2. Sayfa, Toplam 2 BirinciBirinci 12
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 14 Toplam: 14
  1. #11
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Mesaj
    26
    Rep Gücü
    0

    Son nebinin varisi mehdi resül kimdir?

    O halde şu anda Efendimize bu istikamette iftira ve hakaret eden bu kişi, aslında gerçekte farkında olmadan cahilane bir biçimde Allah’a karşı savaşıyor. Allah’tan da en sert cevabı alacaktır. Bugüne kadar bu konunun birçok örnekleri vardır.Bir Yıldırım Çavlı’nın, Ayhan Songar’ın, bir Ercüment Özkan’ın hayatına bakın bakalım.Efendi Hazretleri’ne dil uzatanların akıbetinin ne olduğu gün gibi aşikar ortadadır.O halde bu tip insanların da, en sert cevabı Allah’tan alacaklarına benim inancım sonsuzdur.
    Gelelim bu zavallı kişinin diğer iftiralarına... Ne diyor acaba, bu zavallı kişi? “Efendimiz başı açık gezilmesine izin veriyormuş.” Yani Efendimize tabi olan hanımlara, Efendimiz: “Siz başınız açık olarak gezebilirsiniz, bunda hiçbir mahzur yok” diyormuş.
    Kur’an-ı Kerim’de tesettür farzdır.Bu farz emri Efendimiz, tabi olduğumuz günden bugüne kadar hep sohbetinde en az bir iki kere tekrar etmektedir.Bundan sonra da bu sonsuz tekrarın devamı hep gelecektir.Çünkü, Allah’ın iki ayeti kerimeyle kesinleşmiş hükümleri var.Bu hükümler Nur Suresinin 31. ayet-i kerimesi ve Ahzab Suresinin 59. ayet-i kerimesi ile net olarak ortadadır.Allah kesin hükmünü vaz’etmişken bu hükmü değiştirmek veya bu hükme aykırı birtakım şeyler söylemek elbette hiç kimsenin haddi değildir.
    “Ve kul lilmü’minati yagdudne min ebsarihinne ve yahfazne fürucehünn, ve la yübdiyne ziynetehünne illa ma zahere minha, velyadribine bihumurihinne ala cüyubihinn.” Resulüm, mü’min kadınlara söyle. Gözlerini harama bakm aktan sakınsanlar, ırzlarını, namuslarını korusunlar, ziynet yerlerini açık göstermesinler. Ancak bunların görünmesi zaruri olan yüz ve eller müstesnadır. Başörtülerini göğüs ve boyunlarını görünmeyecek şekilde yakalarının üstüne koyup örtsünler. Nur-31
    Bu ayet-i kerime Allahu Teala’nın tesettür hakkındaki kesin hükmünü vaz’ediyor.Açık hüküm var iken,bunun hilafına aykırı hareket etmek kimin haddine ki? Efendimiz aksi istikamette bir beyandamı bulunmuş? Yoksa bugüne kadar tabi olan kardeşlerimize, “dinde zorlama yoktur” emrine uyarak, sadece nasihatta bulunarak,o emrin hayata tatbikini kişinin serbest iradesine bırakan bir tavır mı sergiliyor?
    “Feinnema aleykelbelagu ve aleynelhisab.” Sana düşen yalnızca tebliğdir ve hesap da bize aittir. Rad-40
    “La ikrahe fiyddiyni.” Dinde zorlama yoktur. Bakara-256
    Eğer gelip lutfedip de bizi incelemiş olsaydı, Efendimizin sohbetine katılmış olsaydı, o zaman körü körüne ağır iftiralarda bulunmazdı.Zaten bu insanlar şeytanın taraftarları, bunu vaz’ettikleri birtakım zanlardan anlıyoruz. Bunların hepsi sağır, dilsiz ve kör.Eğer gören bir gözün sahibi olsaydı, eğer işiten bir kulağın sahibi olsaydı, eğer gerçekten idrak eden bir kalbin sahibi olsaydı bugün bizden çok daha önde gidip Efendimizin ayaklarına kapanırdı.Ama besbelli ki bunlar sağır, dilsiz ve kör.Bunlar, Allahu Teala’nın ayetlerinden nasipsiz insanlardır.
    “Lehüm kulubün la yefkahune biha ve lehüm a’yünün la yubsirune biha ve lehüm azanün la yesme’une biha, ülaike kel’en’ami belhüm edall, ülaike hümülgaafilun.” Onların kalplerinde fuad vardır, onunla fıkıh etmezler,onların (kalp) gözleri vardır, onunla görmezler. (kalp) kulakları vardır, onunla işitmezler, onlar hayvanlar gibidir.Hatta daha çok dalalettedirler.Onlar (ayetlerden) gafillerdendirler. A’raf-179
    İslam hayatı içerisinde hep bunlar böyle olagelmiştir.İslam ümmetini kaosa sürükleyen bu tip insanlar, dinden görünüp aslında din içerisinde olan münafıklardır.Kur’an-ı Kerim ayetleriyle bunları ifade etmek gerekirse, “dinin içindeki kafirlerdir.”
    “Ve iza cauküm kaalu amenna ve kad dahalu bilküfri ve hüm kad haracu bih, vallahü a’lemü bima kanu yektümun.” Size geldiklerinde “inandık” derler.Oysa onlar inkarla girmişlerdir ve yine onunla çıkmışlardır.Allah gizli tutmakta olduklarını daha iyi bilir. Maide-61
    Tesettür konusundaki diğer ayet-i kerime ise şudur:
    “Ya eyyühennebiyyü kul liezvacike ve benatike ve nisailmü’miniyne yüdniyne aleyhinne min celabiybihinn, zalike edna en yu’refne fela yü’zeyn, ve kanallahü gafuran rahıyma.” Resulüm zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin hanımlarına söyle.Zaruri bir ihtiyaçları olup dışarı çıkmak istedikleri zaman dış elbiselerini de üzerlerine giysinler.Bu onların ahlaksız kadınlardan olmadıklarının bilinmesi veya incitilmemesi açısından daha hayırlıdır, daha elverişlidir. Ahzab-59
    Şimdi Allahu Teala’nın kesin iki tane hükmü var.Bu bir tevile de meydan vermiyor, kişinin kendi cüz’i iradesine de bırakılmış değil.Allah’ın bu ilahi hükmüne aykırı hareket eden kişi, Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyen kişi ya kafirdir, ya zalimdir.Ama Efendimiz bugüne kadar vaz’ettiği her sohbette istisnasız bu konuyu bir veya iki kere tekrar eder.Ama bu sağır, dilsiz, körler gibi; “hayır Allah’ın hükmü var. Siz ya yaparsınız, ya dinden çıkarsınız” diye dinde insanları zorlamaz. Serbest iradeyi asla zorlamaz. Çünkü, Efendimiz’den öğrendiğimiz o ki, cüz’i irade kutsaldır.İlahi irade,“kuluma verdiğim cüz’i iradeye Ben karışmadığım gibi, kimsenin karışmasını istemiyorum” diyor.
    O halde cüz’i irade için, cüz’i iradenin dışındaki bütün iradeler sadece nasihat hükmündedir, İlah da bunu böyle yapıyor. DİNİN SAHİBİ ALLAH’TIR. Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz hadis-i şerifinde:
    “Eddiyni nasihatün” Din sadece nasihatten ibarettir.
    Dinin sahibi olan Allah bu dini, (sadece İlahi İradenin Sahibi olarak) kuluna nasihat olarak indirmiştir.
    “Eddiyni nasihatün” Din sadece nasihatten ibarettir.
    Bu yaşantı içerisinde külli iradenin olagelen hadiseleri, kul için kesinlikle bir nasihattır.
    “Fertekıb yevme te’tiyssemaü bidühanin mübiyn yağşennas, haza azabün eliym rabbenekşif annel’azabe inna mü’minun.” Semayı apaçık bir duman kapladığı günlerde mü’minler el açıyorlar: “İşte bu kesin bir azaptır, Yarabbi bizden bu azabı kaldır.” Duhan-10,11,12
    Allah’ın cevabı ne:? “Enna lehümüzzikra.” Onlar için öğüt alıp düşünmek nerede? Duhan-13
    Bu semanın apaçık bir dumanla kapladığı günlerdeki olaylar bile sizin için sadece bir nasihattır, bir öğüttür.Ohalde ister İlahi İrade tarafından vücuda gelsin, ister külli iradenin standartları içinde vücuda gelsin kulun çevresinde ve iç dünyasında bir başka irade tarafından vücuda gelen her olay bir imtihandır, öğüttür.Efendimiz Allahın bu iki hükmünü insan hayatına tatbik etmek için sürekli nasihat yoluyla tekrar etmektedir.Dolayısıyla tesettürle alakalı Efendimiz’in beyanları budur.Böyle olmasına rağmen,bu kendini bilmez kişi ne yazık ki,bu konuda da Efendimiz’e çamur atmaktadır,bu konuda da iftira etmektedir.Ve tabii ahir zamanda Mehdi’yi beklediğini söyleyen bu zat diyor ki: “Mehdi olduğunu iddia eden bu Zat,başı açık gezilmesini söylüyorsa,şarabı serbest kılıyorsa, Resulullah (s.a.v)’in hadislerinde de: “Böyle birtakım yalancılar çıkacaktır” denmektedir. “Öyleyse sahtedir.”
    Dolayısıyla nedir bu? Aslında bütün bu savlar veya bu açıklamalar neyi çürütmek içindir? Allah’ın Resulü’nü tekzip etmek için ortam hazırlıyor. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın kesin hükmü şudur:
    “Benim Resulümü tekzip edenlerin akıbeti cehennemdir.”
    Bu İlahi Sözdür, Allah’ın hükmüdür.Allah’ın hükmü kesinleşmiştir.O halde kimin hakkında iftira ettiği o kişi bilmelidir.Yine Efendimiz’e attığı iftiralardan bir tanesi de nedir? Toplum içerisinde kadınların çırılçıplak gezinmesine Efendimiz izin veriyormuş. Tasavvufi hayat içerisinde tesettür emrini en üst seviyede kardeşlerimiz arasında hayata geçiren, Allah’ın en üst seviyedeki temsilcisi Efendimiz’dir.Haremlik, selamlığa en üst seviyede riayet etmemizi bizden istemektedir.İbadet yerlerimizde kadınlarla erkekleri en üst seviyede birbirinden ayırmaktadır.Normal yaşantımızda bile yanyana gelmemize asla izni yoktur.Bu hükmü en üst seviyede hayatımıza tatbik etmemizi bizden isteyen tek kişidir.
    Kur’an-ı Kerim’de kadınların çırılçıplak dolaşmasına müsaade varmı ki, Efendimiz müsaade etsin? En üst seviyede Kur’an-ı Kerim’i hayatına tatbik eden ve kendisine tabi olan insanların hayatına tatbik etmesini sağlayan Allahın en üst seviyedeki Temsilcisinden böylesi Kur’an-ı Kerim’e aykırı bir davranış beklenebilir mi, hiç mümkün müdür? Bugüne kadar bu istikamette bir örnek mi var ki, bu zat fütursuzca iftira ediyor.Böyle bir uygulama mı görmüş bu adam?
    Bu zat bu iftiraları, bu dedikoduları yapmadan evvel araştırmalıydı.İnsanlara demeliydi ki: “İnsanlar hüsn-ü zanda, su-i zanda bulunabilirler.Allah su-i zannı yasaklamış.Biz,biz olalım bunun hakkında su-i zanda bulunmayalım.Çünkü, Hucurat Suresinin 12.ayet-i kerimesine göre Allahu Teala su-i zannı yasaklamıştır.”
    “Ya eyyühelleziyne amenüctenibu kesiyren minazzann.” Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının, çünkü zannın bir kısmı günahtır. Hucurat-12
    Kendisinden bu beklenirdi.Ama besbelli ki, iftira edenlerin lideridir.Su-i zanda bulunan insanların önderidir ki,tabiinlere bu kabil gıybetleri,iftiraları yaptığına göre,bu onların da ilerisine geçerek bunu yayın ve reklam yoluyla insanların hayatına mal etmeye çalışıyor.Neyin uğruna? Kendi postunu korumanın uğruna,insanların yanındaki yerini korumanın uğruna.Değer mi acaba? Allah’ın Resulü’ne bu iftirayı yapmanın dünyalık karşılığında sattığının acaba farkında mıdır bu adam? Bu gibi insanları daha çok göreceğiz Bu ne ilkidir ve nede sonuncusu olacaktır.Hep mücadelemiz bu insanlara karşı olacaktır.Bunlar şeytanın taraftarıdırlar.
    Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Mehdi A.S ve tabiinlerine buğz eden, sevenlerinden çoktur” buyurmuştur.
    Nasıl dinin dışında Allah’ın hükümlerini inkara kalkan kafirler varsa, dinin içerisinde Allah’ın hükümlerini zaman, mekan ve kavim itibariyle saptıran zalimler de vardır.
    “Ve men lem yahküm bima enzelallahü feülaike hümüzzalimun.” Allah’ın hükümleriyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendisidir. Maide-45
    Dolayısıyla da bu insan da, bugüne kadar gelmiş İslam alemini bölmeye çalışan bu tip zalimlerden sadece bir tanesidir.Ne ilki ne de sonuncusu olacaktır.Dolayısıyla hep bunlara karşı Kur’an’ın içeriği ile mücadele edeceğiz.Ve Kur’an içeriği ile İslam’ın en güzel ahlakını, davranışı İnşaallahu Teala sergileyeceğiz ve onlara İnşallah ispat edeceğiz.
    Haremlik selamlık olayı dinimizde vardır, Kur’an ayetlerinde vardır.O halde varsa, elbette bunu biz de hayatımıza tatbik edeceğiz.Ahzab Suresinin 53.ayet-i kerimesi bu haremlik, selamlığa en güzel örnektir:
    “Ve iza se’eltümuhünne meta’an fes’eluhünne min verai hıcab, zaliküm atherü likulubiküm ve kulubihinn.”
    Peygamberin zevcelerine herhangi birşey soracağınız vakit perde arkasından sorun. Böyle yapmak hem sizin gönülleriniz, hem de onların gönülleri için daha hayırlıdır (daha temizdir). Ahzab-53
    O halde Allah’ın bu nevinden hükümleri açık ortadayken aksini ifade etmek elbette söz konusu değil. Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz bu istikamette başka bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:
    Hiçbir erkek nikah düşen yabancı bir kadınla yalnız kalmasın. Hiçbir kadın yanında nikah düşmeyen birisi bulunmadan yolculuğa çıkmasın.
    “Ve la yübdiyne ziynetehünne illa libu’uletihinne ev abaihinne ev abai bu’uletihinne ev ebnaihinne ev ebnai bu’uletihinne ve ıhvanihinne ev beniy ıhvanihinne ev beniy ehavatihinne ev nisaihinne ev ma meleket eymanihünne evittabi’ıyne gayri uliyl’irbeti minerricali evittıflilleziyne lem yazheru ala avratinnisa.” Süslerini kocalarına ve babalarına veya kayınpederleri veya oğulları veya kocalarının oğulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya cariyeleri veya kadına ihtiyaç duymayan hizmetçiler veya kadınların mahrem yerlerine henüz anlamayan çocuklarda başkasına göstermesinler. Nur-31
    Bu da yine kesinlikle haremlik selamlığı ifade ediyor.Ailevi hayat içerisinde büluğa ermiş olan çocuklarla ebeveynler arasındaki ilişkiyi de Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’de ifade etmiş.
    “Ya eyyühelleziyne amenu liyeste’zinkümülleziyne meleket eymanüküm velleziyne lem yeblüguuhulüme minküm selase merrat, min kabli salatilfecr, ve hıyne feda’une siyabeküm minazzahireh, ve min ba’di salatil’ışa, selasü avratin leküm, leyse aleyküm ve la aleyhim cünahun ba’dehünn, tavvafune aleyküm ba’duküm ala bağd.” Ey iman edenler! Sağ elinizin malik olduğu ile sizden olup da henüz ergenlik çağına ermemiş olan çocuklar, (odalarınıza girmek için) üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin üstünüzü çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. (Bu) üçü sizin için mahrem (vakitleri) dir. Nur-58
    Bütün bu işaretler bize İslam hayatı içerisinde, Kur’an ahkamı içerisinde haremlik, selamlığa Allahu Teala’nın çok önem verdiğinin kesin delilleridir, işaretleridir.O halde Kur’an-ı Kerim’de bu emirler varsa, aksini düşünebilmek elbette mümkün değil.
    Yine Efendimize yaptığı en büyük hakaretlerden ve iftiralardan bir tanesi de Efendimiz’in namazı hafife aldığı iddiasıdır.Şu zavallı sağır, dilsiz ve kör gelip görseydi ki, Efendimize tabi olan insanlar kadar şu anda yeryüzünde namaz kılan başka Allah’ın kulları var mı? Efendimize bağlı olan bizler,günde 84 rekat namaz kılıyoruz.Nedir bunlar?Onların kıldığı 5 vakit farz namaz elbette kılınmaktadır, sünnetleriyle birlikte ama Efendimize bağlı olan bizler her farz vaktin önünde bir de borç kılıyoruz (kaza kılıyoruz).O halde her farz vaktin önünde bir kaza kılınıyorsa, demek ki günde “bir günlük bir borç namazı” eda ediliyor,20 rekat
    Yine Efendimiz’e bağlı olanların hepsi, Resulullah (s.a.v) Efendimiz ve O’na bağlı olan sahabenin yaptığı gibi kuşluk sünneti ve teheccüt sünnetinin ilavesi ile 7 vakit namaz kılıyoruz.Teheccüt sünnetini Allahu Teala İsra Suresinin 79.ayet-i kerimesinde beyan ediyor.Kuşluk sünnetini Allahu Teala Hud Suresinin 114.ayet-i kerimesinde açıklıyor.
    “Ve minelleyli fetehecced bihi nafileten leke asa en yeb’aseke rabbüke makaamen mahmuda.” Gecenin bir kısmında kalk, Sana ait olan nafile olarak onunla (Kur’an’la) namaz kıl. İsra-79
    “Ve akımıssalate tarafeyinnehari ve zülefen minelleyl.” Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Hud-114
    Ve sahabe gibi Efendimize bağlı olan bizler hem kuşluk sünnetini,hem teheccüt sünnetini kılıyoruz.Kaç rekat? 4 rekat öğle namazı, 4 rekat ikindi namazı, 3 rekat akşam namazı (toplam 11 rekat) kuşluk sünneti kılıyoruz.Ama aynı zamanda niyet edilirken borç yerine geçmektedir.Geceleyin de 2 rekat sabah namazı, 4 rekat yatsı namazı, 3 rekat vitir namazı olarak teheccüt sünneti kılınmaktadır.Bununla da bir günlük borç namaz eda ediliyor. Farz vakitlerinin önünde bir günlük borç, (kuşluk namazıyla ve teheccüt namazı ile bir günlük borç) kılınıyor.Dolayısıyla Efendimize biat eden kardeşlerimiz tarafından bir günde üç günün namazı kılınıyor.
    Ayrıca her sabah namazı sonrası 4 rekat hamd ve şükür ile toplam 84 rekat namaz kılan ve tabiinlerine namaz kılmayı öğütleyen Efendimize bu iftirayi yapan kişi hangi delile dayanarak Sevgili Efendimiz’in “Namazı hafife aldığını” iddia edebiliyor? Kişi acaba bu iftirayı ederken hiç kalbi titremedi mi? Hiç kendisini hesaba çekecek Allahu Teala’dan çekinmedi mi?
    Efendimiz’e bu tip iftiralar yapmakla, ne kadar O’na intisap etmiş kişi varsa onların hepsine de iftira atmıştır ve bu kadar kişinin vebalini bu adam üzerine almıştır.Bunun sonucunu, akıbetini varın siz düşünün. Gidebileceği yer sadece cehennemdir. Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz hadis-i şerifinde:
    Kıyamet gününde en şiddetli azaba duçar olan ilmi kendisine fayda vermeyen alimdir buyuruyor.
    İşte bu iftiranın sahibi olan kişi ilmi kendisine fayda vermeyen birisidir. Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) Efendimiz:
    Faydasız ilimden Allah’a sığınırım diyor.
    İşte bunlar, günümüzde ot gibi türeyen,mantar gibi biten ve İslam alemini sadece karışıklığa götüren, hizipçilik yapan, iftira eden zatlardır.El insaf diyeceğim.Lütfedip de Efendimizi bir gelip görseydin,bir sohbetine katılsaydın.Gerçekten bunu inceleyen kişiden sorsaydın.Acaba bu sonuca ulaşacak mıydın?Ama kendisinden okadar eminki,tevazu maskesi altında Mehdi Aleyhisselamı ne zaman bekliyor acaba bu zat?30-40 yıl sonraymış.(30-40 yıl sonra Mehdi Aleyhisselam gelecekmiş)Sanki Allahu Teala kendisine soracak, “acaba göndereyim mi, göndermeyeyim mi?” Sanki Allahu Teala hangi kavimden göndereceğini de ona soracak!!!.
    İşte İslam alemini bugün zelil duruma getiren bu safsata görüşlü olan insanlardır.Kur’an-ı Kerim’e bakmadan, Kur’an-ı Kerim ahkamını bilmeden Resulullah (s.a.v)’in bu istikamette vaz’ettiği hadisleri sadece o dar mantığı içerisinde yorumlayan,müte şabih ayetlerden habersiz oldukları gibi,gelecekte alakalı Resulullah (s.a.v)’in müteşabih hadislerinden de nasipsiz olan bu insanlar İslam alemini fırkalara ayırmışlardır.Bir hadis-i şerife göre 72 tane fırka cehenneme gidecektir:
    Setefriku min ümmeti selase ve sebine fırkate külle hafinnari illa vahiydeten.
    73 fırkaya ayrılıyor, bir tanesi hariç 72 tanesi cehenneme gidiyor. Bu cehenneme giden fırkaları Allahu Teala Kur’an-ı Ke rim’de nasıl tarif ediyor:
    “Ve lekad saddaka aleyhim ibliysü zannehü fettebe’uhü illa feriykan minelmü’miniyn.” İblisin zannı onlar
    üzerinde doğrulandı.Müminler dışında hepsi ona tabi oldular. Sebe-20
    Allah’ın Resulü’nü yalanlayanlar kimi tasdik etmiş oluyor? İblisi tasdik etmiş oluyor. Hz.Muhammed Mustafa (s.a.v) Efen dimiz hadis-i şerifinde:
    İblisin zulmani ilimlerini tasdik eden Beni tekzip etmiştir buyuruyor.
    O halde zulmani ilimlerin tatbikatını nerede görürseniz doğru çıksa dahi, onu inkar etmeniz Resulullah’ın kesin bir emridir. Allah’ın Resulü ortada, kimliğiyle ortaya çıkmış: O’na tabi olman, O’nu tasdik etmen gerekirken, O’nun hizmetinde bulun
    man gerekirken, behey gafil! Sen hangi hakla Allah’ın Resulü’ne iftira ediyorsun? Hangi hakla O’nu yalanlıyorsun? Elbette bunun cevabını Allah’tan alacaksın ama dünya hayatında bizden de alman lazım. İşte bunun için sana bu cevabı veriyoruz.
    O halde demek ki,her halükarda Efendimiz’e tabi olan bizler Mücadele Suresinin 22.ayet-i kerimesinin standartları içinde hareket etmeye mecburuz.Allah’ın Resulü’ne karşı haddi aşan kişiler, annemiz de olsa, babamız da olsa, evladımız da olsa, karde şimiz de olsa asla onlara sevgi beslememiz mümkün değil.Bizim için Allah’ın Resulü’nün sevgisi ön planda ise, kesinlikle onlara karşı sevgi beslememiz mümkün değildir.Bize düşen görev bu insanlara haddini en üst seviyede bildirmektir.İşte bundan sonra biz den bu kesin cevabı alacaklardır.Sadece bu ülke değil, bundan sonra bu istikamette Efendimiz’e dil uzatanlar, bizi karşılarında bulacaklardır.
    Görüyoruz ki, İslam alemi ne yazık ki, kuzu postuna bürünen bu tip gafillerle doludur. Herbirisi adeta bir yolun başını tutmuştur, hizipçiliği körüklemektedirler.Kur’an’ın içeriğini kendileri yaşamadıkları gibi, insanlara yaşattırmamak için her yolun başında bir engel olarak durmaktadırlar.
    “İnnelleziyne keferu ve saddu an sebiylillahi kad dallu dalalen ba’iyda.” Onlar ki kafirdirler, insanları Allah’ın yolundan saptırmaktadırlar, onlar gerçekten uzak bir sapıklıkla sapmışlardır. Nisa-167
    Efendimize karşı yayın yolu ile yapılan bu iftiralar, O’ndan yüz çevirenlerin veballerini iftira eden kişilere yüklemektedir. Çünkü bu negatif yayınıyla, bundan nasiplenen her kim varsa, bu sebeple yüz çeviriyorsa, bu yayını yapan kişi Allah’ın yolunun üzerine oturmuştur, insanları Allah’ın yolundan ayıran birisidir. Uzak bir dalalet içerisindedir ve insanları Allah’ın yolundan saptır maktadır. Bu insan negatif şefaatin temsilcisidir.
    “İnnelleziyne keferu ve zalemu.” Onlar kafirlerdir ve zalimlerdir. Nisa-168
    Zulüm nedir? Zulüm mekan ve zaman itibariyle birşeyi yerli yerine koymamaktır. Adalet nedir? Adalet de zulmün tersidir. Zaman ve mekan itibariyle Allah’ın ahkamını yerli yerine oturtmaktır.
    Eğer bu insan hakkı olmadan, o basit cüz’i iradesiyle ve o düşük mantığıyla Allah’ın ayetlerini kendi kafasınca yorumlaya rak insanları Allah’ın yolundan saptırıyor sa, o zaman bu zalimdir.Ve bu zalim elbette insanlardan en güzel cevabı alacaktır.Ayrıca bu zatın sadece Efendimiz’e değil, diğer İslam cemaatlerine yakışıksız sözlerle hakaret ettiğini, İslam kardeşliğini rencide ettiğini de öğrenmiş bulunuyoruz.Zamanımızda İslam’a düşmanlık eden birçok ateist gruplar varken,özde doğru olmak şartıyla,şahsi bazı haller bahane edilerek İslami cemaatleri yıpratmak İslam kardeşliğine yakışmaz, bu hareketler sadece iblise yarar sağlar.Allah’ın da gazabını davet eder.Tüm cemaatlerin Allah’ın ipine sarılması lazımdır.O zatın yapabileceği tek şey, Allah’tan af ve mağrifet dilemek ve bir an evvel Zamanın İmamı’na, Resulü’ne gelip tabi olmaktır.Bir cemaat liderine yakışan en güzel hareket budur.
    “Ve ye’ballahü illa en yütimme nurehü ve lev kerilhelkafirun.” Onlar istese de, istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Tevbe-32
    Onlar istese de, istemese de Allahu Teala irşada memur ve mezun kıldığı her kimi yollarsa,istisnasız Tav’an ve kerhen
    Zamanın İmamı’na taabidirler.Bu da bunlardan bir tanesi olacaktır.İstese de, istemese de tabi
    Biz yine zavallı kişi için olması, teslim olması lazım. Teslimi yetin yeğane şartı,O’nun önünde tevbe etmektir, O’na biat etmektir.Yaparsa kendisi de tabiinleriyle birlikte kurtulacaktır.Yapmadığı takdirde tabi olan insanların da vebalini üzerine alarak cehennemin en derin çukurunu kendisine hazırlayacaktır.dua edelim.Dileğimiz o ki, Allahu Teala onu ve onunla birlikte olanları hidayetine kavuştursun,afvımağfiretine ulaştırsın, onlara kurtuluşu nasip etsin.
    Efendimize yapılan haksız ve tutarsız suçlamalara en güzel cevabı bir nebze de olsa Allah’ın ayetleriyle ve Peygamber Efendimiz A.S.V’in hadisleriyle vermiş bulunmanın içerisinde,İnşallah bütün İnsanlığa ve İslam alemini vakit varken Allah’ın elçisi Mehdi Resul’e tabii olmaya davet ediyoruz.Allah hepinizi hidayete erdirmesi dilek ve dualarıyla inşallah sohbetimizi burda bitiriyoruz.Allah Hepinizden Razı Olsun.
    Son nebinin varisi mehdi resul kimdir? adlı yazının bütün hakları MİHR Vakfına ait olup izinsiz yayınlanamaz ve Kitap olarak çogaltılamaz.
    Yazan: Dr.Abdulcabbar BORAN

  2. #12
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Mesaj
    26
    Rep Gücü
    0

    Mehdi (A.S) bir Velî Resûl'dür!

    [B]Mehdi (A.S) bir Velî Resûl'dür![/B]İnsanların bir mürşit olmadan Allah’ı işitmeleri ve O’nun gösterdiklerini görmeleri ve Allah’a ulaşmaları mümkün değildir.

    Bütün devirlerde olduğu gibi, Allahû Teâlâ bu devirde de, vehbî olarak velî resûller ve onların arasından da Mehdi Resûl’ü hidayetle göndermiştir.

    5 / MÂİDE - 19: Yâ ehlel kitâbi kad câekum resûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetretin min er rusuli en tekûlû mâ câenâ min beşîrin ve lâ nezîrin fe kad câekum beşîrun ve nezîr(nezîru) vallâhu alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
    Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl'ümüz (elçimiz) gelmişti. "Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi" dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah herşeye kaadirdir.



    Bu âyette Allahû Teâlâ kitap ehline, “Resûllerin (Peygamber Resûllerin) arkasının kesildiği fetret devrinde, sizlere gerçekleri açıklayan Resûl’ümüz gelmişti” diyor. Mu’minûn-44’te ise Allahû Teâlâ, bütün kavimlere resûlleri kesintisiz olarak ardı ardına gönderdiğini, biri öldüğü an yerine yenisini tayin ettiğini ifade ediyor:

    23 / MU'MİNÛN - 44: Summe erselnâ rusulenâ tetrâ, kullemâ câe ummeten resûluhâ kezzebûhu fe etbâ’nâ ba’dahum ba’dan ve cealnâhum ehâdîs(ehâdîse), fe bu’den li kavmin lâ yu’minûn(yu’minûne).
    Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü'min olmayan kavim (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun.



    Allah resûllerini ardı ardına, her ümmete, her kavme kavminin lisanıyla hidayeti açıklamak üzere mutlak olarak gönderir. Bir ümmette vazifeli olan resûl öldüğü zaman Allah, onun yerine derhal başka bir resûl vazifeli kılar. Şu anda da her kavimde İbrâhîm-4’te de zikredildiği gibi kendi dilleriyle konuşan resûller hayattadırlar:

    14 / İBRÂHÎM - 4: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
    Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah'a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah'a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz'dir, Hikmet Sahibi'dir.



    Mu’minûn-44’te resûllerin ardı ardına kesintisiz olarak devamlı gönderilmesine karşılık, Mâide-19’daki resûller arasında fetret devrinden bahsediyor Allahû Teâlâ. Peygamber olmayan resûller, her kavme devamlı gönderildiğine göre Mâide-19’da zikredilen Resûl, bir Peygamber Resûl’dür. Allahû Teâlâ Peygamber resûllerin arasında fetret döneminden bahsediyor. Bu âyette Resûl adıyla anılan ve bir Nebî olan Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz söz konusudur. Öyleyse Allah, burada Resûl tabirini Peygamber için kullanıyor. Asâleten devrin imamları olan nebî resûller bütün kavimlere gönderildiklerinden dolayı tüm ehli kitap için de vazifelidirler.

    2 / BAKARA - 87: Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne).
    Andolsun ki, Biz, Musa'ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem'in oğlu İsa'ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh'ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.



    Mu’minûn-44 gibi Bakara-87’de, bütün kavimlere kesintisiz bir şekilde Resûller gönderildiğini ifade ediyor. Bugün de, içinde yaşamakta olduğumuz zamanda bütün kavimlerde Allah’ın velî resûlleri var. Allahû Teâlâ bu devirde Âli İmrân-179’a göre bu Velî Resûllerin arasından Mehdi (A.S)’ı Vekâleten Devrin İmamı olarak seçmiştir:

    3 / ÂLİ İMRÂN - 179: Mâ kânallâhu li yezerel mu’minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyib(tayyibi), ve mâ kânallâhu li yutliakum alel gaybi ve lâkinnallâhe yectebî min rusulihî men yeşâu fe âminû billâhi ve rusulih(rusulihî), ve in tu’minû ve tettekû fe lekum ecrun azîm(azîmun).”
    Allah, habis olanı (kötüyü), temiz olandan (mü'min olanı, mü'min gözükenden) ayırıncaya kadar mü'minleri, sizin bulunduğunuz hâl üzere (mü'min olanla mü'min gözükenin bir arada olduğu bir durumda) terk edecek değildir. Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin Allah, resûllerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resûlüne bildirir). O halde, Allah'a ve O'nun resûllerine îmân edin. Ve eğer âmenû olur ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vardır.



    Günümüzde, Secde-24’e göre hidayete erdirmekle görevlendirilen Mehdi Resûl, Vekâleten Devrin İmamıdır.

    32 / SECDE - 24: Ve cealnâ minhum eimmeten yehdûne bi emrinâ lemmâ saberû ve kânû bi âyâtinâ yûkınûn(yûkınûne).
    Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk'ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için.



    5 / MÂİDE - 12: Ve lekad ehazallâhu mîsâka benî isrâîl(isrâîle), ve beasnâ minhumusney aşera nakîbâ(nakîben) ve kâlellâhu innî meakum lein ekamtumus salâte ve âteytumuz zekâte ve âmentum bi rusulî ve azzertumûhum ve akradtumullâhe kardan hasenen le ukeffirenne ankum seyyiâtikum ve le udhılennekum cennâtin tecrî min tahtıhel enhâr(enhâru), fe men kefere ba’de zâlike minkum fe kad dalle sevâes sebîl(sebîli).
    Ve andolsun ki Allah, İsrailoğulları'ndan misak almıştı. Ve onlardan on iki nâzır görevlendirdik. Ve Allahû Teâla: “Eğer namazı mutlaka ikâme ederseniz, zekât verirseniz ve Resûllerim'e îmân edip onlara yardım ederseniz ve Allah'a (Allah için) güzel bir borç verirseniz, muhakkak ki ben sizinle beraberim ve de mutlaka sizin günahlarınızı örterim ve sizi, mutlaka altından ırmaklar akan cennetlere koyarım.” dedi. Artık, bundan sonra sizden kim inkâr ederse mutlaka sevvâ edilmiş (Allah'a ulaştırmak üzere dizayn edilmiş) yoldan sapmış olur.



    Bu imamların hepsi Allahû Teâlâ’nın resûlleridir. Bunlar velî resûller olmalarına karşılık Hz. Musa bir Nebî Resûl’dür.

    Hz. Musa, İsrail kavmiyle beraber bütün dünyaya da gönderilen Asâleten Devrin İmamı bir Peygamberdi. Ondan sonra da İsrail kavminin içinde hep resûller var oldu. Allahû Teâlâ, Hz. Musa’dan sonra 12 tane nakib (imam) vazifeli kılmıştır. Burada bahsedilen nakibler (imamlar), Hz Musa’dan sonra İsrail kavmine gönderilen, Hz. Musa’ya vekâlet eden Devirin İmamlarıdırlar.

    Kavim Resûlleri arasından her devirde seçilen bir kişi huzur namazının imamlığını üstlenir.

    Bu devirde kavim resûlleri arasından seçilen Devrin İmamı Mehdi (A.S) bir Velî Resûl’dür, bir Nebi Resûl değildir.

    Allah’ın vazifeli kıldığı veli resûller ve onların arasından seçilen Mehdi Resûl vasıtasıyla bu devirde Allahû Teâlâ nurunu tamamlayacaktır.


    Dr. Fazıl Nimet, 24.10.2009

  3. #13
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Allah Resülü Hz. Muhammed Aleyhisselam'ın varisleri sadece Ehli sünnet alimleridir.Buna işaret olarak O şanlı Resul şöyle buyurmuştur. " Ümmetimin alimleri beniisrailin peygamberleri gibidir" ve yine şöyle buyurmuştur " Eshabım gökteki yıldızlar gibidir Eshabımın yolundan gidenler kurtuluşa erenlerdir."

    Yerden ot biter gibi varis ve alim bitmez.Bir din adamının Alim sayılabilmesi için dinde yetkili olabilmesi için Efendimiz aleyhiselam'a kadar uzanan bir hocalar silsilesi olmak zorundadır.İcazetname sahibi olması lazımdır ve icazetini mutlaka varis olan bir Ehli sünnet aliminden almış olması gereklidir.

    Velhasıl işin özü VARİS olan seçilmişler sadece silsilesi belli olan Ehli sünnet Alimleridir.Mesela Silsile-i Aliyye alimleridir.

    Kendi kendini alim yapan , müctehid yapan hocası belli olmayan , din adamı kılığındaki yol kesicilerden ve ajanlardan uzak durmalı dinini sağlam ve doğru yol olan Ehli sünnet alimlerinin muteber kitaplarından öğrenmelidir.


    http://www.supermeydan.net/forum/for...read63683.html

    ------------------

  4. #14
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Feb 2010
    Mesaj
    26
    Rep Gücü
    0

    Kulları Müjdeleyen Devrin İmamı

    Kulları Müjdeleyen Devrin İmamı

    Allah’a giden yol sevgiden geçer, sevgisiz Allah’a yaklaşılmaz, sevgi olmadan gönül dostu olunmaz. Allahû Tealâ her şeyi insan için, insanı da Kendisi için yaratmıştır.
    Her devirde Allah Kendisi için bir kişiyi seçer. Şûrâ Suresi’nin 13. âyet-i kerimesinin son kısmında Allahû Tealâ şöyle buyuruyor: “Allah dilediğini Kendisine seçer ve Allah’a dönmek isteyenleri de Kendisine ulaştırır.”

    Allahû Tealâ’nın bu seçtiği kişi ruhunu, fizik bedenini, nefsini, iradesini, aklını da Allah’a teslim etmiştir. Yani Allah’ın kendisine seçtiği Allah’ın tasarrufunda olan kişidir. Niyazi Mısrî’nin bir beyitinde ifade buyurduğu gibi:
    "Cümle âlem Halık’ındır,
    Ama kul eliyle işlenir."

    Hangi kul? Her dönemde Allah’ın tasarrufuna aldığı kul. Bu kul, ya Allah’ın nübüvvetle vazifeli kıldığı nebîdir veya ondan sonra Allah’ın Sırat-ı Mustakîm üzerinde vazifeli kıldığı, evliyadan en üst seviyedeki Zamanın İmamıdır.

    Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz, bir hadis-i şerifinde bu konuyu şöyle ifade ediyor.
    "Allah’ın öyle sevgili kulları, mukarrebleri vardır ki, Allah onlarla kullarına nazar eder, Allah o mukarreblerle kullarının rızkını dağıtır, Allah o mukarreblerle kulları tebşir eder."

    İşte Nebîler Sultanı Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz’den sonra her dönemde Sırat-ı Mustakîm üzerinde vazifeli olan Zamanın İmamı vardır. Allah’a binlerce hamdeder, şükrederiz ki, Allahû Tealâ günümüzde de seçtiği, Sırat-ı Mustakîm üzerinde vazifeli kıldığı mukarreble bize âyetlerini açıklamaktadır.
    Onunla bizim nefsimizi temizleyerek, onunla bizi kemal derecelerinde ilerleterek, ihlâs noktasına, sevginin üst boyutta yaşanacağı noktaya ulaştırıyor.
    Bizimle Allah arasındaki ilişkide korku değil sevgi vardır. Bizimle Allah arasındaki ilişkide aşk vardır.

    3 / ÂLİ İMRÂN - 31: Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkumullâhu ve yagfir lekum zunûbekum, vallâhu gafûrun rahîm(rahîmun).
    De ki: “Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.”



    Âli İmrân Suresinin 31. âyet-i kerimesi, bizimle Allah arasındaki ilişkide korku değil sevgi olduğunu ifade etmektedir.
    Başlangıç noktasında bütün insanlar dünyaya sevgi ile bağlıdırlar ve bu insanlar Allah’ın seçtiği resûl vasıtasıyla, Allah’ın rızasına davet edilir.
    Davete icabet eden kişiye, insan ile Allah arasındaki 28 basamaklık dizayn içerisinde ilk 14 basamakta, Allah’ın ve Resûl’ünün sevgisi kalbine yerleştirilir. O zaman, ikinci 14 basamaklık dizayn içerisinde bizimle Allah arasındaki ilişkide Allah’ın mürşidi vardır.

    Bir Allah dostu: "Dünya sevgisini kalbinizden söküp atmadıkça, Allah ve Resûl’ünün sevgisi gelip yerleşmez" diyor.
    Yûnus’u Yûnus yapan, mürşidi Tapduk Emre Hazretleri idi, sahâbeyi sahâbe yapan Allah’ın Resûl’ü idi, Mevlâna Hazretleri’ni ilmin kibrinden yerin tevazusuna indiren ve "hamdım, piştim, yandım" sözünü söyleten mürşidi Şems idi.
    İşte Allahû Tealâ’nın zat-ı kibriyası bu sebeple: "Allah’ı seviyorsanız, O’nun sizin için seçtiği resûle, mürşide tâbî olun, tâbî olun ki, Allah da sizi sevsin" buyuruyor.

    Gerçekten Allah’ın sevdiklerine baktığımız zaman bazı vasıfları olan insanları görürüz:
    "Allahu yehubbul muttakîn." - Allah takva sahiplerini sever.
    "Allahu yehubbus sabirîn." - Allah sabır sahibi insanları sever.
    "Allahu yehubbul muhsinîn." - Allah ihsan edenleri sever.
    "Allahu yehubbul muksitîn." - Allah adalet yapanları sever.

    Allah’ın bütün bu sevdiklerinin vasıfları; sabır sahibi olmaları, muttakî olmaları, adaletle emrolunmaları... onların zirve noktaya, 27. basamağa ulaştıklarını ifade etmektedir.

    Her kim ihlasa ulaşırsa, 27. basamağa ulaşırsa, bu yolda Allah’ın sevdiklerinin (mürşidlerin) arasına girer.
    İşte hamdeder şükrederiz ki, Vakıa Suresi’nde müjdesi verilen, 2. Asrı Saadetin sahâbelerini yetiştiren, Peygamber Efendimiz’in vârisi Mehdi Resûl’dür.
    O, Allahû Tealâ’nın sevdiklerindendir. O’nun için Rabbimiz "Seni en çok seveniz, en çok seni seveniz" buyurmuştur.

    Yunus Emre asırlar öncesinden Mehdi Resûl’le ilgili haber vermiştir:
    "Muhammedin nuru arşı bürüdü,
    Birleşin sancaklar SULTAN göründü.
    Gözümün gördüğünü söylerim size,
    Bir yeşil sancaklı SULTAN göründü."

    Bu Sultan, Liva-i Hamd Bayrağı’nın sahibidir. 1400 sene evvel Peygamber Efendimiz (S.A.V)’in yaşattığı Kur’ân’daki İslâm’ı yaşatacak, kaybolan sünnetleri oturtacak, dinleri birleştirecek Sultandır.
    Her dönemde Allah’ın en zirve noktada vazifeli kıldığı zamanın imamı, Allah’ın en sevdiği kişidir. Allahû Tealâ, Kur’ân-ı Kerim’de: "Allah ve Resûlü’ne itaat edin." buyuruyor.

    Bu konuyla ilgili olarak, bir sonraki yazımızda Resûl’e İtaat ve Edep konusunu işleyeceğiz inşallah.
    Allah razı olsun.

    Dr. Fazıl Nimet, 10.02.2010

Benzer Konular

  1. Mehdi (as) Kimdir?
    cumleci Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-03-2010, 06:16 PM
  2. Mehdi Resûl ile Birlikte Yol Tutmak
    munip Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 07-03-2010, 12:55 PM
  3. Mehdi Kimdir?
    SOSYALİST Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 54
    Son mesaj: 06-03-2010, 01:47 AM
  4. Allah Ve Resul Ölçüsüyle Günümüz
    RABİA Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 22-05-2008, 12:08 PM
  5. Mehdi benim? Mehdi tekdir...
    PİR GERÇEK VELİ Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 16-11-2007, 02:52 PM
Yukarı Çık