Peygamberler sıradan bir beşer değildir
Peygamberleri yeryüzünde "iz" bırakan beşer olmaktan çıkarıp, örnek alınması imkansız melekuti varlıklara dönüştüren söz konusu yanlış kudsiyet anlayışlarının yanı sıra, yine kendilerine canı gönülden inanmakla birlikte onların kadr´ü kıymetini gereğince takdir edemeyen, bu hidayet önderlerine sıradan bir beşer muamelesi yapıp Peygamberleri adeta bir "postacı" konumunda algılayan dostları da onların ve getirdikleri mesajların yanlış anlaşılmasına ve işlevsiz kılınmasına yol açmıştır ne yazık ki.
Bu iki tutum birbirine tamamıyla zıt olmakla birlikte, Peygamberlerin ve onlar aracılığıyla insanlığa sunulan Rabbani mesajın hayattan uzaklaştırılıp işlevsiz kılınması noktasında aynı işlevi görmektedirler. Her iki tutum da Peygamberleri ve getirdikleri Rabbani mesajı özne olmaktan çıkarıp, nesne haline getirmekte, hayata müdahil olmaktan uzaklaştırmaktadır sonuçta. Bu iki yanlış tutumdan ilki Yahudilerle, ikincisi ise Hıristiyanlarla özdeşleşmiştir tarihte.
Peygamberleri küçümseme, onlara itaat konusunda ayak direme ve işi yokuşa sürme, onlarla pazarlık yapma, onlara hakarette bulunma ve hatta Hz. Zekeriyya ve Hz. Yahya örneğinde olduğu gibi onları katletme gibi tutumlarıyla Yahudiler, Peygamberlerin kadr ü kıymetini bilmemenin temsilciliğini yaparken; diğer yanda Hıristiyanlar ise Hz. İsaya olan sevgilerinde o kadar aşırıya kaçmışlardır ki, Onu insan olmaktan çıkarıp "Allahın oğlu" ilan etmişler, bu tutumlarıyla da Hz. İsayı izinden yürünecek örnek bir insan olmaktan çıkarıp "kutsa ve rafa kaldır" tutumuyla menkıbelere mahkum etmişlerdir.
Peygamberler örnek insanlardır
Oysa yüce Rabbimiz, tüm Peygamberleri, örnek olsunlar ve kendilerine tabi olanlarla birlikte hayatı inşa etsinler diye insanlar arasından göndermiştir. Nitekim Rabbimiz Kuran-ı Keriminde, Peygamberlerin davetine muhatap olan toplumların onların beşer oluşlarına yönelik itirazlarına değinmekte ve Peygamberleri insanlar arasından seçmesi hakkında şöyle buyurmaktadır:
"De ki: "Eğer yeryüzünde, (insanlar yerine), yerleşip dolaşan melekler olsaydı, elbette onlara gökten bir melek peygamber indirirdik." (İsra 17/95)
"Dediler ki: Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi?" (Furkan 7)
Şayet Peygamberler melekler arasından seçilip insanlara gönderilseydi, hem "Peygamber gibi yaşamak lazım" denildiğinde "Biz kimiz ki Peygamber gibi yaşayalım, biz onun tırnağı bile olamayız" diyerek Peygamber ve mesajını işlevsiz bırakan yanlış kudsiyet anlayış sahipleri, hem de "Peygamber Kitabı getirmekle görevini tamamlamıştır" diyerek Peygamberi devre dışı bırakan, Onun kadrü kıymetini takdir edemeyen yanlış anlayış sahipleri haklı olacaklardı. Çünkü melek bir peygamber, gerçekten de bizler için izinden yürünecek bir örnek teşkil edemeyecek, sadece Kitabı getirmekle yetinecekti.
Rabbimiz Ahzab Suresi 21. ayet-i kerimede Hz. Peygamberi bizler için "usvetun hasene", yani izi takip edilecek "en güzel örnek" olarak takdim etmektedir. Evet, O, bizim için yolu takip edilecek, izinden yürünecek örnek şahsiyet ve tabi olunması gereken biricik önderdir. O, hayatın içinde yaşamış, insanlarla birlikte gülmüş, insanlarla birlikte ağlamış, zulme ve haksızlığa karşı kılıcıyla mücadele etmiş, evlenip yuva kurmuş, eşleriyle mutlu günleri olduğu gibi sıkıntılı günleri de olmuş, gün gelmiş bir avuç hurmayla karnını doyurmuş, acıda, sevinçte hep ümmetiyle birlikte olmuştur.
Hz. Peygamber örnek ve önderdir
Hz. Peygamber, ne bugün kendisini öveceğim diye adeta insan üstü bir varlık gibi anlatan, Onun örnek hayatı yerine uçtulu-katçılı menkıbeleri topluma siyer diye aktaran bazılarının kafasındaki gibi bir "masal kahramanı"dır, ne de tek işlevi Kuranı insanlara bırakıp gitmek olan ve vefatıyla işlevi tamamlanmış bulunan bir "postacı"dır. O, kıyamete kadar sürecek bir Nebevi örneklik ve önderliğin temsilcisidir.
Hz. Peygamber, geçmiş ümmetlerin Peygamberlerini övmek adına nasıl işlevsiz bıraktığını iyi bildiğinden bizleri şu şekilde uyarmıştı:
"Hakkımda, Hıristiyanların Meryemoğlu İsaya yaptıkları gibi aşırı övgülerde bulunmayın. Şurası muhakkak ki ben bir kulum. Benim için Allahın kulu ve elçisi deyin." (Buhari, Enbiya 44)
Kuran-ı Kerimde Hz. Peygamberin bir beşer oluşu ve kendi akıbeti hakkında bile bilgi sahibi olmadığı şu şekilde haber verilmektedir:
"De ki: Ben elçilerden bir türedi değilim, bana ve size ne yapılacağını da bilemiyorum. Ben, yalnızca bana vahy edilmekte olana uyuyorum. Ve ben, apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim." (Ahkaf 46/9)
"De ki: Allahın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim." (Araf 7/188)
Kur´an Ahlakı
Hz. Aişeye, Hz. Peygamberin ahlakı sorulduğunda bu soruyu şöyle yanıtlamıştı: "Siz Kuran okumuyor musunuz? Onun ahlakı Kurandı" (Müslim, Müsafirin, 139)
Evet, Hz. Peygamber, validemiz Hz. Aişenin bu ölümsüz tesbitinde belirttiği gibi, Kuranı ahlak edinmiş yürüyen bir Kurandı. O, Kuranı hafıza ve sayfalardan alıp hayata nakşeden, hayatın her anına Kuran mesajının damgasını vuran ve Kuranı hayatla buluşturan yaşamıyla, "Kuran yürürse ne olur?" sorusunun cevabıdır. O, hayatıyla bu soruyu çok güzel bir şekilde cevaplandırmıştır.
Rabbimiz, Hz. Peygambere tabi olmayı kendisini sevmenin ön şartı kılmıştır:
"De ki: Eğer Allahı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki Allah da sizi sevsin." (Al-i İmran 3/31)
Ayette açıkça ifade edildiği gibi, Hz. Peygambere tabi olmak, Kuranın ete kemiğe bürünmüş hali olan Onun sünnet-i seniyyesini doğru bir şekilde izlemek, alemlerin Rabbi yüce Allahı sevmenin olmazsa olmaz şartı ve pratik ifadesidir. Bir kimse, yüce Allaha olan sevgisini test etmek istiyorsa, Hz. Peygamberin izinde bir hayat yaşayıp yaşamadığına bakmalıdır.
Hz. Peygamber, yeryüzüne indirilen son İlahi mesaj hükmündeki Kuran-ı Kerimi insanlığa duyurmuş ve bu hidayet rehberini en iyi şekilde hayatına aktararak Müslümanlar için kıyamete kadar sürecek bir örneklik ve önderlik bırakmıştır. O, karşısına çıkarılan türlü engellere ve maruz kaldığı dayanılmaz baskılara karşılık dosdoğru olmaktan ödün vermemiş, yüklendiği ağır yükü sabır ve metanetle taşıyıp, bizlerin yolunu aydınlatmıştır. Böylece O, Rabbimizin "Sen elbette yüce bir ahlak üzeresin" (Kalem 68/4) şeklinde nitelendirdiği örnek bir şahsiyete ve hayata sahip olmuştur. Bize düşen, Hz. Peygamberin getirdiği mesajı ve hayatını doğru olarak anlamak ve bugüne taşımaktır.
Kurandan açıkça anlıyoruz ki, Peygamberlerin misyonu yalnızca insanlara yüce Allahın emirlerini bildirmekle sınırlı değildir. Onların asıl misyonu, yaşantılarıyla insanlara örnek, önder ve model olmalarıdır. Peygamberler hem davetleriyle hem de örnek yaşantılarıyla insanların önünde birer meşale olarak parlamakta, Allaha kul olmanın nasılını onlara pratik olarak vaz etmektedirler. Nitekim Hz. Peygamberin "Yürüyen Kuran" olarak nitelendirilmesi bu gerçeğin güzel bir ifadesidir.
Peygamberler her konuda insanlara örneklik teşkil ederler. Mesela Hz. Peygamberin hayatı incelendiğinde görülür ki, O, örnek kişi, örnek aile reisi, örnek davetçi, örnek arkadaş, örnek yönetici, örnek imam olmuş, tüm yönleriyle ümmetine örneklik teşkil etmiştir. Bizler de örnek insanlar olabilmemiz için Hz. Peygambere itaat etmekle, Onun yolunu takip etmekle emrolunduk:
"De ki: Allaha itaat edin, Resûle itaat edin. Eğer yine yüz çevirirseniz, artık Onun (Peygamberin) sorumluluğu kendisine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer Ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık bir tebliğden başkası değildir." (Nur 24/54)
Peygambere itaat, Onun izini takip etmek, Onun kulluğunu, mücadelesini, şefkatini, azmini… örnek edinmek demektir. Onun mesajını savunmak, davasına omuz vermek, cihadına iştirak etmek demektir.
Kutsa ve rafa kaldır
Hz. Peygamberin doğum yıldönümü vesilesiyle düzenlenen bazı programlarda, ne yazık ki Onun örnek hayatı, zulme ve sömürüye karşı mücadelesi, tevhid ve adaleti hakim kılma cihadı söz konusu edilmek yerine, "kutsa ve rafa kaldır" tutumu kendini göstermekte, hayatla irtibatı olmayan insan üstü bir kişilik tablosu çizilmektedir. Hz. Peygamber, insanların örnek edinip izinden gidebileceği bir önder olarak değil de, bir masal kahramanı, bir efsane olarak vasfedilmektedir. Böyle olunca da Onun emin oluşu, örnek insan, örnek aile reisi, örnek imam, örnek komutan, örnek devlet başkanı oluşu gündemden kalkmakta, bunun yerine bir yığın uydurma menkıbe, Peygamber hayatı diye anlatılmaktadır. Böylece, "kutsa ve rafa kaldır" cehaleti, toplumların Hz. Peygamberi doğru anlamasının ve Onun izini takip etmesinin önünde güçlü bir engel olarak yükselmektedir. Kuran-ı Kerim de zaten bu şekilde hayattan uzaklaştırılmamış mıydı? Yüce Allah, Kuranı "kolaylaştırılmış apaçık kitap" olarak tanıtırken (Bkz. 36/69-70; 54/17, 22, 32, 40; 5/15; 22/16; 26/2; 15/1; 27/1-2; 2/118), kutsamak ve yüceltmek adına, Kuran, kolay anlaşılmaz bir kitap olarak algılanıp anlatılmış, hürmet adı altında onu okumak yüce Allahın öngörmediği şartlara bağlanarak zamanla hayat alanlarından uzaklaştırılmış ve yüksek raflara mahkum edilmiştir.
Kuran Hz. Peygamberin kıyamete kadar sürecek örnek ve önderliğine halel getiren bu tür yaklaşımları birçok ayetiyle mahkum etmiştir. Kuranın anlattığı haliyle Hz. Peygamber, Peygamberlerin sonuncusu olarak, insanlar için kıyamete kadar sürecek Kurani örnekliği ve önderliği temsil etmektedir. Rabbimiz bu hususu şu şekilde beyan etmiştir: "Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik" (Bakara 2/151)
"O, ümmîler içinde, kendilerinden olan ve onlara ayetlerini okuyan, onları arındırıp-temizleyen ve onlara kitap ve hikmeti öğreten bir elçi gönderendir. Oysa onlar, bundan önce gerçekten açıkça bir sapıklık içindeydiler." (Cuma 62/2)
Hz. Peygamberi (s.a.v) sevmek, Onun örnek hayatını bugüne taşımayı gerektirir. Yoksa kuru kuruya bir sevgi ya da övgüye Onun hiç mi hiç ihtiyacı yoktur. Zira, O, bizzat alemlerin Rabbi yüce Allahın sevgi ve övgüsüne mahzar olmuştur.
Bu itibarla Hz. Peygamberi anmaya yönelik programlarda, Onu sevmenin pratik şartları üzerinde durulmalı ve Onun kutlu sünnet-i seniyyesini, Asr-ı Saadet ikliminin güzelliklerine susamış bugünün dünyasına doğru şekilde tanıtmaya yönelik çalışmalar ön plana çıkarılmalıdır. Hz. Peygamberin kutlu mirasını tüketen değil, her daim yeniden üreten bir ümmet olduğumuzda, inşaallah yeryüzüne bir kere daha bizler varis olacağız.

Geri / Yukarı