1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 26
  1. #1
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesaj
    112
    Rep Gücü
    635

    Nefis, Nefsin Yapısı, Özellikleri, Değişebilirliğinin Zorluğu

    İnsan iki öğeden meydana gelmektedir. Birincisi ruhtur. Ruh Allah’tandır. Onda bütün güzellikler ve faziletler vardır. İyilik ruhtan gelir. İkincisi nefistir. Nefsin temel kaynağı anasır-ı erbadır (toprak, su, ateş, hava). Anasır-ı erba Allah’ın emri ile yoktan yaratıldığı için bütün kötü olan şeyler bunlardan kaynaklanır. Çünkü yokluk bütün kötülüklerin kaynağıdır. Ayrıca kötü anılar da kompleks olarak nefsin nasırları olarak işlev görür. Onlara basıldığı zaman sıkıntılar yaşanır. Bir de tabii nefsin içgüdüleri vardır ki nefis bu yönü ile hayvanlarla ortak bir dünyaya sahiptir. Bunların da usulüne göre doyurulması gerekir. Yani nefis bütün çirkinlikleri ve rezillikleri barındırır. İnsan, ruhu ile nefsi arasında bir denge kurarak yaşamaya çalışır. Bazen nefsine meyleder bazen de ruhunun sesine kulak verebilir.
    Nefis daima dünyaya meyleder, şeytan da onu bu dünya ile kandırır. Nefis bedene bağlıdır. Bedenin ihtiyaçları karşılanınca nefis de biraz rahatlar. Ama nefis çok açgözlüdür. Onun ihtiyaçları bitmediği gibi bütün dünyaya sahip olsa da tamamen tatmin olması mümkün değildir. Ruhsa bu dünyaya ait değildir. O Allah’tan bir nefhadır (soluktur). Ruhun gıdası ibadetlerle elde edilebilecek olan nurdur. Kişi ibadetlerden uzak olduğu zaman ruhu zayıflar, kendisini pek belli edemez. Böyle bir insanda hâkim olan öğe nefistir. Nefis ibadetleri sevmez. Ruh ise ibadetlerle yaşayabilir; ibadetlerden sonsuz bir haz alır. Onlarla beslenir.
    Nefis güzelliklere şehvetle yaklaşır. Ruhsa âşık olur. Nefis daima kendini düşünür. Ruh ise diğerkâmdır.
    Çağdaş bilimler, özellikle psikoloji ve psikanaliz (nefis çözümleme iken ruh çözümleme diye yanlış dilimize çevrilip terim olarak kullanılmaktadır), insanı sadece nefis yönü ile tanırlar ve tanıtırlar. Ruhu tamamen inkâr ederler. Psikolojik savunma mekanizmaları ve psikolojik hastalıklar olarak tarif ettikleri şeyler tamamen nefisle ilgili şeylerdir. Nefse bilinçdışı veya bunun organı veya yeri olarak kabul ettikleri bilinçaltı (id) derler. Onlara göre insan insanın kurdudur. Bir insanın diğer bir insana menfaatsiz iyilik yapması imkânsızdır. İnsanın yaptığı bütün iyiliklerin altında bir çıkar vardır. Faziletler bu çıkar ilişkilerinden doğar. Allah rızası diye bir kavramı algılamaları imkânsızdır. Zira Allah dini bir kavramdır. Bilimsel düşüncede dine yer yoktur. Onlara göre din de dinsel kavramlar da insanların çıkarları için uydurdukları zihinsel zincirlerdir. Onlarla birbirlerini bağlarlar. Yine onlara göre insanın diğer bir insana âşık olması bilinçsizce bir şehvet hissidir. Şehvet duygusundan uzak bir aşk söz konusu olamaz. Platonik aşk bir psikolojik rahatsızlıktır.
    Psikanalizin kurucusu S.Freud gençken koyu bir Yahudi olarak kutsal kitaplardan yani Tevrat ve onun tefsiri olan Talmut’tan nefis kavramını inceden inceye öğrenmiştir. Sonra olgunlaştığında inanç bunalımı yaşadığı devirde onu seküler alana taşıyıp önce bilinçdışı diye tanımlamış, sonra da hastaları üzerindeki gözlem ve deneylerle çağdaş bilimlerin yöntem ve teknikleri ile açımlamış ve çeşitli bilgilerle ve kavramlarla sistemleştirmiştir. Ruhu ise sistem dışı bırakarak insanı sadece nefisten ibaret cinsel bir yaratık olarak tanımlamıştır. İnsanı en etkili içgüdüsü, yani cinselliği etkisi altında bir oyuncak gibi göstermiş, bu içgüdüsü engellenip tatmin olmayınca çeşitli ruhsal hastalıklara yakalandığını ifade etmiştir. Kuşkusuz söyledikleri sadece nefisten ibaret kalan ve ibadetsiz bir hayatla ruhunu zayıflatmış veya öldürmüş insanlar için doğrudur, yerindedir. Gerçeğin ta kendisidir. Ama tanımladığı insan Müslüman için eksik kalır. Çünkü bir Müslüman nefsinin bu tür hastalıkları yanında ruhunun gücüyle kurtulur ve cinsel içgüdünün üstünde bazı ruhsal doyumlarla tatmin olduğu için ruhsal yönden sağlığını da korur. İbadet hayatı bir ruhsal sağaltım (terapi) gibi işlev gördüğü için kolay kolay ruhsal hastalıkların kıskacına girmeyecektir.
    İnsanı böyle yarım yamalak tanımladıkları, yani ruhu inkâr ettikleri ve insanın sadece nefisten meydana geldiğini ifade ettikleri için psikoloji ve psikanalizle ciddi bir şekilde ilgilenen insanlar, genellikle Allah’ın da varlığını kabul etmezler. Ateist, teist, deist gibi birtakım inanç biçimlerini kabul ederler.
    Gerçi bir hadis-i şerifte (bazıları kelam-ı kibar olarak kabul ediyorlar) ‘Nefsini bilen Rabbini bilir.’ denmektedir. Ama insanı sadece nefis yönü ile bilen Allah’ı inkâr eder. Küfür ve isyan bataklığına gömülür. İnsan, ruhun varlığını kabul ederek nefsini tanırsa büyük bir irfana, marifete kavuşur. Çünkü iç dünyamızı tanımamız büyük bir keşiftir. Bu bilgi bizim kendimizi tanımamızı sağlamakla kalmayacak Allah’ı da tanımamızı sağlayacaktır. Çünkü Allah sadece dış dünyada değil iç dünyamızda da kendi varlık ve birliğine işaret eden pek çok ayet yaratmıştır. Bunları insan tanımaya başladıkça Allah’ı tanımaya ve anlamaya başlayacak, dolayısıyla irfana ve marifete ulaşacaktır. Nefsinin kötü eğilimleri ile şeytanın ortaklaşa hareket etmesi sırrına vakıf olan bir insan düşmanlarını tanıdığı için dünyanın hazinelerinden daha üstün bir hazineye sahip olacaktır. Zira bu bilgi ile cennetin anahtarlarını elde etmek isteyebilir. Çünkü gerçek düşmanlarını bilen Rabbini tanıyacak ve O’nun rızasını kazanacak şeyleri elde etmeye çalışacaktır. Böylece ‘Nefsini bilen Rabbini bilir.’ sözü tahakkuk edecektir.
    Nefsin en büyük özelliği değişmezliğidir. Hâlbuki bu söz yanlıştır. Bu sözün doğrusu şudur: ‘Nefis çok inatçıdır. Kolay kolay değişmez.’ Onun için pek çok atasözü onun bu durumunu anlatmaktadır: İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur. Huy canın altındadır. Can çıkar huy çıkmaz vb. Bu atasözleri insanın nefsinin değişmezliğini, değişmekte direndiğini çok güzel anlatmaktadır. Gerçekten de öyledir. Nefsin değişse bile huylarını devam ettirmekte ne kadar inatçı olduğunu herkes kötü alışkanlıklarını bıraktıktan sonra bile anlayabilir. İçki gibi kötü bir alışkanlığı olan bunu bıraktıktan sonra nefsi çay, soda, gazoz vs. başka bir içeceğin tiryakisi kesilir. Bunlara yapışır. Kaybını bunlarla telafi eder. Eskiden kötü kadınlarla yatıp kalkan bir arkadaşım tövbe edip hak yola dönünce bu sefer de gül gibi karısının üstüne kuma getirmeye kalktı. Yani nefis eski yoldaki alışkanlıklarını bu sefer meşru yoldan telafi etmeye devam edecektir. Nefsi bunlardan alıkoymak, önünü kesmek kolay değildir. Nefis bildiğini başka kılıklarda yine okuyacaktır.
    Nefsin bir diğer özelliği de küfür üzere yaratılmış olması ve akılla, nasihatle yola gelmemesidir. Bilindiği üzere tasavvufta nefsin yedi makamı vardır. Bunlar sırasıyla şunlardır: 1.Nefs-i Emmâre 2. Nefs-i Levvâme 3. Nefs-i Mülhime 4. Nefs-i Mutmainne 5. Nefs-i Raziyye 6. Nefs-i Marziyye 7. Nefs-i Kâmile.
    Nefsin bu makamları kaza ve kader karşısında aldığı tavırla belli olur. Nefs-i Emmâre kaza ve kadere aleyhine olduğu zaman isyan eder, hep kendisinin haklı olduğunu düşünür. İşlediği günahlarda bile kendince haklı gerekçeleri vardır. Nefs-i levvâme böyle bir durumda bocalamasına karşın bazen kendisini kaybederek yanlış yola koyulabilir. Kaza ve kadere rıza mülhime makamında tomurcuklanmaya, ancak mutmainne makamında meyvelerini vermeye başlar, nefs-i raziyye de ise bu meyveler olgunlaşıp kıvama gelir. Nefs-i marziyye ise kulun kaza ve kadere rızasının Allah tarafından kabul edildiğinin, nefs-i kâmile ise bunun taltif edildiğinin makamlarıdır. Bu durumda insan şöyle düşünebilir: Bu üstün mertebelere ulaşma, velilik, kutupluk sadece nefsin kaza ve kadere rıza göstermesine bağlı ise bunu niçin herkes kolay bir şekilde gerçekleştiremiyor, tarikatlara girip onca sıkıntılara düşüyorlar? Bu konuda kitaplar yazılsa onları okuyarak ve bu konularda bilinçlenerek nefis makamlarını aşamazlar mı? Evet, iş bu kadar basit olsaydı, elbette insanlar bu biçim bir yola koyulur, kitaplar okuyarak veli olurlardı. Kuşkusuz bu konuda bilinçlenmek, bilinçlenmemeye göre güzeldir. Ama insanlar bu konuda bütün kitapları bir ömür boyu okusalar da böyle okumalarla nefis makamlarını aşamazlar. Çünkü nefsin akılla, zekâyla, düşünmeyle pek bağlantısı yoktur. Nefis entelektüel yaşantıyla değişmez. Nefis bizzat yaşadıklarıyla değişir. Onlardan etkilenir. Yaşantılarla değişir. Düşünceler değil, eylemler, ilişkiler nefse anlamlı gelir. Yani nefsin dili, mantığı çok farklıdır. Ona ulaşmak, hitap etmek, onu değiştirmek, onu bir makamdan diğer makama ulaştırmak o kadar kolay değildir. Ondan yukarıdaki atasözlerimiz onun değişiminin imkânsızlığından söz etmişlerdir.
    Nefsi ya bizzat nefse hitap eden ibadetlerle ya da ruha seslenen ibadetlerle değiştirebiliriz. Onun için tarikatlar her ne kadar birbirinden farklı ibadetlerle, yöntem ve tekniklerle nefsi tezkiye, ruhu tasfiye ediyorlarsa da aslında iki gruba ayrılırlar.
    Tarikatların bir grubu daha ziyade zikre ağırlık vererek ruhu tasfiye ederek nurlarla güçlendirmeye çalışırlar. Nakşibendiyye tarikatı bu gruba girer. Ruh nurla olgunlaşarak kendisine gelir, yavaş yavaş iç dünyada söz sahibi olarak nefsi kendisine benzetmeye, onu tezkiye etmeye başlar. Yani nurlarla ruh çarkı döndükçe nefis tezkiye olup makam kazanır. Tabii nefsin makam kazanması kolay değildir. Her makamda elli bin perde olduğu söyleniyor. Bu çok yavaş olur. Zikir Allah rızası için çekildikçe olur. Çarklar işler. Onun için zikirde şu cümleyi belli bir periyotla söylemek gerekir: ‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubi (Allahım Sen maksadımsın, isteğim de Sen’in rızandır.)’ Zira çekilen zikir Allah’a ulaştıracak rüzgâr ise bu ilgili cümle onun rotasıdır. Rota, rüzgar kadar hatta ondan da önemlidir. Zikir bu niyetle çekilmedi mi nefse hizmet eder. Nefsi bir gaye ile zikir çekilmeye başlanır. Nefis de gitgide şişer, yoldan çıkar. Şeytanın oyuncağı olur. Onu çıkamayacağı uçurumlara atar. Yalancı mehdiler, kutuplar, evliyalar hep bu rotadan sapan insanlardan çıkar. Allah göstermesin. Allah zikrinde bizleri rızası dışında başka noktalara sürüklemesin. İşte zikir Allah rızası için çekilirse ruh saflaşır nefis de Allah’tan gelen şeylere, hususiyle kaza ve kaderine rıza gözlüğü ile bakmağa başlar. Ruh zikri bu niyetle çekip saflaşması ile nefse bu konuda dersler verip onu kendisine benzetmeye çalışır.
    Tarikatların diğer bir grubu da doğrudan nefsi hedef alarak onu tezkiye etmeye çalışırlar. Bunun için müritleri zorlu hizmetlere koşarlar. Oruç ve erbain (çile) gibi ibadetlere önem verirler. Bu tür tarikatlar kurumsal alt yapılara ihtiyaç gösterdiğinden zamanımızda kalmamışlardır. Halveti, Mevlevi gibi tarikatlar bu gruba girer. Elbette zikir gerek ferdi gerekse bireysel bu tarikatlarda da vardır, ama birinci planda değildir. Nefis bu zorlu ibadetlerle zamanla dize gelerek nefis makamlarının kat edilmesindeki Allah’ın kaza ve kaderine rızayı öğrenmeye, daha doğrusu bu bilgiyi içselleştirmeye başlar, bu yolla nefis makamları tek tek aşılır. Ama tabii bunlar çok uzun yılları da alabilir. Yani nefsin değişimi onlarca yıl sürebilir.
    Tabii her şeyde olduğu gibi insanların kabiliyetleri de farklı farklıdır. Kimisinin meşrebi nefsi ibadetlerden hoşlanırken kimisi de ruhu geliştiren ibadetlere meyleder. Kimisi tasavvuftan ve tarikattan hiç zevk almaz. Cemaatleri sever. Cemaatte de belli hizmetler hoşuna gider. Elbette tasavvuf ve tarikat yolu farz değildir. Farz ve yasak olan şeyler bellidir. İnsanlar İslam’ın hükümlerinden sorumludur. Nefsi makamlar kat ettirip mutmainneye ulaştırmak zorunda değiliz. Ama Allah’ın dinini hayatımıza uygulamak, farzları yerine getirmeye ve yasaklardan kaçınmaya mecburuz. Daha doğrusu Allah bizleri bununla sorumlu tutmaktadır. Bunun için bize levvâme (Allah’a dönen, günahlara pişmanlık duyan) nefis de yeterlidir. Ama herhalukarda nefs-i emmâreden kurtulmak gerekiyor. Zira bu nefis sahibini cehenneme götürür. Allah korusun. Allah hepimize tövbe-i nasuh nasip eyleyip kaza ve kaderine rızayı, hususiyle Kendisi’nin rızasını nasip eylesin. Amin.
    Muhsin İyi

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    Elbette tasavvuf ve tarikat yolu farz değildir. Farz ve yasak olan şeyler bellidir. İnsanlar İslam’ın hükümlerinden sorumludur. Nefsi makamlar kat ettirip mutmainneye ulaştırmak zorunda değiliz. Ama Allah’ın dinini hayatımıza uygulamak, farzları yerine getirmeye ve yasaklardan kaçınmaya mecburuz. Daha doğrusu Allah bizleri bununla sorumlu tutmaktadır. Bunun için bize levvâme (Allah’a dönen, günahlara pişmanlık duyan) nefis de yeterlidir.
    Sn.muhsin iyi
    Bunu biliyordunuz da yukaridaki sadece isimleri arapca yazilmis
    Binlerce yillik;
    Nirvanaya ulasma safhalarini
    Meditasyon esaslarini niye
    Islam diye yaziyorsunuz?

    Herneyse

    ...Bunun için bize levvâme (Allah’a dönen, günahlara pişmanlık duyan) nefis de yeterlidir..
    Yeterli degil farzdir.
    Allah cc nun istegidir.

    ...herhalukarda nefs-i emmâreden kurtulmak gerekiyor...
    Boyle bir soz fitrata ters.
    Imkansiz.

    Fucur nefsinize Allah cc tarafindan Takva ile birlikte montelenmistir.
    Dunyevi yasamda kimse fucuru monte edildigi yerden cikaramaz.

    Cikaracak olan yine Allah cc dur.-Kur'an
    Cikaracagi kimseler ise:Cennete girme hukmunu alanlar kimseler.-Kur'an
    Cikarildigi yer:Ahirette cennete girmeden hemen once-Kur'an

    Peki emir nedir?
    Fucura uymayip/Takvaya uymak!

    Boylece
    NEFS'I KORUMAK!

    Yani
    Nef'i oldurmek degil.

    NEFS'I KORUMAK!
    NEFS"E ZULMETMEMEK!

    Nefs'ine zulmedenler atesin dostu olacaklar.-Kur'an

    Ayrica:Sn.muhsin iyi;
    Yazilari tam okuyamadim.
    Paragraflandirsaniz.
    Renk kullansaniz.

    Birde adinizi altina yazmissiniz ama
    Bu hazir nesir.

    Alintilari da yazsaniz.....

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    İnsan, ruhu ile nefsi arasında bir denge kurarak yaşamaya çalışır. Bazen nefsine meyleder bazen de ruhunun sesine kulak verebilir.
    Selam!

    Sn.muhsin iyi
    Siz anlamakta gucluk cektim.

    Acaba :
    Nefs kelimesini KUR"AN'daki hangi kelime karsiligi kullandiniz?
    Ruh kelimesini KUR"AN'daki hangi kelime karsiligi kullandiniz?

    Selamlar!

  4. #4
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Aug 2011
    Mesaj
    112
    Rep Gücü
    635
    yazılarım alıntı değildir. bana aittir.
    ruh ve nefis kelimelerini kurandaki anlamları ile yazılarımda kullanmaya çalışıyorum. tasavvuf konusunda ifrat bir görüşe sahipsiniz. veli zatları inkar etmek doğru değil.

  5. #5
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı muhsin iyi´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    yazılarım alıntı değildir. bana aittir.
    ruh ve nefis kelimelerini kurandaki anlamları ile yazılarımda kullanmaya çalışıyorum. tasavvuf konusunda ifrat bir görüşe sahipsiniz. veli zatları inkar etmek doğru değil.
    Selam!
    Sizin kullandiginiz RUH kavraminin Kur'an'da gectigi ayeti/ayetleri yazar misiniz?

  6. #6
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    Sn.muhsin iyi
    Bir soru sordum forumu terk ettiniz.

    Sizin yerinize ben cevap vereyim.
    Sizin yazdiginiz Ruh Kur'an'da yok!
    Zaten yazdiginiz nefs'te Kur'an'da yok!

    Ornegin:

    Nefsin bir diğer özelliği de küfür üzere yaratılmış olması ve akılla, nasihatle yola gelmemesidir.
    Bakalim nefsi yaratan Allah cc sizinle ayni fikirde mi?

    Bismillâhir rahmânir rahîm.
    91.7.Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene.
    Sadakallah!

    Siz Tasavvufun velilerini korumayi birakin
    Once kendinizi kurtarin!
    Bir daha Allah cc na iftira etmeyin.

  7. #7
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Nerden
    Ankara
    Yaş
    46
    Mesaj
    79
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    35
    Nefsin yapısı Kuranda şöyle ifade edilir!

    ŞEMS SURESİ
    7- Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene.
    8- Ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene ki,

    Nefs; yapısı gereği iki farklı yönde hareket etmeye müsaittir.
    1. Takva üzere hareket edebilir;
    2. Bozukluk üzere hareket edebilir.

    Takva: Kuran’a uyumlu olmak, Kuran ölçüleriyle hareket edebilmek…

    Nefsin takva üzere hareket etmesini sağlayabilmek için;
    Aklın
    —Ruha yönelmesi
    —Ruhun isteklerini kabullenmesi
    —Ruhun isteklerine onay vermesi gerekir.

    Çünkü Ruh sürekli Allah’a yönelen bir yapıya sahiptir…

    Akıl; Kuran bilgisiyle donatılarak Ruha yönelirse kişi nefsi üzerinde egemen olabilir.
    Bu egemenlik iyi olanı seçme ve iyilik üzere hareket etme isteği ve iradesini doğurur.
    Bu durumda kişi hem fiziki hem de manevi yönden kendisi için, iyi ya da kötü olanı bilecek, iyi olanı seçecek ve o yönde irade sergileyebilecektir.

    Örnek: Hz. Yahya’nın nefsine egemen olması
    ALİ İMRAN SURESİ
    39Zekeriyya mihrapta durmuş namaz kılarken, melekler ona şöyle çağırmışlardı: “Allah sana, kendinden bir kelimeyi doğrulayıcı bir efendi; nefsine egemen bir benlik, hayır ve barışı sevenlerden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeliyor.”

    Eğer

    Akıl, ruhu devre dışı bırakırsa; nefsin takva üzere hareket etmesini sağlayamaz!
    Bu durumda kişi; akıl ve nefsin bozukluğuyla baş başa kalır ve bu ikili kötülükten başka bir şey üretemez.

    Nefs, öyle bir yapıya sahiptir ki, egemen altına alınmadığında yani takva üzere hareket etmesi sağlanmadığında, aklı bile devre dışı bırakarak kendi bozukluğunu egemen kılar.

    Örnek; sigara içen bir insan,
    Akıl, ruhunun isteklerini devre dışı bırakarak nefsin bozuk kısmıyla baş başa kalmıştır…
    Akıl, sigaranın zararlı olduğunu bilir ve buna onay vermez; fakat nefsin bozuk kısmı aklı devre dışı bırakarak kendini egemen kılar…

  8. #8
    Aktif Üye ümmi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2009
    Mesaj
    1.889
    Rep Gücü
    33022
    babaerenlere demişler ki;niye namaz kılmıyosun?
    kuranda namaza yaklaşmayın diyo demiş.
    -e ama o ayetin başı var demişler
    -hafız değilim o kadarını bilmem demiş.
    sn mopsy kurandan işinize gelen ayeti copy yapıp haklı çıkmak uğruna nefsinizi tehlikeye atmayın .Bakın verdiğiniz ayetin başı ve sonuyla okuyunca ne anlayacaksınız.;
    Şems Suresi
    Bismillâhirrahmânirrahîm.
    1. Kasem olsun o güneşe ve parıltısına

    2. Ve aya: uyduğu zaman ona

    3. Ve gündüze: Açtığı zaman onu

    4. Ve geceye: Sararken onu

    5. Ve göğe ve onun bina edene

    6. Ve yere ve onu döşeyene

    7. Ve bir nefse ve onu düzenliyene

    8. Sonra da ona bozukluğunu ve korunmasını ilham eyliyene ki

    9. Gerçek felâh bulmuştur onu temizlikle parlatan

    10. Ve ziyan etmiştir onu kirletip gömen


    nitekim,"nefsinin ona ne vesvese verdiğini biliriz çünkü biz ona şah damarından yakınız...."diyor Kaf 16 da.


    neymiş;bu nefs,kötülük yönünde ilerleme kaydederse şeytanlaşırmış efenim.

  9. #9
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    Sn.Kiyamet

    Aslinda cok guzel bir yazi.
    Fazla derine inmeden
    Yuzeysel ama yeterli bir anlatim!

    Burada tek sorun veya degil;
    Ruh kelimesini Kur'an'daki anlaminda alip almadiginiz.

    ornegin:
    ...Akıl, ruhu devre dışı bırakırsa; nefsin takva üzere hareket etmesini sağlayamaz!....
    Cumleniz bir harika.
    Ben buradaki Ruh kelimesinin yerine Arapcadaki anlaminin Turkcesini koyuyorum.
    Soyle bir cumle olusuyor.

    ...Akıl, Vahiy'i devre dışı bırakırsa; nefsin takva üzere hareket etmesini sağlayamaz!...
    Ve ben bu sozu siar edinirim!

    Allah cc na emanet olun!

  10. #10
    yeni üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2011
    Nerden
    Ankara
    Yaş
    46
    Mesaj
    79
    Blog Mesajları
    1
    Rep Gücü
    35
    Sn. Mopsy

    Vahiy ve Ruh kavramlarının kendi bünyelerinde farlı anlamlar barındırdığını düşünüyorum.

    Vahiy: Allah’tan gelen bilgi
    Ruh: Allah’tan gelen bilgiyi kabullenip özümseyecek olan yapı…

    Yukarıdaki ruh tanımı: insanın varlık yapısında bulunan kısmı için geçerli…

    İnsanın varlık yapısı

    Akıl: Tarafsız; değerlendirme yapıp karar verme mercii…
    Ruh: Allah’ın emrinden; sürekli Allah’a yönelen bir yapı…
    Nefs: Takva kısmı ve bozuk kısmı olan bir yapı…

    Bu üçlünün işleyişl

    -Akıl, nefsin istekleri üzere hareket ederse: Belirli bir süre sonunda akıl ile ruh arasındaki tel kopar ve ruh devre dışı kalır yani o kişinin kalbi mühürlenir; iyi ve güzeli bulma ihtimali kalmaz o kişi için imtihan bitmiş olur…

    Akıl vahiy ile donatılıp Ruhun istekleri üzere hareket ederse: belirli bir süre sonunda, nefsin takva kısmının kendisiyle birlikte hareket etmesini sağlayabilir. Bu kişi için imtihan devam eder…

    Akıl vahiy ile donatılmış olsa bile Ruh devre dışı kalmışsa ( Kalbin mühürlü olması) nefsin takva kısmının kendisi ile birlikte hareket etmesini sağlayamaz…
    VE
    Vahiy ile donatılmış akıl ve nefs kötülükten başka bir şey üretmez…

    FUSSILET SURESİ-61
    44 -… De ki: O, iman edenler için bir kılavuz, bir şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kuran onlar için bir kötülüktür. Böylelerine, çok uzak bir mekândan seslenilmektedir.

    TEVBE SURESİ-113
    125 -Kalplerinde maraz olanlara gelince, inen sure onların pisliğine pislik ekler. Kâfir olarak ölüp gittiler onlar.

1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon

Benzer Konular

  1. Yorum: 0
    Son mesaj: 26-12-2011, 02:03 PM
  2. Kaza ve Kadere Rıza, Nefis Makamları (Nefsin Dereceleri)
    muhsin iyi Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 27-09-2011, 09:54 PM
  3. Nefsin geçersiz bir bahanesi kalp temizliği
    meridyen2 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-09-2010, 01:04 AM
  4. Nefsin terbiye edildiği ay...
    nefisetülilm Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 22-08-2009, 04:14 PM
  5. Ey Nefis....
    M ü e l l i f... Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-08-2008, 07:22 PM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık