescide gidip iki rek'at namaz kılmak âdetiydi.(391) Sonra Mescid'de oturup ziyâret ve tebrikleri kabûl etti. Sefere katılmamış olanların herbirinin mâzeretini dinledi, haklarında Allah'tan mağfiret diledi. Özürleri olmadığı halde, Tebük Seferi'ne iştirak etmeyen üç kişi için:
    - Allah hakkınızda hüküm verinceye kadar bekleyin, buyurdu. Müslümanların bunlarla konuşmalarını yasakladı. Tam 50 gün bunlarla kimse konuşmadı, kimse selâmlarını almadı. Vakitlerini üzüntü ile ve gözyaşları içinde geçirdiler. Sonunda, tevbelerinin kabûl edildiği bildirildi.

    (Haklarındaki hüküm ) geri bırakılan üç kişi ise, yeryüzü bütün genişliğiyle başlarına dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıkıştırdı. Allah'a karşı, Allah'tan başka sığınacak bir yer olmadığını anladılar. Allah da eski hallerine dönmeleri için tevbelerini tabûl etti. Şüphesiz ki Allah tevbeleri kabûl edici ve esirgeyicidir.(392) (Tevbe Sûresi, 118)

    5- HZ. EBÛ BEKİR'İN HAC EMİRLİĞİ (Zilhicce 9H./Şubat 631 M.)

    Haccın sebebi olan Kâbe, Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmâil tarafından Mekke'de yapılmıştır. İnşâat tamamlandıktan sonra Cibrîl (a.s.), tavâfın ve hac ibadetinin nasıl yapılacağını amelî olarak onlara göstermiş, Hz. İsmâil de Hicaz halkına öğretmişler. Ancak, Hz. İbrâhim'in tebliğ ettiği dini hükümler zamanla unutulmuş, Mekke putperestliğin merkezi olmuştur. Hz. İsmâil'in öğrettiği hac usûlü yavaş yavaş değişmiş yerini putperestlerin haccı almıştır.

    İslâm'dan önce müşrik Araplar, içinde günah işlenilen elbiselerle Kâbe ziyâret edilemez, derlerdi. Bu sebeple Kâbe'yi çırıl çıplak tavâf ve ziyaret ederlerdi.(393)
    Hicretin 9'uncu yılında hac farz kılındı.(394) Fakat o sene Rasûlüllah (s.a.s.) haccetmedi. Hz. Ebû Bekir'i Hac Emiri olarak Mekke'ye gönderdi.
    Hicretin 8'inci yılında Mekke fethedilmiş, Kâbe putlardan temizlenmiş, Mekke halkı Müslüman olmuştu. Ancak henüz Müslüman olmayan müşrik kabîleler hâlâ Kâbe'yi çırıl çıplak tavâf ediyorlardı. Diğer taraftan, Hicretin 9'uncu yılında hac, "nesî" uygulaması yüzünden belirli zamanından önce yapılacaktı.

    Bilindiği üzere, oruç, hac, kurban gibi ibâdetlerin vakitleri kamerî aylara göre tesbit edilir. Kamerî yıl (ay senesi), yaklaşık 354 gün, Güneş yılı ise yaklaşık 365 gündür. Aradaki 11 günlük fark sebebiyle, hac günleri her yıl yer değiştirir; bazen yaz, bazanda kış mevsimine gelir. Hac mevsimini çok sıcak veya çok soğuk aylara rastlatmamak, sâbit bir mevsimde (ilkbaharda) tutmak için Araplar üç yılda bir, seneye bir ay ekleyerek o yılın aylarını 13'e çıkarırlardı. Buna "nesî" deniyordu. Böylece hac mevsimi değişmez, fakat, aylar yer değiştirirdi. 33 senede bir, aylar yerine gelirdi.(395) Nitekim, Hicretin 10'uncu yılında kamerî aylar aslî yerine geldiler. Kur'an-ı Kerîm, müşrik Arapların bu çirkin âdetini yasaklamıştır.(396)
    Hz. Peygamber (s.a.s.) hac farizasını aslî günlerinde edâ etmek istediğinden o yıl hacca gitmedi. Hz. Ebû Bekir'i Hac Emiri tâyin etti. Medine'den hacca gitmek isteyen 300 kişi de Hz. Ebû Bekir'le gittiler.

    Hz. Ebû Bekir yola çıktıktan sonra, müşriklerle münâsebetleri düzenleyen hükümler indi.(397) Bunların müşriklere duyurulması gerekiyordu. Rasûlüllah (s.a.s.) Hz. Ali'yi de bu iş için gönderdi. Hz. Ali yolda Hz. Ebû Bekir'e yetişti.

    - Hac Emiri yine sensin, ben Tevbe Sûresi'nin yeni inen ilk âyetlerindeki hükümleri müşriklere tebliğ ile görevliyim, dedi.
    Hz. Ebû Bekir, Zilhicce'nin 8'inci günü Mekke'de bir hutbe okuyarak, haccın nasıl yapılacağını anlattı. Müslümanlar, Hz. Ebû Bekir'in anlattığı şekilde haccettiler. Müşrikler kendi bildiklerini yaptılar.
    Hz. Ali ise, Zilhicce'nin 10'uncu günü Mina'da bir hutbe okudu. Hz.Peygamber (s.a.s.) tarafından gönderildiğini bildirdi. Tevbe Sûresi'nin ilk âyetlerini yüksek sesle okuduktan sonra:
    1- Müslümanlardan başka hiç kimse Cennete giremez.
    2- Bu yıldan sonra hiç bir müşrik Kâbe'ye yaklaştırılmayacak.
    3- Hiç kimse Kâbe'yi çıplak tavâf etmeyecek.
    4- Kimin Hz. Peygamber (s.a.s.)'le anlaşması varsa, müddeti bitinceye kadar ona uyulacak, dedi.(398)
    Bu ilândan sonra çok geçmedi. Bütün Arabistan Müslüman oldu. O yıldan sonra da hiç bir müşrik Mekke'ye bırakılmadı.

    devam edecek.....

    Kutlu dogum haftasi
    Mubarek olsun!

Benzer Konular

  1. Muhammed as mi....?
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 22-01-2013, 10:56 PM
  2. HZ. MUHAMMED (as)
    mopsy Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 26-04-2010, 11:11 AM
  3. Bir hanımın gerçek hayat hikâyesi
    bziya Tarafından Dini Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-01-2010, 08:47 PM
  4. Hz. Isa ve hz. Mehdi hakındaki sahih hadislerden bazıları
    kaanansay Tarafından Diger Dinler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-04-2009, 12:01 PM
  5. Hz.Muhammed
    YukseLL Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 22-09-2007, 11:56 PM
Yukarı Çık