2. Sayfa, Toplam 2 BirinciBirinci 12
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 12 Toplam: 12
  1. #11
    Aktif Üye Bay X - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Nerden
    İSTANBUL
    Mesaj
    2.170
    Rep Gücü
    37029

    Cevap: İSLÂM’DA KADIN HAKLARI

    İslâm’a Göre Boşanma Sebepleri:

    İslâm’da boşama, prensip olarak kocanın tek yanlı irâdesiyle ve mahkeme kararına gerek olmaksızın meydâna gelir. Koca, bizzat boşayabileceği gibi, bir vekil aracılığı ile de boşayabilir. Ya da karısına boşama yetkisi (tefvîz) verebilir. Diğer yandan bazı boşanma sebepleri ortaya çıkınca, kadının da mahkemeye baş vurarak evliliğe son verdirmesi mümkündür. Bu boşanma sebepleri altı maddede toplanabilir:

    1. Hastalık veya özür: Evlilik akdi sırasında mevcûd olan veya evlilik sırasında meydana gelen bazı özür veya hastalıklar yüzünden kadının boşanmak hakkı vardır. Bunlar, akıl hastalığı, cüzzam ve zührevî hastalıklar gibi birlikte yaşama hâlinde zararı kaçınılmaz olan hastalıklardır.

    2. Kocanın Nafakayı Sağlamaması: Kadının yeme-içme, giyim ve barınma masrafları kocasına âiddir. Koca varlıklı olduğu halde, eşiyle ilgilenmez ve onu açlık ve sefâlet içinde bırakırsa; kadının önce kocasından nafaka almaya çalışması, bu mümkün olmazsa, boşanmak için çâre araması hakkı olur. Koca fakir ise, kadınının onu yalnız bırakması, hattâ bu sebeple ondan ayrılmaya kalkışması, vefâsızlık olur.

    3. Kocanın Evi Terketmesi: Kocanın evi terketmesi ve bu yüzden, sıkıntı ve fitneye düşmek tehlikesi karşısında kadının mahkeme aracılığıyla evliliğe son vermesi söz konusudur. Erkeğin hayat ve ölümüne dâir haber almaktan ümid kesildiği târihten îtibâren dört sene beklenir, bu zaman zarfında haber alınmadığı ve kadın boşanmakta ısrâr ettiği takdirde hâkim, ayrılığa hükmeder.

    4. Kocanın Hapsedilmesi: Mâlikîler dışında çoğunluk müctehidlere göre, kocanın hapsedilmesi veya tutuklanması, yahut düşmana esir düşmesi bir boşanma sebebi değildir. Çünkü bu konuda âyet ve hadîs yoktur.

    5. Şiddetli Geçimsizlik ve Kötü Muâmele: Eşlerin birbirlerinin şeref ve haysiyetlerine yönelik ithamları sonucunda çıkan soğuk tartışmalara şiddetli geçimsizlik denir.

    Kötü muâmele ise, kocanın, eşini söz veya fiil ile rahatsız etmesidir. Sövmek, dövmek ve Allâh’ın haram kıldıklarını yapmaya zorlamak gibi davranışlar, kötü muâmeleler arasında sayılabilir.

    Geçimsizlik her iki taraftan kaynaklanabilir. Mağdur olan eş, hâkime baş vurarak hakem yoluyla arabulma veya boşanma isteğinde bulunabilir.

    6. Zinâ: Zinâ da evliliği sona erdirme sebebidir. Ağır ve yüz kızartıcı bir suçtur.

    Boşanma, âileyi dejenere olmaktan koruyan bir tedbirdir. Aslında boşanma, çiftler için bir anlamda selâmet ve rahmettir. Boşanmayı yasaklamak, evlenmenin azalmasına sebep olabilir. Zîrâ, ihtiyaç halinde boşanamıyacağını bilen kimse, evlenmeye yanaşmaz. Gireceği bir kapının ebediyyen üzerine kapanacağını bilen insan, o kapıdan girmek istemez. Evlenenlerin azalması da, fuhşun artmasına ve âilelerin çözülmesine sebep olur. Bütün bu zararlar, neticede kadına dokunur.

    Mut’a Nikahı:

    Mut’a nikâhı, bir kadınla ücret karşılığında belli bir vakit için evlenmektir. Câhiliyye devrinden kalan bir nikâh şeklidir.

    Bu nikâha, İslâm’ın ilk yıllarında ve bilhassa harp zamanlarında, uzun zaman kadınlardan uzak kalan askerler için izin verilmişti. Hayber savaşına kadar mubah olan mut’a nikâhı, Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in sünneti ile yasaklanıp haram kılınmıştır. Konu ile ilgili olarak Rasûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurur:

    "Ey insanlar!

    Ben size mut’a nikâhı ile kadınlardan faydalanmanız için izin vermiştim. Şüphesiz ki Allâh, bunu kıyâmete kadar haram kılmıştır. Kimin yanında bunlardan bir kadın varsa, hemen onu serbest bıraksın, onlara verdiği şeylerden hiçbir şeyi geri almasın!.." (216)

    Hz. Ali (r.a.), İbn-i Abbas (r. anhümâ)’ya şöyle demişti:

    "Rasûlullâh (s.a.v.), mut’a nikâhından ve ehil merkeblerin etlerini yemekten Hayber’in fethi günü bizleri menetti." (217)

    Mut’a nikâhı, zinâdan başka bir şey değildir. Dört mezheb imâmına göre haramdır ve bâtıldır. (218)

    Görülüyor ki yüce dînimiz, kadının hiçbir şekilde şehvet metâı hâline getirilmesine aslâ müsaade etmemektedir.


    Hulle:

    Bir erkeğin hanımı üzerinde üç defa boşama yetkisi vardır. Üç boşama salâhiyetini de kullanıp hanımından ayrılan erkek, aynı kadınla tekrar evlenemez. Ancak kadın, başka bir kocaya gider de, günün birinde ondan boşanır veya kocası vefat ederse, gereken iddeti bekledikten sonra, birinci koca onunla tekrar evlenebilir. Aksi halde evlenmesi mümkün değildir.

    İşte kadına eski kocasına yeniden dönme imkânı sağlayan bu ara evliliğine hulle denir. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

    "Yine erkek, karısını üçüncü defa olarak boşarsa, bundan sonra kadın kendinden başka bir erkeğe nikâhlanıp varıncaya kadar ona helâl olmaz. Bununla birlikte, eğer bu yeni koca da onu boşarsa, onlar Allâh’ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanırlarsa, birbirlerine dönmelerinde hiçbiri hakkında bir sakınca yoktur." (219)

    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de bir hadîs-i şerîflerinde:

    "... Allâh Teâlâ, hulle yapana da ve kendisi için hulle yapılana da lânet etsin!." (220) buyurur.

    Hz. Ömer (r.a.) da, bununla ilgili olarak şöyle buyurur:

    "Allâh’a yemîn olsun ki, bana hulle yapanı da, kendisi için hulle yapılanı da getirmiş olsalar, onları recm ederim (taşlayarak öldürürüm)." (221)

    Hulle, yapılsın diye değil, erkeklik haysiyetini düşüreceği için bu yola tevessül edilmesin diye konulan şartlı bir cezâdır. Erkeğin nikâhı hafife almaması ve evliliğin devamının sağlanması için konulmuş, ağır ve caydırıcı ilâhî tedbirdir. Ayrıca hulle, erkeğin, hile yapıp kendi nefsânî arzularına göre dîni istismâr etmesini önleyerek, kadının hakkını korumaktır. Zîrâ erkek için en zor şey, hanımının başka biriyle evlenip beraber kalmasıdır.

    İslâm’da evlenme, karşılıklı huzûr, sevgi ve şefkat üzerine kurulmuştur. Muvakkat (geçici) nikâh, mûteber değildir. Nikâhın devamlı olması, âile birliğinin kurulması ve çocuğun yetiştirilip terbiye edilmesi, İslâm’ın en önem verdiği husûslardandır. Üç talâkla boşanan çiftler, bütün bu ulvî gâyeleri hiçe sayarak nikâh ni’metini tepmektedirler. Bunun cezâsı olarak, boşanmanın bütün haklarını kullanan bu çiftler, birbirleriyle tekrar evlenemezler. Boşandıktan sonra, hiçbir engelle karşılaşmadan aynı kişilerin yeniden birbirleriyle evlenmesi, boşanma hâdiselerini çoğaltır. Bu ise, âilede yaralar açar, toplumun düzenini ve âhengini bozar.
    Teaddüd-i Zevcât (Birden Çok Kadınla Evlenme)

    Allâhü Teâlâ en-Nisâ sûresinin 3. âyet-i kerîmesinde:

    "Eğer yetîm kızlar hakkında adâleti yerine getiremiyeceğinizden korkarsanız sizin için helâl olan diğer kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâh edin! Şâyet (bu sûretle de) adâlet yapamayacağınızdan korkuyorsanız o zaman bir tane ile, yahut mâlik olduğunuz câriye ile yetinin. Bu (tek hanım veya câriye) sizin için hakdan eğrilip sapmamanıza daha yakındır." buyurmaktadır.

    Bu âyet-i kerîmeden anlaşılan, birden fazla evlenmenin İslâm’ın bir emri değil, bir izni olduğudur. Yani bu hüküm, yapılması gerekli bir görev değil, zarûrî durumlarda kullanılabilecek bir izindir. Ancak bu izinden faydalanılabilmesi için de erkeğin, eşleri arasında her konuda eşitlik ve adâlet esaslarına uygun hareket edebileceğine inanması gerekmektedir.

    Birden fazla kadınla evli olan bir erkek, eşleri arasında her hususta adâletli davranmaya dînen mecbûrdur. Nöbetleşe beraber kalır. Birinin nöbetinde iken, onun izni olmaksızın diğerine gidemez. Ortakların güzeli ile çirkini, yaşlısı ile genci bu hususta aynı durumdadır. Kocanın bu konuda hiç bir özrü geçerli değildir. Yedirme, giydirme, mesken, davranış gibi bütün konularda da hiçbir ayırım yapmaması şarttır. (222) Nitekim Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

    "Bir erkeğin nikâhında iki kadın bulunur da aralarında adâleti gözetmezse, kıyâmet gününe bir tarafı düşük, felçli olarak gelir." (223) buyurmaktadır.

    Kaldı ki, birden fazla evlenme hususunda bir zorunluluk yoktur. Teaddüd-i zevcât, yapılması mecbûrî bir emir olmayıp, ancak bazı zaruretler karşısında cemiyeti ahlâksızlıktan ve fuhuştan kurtarmak için konulmuş ictimâî bir tedbirdir. Bunu gerçekleştirmeye, ne erkek ve ne de kadın mecburdur. Bir erkek, gerek görürse bundan faydalanır, gerek görmezse bir hanım ile yetinir. Kadın da uygun görürse, evli bir erkekle evlenmeyi kabul eder. Uygun görmezse kabul etmez. İlk hanım da, üzerine evlenilmesini arzu etmediği takdirde, bu hususu, nikâh esnasında uygun bir şart ile, meselâ boşanma hakkı elinde bulunmak şartıyle sağlayabilir. (224) İlk hanım evlenirken üzerine evlenilmemesini şart koşmuş ise, ikinci evlilik yapılamaz. Esasen bir hanım ile yetinilmesi "Adâletli davranamayacağınızdan korkarsanız bir tane ile yetinin!" âyet-i kerîmesine göre daha uygun görülmektedir. Ayrıca şartlarına uyamıyacak kimselerin birden fazla kadınla evlenmeye kalkışmaları, Allah indinde sorumluluğu gerektirir. Bu yüzden hukûku çiğnenen bir hanım da mahkemeye mürâcaat ederek haklarını savunabilir. (225) İslâm Dîni’nde erkekler, birden fazla evlenmekle emrolunmadıkları gibi, kadınlar da ortak kabul etmek zorunda değillerdir. (226) İstenmemekle beraber boşanma, bazen bir zaruret halini aldığı gibi, çeşitli zamanlarda bazı toplumlarda birden fazla evlenmek de mecbûriyet arzedebilir. Bu ve benzeri gerçekleri dikkate almayan bir nizamın ömrü kısa olur. Halbuki İslâm Dîni, başlı başına bir hayat nizâmıdır. Gerçekten birden fazla evlenme, bazı durumlarda kadın için bir kurtuluş, bir nimet olabilmektedir. Meselâ kadının yaradılışdan veya herhangi bir hastalıktan zevcelik vazifesini yerine getirememesi veya çocuk yapmaya muktedir olmaması durumunda, kocasına evlenebilme hakkı verilmediği takdirde, erkek, ya bu kadıncağızı boşayıp bir başkası ile evlenecek, ya da kötü yollara düşecektir. Bu her iki durumda, hem erkek ve hem de kadın için büyük bir zulüm sözkonusudur. Birden fazla evliliğin zarûret hâline geldiği noktalardan biri de, savaş sonrası ortaya çıkan durumdur. Savaşlar sonucu erkek nüfûsun, kadınlara oranla çok daha azaldığı bir gerçektir. Bu durumda birden fazla evlilik, ahlâksızlık ve zinâyı önleyecek en tesirli bir yoldur. Şu halde teaddüd-i zevcât, normal hayatta her zaman uygulanabilecek bir kâide değil, özel durumlarda mürâcaat edilmek üzere verilmiş müstesnâ bir tedbirden ibârettir.

    *

    Buraya kadar, yüce dînimizin kadına verdiği üstün değeri ve onlara tanıdığı ulvî hakları, gücümüz nisbetinde açıkladıktan sonra; genç kızlarımıza örnek alacakları rehberlerden bahsederek, kuracakları âile yuvalarında muhakkak dikkat etmeleri gerekli hususlara kısaca temâs etmeyi uygun bulmaktayım.


    Kaynaklar:

    (1) Buhârî, Enbiyâ, 1.

    (2) İbn-i Hâcer, el-İsâbe, c. IV, s. 275.

    (3) İbn-i Hâcer, a.g.e., c. IV, s. 327.

    (4) Müslim, c. IV, s. 2028.

    (5) en-Nisâ: 36, el-İsrâ: 23, Ankebût: 8.

    (6) Buhârî, Edeb: 2, Müslim, Birr: 1.

    (7) Ö. N. Bilmen, Huk. İsl. ve Ist. Fıkh. Kâmûsu, c. II, s. 223.

    (8) İbrâhim Cânân, Kütüb-i Sitte Muhtasarı Terc. ve Şerhi, c. II, s:484.

    (9) Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri, c. III, s: 29.

    (10) Lokman: 14.

    (11) Osman Topbaş, Murâdiye Eğt. Kurumları Derg. S: 1, s: 5.

    (12) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 347.

    (13) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 356.

    (14) Münâvî, Feydu’l-Kadir, c. IV, s: 318.

    (15) Müslim, Birr, IX, 251.

    (16) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 369.

    (17) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 369.

    (18) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 368.

    (19) Mustafa Eriş, Seâdet Çağından Sîmâlar, s: 65.

    (20) Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri, c. III, s: 9.

    (21) el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, c. I, s. 335.

    (22) Buhârî, Cihâd, 138.

    (23) Sevim Âsımgil, Benim Müslüman Yavrum, s: 22.

    (24) Numan Kurtuluş, Âmentü Şerhi, s: 253.

    (25) Ebû Dâvûd, Edeb, 120.

    (26) Buhârî, Akîka, 1.

    (27) İbn-i Hıbbân, Sahîh.

    (28) Ebû Dâvûd, Edeb, 61.

    (29) İbn-i İshâk.

    (30) Ebû Dâvûd, Edâhî, 21.

    (31) Tirmizî, Edâhî, 16.

    (32) M. Nûr Süveyd, Peygamberimiz’in Sünnetinde Çocuk Eğitimi, 72.

    (33) Tirmizî, Nikâh, 1.

    (34) Hadîsi Beyhakî rivâyet etmiştir.

    (35) Ebû Dâvûd, Sünen.

    (36) Hadîsi Hâkim rivâyet etmiştir.

    (37) Münâvî, a.g.e., c. I, s: 226.

    (38) Ebû Dâvûd, Salât, 26.

    (39) et-Tahrîm, 6.

    (40) Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri, c. IV, 90-91.

    (41) Müslim, Vasiyyet, 14.

    (42) Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. X, s: 210.

    (43) Muhammed b. Abdullâh Hânî, Âdâb, s: 50.

    (44) Sâdık Dânâ, Altınoluk Sohbetleri, c. III, s: 11-12.

    (45) et-Tâc, c. II, s. 283.

    (46) Nesâî, c. II, s. 156.

    (47) İbn-i Mâce, c. I, s. 596.

    (48) et-Tebrizî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, c. II, s. 161.

    (49) et-Tebrizî, a.g.e., c. II, s. 207.

    (50) Bakara: 228.

    (51) el-Aclûnî, a.g.e., c. I, 36.

    (52) Münâvî, a.g.e., c. III, s. 495.

    (53) Riyâzu’s-Sâlihîn, c. II, s. 148.

    (54) Riyâzu’s-Sâlihîn, c. I, s. 320.

    (55) Müslim, c. IV, s. 385.

    (56) en-Nisâ: 19.

    (57) Buhârî, c. VI, s. 145.

    (58) Müslim, c. II, s. 1091.

    (59) Muhammed b. Abdullâh Hânî, a.g.e., s: 172.

    (60) el Hucurât: 13.

    (61) en-Nisâ: 1.

    (62) el-Ahzâb: 35.

    (63) İbn-i Hamza, el-Beyân ve’t-Ta’rîf, s. 261.

    (64) Ö. N. Bilmen, a.g.e., c. II, s. 73-74.

    (65) İbn-i Kesîr, en-Nisâ, 20-21. âyetin tefsîri.

    (66) en-Nahl: 97, el-Mâide: 38, en-Nûr: 2.

    (67) en-Nisâ: 124.

    (68) en-Nahl: 97.

    (69) et-Tevbe. 71.

    (70) Mehmed Dikmen, İslâm’da Kadın Hakları, s: 54.

    (71) el-Mâide: 38.

    (72) en-Nûr: 4-5.

    (73) en-Nûr: 4.

    (74) İbn-i Abidîn, Reddü’l-Muhtâr, c. III, s. 326-327.

    (75) Şûrâ: 49-50.

    (76) Aysel Zeyneb Tozduman, İslâm’da Kadının Hakları, s: 36.

    (77) el-İsrâ: 31, el-En’âm: 140.

    (78) et-Tekvîr: 8-9.

    (79) el-Hakîm, el-Müstedrek, c. II, s. 284.

    (80) İbn-i Hacer, el-Metâlibü’l-Âliyye, c. II, s: 382.

    (81) Sâdık Dânâ, Âile Seâdeti, s: 40.

    (82) Heysemî, a.g.e., c. VIII, s. 156.

    (83) Münâvî, a.g.e., c. IV, s. 84.

    (84) Osman Topbaş, a.g.e., s: 4.

    (85) Âsım Uysal, Kadın İlmihâli, s: 48.

    (64) et-Tebrizî, a.g.e., c. II, s. 202.

    (87) et-Tebrizî, a.g.e., c. II, s. 203.

    (88) et-Tâc, c. II, s. 314.

    (89) en-Nisâ: 34.

    (90) M. Zekâi Konrapa, Peygamberimiz, s. 451.

    (91) ez-Zümer, 9.

    (92) el-Aclûnî, Birr, 138.

    (93) et-Tahrîm, 6.

    (94) İbn-i Kesîr Tefsîri, et-Tahrîm, 6.

    (95) Osman Topbaş, a.g.e., s: 5.

    (96) et-Tebrizî, a.g.e., c. II, s: 517.

    (97) Buhârî, c. I, s: 34.

    (98) Buhârî, c. I, s: 41.

    (99) Buhârî, c. I, s: 34.

    (100) H. ez-Zirikli, el-A’lâm, c. IV, s: 5.

    (101) A. Himmet Berki, Büyük Türk Hükümdarı Sultan Mehmed Han, 39.

    (102) et-Tevbe, 119.

    (103) Osman Topbaş, a.g.e., s: 5.

    (104) en-Nûr: 32.

    (105) et-Tebrizî, a.g.e., c. II, sh:161.

    (106) et-Tâc, c. II, s:284.

    (107) Buhârî, c. VI, s: 152.

    (108) Ebû Dâvûd, Maa Avni’l- Ma’bûd I, 173.

    (109) Müslim, c. II, s:1019.

    (110) İbnü’l-Humâm, Fethu’l-Kadir, s:343.

    (111) Vehbe Zuhayli, İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, c. IX, s: 13.

    (112) Buhari, Müslim: c. II, s: 1086.

    (113) Bekir Topaloğlu, İslâm’da Kadın, 48.

    (114) Tirmizî, Salât, 13.

    (115) ez-Zeylâî, Nasbu’r-Râye, c. III, s: 196.

    (116) Hamdi Döndüren, Âile İlmihali, 181-182.

    (117) Buhârî, c. VII, s: 178.

    (118) Hüseyin Hâtemî, Kadının Çıkış Yolu, s: 41.

    (119) et-Tâc, c. II, s: 285.

    (120) Tirmizî.

    (121) Buhârî, Nikâh, 42;

    (122) Ebû Dâvûd, Nikâh, 24;

    (123) İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğâbe, c. VII, s: 137;

    (124) en-Nisâ: 4.

    (125) en-Nisâ: 20.

    (126) Hamdi Döndüren, a.g.e., s: 224.

    (127) Haskefî, Dürru’l-Muhtâr, c. II, s: 452.

    (128) en-Nesâî, Nikâh, 62.

    (129) İbn-i Hacer, Bülûğu’l-Merâm Terc. c. III, s: 234.

    (130) Hayreddin Karaman, Mukâyeseli İslâm Hukûku, s: 286.

    (131) el-Bakara: 233.

    (132) et-Talâk: 7.

    (133) Münâvî, s: 75.

    (134) Ahmed b. Hanbel, 1, 172.

    (135) et-Talâk: 6.

    (136) Hamdi Döndüren, a.g.e., s: 251.

    (137) Kâşânî, Bedîu’s-Sanâî, c.IV, s. 24.

    (138) Ö. N. Bilmen, a.g.e., c. II, s. 169.

    (139) et-Tebrizî, a.g.e., c. II, s: 203.

    (140) Hacı Cemal Öğüt, Fâtımatü’z-Zehrâ, s. 62.

    (141) Buhârî, Dâvât c. VIII, s. 87.

    (142) Ebû Dâvûd, edeb, c. IV, s. 315.

    (143) Tecrîd, XI, 321-322.

    (144) Müsned, c. VI, s: 106.

    (145) Buhârî, c. VI, s. 193.

    (146) Ebû Dâvûd, Salât, 53.

    (147) Buhârî, Hayz, 19.

    (148) Buhârî, Hayz, 20.

    (149) Nesâî, Zekât, 69.

    (150) Buhârî, Taksîr, 4.

    (151) Ebû Dâvûd, Menâsik, 2.

    (152) Tirmizî, Hacc, 98.

    (153) Buhârî, Cihâd, 62.

    (154) el-Aclûnî, a.g.e., c. I, s: 336.

    (155) el-Aclûnî, a.g.e., c. I, s: 335.

    (156) et-Tevbe, 41.

    (157) el-Ahzâb: 59.

    (158) Ahmed b. Hanbel, c. VI, s: 188.

    (159) e-Zeylâî, a.g.e., c. I, s. 295.

    (160) et-Tebrizî, a.g.e., c. II, s. 164.

    (161) Tirmizî, Edeb, 35.

    (162) e-Zeylâî, a.g.e., c. I, s. 299.

    (163) Ebû Dâvûd, Nikâh, 43.

    (164) Ahmed b. Hanbel, V, 24.

    (165) Buhârî, c. VII, s: 130.

    (166) Buhârî, c. VI, s: 173.

    (167) H. el-Bennâ, el-Mer’etü’l-Müslime, 24.

    (168) Müslim, c. III, s. 1680.

    (169) Buhârî, Libas, 61.

    (170) Buhârî, Libas, 62.

    (171) Ahmed b. Hanbel, II, 134.

    (172) Bekir Topaloğlu, a.g.e., s. 187-188.

    (173) el-Mevsılî, el-İhtiyâr, c. III, s. 142.

    (174) en-Nisâ: 135.

    (175) Buhârî, c. III, s. 152.

    (176) en-Nûr: 5.

    (177) Buhârî, c. III, s. 159.

    (178) İbnu’l-Humam, a.g.e., c. VI, s. 451.

    (179) el-Aclûnî, a.g.e., c. I, s: 71.

    (180) İbnu’l-Humam, a.g.e., c. VI, s. 6.

    (181) Rızâ Savaş, Hz. Muhammed (s.a.v.) Devrinde Kadın, s: 271.

    (182) el-Mevsılî, a.g.e., c. III, s: 142.

    (183) el-Mevsılî, a.g.e., c. III, s: 142.

    (184) İbn-i Hazm, el-Muhallâ, c. IX, s. 397-398.

    (185) İbn-i Kayyım, İ’lâmu’l-Muvakkıîn, c. I, s: 97.

    (186) İbn-i Kayyım, a.g.e., c. I, s: 97.

    (187) en-Nisâ: 11-14.

    (188) en-Nisâ, 34.

    (189) el-Aclûnî, a.g.e., c. I, s: 304.

    (190) Kâmil Mîrâs, Tecrîd-i Sarih Tercemesi, VII. Baskı.

    (191) İbnü’l-Hümâm, a.g.e., c. III, s: 22.

    (192) Aynî, Umdetü’l-Kârî, c. IX, s: 528.

    (193) Ebû Dâvûd, Hadis no: 1187.

    (194) Ahmed b. Hanbel, II, 397.

    (195) en-Nisâ, 34.

    (196) en-Nisâ, 34.

    (197) en-Nisâ, 34.

    (198) en-Nisâ, 34.

    (199) en-Nisâ, 34.

    (200) en-Nisâ, 35.

    (201) Vehbe Zuhaylî, a.g.e. c. IX, s: 271.

    (202) Vehbe Zuhaylî, a.g.e., c. IX, s: 271.

    (203) en-Nisâ, 130.

    (204) Bekir Topaloğlu, a.g.e., s: 79.

    (205) el-Aclûnî, a.g.e. I, 36.

    (206) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. I, s: 320.

    (207) Müsned, c. IV, s: 31.

    (208) Riyâzu’s-Sâlihîn ve Terc. c. II, s: 50.

    (209) et-Tebrizî, a.g.e., c. II, s: 204.

    (210) A. Vehbi Vakkasoğlu, Bilinmeyen Kadın, s: 128.

    (211) Vehbe Zuhaylî, a.g.e., c. IX, s: 285-286.

    (212) Mehmed Zihni Efendi, a.g.e., 160 v.d.

    (213) et-Tebrizî, a.g.e., c. II, s.209.

    (214) H. Karaman, a.g.e., s: 311.

    (215) Buhârî, Nesâî, Neylü’l-Evtâr, c. VI, s: 260.

    (216) Müslim, Nikâh, 22.

    (217) Buhârî, c. VI, s: 129.

    (218) H. Döndüren, a.g.e., s: 208.

    (219) Bakara, 230.

    (220) Ebû Dâvûd, Nikâh, 14.

    (221) Aynî, a.g.e., c. IX, s: 541.

    (222) Osman Keskioğlu, Fıkıh Tarihi ve İslâm Hukûku, s. 240-242.

    (223) Tâc Tercemesi, c. II, s:581.

    (224) Ömer Nasûhî Bilmen, a.g.e., c. II, s:114.

    (225) Ö. N. Bilmen, a.g.e., c. II, s:114.

    (226) Mehmed Zihni Efendi, a.g.e., s:6-7.

    (227) el-İnsan, 8.

    (228) H. Cemâl Öğüt, a.g.e., s: 162-163.

    (229) Âsım Köksal, İslâm Târihi, c. III, s: 104.

    (230) Ramazanoğlu Mahmûd Sâmî, Uhud Gazvesi, s: 30.

    (231) Ahmed Şahin, Târihin Şeref Levhaları, s: 85-87.

    (232) Sâdık Dânâ, İslâm Kahramanları, c. III, s: 9-11.

    (233) M. Necâti Bursalı, Mübârek Hanımlar, s: 379, 396.

    (234) Türkiye Diyânet Vakfı, İslâm Ansk. c. VI, s: 108, 112.

    (235) Mustafa Râkım, Mürşid-i Müteehhilîn, s: 23.

    (236) Osman Karabulut, İslâm’da Evlilik ve Mahremiyetleri, s: 82.

    (237) Buhârî, c. VI, s: 160.

    (238) Mehmed Saîd, Âilede Seâdet Prensipleri, s: 5-6.

    (239) Münâvî, a.g.e., c. IV, s: 318.

    (240) Mahmûd Kirazlı, Birinci İstişâre, s: 63.

    (241) Sâdık Dânâ, Âile Seâdeti, s: 7-10.

    (242) Furkan: 74.

    (243) İbrâhîm: 40.

    (244) İbrâhîm: 41.

    (245) İsrâ: 24.

  2. #12
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Jul 2007
    Mesaj
    3
    Rep Gücü
    11

    Exclamation Cevap: İSLÂM’DA KADIN HAKLARI

    Allah razı olsun kardeş güzel paylaşım ellerine sağlık . inşallah bunlardan herkes kendine düşen payı alır. ve uygulamaya geçirir.

Benzer Konular

  1. Karadavi: Karl Marx İslam’ı Övdü
    Ala Nur Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 10-02-2010, 09:55 AM
  2. Teksas’tan İslâm’a Hicret
    ümmi Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 29-08-2009, 07:50 AM
  3. Escinsel kadin Allah’in cc korumasinda mi?
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 07-05-2009, 12:34 PM
  4. İslâm’ın bilgi kaynakları ve akıl
    RABİA Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 31-01-2009, 10:36 AM
  5. Bir Kur’an ve İslam Düşmanının Eleştirisi
    Mustad'af Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 30-10-2008, 05:25 PM
Yukarı Çık