Nankörlük

Allah Kuran'da, "... Gerçek şu ki, Biz insana tarafımızdan bir rahmet taddırdığımız zaman, ona sevinir. Eğer onlara kendi ellerinin takdim ettikleri dolayısıyla bir kötülük isabet ederse, bu durumda insan bir nankör kesiliverir" (Şura Suresi, 48) ayetiyle, birçok insanın sahip olduğu kötü bir ahlak özelliğine dikkat çekmektedir. Gerçekten de bazı insanlar, içerisinde yaşadıkları sayısız nimete rağmen, Allah'a karşı nankörlük edebilmektedirler. Oysa belki hiç düşünmemiş olabilirler ama mutsuz bir hayat yaşamalarının başlıca nedenlerinden biri, Allah'a karşı gösterdikleri bu ahlaktır. Çünkü Allah, "Öyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin." (Bakara Suresi, 152) ayetiyle, insanlara nankörlükten kaçınmalarını emretmektedir. İman ettikleri halde Allah'ın rahmetini ve kendilerine verilen onca güzelliği takdir edememeleri, elbette ki insanlara azap olarak geri dönmektedir.

Bu kimselerin böyle bir ahlak sergilemelerinin asıl nedeni temelde dinin özünü tam olarak kavramamış olmalarıdır. Kaderin mükemmel işleyişini, iyi ya da kötü görünen herşeyde bir hayır olduğunu düşünmemeleri, olaylara olumsuz bir gözle bakmalarına neden olur. Oysa bir olayda insanın nimet olarak görüp sevinç duyabileceği yüzlerce detay vardır. Ama bu insanlar bakış açılarındaki çarpıklık nedeniyle, bu nimetleri gereği gibi görüp takdir edemezler. Kimi zaman da Allah'tan kendilerine ulaşan bu güzellikleri gördükleri halde, bunları kendilerinden bilerek gereği gibi şükretmezler. Kendisine, anahtarlarını dahi taşıyamayacağı kadar çok hazineler verilen Karun'un, Allah'a karşı nankör bir tavır içerisine girerek ayette bildirildiği üzere, "... Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir..." (Kasas Suresi, 78) dediği gibi, bu kimseler de sahip oldukları nimetleri zaten hak ettikleri düşüncesine kapılırlar. Bu yüzden de bunları birer sevinç ve mutluluk vesilesi nimetler olarak görmezler. Dünya hırsını kalplerinden tam olarak atamamış olmalarından dolayı ellerindeki onlara yetmez. Kanaatkar olmamaları nedeniyle nimetler karşısında dahi aksi, ters ve büyüklenen bir karakter sergilerler.

Bu kimseler ayrıca nimeti verenin de, alanın da, azaltanın da, artıranın da Allah olduğunu unuturlar. Bundan dolayı da nimet kaybına uğradıklarında büyük bir hayal kırıklığına kapılırlar. Oysaki bu Allah'ın bir denemesidir ve insanın elindeki nimetlerin kıymetini anlaması için önemli bir eğitim fırsatıdır.

İnsanın asıl yapması gereken, karşısına çıkan bu fırsatları değerlendirerek, şükredici ahlakıyla Allah'ın rızasını kazanmaya çalışmak olmalıdır. Zira aksinde, Allah Kuran'da nimet içerisinde iken Kendisine karşı nankörlük eden insanların nimet kaybı ile karşılık görebileceklerini bildirmektedir. Bu gerçeği haber veren ayette şöyle buyrulmaktadır:

Allah bir şehri örnek verdi: (Halkı) Güvenlik ve huzur içindeydi, rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi; fakat Allah'ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak, ona açlık ve korku elbisesini tattırdı. (Nahl Suresi, 112)

Eğer ayette bahsedilen kimseler, nankörlük etmek yerine şükredici bir ahlak göstermiş olsalar, Allah onlar üzerindeki nimetini artıracaktır. İman eden kimseler bu ahlakın getirdiği huzur ve mutluluğu yaşarlar. Herşeye iman ve hikmet gözüyle baktıkları için çevrelerindeki nimetleri, güzellikleri ve incelikleri hemen fark edebilirler. Dünya nimetlerine hırsla yaklaşmadıkları için ellerindekilerle yetinmeyi bilirler. En zor şartlarda, en sıkıntılı ortamlarda bile bu ahlaklarını sürdürürler. Olayların olumsuz yönlerini görüp bunlarla mutsuz olmaktansa, her zaman güzel yönlerini görüp bunlardan sevinç duymasını bilirler. Allah, samimi müminlerin gösterdikleri bu güzel ahlaka karşılık olarak Kuran'da, "Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir." (İbrahim Suresi, 7) ayetiyle bildirdiği gibi bu ahlakı gösteren kimselerin üzerindeki nimetlerini daha da artırmaktadır.
(alıntı harun yahya Gizli Azapların Çözümü)