Dini Akılcı, Vicdani ve İman Hakikatlerine Dayalı Bir Üslupla Anlatmanın Önemi



İnsanlara Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmak, İslam ahlakının güzelliklerine davet etmek her Müslümanın yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur. Ancak bu sorumluluğu yerine getirirken, Allah'ın Kuran'da bildirdiği yolun izlenmesi çok önemlidir. Allah'ın bildirdiği, Peygamberimiz (sav)'in uyguladığı yolun dışında kendi akıl ve mantığına göre bir yol izleyen kişi, dini anlatmakta başarılı olamayacağı gibi, pek çok insanın dinden uzaklaşmasına da sebep olabilir.

Kuran'ın birçok ayetinde insanların Allah'ın yarattıkları üzerinde düşünmeleri gerektiği bildirilmiştir. İnsanlar göğün ve yerin yaratılışı, meyveler, bitkiler, denizler, hayvanlar, kendi bedenleri kısaca etraflarında gördükleri herşey üzerinde düşünmeye davet edilmişlerdir. Örneğin Al-i İmran Suresi'nin 191. ayetinde şöyle buyrulmaktadır:

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru."

Dolayısıyla Kuran'da bilim övülmekte ve bilimin Allah'ın sanatını öğrenme yollarından biri olduğu haber verilmektedir. Müslümanların Allah'ın gösterdiği bu yolu, dini tebliğ ederlerken de en verimli şekilde kullanmaları çok önemlidir. Bilimin ve teknolojinin çok geliştiği ve insanların bilgiye ulaşmalarının çok kolay olduğu bu yüzyılda, insanlara sunulan bilgilerin bilimsel bulgularla ve delillerle desteklenmesi, tahkiki yani hakiki ve gerçek imanın sağlanmasında önemli bir vesiledir. Bilimin tüm dallarının yaratılışı açıkça gözler önüne serdiği bu çağda, bilimi kullanmamak ve hatta akla ve mantığa aykırı, cahilce izahlar yaparak dini anlatmaya çalışmak ise son derece yanlış bir tutumdur.

"Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz"(Fussilet Suresi, 53) ayetinin tam tecelli ettiği bu yüzyılda, genetik, mikrobiyoloji, paleontoloji, jeoloji, astronomi gibi sayısız bilim dalı insanlara hem kendi bedenlerinde hem de dışarıda Allah'ın yaratılış delillerini, eşsiz sanatını mükemmel şekilde göstermiştir. Bilim, Allah'ın Müslümanlara verdiği bir nimet, dini tebliğ etmelerinde kullanmaları için yarattığı ilmi bir silahtır. Bu gücün çok iyi kullanılması, İslam ahlakının dünyaya yayılmasında önemli bir rol oynamaktadır. İşte bu nedenle iman hakikatlerine dayalı bir din anlatımı Allah'ın izniyle çok etkili ve başarılı olacak bir yoldur.

Ancak iman hakikatlerinin anlatımından önce, insanların akıllarını kapayan, önyargılara kapılmalarına sebep olan ve kendilerini anlatılanları açık bir şuurla dinlemelerini engelleyen batıl inançlarının, yani putlarının ortadan kaldırılması çok önemlidir. Allah Kuran'da Hz. İbrahim (as)'ın devrindeki tüm putları kırdığını haber vermektedir. Hz. Musa (as) da, kavminden bazı kimselerin edindiği putu paramparça etmiş, küllerini de denize savurmuştur. Bu kıssalar, işari manada Müslümanların da yaşadığı çağda devrin putunu ilmen yerle bir etmeleri gerektiğini göstermektedir. Bu devrin, insanları Allah'tan ve İslam ahlakından uzaklaştıran en büyük putu ise Darwinizm'dir. İnsanların büyük kısmının Allah'ın varlığını ve birliğini anlamalarına engel olan Darwinizm'in bilimsel delillerle geçersizliğinin ortaya konulması, ilmi hiçbir kıymetinin olmadığının ispatlanması ve bunun akılcı, mantıklı ve bilimsel bir üslupla gerçekleştirilmesi, insanların şuurlarının kapanmasına sebep olan önemli bir engelin ortadan kaldırılmasına vesile olacaktır. Darwinizmin geçersiz olduğunu gören, yıllarca sahte bir ideolojiyle aldatıldığını kavrayan bir insan doğal olarak doğrunun arayışı içinde olacaktır. Bu arayışı sırasında evrendeki kusursuz dengeyi, canlılardaki mükemmel sistemleri, kendi bedeninde tek bir hücresinin içinde dahi muazzam bir alem olduğunu öğrenen bir kişi, tüm bunların üstün güç ve kudret sahibi bir Yaratıcı'nın, yani Allah'ın eseri olduğunu kolaylıkla anlayacaktır. Allah'ın sanatını gören, Allah'ın yaratışındaki mükemmeliği kavrayan bir insanın Allah'a hakkel yakin iman edeceği, bu imanın gereği olarak din ahlakını en mükemmel şekilde yaşayacağı açıktır.

Tüm bu açık gerçeklere rağmen bir kısım insanların hurafevari anlatımlarla, akla ve mantığa aykırı bilgiler sunarak, İslam'ı tebliğ etmeye kalkışması ise, insanların bilinç altına dinin inanılması ve yaşanması mümkün olmayan bir sistem olduğu telkinini verecektir. Bu da insanların büyük kısmının Allah'tan ve dinden uzak durmalarının en önemli sebeplerinden biridir. Bu nedenledir ki, tüm Müslümanların dini tebliğ ederken akılcı, nezih, saygılı bir üslupla, iman hakikatlerine ve bilime dayalı bir şekilde tebliğ yapmaları gerekir. İslam böyle tebliğ edildiğinde ve Allah'ın Kuran'da bildirdiği, Peygamberimiz (sav)'in yaşadığı şekilde yaşandığında, hiç şüphe yok insanlar akın akın Allah'ın dinine girecekler ve İslam ahlakı çok kısa sürede tüm dünyaya hakim olacaktır.
(makale harun yahya)