Kıblesini yitiren gençlik


Gençlik, insanın bir daha asla elde edemeyeceği bir hazinedir. Gençler ise toplumun temelinin ve istikbalinin yegane koruyucularıdır. Davanın ve imanın şuurunda olup idealleri için fedakarlık yapabilenlerdir. Tabii biz olması gerekeni söylüyoruz. Fakat Türkiyede yaşananlar ve gençliğin içine düştüğü hal, çizdiğimiz tabloya bir hayli uzak görünüyor. İnsan hayatında bir daha elde edemeyeceği bir fırsatı göz göre göre ziyan eder mi? Derseniz, mevcut gençliği inceleyip cevabı alabilirisiniz. İstanbulu 21 yaşında feth eden Fatih de bir gençti, fakat bugün kendisinin dünyaya gelmesine vesile olan anne ve babasını hunharca öldürebilenler de genç. Peki aradaki bu uçurumun sebebi ne? Nasıl oldu da gençliğe örnek Fatihin arkasından gözünü kırpmadan can veren binlerce genç, Çanakkale´de 15 yaşında şehit olan yüzlerce vatan evladının o şuuru bir anda yok oldu, yada yok edildi? Tanzimatla başlayan Avrupalılık sevdasının, bugün bu vatana çok pahalıya patladığı artık gözler önünde. "Ey genç! Hayatın akışında Hz. Muhammed (s.a.v) den kopma. Onun ahlakına ve hünerine imren" diyen Mevlanayı hangi genç dinliyor acaba? İçki, kumar, fuhuş, uyuşturucu, cinayet girdabında öğütülen gençler kimleri örnek alıyor? Genç denildiğinde akla gelen atiklik, çeviklik ve erdem şimdilerde uyuşturucu partilerinin, zehirli dumanları altında can çekişiyor…

Ashab-ı Kefhten Ashab-ı Keyfe
Şu durumda Türkiyede yaşanan gençlik buhranından herkesin şikayetçi olduğu aşikar. Gençleri daha küçüklükten itibaren kafalarına göre yetiştirenler şimdilerde kendi eserlerinden şikayetçi oluyorlar. İnsanın içinde hayır yapma kabiliyeti ile şerre yönelme meyli beraber bulunmaktadır. İnsan hangisine daha çok itimat ederse o tarafı baskın kuvveti teşkil eder. Hayırdan bihaber yetişen nesil şerre meyledeceğinden, bu durumun ortaya çıkması çokta anormal bir sonuç değildir aslında. Maneviyatlı bir evlat yetiştirme ortamını bu ülkede yok eden zihniyet, giderek artan tehlikenin farkında mıdır? Her tehlikeyi fark edecek zekaları olduğunu düşünüp meydanlarda nara atanlar, "Gençliğin kimlik sendromunu" anlamayacak kadar nasıl akılsız olabiliyorlar? Batılı olma sevdası, modernite, popüler kültür zırvalıkları altında ezilen gençler tam bir kimlik bunalımı içindeler. Ve sürekli artan sapık yollar gençlerimizin beyninde derin akisli yaralar açmakta, onların karar verebilme yetilerini ellerinden almaktadır.
Üstad Necip Fazılın "Zaman ve mekan bana emanettir" tabiri ile ortaya koyduğu o şuurlu gençlik tarihin karanlık sularında kaybolmaktadır. Peki nedir genç, ve nasıl olmalıdır? Genç idealleri uğruna fedakarlık yapabilen ve ideallerini sağlam temeller üzerine oturtabilendir. İdeallerini davasına sahip çıkacak şekilde düzenleyip dünya ve ahiretine çalışandır. Kur´an-ı Kerim´de üzerinde önemle durulan bir noktada gençliktir. Allah(c.c) kıyamete kadar gelecek olan gençlere putların boynuna baltayı takan İbrahim Peygamber´i örnek olarak sunmuştur. Ayrıca Allah, Kehf suresinde Ashab-ı Kefh gençlerini örnek olarak sunmuş ve onları şöyle haber vermiştir; "Onların haberlerini sana doğru olarak biz anlatacağız. Onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi. Bizde onların hidayetini arttırmıştık. Onlar Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Ondan başkasına dua etmeyiz yoksa saçmalamış oluruz. Dediler" (Kefh 13-14). İşte yüce Allah gencin hangi şuurda olması gerektiğini açıkça beyan etmiştir. Fakat günümüzde daralan, sıkılan, çaresiz kalan, madde aleminde boğulan genç dua etmek şöyle dursun kendisini yaratan Allahtan bihaber yaşamaktadır. Acaba kaç genç Ashab-ı Kefhin haberini okumuştur? Sürekli irtica ile korkutulan, İslama düşman edilen genç elbette Kur´an´ı eline alıp okumayacaktır. Sözde değil özde laik olanlar, sözde değil özde Müslüman olabilselerdi yeni nesil bu hale sürüklenmezdi.
Her hastalığın tedavisi mümkün olduğu gibi gençliğin içine düştüğü öldürücü virüsleri yok etmekte aslında mümkündür. Zaten gençlerin bu hale gelmesi az zamanlı bir projenin sonucu değil, uzun vadeli dış kaynaklı içten cuntacı destekli bir projedir. Osmanlı gibi bir cihan devletini topla, tüfekle yıkamayan batılı zihniyet öncelikle Osmanlı neslinin elinden Kur´an´ı, kalbinden imanı almak için toplanmışlardı İsviçrede. Aslında alınan bu kararı alanlar 5000 yıllık " Siyon" hayaline hizmet edenlerden başkası değildi. Siyonist emellerine ulaşmak için Osmanlı´dan Filistin alınmalı idi. O zaman başlatılan gençliği yıpratma hareketine zamanın Jöntürkleri kulp olurken bugün başkaları bu projeye kulp olmaktadır.
Bu ülkenin üvey evlatları
Türkiyede milli ve manevi değerleri koruyacak vatanına, bayrağına ve dinine hizmet edecek bir nesil yetiştirme projesi idi İmam Hatip Liseleri. Fakat bu kurum, şimdi ardı ardına kapatılan şubelerinin şokunu yaşıyor. Beyan ettiğimiz tüm bu suçlara meyl etmeyecek bir nesil yetiştirme çabasında olan ve zamanında devletin, milletin isteği üzerine kurduğu bu okullar şimdi bir bir kapatılıyor. Kaybeden yine bizler olduk. Liselerde fuhuş partileri başladı, çocuk istismarları skandalları patlak verdi, abi, kız kardeşini taciz edecek kadar alçaldı. Şimdi adama sorarlar: Kapattınız da bu okulları ne oldu, muasır medeniyet seviyesine mi ulaştınız? Sadece gençliği manevi bir bunalımın içine sürüklediniz.
Acı bir hakikat
Japon gençlerinin çalışkanlığı artık tüm dünyaca malumdur. Bizim gençlerimiz bunalımın eşiğinde can çekişirken örneğin çoğu Japon genç, sürekli çalışarak bilime ve insanlığa yeni şeyler katmaktadır. Bir gün bunun kaynağını merak eden İçişleri Bakanlığı yetkilileri rahmetli Turgut Özal zamanında bir sempozyumda Japon bilim adamlarına bu meraklarını açmışlar ve nasıl bu kadar çalışkan ve üretici bir gençliğe sahip olduklarını sormuşlar. Bir bilim adamı onlara sebebini şöyle anlatmış: "Bizler daha çocuk yaşta iken gençlerimizi Hiroşima ve Nagazakiye götürürüz. Onlara atom bombasının atıldığı yerleri harap olmuş kalıntıları ve ölenlerin mezarlarını gezdiririz. Ve onlara deriz ki; İşte zamanında sizin düşmanlarınız atalarınıza bunları yaptı, eğer çalışıp daha çok ileri gitmezseniz, onlara yetişemezseniz hem onların durumuna düşer hem de onların ruhlarını şad edemezsiniz. İşte biz gençlerimize kendi manevi değerlerimizi gösteriyor ve çalışmalarının boş şeylerle vakit geçirmemelerinin sebeplerini anlatıyoruz bütün mesele bu. Evet işte Japon mucizesi gençlerini bu şekilde yönlendirebiliyor. Peki biz ne yapıyoruz gençliğin içine düştüğü şu bataktan onları çıkarmak adına? Acaba kaç tane genç Çanakkale zaferini tam manası ile kavramıştır ve gerçekten ibret alarak daha güzel için çalışmaktadır? Tam aksine gençlerimiz çok daha başka sorunların içinde çırpınmaya terkedilmiştir. Yeni nesil, milli ve manevi değerlerden yoksun bırakıldıkları için bu vaziyet peyda olmuştur zaten. İşte Müslüman bir devlette içine düştüğümüz hal…
Siyonist tuzaklar
Dünya´da bir çok zulmün kaynağı olan Yahudiler sadece Türk gençliğinin değil dünya gençlerinin de baş belasıdır. Medya, alkol, uyuşturucu gibi gençleri mahveden bir çok tuzakta Yahudi parmağı vardır. Bu Siyonistlerin amacı sadece Osmanlı neslini parçalamak değildir. Hıristiyan veya Müslüman hala tevhide bağlı kalabilen tüm gençler Siyonizmin hedefidir. Siyon önderlerinin protokol sözlerinden olan şu açıklama bunu açıkça ortaya koymaktadır; " Yanlış oldukları bizce bilinen bununla beraber tarafımızdan telkin edilen prensip ve teoriler içinde yetiştirmek sureti ile Yahudi olmayanların gençliğini aldattık, şaşırttık ve bozduk. (protokol-9). İşte bu derece açık bir itiraf varken bunlara uşaklık vazifesi görenler elbette bilmeden yaptıklarını iddia edemezler. Ayrıca serserilik, şehvet, ahlaksızlık, korkunç cehalet Yahudi kontrolü altında gerçekleşmektedir. Parayı en büyük güç, güçlü olmayı da hak nedeni sayan bu zihniyet bu uğurda nice gençleri kullanmaktadır.
Zehir saçan medya
Eskiden televizyonlarda haberler ve belgeseller olurdu. Zamanla filmler, diziler, yarışmalar derken şimdilerde televizyon inanılmaz ahlâksızlıkların sahnesi haline geldi. Her şeyi bozup amacından saptıran insanlar, insanlığa fayda için icat edilen bu aleti de amacından saptırdılar. Artık o eski belgesellerin yerini ahlaksızlıkta sınır tanımayan filmler, televoleler aldı. Tabii bu durumdan en büyük yarayı gençlik aldı. Televizyonda gördükleri o inanılmaz hayatlara özendirilen gençler boş hayaller uğruna hırsızlık yapmaya adam öldürmeye başladılar. Namus kavramını hiçe sayarak yapılan nice program aile gibi bir mukaddes kurumu paramparça etti. Aynı eve haftalarca tıkılan gençler kötü örnek olmaya yetmedi birde anne- babaları bu iğrenç oyunlara alet oldu. Ve bu programları yapanlar ve yaptıranlar adeta amaçlarına ulaştılar, İslam´dan uzak hiçbir ideali olmayan sadece maddeyi ve şehveti düşünen gençler meydana getirdiler. Medyanın bu zehrine karşı panzehir olanlar da oldu tabii ki. Cinsellik objesini gençler üzerinde bir silah olarak kullanıp aslında zinanın çok kötü bir şey olmadığını aşılayan medya artan ırza geçme ve taciz olaylarının tek sorumlusudur. Televole kültürü ile yetişen gençler ise Allahın varlığını unutmuş en ufak olaylarda cinnet geçiren katiller haline gelmiştir.
Özlem ülkesi…
Gençliğin bu ülkeye faydadan çok zarar verir bir hale gelmesi eskiye nazaran iyice artmıştır. Gençlerin bu bunalımı sadece işlenen suçlara ve indirgenmemeli aslında. Gençlik bugün çok malayani işler peşinde koşturulmaktadır. Mesela şans oyunları, maç skorlarını tahmin etmeye kadar komikleşmiş durumda. Gençler bu skor tahminleri ile uğraştıkları kadar idealleri ile uğraşmamakta. Dinini öğrenmemekte. Bu yüzden gençler her şeyi madde aleminde görmekte materyalist düşüncenin kurbanı olmaktadır. Kısa yoldan zengin olma hayali kuran binlerce genç milyonda bir ihtimaller üzerine bir ömrü boşa harcamaktadır. Bu yüzden gençlerde çalışma araştırma şuuru yok olmuştur. Bu durum da bize yukarıda saydığımız sebeplerin sadece ahlaki ve asayiş anlamında değil kültürel ve ilmi anlamda da bir çöküşün habercisi olduğunu ispatlıyor. Bilim alanında kalkınacak bir ülke olmamamıza her türlü coğrafi siyasi ve stratejik öneme haiz olan bir ülkede yaşamamıza rağmen yıllardır gelişememekteyiz. Şimdi bunun sebebini gericiliğe bağlayanlar kendileri de biliyorlardı ki matematikte çığır açan Cabir de Müslüman bir gençti. İşte gençliğin amacına ulaşacağı günün fotoğrafını zihinlere kazıyan Üstat Necip Fazıl şöyle demişti; "Ne zamanki futbol stadları Allahın isminin anılması amacı ile dolar taşar işte o zaman kurtuluş yakındır." Evet aslında kurtuluşun reçetesi gayet açık ne zaman bu ülkenin gençleri İslamla kendilerini bulurlar ve ne zaman bu ortam onlara sunulur işte o zaman kurtuluş yakındır. Yüce Allah " Mahşer günü insanlara sorulacak ilk sorulardan birisinin gençliğini nerede harcadın? sorusu olacağını, Nebisi aracılığı ile çağlara bildirmiştir. İşte bu soruyla muhatap kalacağı günü düşünen gençler arttıkça ve Statları bu mesajı vermek için doldurdukları zaman Türkiyedeki gençlik profili değişecektir. O vakit gençler sadece ülkelerindeki gençlere değil dünyadaki gençlere örnek olacaklardır.
Bilinmez sona doğru
Ama maalesef şu anki durum sadece kötü örnek teşkil etmektedir. Sonuç olarak devlet tarafından da tescillenmiş olan "Gençlik Bunalımı" Türkiyenin istikbalinin her geçen gün yok olduğunu göstermektedir. O kadar ki eski Org. Hilmi Özkök "Gençliğimiz düşmanın kol hedefi haline gelmiştir" açıklamasını yaparak, olayın ciddiyetine bu derece dikkat çeken tek yetkili olmuştur. Aslında bu sorunun çözümleri birileri tarafından sürekli sabote ediliyorsa da hala ümitliyiz. Türkiyenin, Necip Fazılın hitap ettiği, Bediüzzamanın özlediği, Akifin "Asım" diye seslendiği bir gençliğe ihtiyacı vardır. Umarız gençlerimiz için yapılan çalışmalar artar ve gençlik sorunlarına kalıcı çözümler üretilir. Yoksa göz göre göre yok olan bir neslin feryatları içinde vicdan azabı çekmeye devam edeceğiz...

İstatistliklerin Dilinden Genç Bakış
Artan işsizlik, manevi değerlerin yok olması ile artan sevgisizlik ve her geçen gün çoğalan suçlar, çocuklarımızı ve gençlerimizi iyice iflasın eşiğine sürüklemektedir. Hiçbir ideali kalmayan gençler kısa yoldan zengin olma hayali ile şans oyunları kumarı ve dolandırıcılığa yönelmektedir.
Adalet Bakanlığı yetkililerinin yaptığı açıklamalarda Türkiyede çocuk suçlarının ürkütücü boyutlara ulaştığını görüyoruz. İstanbul, Ankara, İzmir ve Trabzonda bulunan dört çocuk mahkemesine sahip olan Türkiyede yılda ortalama 90 bin çocuk yargı önüne çıkıyor. İçişleri Bakanlığı Devlet İstatistlik Enstitüsünün geçen yıl yaptığı, 27 ili kapsayan, bir araştırmaya göre bir yılda meydana gelen kasten adam öldürme olaylarının %18i, hırsızlığın %34ü, gasp ve yağma olaylarının %16sı çocuklar tarafından gerçekleştiriliyor. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalıın da görevli Doç.Dr. Bilge Hapçıoğlu ise ekonomik sebeplerin çocukları ve gençleri suça yönelttiğini vurgulamaktadır. Çocuk Mahkemelerinde açılan davalarda 1994te 5.455i kız 77.240 çocuk yargılandı. Dokuzu kız 567 genç mahkum oldu. 1997de 6.969u kız 84.222 genç sanıktan 590ı hüküm giydi. Adalet Bakanlığı´nın bir diğer verisine göre; adam öldürme suçundan yatan gençlerin %94ünü erkekler %6sını ise kızlar oluşturuyor. En çok suç işleyen yaş grubu ise 14 yaş. Ahlak ve maneviyattan yoksun gençlerin birde ekonomik yönden zayıf bırakılmaları tüyler ürpertici tablonun ortaya çıkmasına ortam hazırlamaktadır. Bir insanı öldürmenin kainatı öldürmek kadar günah olduğunu bilmeyen ve aç kalan genç, çözümü kapkaç, yağma ve cinayette bulmaktadır. Devlet İstatistlik Enstitüsünün yaptığı bir başka araştırmaya göre ise gençlerin en çok işlediği suçlar şunlardır;

Kasten adam öldürme %12
Irza geçme
%18
Hırsızlık
%34
Fuhuşa teşvik
%4
Gasp
%16
Kasti yangın çıkarma
%9

Ayrıca alkol alan gençlerin %53ü adam öldürmüş, %10u hırsızlık %15i evrakta sahtecilik yapmış ve bir çoğu da uyuşturucu kaçakçısı olmuştur. Ayrıca uyuşturucu alan gençlerin %47si esrar kaçakçılığına bulaşmış, %14ü ise adam öldürmüştür. Uyuşturucu içme ve satma yaşı gençlerde ortalama 15 yaşa düşmüştür. Yine fuhuş yapma yaşı liselere kadar düşmüş hatta 12lere inmiştir. Eskiden en kutsal mukaddesat olan namus günümüzde çok cüzi fiyatlara sermaye olacak kadar alçalmıştır. Tüm bunların olmasında ekonomik nedenler rol oynadığı gibi asıl aktör manevi yozlaşmadır. Hırsızlık ve gasp suçları şöyle dursun ırza geçmek, fuhuşa teşvik, alkol ve esrar manevi yozlaşmanın derecesini ortaya koymaktadır. Bilerek yangın çıkarma gibi ilk defa duyulan bu suç ahlaki çöküntüyü kör gözlere parmak ısırtırcasına göstermektedir. Devlet istatistiklerin bazılarına ulaşabilmiştir. Ulaşamadığı binlerce suç sokaklarda kol gezmektedir.