Cennetin Yolu Olan: Allah Korkusunun Önündeki Engeller ve Nedenleri

Allah Kendisi'nden korkup sakınmayan insanlara dünyada gerek fiziki gerekse manevi sıkıntılar yaşatır. Her ne kadar onlar açıkça görülen bir musibet bekleseler de, aslında farkında olmadan maddi manevi sayısız musibetle içiçe bir yaşam sürerler.

Allah'ın Kuran'da açıkça belirttiği gibi, yüzeysel bir inanca sahip olan insanlar, kendilerine sorulduğunda Allah'a inandıklarını söyledikleri halde içlerinde samimi bir Allah korkusu taşımazlar. Bunun en gözle görülür delili ise, Allah'tan korkan bir insanın O'ndan sakınması ve her tavrının Kuran ahlakına uygun olması gerekirken, bu insanların ne hal ve tavırlarında ne de konuşmalarında Allah'tan korktuklarına ya da sakındıklarına dair bir alamet görülmemesidir. Bu tutumlarının altında yatan belli başlı nedenler vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

Allah'ı Gereği Gibi Tanıyıp Takdir Edememeleri

İnsanların bir bölümünde kulaktan dolma bir din anlayışı yaygındır. Bu yüzden çoğu insan Yüce Rabbimiz’i, Kuran'da bildirilen sıfatlarıyla, özellikleriyle tanımaz. Dolayısıyla O'nun sonsuz aklını ve üstün gücünü gereği gibi takdir de edemez.

İnsanların büyük çoğunluğunun, Allah hakkında bildikleri ailelerinden, akrabalarından ya da çevrelerinden duyduklarından ibarettir. Bunun bir sonucu olarak da herkesin Allah hakkındaki düşüncesi farklı farklıdır. İşin ilginç yanı insanların büyük bir kısmı, o güne kadar çevrelerinden duyduklarının ve öğrendiklerinin yanlış veya eksik olabileceğine ihtimal vermezler.

Allah’ın Sıfatlarını Bilmek Neden Önemlidir ?

Bu tür insanlar Allah'ı genelde affeden, yardım eden, rızık veren, lütfeden, nimet veren, koruyan, merhametli olan gibi sıfatlarıyla düşünüp kendilerini rahatlatırlar. Oysa Allah'ın tüm çağrılara rağmen mümin olmayan insanlardan intikam alan, onlara azap veren, cezası şiddetli olan sıfatları da vardır. Ancak söz konusu kişiler Allah'ın bu sıfatlarının kapsamını bilmez; Rabbimiz’i bu sıfatlarıyla düşünemezler. Bu sıfatların kendi hareket, davranış ve konuşmalarına bakacak olan yönlerini akıllarına getirmezler. Örneğin kendilerine bir haksızlık yapıldığında Allah'ın sonsuz adaletiyle ahirette bu haksızlığın cezasını vereceğini düşünürler. Fakat Allah'ın ayetlerine gereği gibi inanıp yerine getirmezlerse kendilerinin de Allah'ın azabı ile karşılık göreceklerini düşünmezler.

İnsan Allah'a kul olsun diye yaratılmıştır ama bu yaratılış amacını kabul etmezse mutlaka karşılığını görür. İşte böyle büyük bir suça da büyük bir ceza gerekir ki, cehennem bu adaleti yerine getirmek için vardır. Yaratılmış en kötü mekan olan cehennem, insanın hayal gücünün alabileceğinden çok öte bir azap kaynağıdır. Dünyada mümkün olan en büyük acılardan kat kat şiddetli acılar içerir.

Bahsettiğimiz türden insanlar, vicdanlarına uymamalarından kaynaklanan gaflet ve şuursuzlukları nedeniyle Allah'tan korkup sakınmazlar. O'nun gücünü ve kudretini, heybet ve azametini gereği gibi algılayamaz, O'nun makamından ve büyüklüğünden, O'nun gazabına maruz kalmaktan içleri titreyerek korkmazlar. Dolayısıyla Allah'ın rızasını kazanmaya ve O'nun emirlerini ellerinden gelenin en fazlasıyla yerine getirmeye çalışmazlar. Sonuçta ise bu dünyada korkusuzca geçirdikleri yaşamlarının bedelini, korku ve azap içinde geçirecekleri sonsuz hayatlarıyla öderler.

İnkarcıların Yanlış Ahiret İnancı

Pek çok insan, cennet ve cehennem hakkında da pek çok eksik bilgiye ve batıl inanışa sahiptir. Bu kişiler dünya hayatından istedikleri kadar yararlanıp, din ahlakının gereklerine uymadıkları halde, tüm bunların karşılığında da cehennemde kısa bir süre kalacaklarını, daha sonra affedileceklerini zannederler. Ama kendilerini bekleyen son, tahmin ettiklerinden çok daha acıdır. Çünkü cehennem azabı sonsuza dek sürecektir. Bu bir ayette şöyle bildirilir:

“Gerçekten cehennem, bir gözetleme yeridir. Taşkınlık edip-azanlar için son bir varış yeridir. Bütün zamanlar boyunca içinde kalacaklardır.” (Nebe Suresi, 21-23)

Cehennem Azabına Katlanabileceğini Düşünmeleri

Cehennem, insanın hayal gücünün alamayacağı kadar büyük acıları yaşatan bir yerdir. Şuurlu hiçbir insanın cehennem azabı gibi bir azabı göze alabilmesi mümkün değildir. Cehennem, Allah'ın Kahhar (kahreden) sıfatının en şiddetli tecelli ettiği ve dünyadaki hiçbir azapla kıyaslanamayacak azaplarla dolu korkunç bir ortamdır. Bir damla kaynar suya, biraz açlığa, soğuğa dayanamayan aciz insanın, ferah ve umarsız bir şekilde böyle bir azabı göze aldığını söylemesi, ancak şuurunun tamamen kapalı olduğunun bir göstergesi olabilir. Kendince cehennem azabını hafife alan, bir kimse, baştan beri bahsettiğimiz Allah'ın kadrini gereği gibi takdir edemeyen kimsedir.

Dünyada Kendilerine Tanınan Süreye Aldanmaları

Allah dünyadaki imtihan ortamının bir gereği olarak insanlara süre tanır. Yaptıkları hataları düzeltmeleri için onlara uyarılar gönderir ve çeşitli fırsatlar verir. İşte inkar eden insanların Allah'tan gereği gibi korkmamalarının altında yatan bir başka sebep de budur; yaptıklarının karşılığını o an görmemeleri... Çünkü genelde insanlar karşılığını hemen akabinde alacakları konularda son derece hassastırlar. Şöyle bir örnek üzerinde düşünelim:

Büyük bir şirkette iyi bir maaşla çalışan bir kişiye önemli bir sorumluluk verilse ve bu sorumluluğu başarılı şekilde yerine getirmediği takdirde şirketteki işine son verilecek olsa acaba bu kişi nasıl bir gayret ve dikkat içinde olur? Sonucunda uğrayabileceği kaybı bildiği halde bu işte herhangi bir gevşeklik ya da rehavet içinde bulunabilir mi? Elbette ki hayır. Bu kaybı asla göze almak istemeyecektir. Bunun için elinden gelen herşeyi yapacak, hatta gerektiğinde kendi rahatından, uykusundan, diğer işlerinden feragat edecek ama o işi başaracaktır. Çünkü bu kişi kendisini sıkıntıya sokacak bir sondan korkmaktadır. Peki ama aynı insanlar acaba bunların hepsinden daha gerçek olan Allah'a hesap vermeleri konusunda aynı korkuyu yaşarlar mı? Bunu yaşayamayanların ruh hali çok farklıdır. Çünkü bu insanlar ölümü ve ahireti o kadar yakın görmezler, onlara göre içinde yaşadıkları hayat daha gerçektir.

Oysa bir ayette insanlara belirli bir süre tanındığı şöyle haber verilir:

“Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azap ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir.” (Fatır Suresi, 45)

Cezayı Anında Beklemeleri

Bu insanlar Allah'ın razı olmayacağı bir şey yaptıklarında, hemen o anda "başlarına taş yağması" gibi bir azap gelmesini bekleseler bile, sonrasında "nasıl olsa bir şey olmuyor" mantığı ile taşkınlıklarına devam ederler. Bu sapkın mantığa her dönemde, Kuran ahlakına uymayan insanlarda rastlanır ve Allah onların bu cahilce düşünce yapılarını bize şöyle haber verir:

“... Ve kendi kendilerine: "Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya." derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir.” (Mücadele Suresi, 8)

Azap Göreceklerin Yalnızca Çok Azgın Kişiler Olduğunu Düşünmeleri

İnsanların birçoğu ölümlerinden sonra Allah'ın, kendilerini yaşadıkları hayattan hesaba çekeceğinden ve bu hesabın sonucunda cennete ya da cehenneme sevk edileceklerinden haberdar oldukları halde ahiretleri için bir hazırlık yapmazlar. Hem Kuran'a inandığını iddia eden hem de iman ettiği kitabın hükümlerine uymayan bu insanların rahatlıklarının sebebi, kalplerinin temiz olduğu, zaten hiçbir kötülükte bulunmadıkları iddiasında olmalarıdır. Dolayısıyla bunun temelinde yatan inanç da, kendilerinin cehenneme gidebileceklerine asla ihtimal vermemeleri, başka bir deyişle cennete gideceklerini kesin olarak görmeleridir.

Bu inancın bir özelliği de, cehenneme gidecek olan insan modelini kendi mantıklarına göre belirlemiş olmaları ve diğer insanları da cennet ehli ilan etmeleridir.

Allah Bağışlaması Çok Olan, Kullarını Şefkatiyle Kuşatandır

İnsanın hem dünyada hem de ahirette tek bir gerçek dostu vardır. O dost Yüce Rabbimiz’dir. Sonsuz güç sahibi Rabbimiz, kullarını hiçbir zaman terk etmez. Her zorlukta bizim yanımızda ve bize yardımcıdır. Doğduğumuz günden öldüğümüz güne kadar daima bizimle birliktedir. Bizi düşmanlarımıza karşı korur. Bizim için herkesten daha güvenilirdir, daima karşılıksız armağan eden ve şefkatiyle kuşatandır. Kendisi'ne inanan ve tevbe eden kullarını bağışlar, her türlü eksiklikten ve hatadan arındırır, onlara çok seçkin bir yaşam ve ahirette de hiç tükenmeyecek olan mülkünü vaat eder.

Unutulmamalıdır ki Allah korkusunu ve Allah sevgisini içten bir şekilde kalplerinde hisseden, imanında da samimi olan insanlar artık içinde hiç mağlubiyeti olmayan şerefli ve hayırlı bir hayatın içine girerler. Çünkü Allah inananlara, din ahlakına uydukları ve sözlerine sadık oldukları sürece zafer nasip edecektir. Asıl büyük karşılığı ise ahirette onlara verecektir. Allah inananların dünyada ve ahiretteki tek gerçek dostudur. Bu gerçek müminlerin yol gösterici Kuran’da şöyle müjdelenmiştir:

“Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.” (Bakara Suresi, 107)
(alıntı harun yahya ilmimercek)

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi 24. sayı (Haziran 2006) 52. sayfada yayınlanmıştır.