Anket: Ölümden korkuyormusunuz ?

3. Sayfa, Toplam 3 BirinciBirinci 123
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 22 Toplam: 22
  1. #21
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesaj
    34
    Rep Gücü
    463

    Unknown Cevap: Ölüm Ve korku

    Bakalım ruh yaşıyor mu? Size Vikipedi'den bir alıntı aktarıyorum.

    (...

    Vizyon ve "şuur projeksiyonu"

    Astral seyahat uyanıkken olursa bu vizyon şeklinde olur.

    "bilinci yerinde olarak, başka mekanlarda dolaşmak üzere yaptığı yolculuğu ve bu bedeniyle geçirdiği deneyimleri ifade eder."
    Uykuda ise bu zihni etkilemek yoluyla olur ve rüya olarak hatırlanır.

    "Uyku sırasında yapılan astral seyahat fiziksel bedene dönüldüğünde bir rüya tarzında anımsanmaktadır."
    "Metapsişik'te ise "şuur projeksiyonu" olarak adlandırılır."

    Yarı uykulu durum ya da bilinçsizlik durumlarında da (öldüğü sanılan kişi) kişi gene zihninin etkilenmesi yoluyla bunları yaşayabilir. Bedensel olarak seyahat edilmez. Kişi daha sonra bunu hatırladığinda bedensel olmasa bile ruhunun bu deneyimi yaşadığına inanır. Burada "şuur projeksiyonu" ifadesi anlam kazanıyor. Kişi bilincinde yaşadığı bu olayı gerçekten yaşadığını zanneder. Kişi bunun farkında olsun ya da olmasın (aslında farkında olmaz) gerçekte bu sadece zihinde yaşanmış bir olaydır. Bu konunun rüyalar, hipnoz, ölüm ötesi deneyim gibi konularla yakın ilgisi vardır.--81.215.236.39 17:17, 4 Şubat 2007 (UTC)




    Ruhun yolculuğu - Mumun alevi <-> İnsanın ruhu

    Astral seyahat, insanlara ruhun bedenden ayrı olarak yaşayabileceği inancını benimsetmeyi amaçlayan bir aldatmacadır. Hemen hemen bütün dinler, canın ya da ruhun ölümsüz olduğunu anlatır. Bu öğretinin kaynağı cinlerdir. Kökeni eski Babil şehridir. İnsanlar buna inandıkları için, ölülerini gömdükleri zaman, ölünün sevdiği bazı eşyalarını da onunla birlikte gömmüşlerdir. Astral seyahate çıktığını sananlar, aslında hiçbir yere gitmezler. Ne ruhları bir yere gider, ne de onların sandıkları gibi astral beden dedikleri bedenleri bir yere gider. Zaten astral beden diye bir şey de yoktur. Ayrıca insandan ayrı yaşayabilen ruh diye bir şey de yoktur. Ruh denilen şey, yalnızca canlıları yaşatan bir güçtür, bir kuvvet türüdür. Aynı kuvvet türüne hayvanlar da sahiptirler. Nasıl ki, bir makinenin çalışması için elektriğe ihtiyacı varsa, insanların ve hayvanların hücrelerinin çalışması için de ruh (ruah) denilen bir güce ihtiyaç vardır. Ancak bu ruhun bir kişiliği, bilinci yoktur, yalnızca bir enerjidir. Kısaca ruh hücreleri çalıştırır. Ama ruhun hücreleri canlı tutmaya devam edebilmesi için de oksijene ihtiyacı vardır. Hem insanlar, hem de hayvanlar soluk alarak bu oksijeni, kan dolaşımı yoluyla bütün hücrelere kadar iletirler. Tıpkı bir mumun ya da bir odun parçasının yanmaya devam edebilmesi için oksijene ihtiyaç duyması gibi. Örneğin, yanan bir odun parçasında üç unsur vardır. Yakıt (karbon), ateş, oksijen. Odunun yanması için, ilk tetikleyici ateşe ihtiyaç duyulur. Ateşin de devamı için oksijen gereklidir. Bu arada yakıt olarak odundaki karbon tüketilir. İlk tetikleyici ateşin devamlılığı için oksijen ve karbon tüketilmeye devam edilir. Bu ikisi tükenmedikçe ateş yanmaya devam eder. İnsanın durumu da buna çok benzer. Örneğin, insanın karmaşık yapısını bir yana bırakıp, yalnız ekmek yediğini varsayalım. Ekmek bir karbonhidrattır; yani karbon içeren bir yakıttır. Ama bu karbonun yanması için tetikleyici bir ilk ateş lazımdır. İnsanda bu ateş, "ruah" denilen yaşam enerjisidir. Bütün hücrelerde bu yaşam enerjisi vardır. İnsan bu ilk yaşam enerjisini ana-babasından alır. Bir insan ekmek yediğinde, bu sindirilir ve kana karışır. Kan ekmekteki yakıtı hücrelere kadar götürür. Hücrelerde zaten ekmekteki karbonu yakmak için bu yaşam ateşi yanmaktadır. Fakat bunun devam edebilmesi için, gene bütün bu hücrelere oksijen de gitmelidir. Gene soluk alma ve kan dolaşımı yoluyla, gerekli olan bu oksijen hücrelerdeki bu karbonu yakan alevin (ruah-yaşam gücü-yaşam enerjisi) sönmemesini sağlar. Hücrelerde karbon yakılırken kullanılan oksijen bu karbonla birleşir ve sonuçta atık madde olarak ortaya karbondioksit çıkar. Gene kan dolaşımı ve soluk verme yoluyla bu atık madde havaya verilir. Bir mumun ya da bir odunun yakıt maddesi olan karbon da, yanarken gene aynı şekilde oksijenle birleşir ve havaya karbondioksit verilir. Yani kısacası bir mumun alevi ne ise, insandaki ruh da ona benzer bir şeydir.



    Öyleyse şunu düşünüp soralım, mum sönünce alev nereye gider? Alev, oksijensiz bir ortamda, örneğin uzayda yanmaya devam edebilir mi? Alev mumun yakıtı olmadan yanmaya devam edebilir mi?

    Ya insanın ruhu, insan ölünce nereye gider? İnsanın hücrelerinde oksijenle varlığını sürdüren bu enerji türü, uzayda yanmaya devam edebilir mi? Gene bu ruah denilen enerji türü insanın yediği gıdaları (başta karbon olmak üzere bütün diğer gıdalar) yakıt olarak tüketmeden yanmaya devam edebilir mi?

    Astral seyahat maddesiz bedenli varlıkların insanların zihinlerinde yapay olarak oluşturdukları bir yolculuktan başka birşey değildir. Bunu ya uyanıkken vizyon göstererek yaparlar; ya da çoğunlukla yaptıkları gibi, insanlar uykuya dalarken veya uykudan uyanırken, henüz yarı uykulu durumdalarken (uyku-uyanıklık arası) onların zihinlerini ele geçirerek onlara yapay rüya yoluyla bu deneyimi yaşatırlar. Artık insanları aldatabilmek için de ne isterlerse onu kişiye gösterirler. Astral seyahate çıkan kişi de başka tanıdığı ya da tanımadığı kişileri görür. Böylece onların da öldükten sonra öbür dünya da yaşadıklarına inanır. --81.215.236.224 20:57, 23 Temmuz 2007 (UTC)

  2. #22
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesaj
    34
    Rep Gücü
    463

    Cevap: Ölüm Ve korku

    Vikipedi'den:

    (...)

    Maddesiz bedenli ruh varlıklar ve verdikleri mesajlar

    Bunlar mesajlarını nasıl verirler? Bunu çok çeşitli şekillerde ve bazı aracıları ve yöntemleri kullanarak yaparlar. Bu aracıların adının her zaman medyum olması gerekmez. Adı ne olursa olsun, önemli olan onların amaçlarına hizmet etmeleridir. Ve onlar da genellikle kendi amaçlarına hizmet edenleri çok zengin ederler. Bunu yaparken de diğerlerinin (çoğu kez müridlerinin) onlara bu zenginliği vermelerini sağlarlar. Yöntemler çok sinsicedir. Birçoğu masum dinsel inançlar şeklindedir. Bir kişi kendine şunu sormalıdır: Neden birçok inanç birbirinden bu kadar farklı olduğu halde, bir o kadar da benzerlik gösterir? Nedeni çok basittir. Çünkü bütün bu inançların kökeni Nemrut'un (Nimrod) kurucusu olduğu Babil şehridir. Ayrıca ruhçuluğun beşiği, anayurdu da Babil'dir. Bugün de var olmaya devam eden pek çok inanç ta o zamandan beri vardır. Bu inançların içeriği maksatsız değildir. Hepsi genellikle bir amaca hizmet ederler; çünkü, zaten bunun için tasarlanmışlardır. Tıpkı bir satranç oyununda olduğu gibi çok zekicedirler. İlk bakışta anlaşılması nerdeyse olanaksızdır. Konu gider gelir, Kitabı Mukaddes'e dokunur ve onun etrafında döner. Ancak, konular Kitabı Mukaddes'e göndermeler yapsa da, verilen mesajlar onunla zıttırlar. Benzerliklerin kurulması ise, onun mesajını saptırabilmek içindir. Şu soruları soralım: İnsan ölünce ne oluyor? Yanıt hemen hemen bütün inançlarda aynıdır. İnsan ölünce ruhu bir yerlerde yaşamaya devam ediyor, denilir. Oysa Kitabı Mukaddes insanın ruhunun, yalnızca bir kuvvet olduğunu ve kişiliği olan bir şey olmadığını söyler. Tıpkı, farklı aygıtların, bir radyonun, bir makinenin elektrik kuvvetini kullanması gibi. Elektrik hiç bir zaman ne bir radyonun, ne de bir makinenin özelliğini alır. Kitabı Mukaddes'e göre insan ölünce, toprağa döner ve geriye ondan hiç bir şey kalmaz. Tek kalan şey ise, Tanrı'nın o kişiye ait bilgileri hatırlamasıdır. Ve o kişinin gelecekte yaşayıp yaşamayacağı Tanrı'ya bağlıdır, denilir. Bu dirilmeyle ilgili bir konudur. Peki, ruhun ya da canın ölmezliği öğretisinin benimsetilmesi ile amaçlanan nedir? Kitabı Mukaddes insanların yaşadığı yerin ve gelecekte de cennet bir ortamda yaşayacakları yerin Dünya olduğunu söyler. Başlangıçta Dünya'da bir cennet vardı ve bu cennet gelecekte de gene Dünya'da olacaktır. İşte bunun baltalanması gereklidir. İnsanlara, Dünya'nın tamamen, bir daha yaşanmamak üzere yok edileceği inancı benimsetilmelidir. Bu daha da uzun açıklanabilir. Ayrıca insanlara, insanın ölünce ruhunun yaşadığına inandırtmanın başka bir faydası daha vardır. Bu sayede, maddesiz bedenli ruh varlıklar - cinler - bu ölmüş kişilerin kılığına girebilirler ve insanları aldatabilirler. Çoğu kez de bunu yaparken, insanların gözünde dinsel yönden değerli sayılan kişileri kullanırlar. İnsanlar kendi inançlarında değerli saydıkları birini rüyalarında görürlerse, onun verdiği mesajı kolaylıkla kabul edebilirler. Rüyaların ya da diğer ruhçulukla ilgili konuların bütün Dünya çapında yer alan konular olduğunu aklımıza getirirsek, bunların Dünya çapında bütün insanları aynı yolla saptırdıklarını anlayabiliriz. Ufak bir farkla, her ülkede o insanların inancına ters düşmeyecek şekilde yapılır. Tam tersine bu insanlar, bu tip olayları yaşayıp, birbirlerine anlattıkça, inançları daha da perçinleşir. Yani, maddesiz ruh varlıkların, Babil'de diktikleri inanç fidanları ara sıra sulanmalı ve bakılmalıdır ki, aldatmanın devamı sağlanabilsin.

    İnanç 1: İnsan ölünce ruhu yaşamaya devam eder.

    İnanç 2: Ölen kişinin ruhu, başka birisi olarak tekrar beden alabilir. (Reenkarnasyon)

    İnanç 3: Ölen kişinin cennetle cehennem arasında bekleyeceği bir yer vardır. (Araf-Berzah)

    İnanç 4: Ölen günahkarın azap çekeceği bir cehennem vardır. (Hell, Inferno)

    İnanç 5: Tanrı insanların kaderini belirler. İnsanlar bunun dışına çıkamazlar. (Predestination)

    Bu liste böyle uzayıp gider.

    Cehennem ve ruhun ölümsüzlüğü ile ilgili mesajlara bir örnek:

    Örneğin "Fatima'nın üç sırrı" diye bilinen bir konu vardır. Dindar Katolikler, "Meryem Ana"'nın keçi çobanlığı yapan Lúcia dos Santos, Jacinta und Francisco Marto adlı üç çocuğa görünerek, onlara bazı sırlar verdiğine inanırlar. Olayın geçtiği yer Fatima adlı bir yerdir (Lizbon, Portekiz). (Fátima - Wikipedia) "Meryem Ana" ilk olarak 13 Mayıs 1917'de görünür. Bu tarih 1. Dünya Savaşı'nın dolu dizgin devam ettiği bir tarihtir. Alev atan makineler ve zehirli kimyasal gazlar vs. kullanılan, tam bir deliliğin hüküm sürdüğü bir tarih. Fatima'da yaşayan bu üç çocuk ise, yoksulluğun olduğu ve doğru dürüst okur-yazarlığın bile olmadığı ancak, inançlarının güçlü olduğu bir köyde yaşamaktadırlar. "Meryem Ana" bu mesajları hemen vermez, çocuklara her ayın 13'ünde aynı yere kendisiyle buluşmak için gelmelerini söyler. Çocuklar buna uyarlar. Üçüncü gelişlerinde "Meryem Ana" çocuklara bir vizyonla cehennemi gösterir. Bu cehennemin yeri olarak da Dünya'nın merkezi gösterilir. Orada bir ateş denizi vardır. İçinde günahkarların ruhları ve şeytan ile cinler cayır cayır feryatlar ederek yanmaktadırlar. "Meryem Ana" çocuklara şöyle der: "Günahkarların ruhlarının gidecekleri yeri gördünüz. Arkasından çocuklardan "Her gün tespih duası edin" diyerek ibadet etmelerini ister. Ayrıca daha önemlisi de, her yıl belli bir ayın 13'ünü "Meryem Ana"yı kutlama günü olarak dinsel tören olarak kutlamalarını talep eder. Peki sormak gerekir. Neden, ayın 13'ü. Bu sayı satanizmle ilgili kutsal bir sayı değil mi? Evet, öyledir. İsa'nın 12 takipçisi vardı. Bunlardan biri Yahuda İskariyot hain oldu ve onun yerine bir başkası seçildi. Yahuda İskariyot görevinden alındı ve görev başkasına verildi. Yahuda İskariyot 13. olarak dışarda bırakıldı. Şeytan'ın Tanrı'nın lerinin arasından çıkmasına güzel bir örnek olarak, bu olay ve sayı satanizm için uygun bir sembol olabilir. Peki "Meryem Ana" neden bu sayıyı kullanmaktadır? O tarihlerde bir gün "Meryem Ana" çocuklara tekrar göründüğünde yalnız gelmez. Biraz arkasında ve sağında duran alev alev yanar şekilde elinde bir kılıçla bir durmaktadır. "Meryem Ana"'nın çocuklara verdiği sırların bir bölümü 1. Dünya Savaşı'yla ilgilidir. "Meryem Ana" sırlarla ilgili olarak, eğer söyledikleri yapılırsa, yani tespih duası ve kendisiyle ilgili anılma töreni vs. o zaman günahkarların ruhlarının kurtulacağını söyler. Bu arada arkasındaki korkutucu alev alev yanan , çocuklara "tövbe edin, tövbe edin, tövbe edin" diye bağırarak, onlara alevler fırlatır. Ama korkmaya gerek yok! "Meryem Ana" devreye girer ve elini açarak gelen alevlere bir toz gibi ışık tanecikleri saçar ve saçtığı bu pırıltılar alevleri söndürür. İşin garip tarafı şu ki, savaşı yapanlar bir başkasıyken, bu alev alev yanan , çocukların tövbe etmesini istemektedir. Savaş meydanı ve korkunç savaş makineleriyle savaşanlar başka yerdedirler. Bu çocukların yaşadığı yer ve onların köyü ise zavallı, masum ve üstelik dindar insanlardan oluşan bir köydür. Üstelik bunlarda aklı bir şeye ermeyen ufak çocuklardır. Acaba alevler saçan bu , savaşan askerlerden ve silahlardan, büyük adamlardan korktuğu için mi bu çocuklara gelip tövbe etmelerini istemektedir? Bu çocuklar mı savaşı çıkardılar ki, tövbe etsinler? Bu konuları saçma gören olursa, bilsin ki, bunlar koskoca bir Katolik inancının benimseyip kutsal saydığı bir konudur. Öyle olmasa, Papa'nın vurulduğu merminin, daha sonra "Meryem Ana"nın tacına kaynak yapılması sözkonusu olur muydu? Artık o kurşun, kutsal bir nitelik kazanmıştır. Çünkü o kurşun "Fatima'nın üç sırrı" ile ilgilidir. Hatta bu nedenle vurulan Papa, bu olayın arkasında ilahi nedenler (kader) olduğuna inandığından, kendisini vuranı bağışlamıştır.

    Papa ayın 13. de vuruldu.
    Rahibe Lucia ayın 13. de öldü.


    Fátima, Portugal - Wikipedia, the free encyclopedia

    Three Secrets of Fatima - Wikipedia, the free encyclopedia

    The Message of Fatima

    Our Lady of Fatima - Wikipedia, the free encyclopedia

    The Miracle of Our Lady of Fatima - Wikipedia, the free encyclopedia

    The Miracle of the Sun - Wikipedia, the free encyclopedia

    Marian apparition - Wikipedia, the free encyclopedia

    Fátima - Wikipedia

    Die Botschaft von Fatima

    Das dritte Geheimnis von Fatima

    FATIMA (FÁTIMA) - KATHOLISCHER WALLFAHRTSORT IN PORTUGAL - Reiseführer
    (...)

    Tartışma:Kader (inanış) - Vikipedi

    (...)

    Hristiyanlık'ta Cehennem

    Katolik inancına göre Hölle, Hell,

    Tanrı tarafından oraya atılanların sonsuz bir keder içinde bulunduğu yer,

    Protestan inancına göre Hölle, Hell,

    Kötülerin gelecekte cezalandırıldığı bir yer,

    Hristiyanlık'ta cehennem için kullanılan bazı sözcükler şunlardır: Hell, Hölle, İnferno, Fegefeuer (Fegefeuer: Silip süpüren ateş – Almanca) Cehennem inancı yüzyıllardır Hristiyanlık'ta ateşli bir yer olarak kabul görmüştür. Günümüzde ise bazı Hristiyanlık çevrelerinde, bu inancın Kutsal Yazılarda dayanak bulmadığına ilişkin farklı yorumlar da vardır.

    Vatikan'ın resmi inancının bir kısmı olarak kabul ettiği “Fatima'nın üç sırrı”nda cehennemle ilgili bir görüm (vizyon) anlatılır. 13 Mayıs 1917'de “Meryem Ana” o zamanlar Cova de Iria'da (Lizbon-Portekiz) çobanlık yapan Yacinta, Francisco ve Lucia adlı üç Portekiz'li çocuğa ilk defa ışıklar içinde göründüğünde, onlara her ayın 13'ünde tekrar o yere gelmelerini söyler. Ve 3. kez göründüğü 13 Temmuz 1917'de bu çocuklara bazı sırlarla dolu açıklamalarda bulunur. Her buluşmanın sonunda “Meryem Ana” şu tembihte bulunur: “Her gün tespih duası edin.” Rahibe Lucia, Vatikan tarafından kendisiyle bu sırlar hakkında konuşturulmak üzere görevlendirilen Leiria-Fatima rahibine bunlar hakkında açıklamalarda bulunur. Rahibe Lucia'nın cehennemle ilgili anlattığı görüm şöyledir:

    Cehennem Vizyonu-Görümü

    “Bizim Sevgili Hanımımız, bize Dünya'nın derinliklerinde olduğu görülen büyük bir ateş denizi gösterdi. Bu ateşin içinde şeytanları ve insanların ruhlarını, saydam siyah ya da kahverengi, insan şeklinde yanan kömürler olarak gördük. Bunlar ateşin içinde oraya buraya gidip, içinden dumanlar çıkan alevler tarafından yukarı fırlatıldılar. Birisini, bu gördükleri karşısında dehşetten titretecek ve kanını dondurtacak şekilde, bunlar acı feryatlar ve ümitsizlik çığlıkları altında dengeleri ve ağırlıkları olmaksızın, muazzam büyüklükteki alevler içinde kıvılcımlar gibi bütün her yöne doğru düştüler. Şeytanlar korkunç ve ürpertici iğrenç, bilinmeyen hayvanlar şeklinde görünüyorlardı, hem de ayrıca saydam ve siyahtılar.”

    “Bu görüm bir an için sürdü. Göksel annemize şükürler olsun ki, bize (ilk göründüğünde) bizi göğe (cennete) götüreceğine söz vermişti. Öyle olmasaydı, sanırım korkudan ve dehşetten ölürdük. Bakışlarımızı, sevgili hanımımıza doğru kaldırdığımızda, tam bir iyilik ve hüzünle konuştu: - Zavallı günahkarların ruhlarının gidecekleri cehennemi gördünüz. Tanrı onları kurtarmak için, benim lekesiz kalbimi Dünya'da anmak üzere bir kutlama töreni oluşturmanızı istiyor. Size söylediğim yapılırsa, birçok insanın ruhu kurtulacak ve barış olacak.”

    Three Secrets of Fatima - Wikipedia, the free encyclopedia

    Hell - Wikipedia, the free encyclopedia

    Image:Hortus Deliciarum - Hell.jpg - Wikipedia, the free encyclopedia

    Buradaki resimler cehennemin çeşitli katmanlarını göstermektedir. Cehennemdeki işkenceler çok çeşitlidir. Bazı işkenceler insanların kaynar kazanlara atılarak yakıldığını bazıları da çeşitli işkence aletleri kullanılarak cehennemliklere işkence edildiğini anlatır.

    Bu resimlerde sergilenen cehennem anlayışı, orta çağdaki hristiyanlık düşüncesini derinden etkileyerek, kafir olarak adlandırılan kişilerin benzer işkencelere tabi tutulması gerektiğini düşündürtmüştür. Bunun sonucunda yaklaşık yüz bin kadar kadın, cadı oldukları gerekçesiyle direklere bağlanıp yakılmıştır. Ayrıca orta çağdaki engizisyonda (Engizisyon: Peşine düş, yakala, işkence et, öldür.) birçok çeşitli işkence aletleri kiliseler tarafından icat edilmiş ve kafir olarak adlandırılanlara karşı uygulanmıştır. Bu aletler bugün Avrupa'daki bazı müzelerde sergilenmektedir. Bu müzelerden biri Almanya'nın Rüdesheim şehrinde bulunmaktadır.
    (...)

    Cehennem - Vikipedi

Benzer Konular

  1. Korku Kültürü
    SEHERYELİ Tarafından Ruh Sağlığı (Psikoloji) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 30-04-2011, 10:17 PM
  2. Korku
    İnci Tarafından Ruh Sağlığı (Psikoloji) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 02-06-2009, 03:04 AM
  3. Son Durak (korku)
    YukseLL Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-08-2007, 12:36 AM
  4. Ölüm Cıkmazı (korku)
    YukseLL Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-08-2007, 04:35 PM
  5. Messengers (korku + 17)
    YukseLL Tarafından Sinemalar Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 22-08-2007, 10:55 AM
Yukarı Çık