1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 20
  1. #1
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864

    heart Peygamber efendimize tâbi olmak İmanın temelidir

    Sual: Resulullaha tâbi olmanın önemi nedir, tâbi olmak için ne yapmalı?
    CEVAP
    Muhammed aleyhisselama tam ve kusursuz tâbi olabilmek için, Onu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Bunun alameti de, Onun düşmanlarını düşman bilmek, Onu beğenmeyenleri sevmemektir. Muhabbete müdahene, yani gevşeklik sığmaz. Aşıklar, sevgililerinin divanesi olup, onlara aykırı bir şey yapamaz. Aykırı gidenlerle uyuşamaz. İki zıd şeyin muhabbeti bir kalbde, bir arada yerleşemez. İki zıddan birini sevmek, diğerine düşmanlığı icap eder.

    Resulullahı sevmek, bütün Müslümanlara farz-ı ayndır. Onun sevgisi bir gönüle yerleşirse, İslamiyet’i yaşama, imanın ve İslam’ın tadına, doyulmaz zevkine ermek ne kadar kolay olur. Bu sevgi, iki cihanın efendisine tam uymaya sebeptir. Bu sevgiyle Allahü teâlânın Habibine ikram ettiği sonsuz ve tarife sığmaz nimetlere ve bereketlere kavuşmakla şereflenilir. Küçük, büyük her Müslümanı doğrudan doğruya Resulullahın sevgisine götüren Ehl-i sünnet âlimleri ve kitapları bu bereketlerin senetleridir.

    Bu dünya nimetleri geçicidir ve aldatıcıdır. Bugün senin ise, yarın başkasınındır. Ahirette ele girecekler ise sonsuzdur ve dünyada iken kazanılır. Bu birkaç günlük hayat, eğer dünya ve ahiretin en kıymetli insanı olan, Muhammed aleyhisselama tâbi olarak geçirilirse, seadet-i ebediyye, sonsuz necat, kurtuluş umulur. Yoksa Ona tâbi olmadıkça, her şey, hiçtir. Ona uymadıkça, her yapılan hayır, iyilik, burada kalır, ahirette ele bir şey geçmez.

    Ahirette Cehennemden kurtulmak, yalnız Muhammed aleyhisselama tâbi olanlara mahsustur. Dünyada yapılan hayrat ve hasenat, yani bütün iyilikler, bütün keşfler, bütün hâller ve bütün ilimler Resulullahın yolunda bulunmak şartı ile, ahirette işe yarar. Yoksa, Allahü teâlânın sevgili Peygamberine tâbi olmayanların yaptığı her iyilik, dünyada kalır ve ahiretin harap olmasına sebep olur. Yani, iyilik şeklinde görünen, birer istidractan başka bir şey olamaz.

    Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
    (Kâfir olarak ölenlerin işleri, dünyada da, ahirette de boşa gider.) [Bekara 217]

    (Kimi, ona [Muhammed aleyhisselama] iman etti, kimi de, ondan yüz çevirdi ki, bunlara da çılgın ateşli Cehennem yetti. Âyetlerimizi inkâr eden kâfirleri elbette ateşe atacağız.) [Nisa 55-56]

    (Kâfirlerin [iyi] işleri, engin çöllerde görünen seraba benzer. Susayan kimse onu uzaktan su sanır. Ama, yanına varınca, umduğunu bulamaz. [Kâfir de, kıyamette, iyiliklerini serap gibi yapan, yani yok eden] Allah’ı bulur ve Allah da onun hesabını eksiksiz görür.) [Nur 39]

    (Rablerini inkâr edenlerin [imansızların faydalı] işleri, fırtınalı bir günde, rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer; o işlerin hiç faydası olmaz.) [İbrahim 18]

    (Kâfirlerin [beğenerek] yaptığı bütün işler, kıyamette boşa gider.) [Tevbe 17]

    (İmansızın ameli boşa gider, ahirette de ziyana uğrar.) [Maide 5]

    (Kâfirlere ahirette yalnız Cehennem vardır. Emekleri boşa gider.) [Hud 16]

    (Kıyamette onların yaptıkları her işi toz duman ederiz.) [Furkan 23]

    (Kıyamette en çok ziyana uğrayanlar, iyi işler yaptıklarını sanıp da, bütün çabaları boşa gidenlerdir.) [Kehf 103-104]

    Bir kimse, binlerce sene ibadet etse ve ömrünü, nefsini temizlemekle geçirse ve güzel huyları ile yanındakilere ve keşf ettiği aletler ile, bütün insanlara faydalı olsa, Muhammed aleyhisselama tâbi olmadıkça, İslam dinine inanıp müslüman olmadıkça ebedi saadete kavuşamaz.

    İşte âyet-i kerime mealleri:
    (Allah indinde hak din ancak İslam’dır.) [A.İmran 19]

    (Sizin için din olarak İslam’ı beğendim.) [Maide 3]

    (Kim İslam’dan başka din ararsa, bilsin ki, o din asla kabul edilmez.) [A.İmran 85]

    (Allah’a itaat edin, Peygambere itaat edin. İşlerinizi boşa çıkarmayın.) [Muhammed, 33]

    (Kim Allah’a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan Cennetlere koyar. Kim yüz çevirirse, onu can yakıcı azaba uğratır.) [Feth 17]

    (Yüzleri ateşte evrilip çevrildiği gün: Eyvah bize! Keşke Allah’a itaat etseydik, Peygambere de itaat etseydik! derler.) [Ahzab 66]

    Ahirette azaplardan kurtulmak, ancak Muhammed aleyhisselama tâbi olmaya bağlıdır. Onun gösterdiği yolda giden, Allahü teâlânın sevgisine kavuşur. Ona tâbi olan, Allahü teâlâya sadık kul olmak saadetine erer. Dünyaya gelmiş olan yüzyirmidörtbinden ziyade Peygamberin en büyükleri, Ona tâbi olmayı istemiştir. Musa aleyhisselam Onun zamanında bulunsaydı, o büyüklüğü ile beraber, Ona tâbi olmayı severdi. İsa aleyhisselamın gökten inip, Onun dini yolunda yürüyeceğini herkes bilir. Onun ümmeti olan müslümanlar, Ona tâbi oldukları için, bütün insanların hayırlısı ve en iyileri oldu. Cennete gireceklerin çoğu bunlar oldu ve Cennete herkesten önce gireceklerdir.

    Ona tâbi olmak, yani Ona uymak, Onun gittiği yolda yürümektir. Onun yolu, Kur’an-ı kerimin gösterdiği yoldur. Bu yola İslam Dini denir. Ona uymak için, önce iman etmek, sonra Müslümanlığı iyice öğrenmek, sonra farzları eda edip, haramlardan kaçınmak, daha sonra, sünnetleri yapıp mekruhlardan kaçınmak lazımdır. Bunlardan sonra, mubahlarda da Ona uymaya çalışmalıdır.

    İman etmek, Ona tâbi olmaya başlamak ve saadet kapısından içeri girmek demektir. Allahü teâlâ Onu, dünyadaki bütün insanları ebedi saadete davet için gönderdi.

    Âyet-i kerimelerde mealen buyuruldu ki:
    (Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.) [Enbiya 107]

    (Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmez.) [Sebe 28]

    (Resulullahta sizin için [uyulması gereken] güzel örnekler vardır.) [Ahzab 21]

    Ona tâbi olarak yapılanlar makbuldür. Mesela, Ona uyan bir kimsenin, gün ortasında bir parça uyuması, Ona uymaksızın, birçok geceyi ibadetle geçirmekten, kat kat daha kıymetlidir. Çünkü, kaylule etmek, yani öğleden önce biraz uyumak âdet-i şerifesi idi.

    Mesela Onun dini emrettiği için, bayram günü oruç tutmamak ve yiyip içmek, Onun dininde bulunmayıp senelerce tutulan oruçlardan daha kıymetlidir. Onun dininin emri ile fakire verilen az bir şey ki, buna zekat denir, kendi arzusu ile, dağ kadar altın sadaka vermekten daha efdaldir.

    Emir-ül-müminin Ömer radıyallahü anh bir sabah namazını cemaatle kıldıktan sonra, cemaate bakıp, bir kimseyi göremeyince sordu: Eshabı; “Geceleri sabaha kadar ibadet ediyor. Belki şimdi uyku bastırmıştır” deyince, Emir-ül-müminin; “Keşke bütün gece uyuyup da, sabah namazını cemaatle kılsaydı, daha iyi olurdu” buyurdu.

    İslamiyet’ten sapıtmış olanlar, sıkıntı çekip ve mücahede edip, nefslerini körletiyor ise de, İslamiyet’e uygun yapmadıklarından kıymetsizdir ve hakirdir. Eğer bu çalışmalarına ücret hasıl olursa, dünyada birkaç menfaatten ibaret kalır. Halbuki, dünyanın hepsinin kıymeti ve ehemmiyeti nedir ki, bunun birkaçının itibarı olsun. Bunlar, mesela çöpçüye benzer ki, çöpçüler herkesten daha çok çalışır ve yorulur. Ücretleri de herkesten aşağıdır. İslamiyet’e tâbi olanlar ise, latif cevahir ve kıymetli elmaslar ile meşgul olan mücevherciler gibidir. Bunların işi az, kazançları pek çoktur. Bazen bir saatlik çalışmaları, yüz binlerce senenin kazancını hasıl eder. Bunun sebebi şudur ki, İslamiyet’e uygun olan amel, Hak teâlânın makbulüdür, çok beğenir.

    Böyle olduğunu kendi kitabının çok yerinde bildirmiştir.

    Mesela, Âl-i İmran suresi, otuz birinci âyetinde mealen; “Ey sevgili Peygamberim! Onlara de ki, eğer Allah’ı seviyorsanız ve Allah’ın da, sizi sevmesini istiyorsanız, bana tâbi olunuz! Allah bana tâbi olanları sever” buyuruyor.

    İslamiyet’e uymayan şeylerin hiçbirisini Hak teâlâ sevmez, beğenmez. Sevilmeyen, beğenilmeyen şeye sevap verilir mi? Belki cezaya sebep olur.

    Cenab-ı Hak, Kur’an-ı kerimde, Nisa suresi, sekseninci âyetinde, Muhammed aleyhisselama itaat etmenin, kendisine itaat etmek olduğunu bildiriyor. O halde, Onun Resulüne itaat edilmedikçe, Ona itaat edilmiş olmaz. Bunun pek kat’i ve kuvvetli olduğunu bildirmek için, âyet-i kerimede; “Elbette muhakkak böyledir” buyurdu ve bazı doğru düşünmeyenlerin, bu iki itaati birbirinden ayrı görmelerine meydan bırakmadı.

    Âyet-i kerimede mealen buyuruldu ki:
    (Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]

    Bütün insanlara önce lazım olan şey, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında bildirdikleri gibi bir iman ve itikad edinmektir. Peygamberimiz Muhammed aleyhisselamın yolunu bildiren, Kur’an-ı kerimden murad-ı ilahiyi anlayan, hadis-i şeriflerden murad-ı peygamberiyi çıkaran bu büyük âlimlerdir. Kıyamette kurtuluş yolu, bunların gösterdiği yoldur. Allah’ın Peygamberinin ve Onun Eshabının yolunu kitaplara geçiren, değiştirilmekten ve bozulmaktan koruyan, Ehl-i sünnet âlimleridir.

    Ehl-i sünnetin reisi, imam-ı a’zam Ebu Hanife Nu’man bin Sabit’tir (radıyallahü teâlâ anh).

    Evliyanın büyüklerinden Sehl bin Abdullah Tüsteri hazretleri buyuruyor ki:
    “Eğer Musa ve İsa aleyhimesselamın ümmetlerinde, imam-ı a’zam Ebu Hanife gibi bir zat bulunsaydı, bunlar Yahudiliğe ve Hıristiyanlığa dönmezdi.”

    Muhammed aleyhisselama tâbi olmak ahkam-ı İslamiyeyi yani İslam dininin emirlerini beğenip, seve seve yapmak ve Onun emirlerini, İslamiyet’in kıymet verdiği üstün tuttuğu şeyleri ve âlimlerini, salihlerini büyük bilip, hürmet etmektir ve Onun dinini yaymaya uğraşmak demektir ve dinine uymak istemeyenleri, beğenmeyenleri, aldırış etmeyenleri zelil, hakir ve aşağı tutmaktır.

    İki cihan saadetine kavuşmak, ancak ve yalnız, dünya ve ahiretin efendisi olan, Muhammed aleyhisselama tâbi olmaya bağlıdır. Ona tâbi olmak için iman etmek ve ahkam-ı İslamiyeyi öğrenmek ve yapmak lazımdır.

    Resulullah efendimize tâbi olmak yedi derecedir:
    Birincisi, Ahkam-ı İslamiyeye inanarak, bunları öğrenmek ve yapmaktır. Bütün Müslümanların ve âlimlerin ve zahidlerin ve abidlerin tâbi olması, bu derecededir. Bunların nefsleri iman etmemiştir. Allahü teâlâ, merhamet ederek, yalnız kalbin imanını kabul etmektedir.

    İkincisi, emirleri yapmakla beraber, Resulullah efendimizin bütün sözlerini ve âdetlerini yapmak ve kalbi kötü huylardan temizlemektir. Tasavvuf yolunda yürüyenler bu derecededir.

    Üçüncüsü, Resulullah efendimizde bulunan hallere zevklere ve kalbe doğan şeylere de tâbi olmaktır. Bu derece, tasavvufun “vilayet-i hassa” dediği makamda ele geçer. Burada, nefs de iman ve itaat eder ve bütün ibadetler, hakiki ve kusursuz olur.

    Dördüncüsü, ibadetler gibi bütün hayırlı işler hakiki ve kusursuz olmaktır. Bu derece, ulema-i rasihin denilen büyüklere mahsustur. Bu rasih ilimli âlimler, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin derin manalarını ve işaretlerini anlar. Bütün Peygamberlerin eshabı böyle idi. Hepsinin nefsleri iman etmiş, mutmainne olmuştur. Böyle tâbi olmak, ya tasavvuf ve vilayet yolundan ilerleyenlere veya bütün sünnetlere yapışarak bütün bid’atlerden kaçanlara nasip olur. Bugün, dünyayı bid’at kaplamış, sünnetler gayb olmuştur. Bugün, sünnetleri bulup yapışmak ve bid’at deryasından kurtulmak çok zordur. Bid’atler, âdet hâlini almıştır. Halbuki âdetler ne kadar yerleşmiş ve yayılmış olsalar ve ne kadar güzel görünseler de, din ve sünnet olamaz.

    Beşincisi, Resulullah efendimize mahsus kemalata, yüksekliklere tâbi olmaktır. Bu kemalat, ilim ve ibadetle ele geçemez. Ancak, Allahü teâlâdan, lütuf ve ihsan ile gelir. Bu derecede olanlar, büyük Peygamberler ve bu ümmetin pek az büyükleridir.

    Altıncısı, Resulullah efendimizin mahbubiyyet ve ma’şukiyyet denilen kemalatına, olgunluklarına tâbi olmaktır ki, Allahü teâlânın çok sevdiklerine mahsustur ve lütuf ile ele geçmez, muhabbet lazımdır.

    Yedinci derece, insan vücudunun her zerresinin tâbi olmasıdır. Tâbi metbua o kadar benzer ki, tâbi olmaklık aradan kalkar. Bunlar da, sanki Resulullah efendimiz gibi, aynı kaynaktan, her şeyi alır.

    Ona uymanın ufak bir zerresi bütün dünya nimetlerinden ve ahiret saadetlerinden kat kat üstündür. İnsanlık meziyeti ve şerefi Ona tâbi olmaktır. Resulullah efendimize uymak için Müslümanların Ehl-i sünnetin dört hak mezhebinden birinde olmaları temel şarttır.

    Ey saadete kavuşmak isteyen akıl sahipleri! Bütün gücünüzle Ona tâbi olmaya çalışınız! Bu devlete, bu nimete mani olan her şeyden kaçınız! Harikalar gösteren bir din yobazını ve yüksek mevkiler, diplomalar ele geçirmiş olan bir fen yobazını, yani Ona tâbi olmak şerefinden mahrum olan bir cahili, bir gafili görürseniz, bunun sözlerinin, yazılarının, radyolardaki, televizyonlardaki saçmalarının, yalanlarının, insanı felakete sürükleyeceğini ve hiç böyle gösteriş yapmayan, fakat çok dikkat ile ve titizlikle Ona tâbi olana inanmanın, Onu sevmenin, felaketlerden kurtarıcı çok kıymetli ilaç olduğunu biliniz! [Yalnız Kur’an diyen, Kur’anı getirmekle vazifesi bitti, O postacıydı diyen, Kelime-i şehadetin ikinci kısmına yani Muhammedün Resulullah demeye lüzum yoktur diyen din düşmanlarına inanmayı, yollarında bulunmayı felaket biliniz. Yaralı aslandan daha fazla bunlardan kaçınız.]

    “Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz!”
    Ona tâbi olmak (Ahkam-ı İslamiye)yi beğenip, seve seve yapmak ve Onun emirlerini ve İslamiyet’in kıymet verdiği, üstün tuttuğu şeyleri ve âlimlerini, salihlerini büyük bilip, hürmet etmektir ve Onun dinini yaymaya uğraşmak demektir ve Allahü teâlânın emirlerine uymak istemeyenleri sevmemektir.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki;

    (Hepiniz bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü koruduğu gibi, siz de evlerinizde ve emirleriniz altında olanları Cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlığı öğretmelisiniz! Öğretmez iseniz mesul olacaksınız.) [Müslim]

    (Bir müslümanın evladı ibadet edince, kazandığı sevap kadar, babasına da verilir. Bir kimse, çocuğuna fısk, günah öğretirse, bu çocuk ne kadar günah işlerse, babasına da o kadar günah yazılır.) [S. Ebediyye]

    Din-i İslam’ın temeli, imanı, farzları ve haramları öğrenmek ve öğretmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermiştir. Gençlere bunlar öğretilmediği zaman, İslamiyet yıkılır, yok olur. Allahü teâlâ, müslümanlara (Emr-i maruf) yapmayı emrediyor. Yani, benim emirlerimi, bildiriniz, öğretiniz diyor ve (Nehy-i anilmünker) emrediyor. Yani, yasak ettiğim haramları bildiriniz ve yapılmasına razı olmayınız, diyor.

    Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Birbirinize Müslümanlığı öğretiniz. Emr-i marufu bırakır iseniz, Allahü teâlâ, en kötünüzü başınıza musallat eder ve dualarınızı kabul etmez.) [Bezzar]

    (Bütün ibadetlere verilen sevap, Allah yolunda gazaya verilen sevaba göre, deniz yanında bir damla su gibidir. Gazanın sevabı da, emr-i maruf ve nehy-i anilmünker sevabı yanında, denize nazaran bir damla su gibidir.) [Deylemi]

    Kaynak : Şevahid-ün Nübüvve

  2. #2
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    EEE..... RESULULLAH S.A.S i sevmek nasıl oluyormuş..? ona tabii olmakla.. senin tarikat tabii mi..? Tasavvufçular da ŞİRK abidesi bir dünya amel ve ibadet ne oluyor peki...

    KUTUP larda geziyodunuz geçenlerde

    KUTBU AZAM felan....ne iş varmı RESULULLAH S.A.S in sünnetinde yada sahabede böyle haraketle

    ben iki tane kutup biliyorum biri KUZEY KUTBU diğeri GÜNEY KUTBU...

  3. #3
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    RESULE UYMAK NE DEMEKTİR?

    33:36, 33:71, 59:07, 3:31 gibi ayetleri örnek gösterip kendilerini haklı çıkarmaya çalışanların anlayamadıkları şey; hadislere uymak resule uymak değil; hadisleri onaylayan, sahih kabul eden alimlere uymaktır. Eğer gerçekten resule uymak istiyorlarsa Hz. Muhammed gibi sadece Kuran'a uymaları gerekir. Hz. Muhammed'in hayatı, söyledikleri zaten Kuran'da geniş bir şekilde kaydedilmiştir. Kuran'daki Hz. Muhammed'e uymakla hadislerdeki Hz. Muhammed'e uymak aynı şey değildir.

    02:217 Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: "Onda savaşmak büyük bir günahtır...

    02:219 Sana, şarap ve kumar hakkında soruyorlar. De ki: "Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından büyüktür...

    02:220 ...Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: "Onları iyi yetiştirmek (yüz üstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşinizdir...

    17:85 Sana ruh hakkında soruyorlar. De ki: "Ruh, Rabbimin emrindedir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir."

    Kuran açıkça Peygamberin tek görevinin mesajı iletmek olduğunu (29:18), kendisinin fazladan bir şey söylemediğini (69:44-47), onun da YALNIZCA Kuran'a uyduğunu (7:203, 10:15, 6:145) yazar ve inananları sadece Kuran'a uymaları için uyarır (68:36-38, 50:45). Bu nedenle Kuran'ı izlemek ile resulü izlemek arasında hiçbir fark yoktur (69:40). Yani Kuran'a uymak, sadece Kuran'a uyan aslında Peygambere de uymuş olmaktadır.

    5.92 Allah'a itaat edin, resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim resulümüze düşen SADECE APAÇIK BİR TEBLİĞDİR.

    64.12 Allah'a itaat edin, resule de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz RESULÜMÜZE DÜŞEN, APAÇIK BİR TEBLİĞDEN BAŞKASI DEĞİLDİR.

    29:18 Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok milletler de (kendilerine tebliğ edileni) yalan saymışlardır. PEYGAMBERE DÜŞEN, YALNIZ AÇIK BİR
    TEBLİĞDİR.

    69:44-47 EĞER (PEYGAMBER) BİZE ATFEN BAZI SÖZLER UYDURMUŞ OLSAYDI, ELBETTE ONU KISKIVRAK YAKALARDIK. SONRA ONUN CAN DAMARINI KOPARIRDIK. Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız.

    07:203 Onlara bir mucize getirdiğin zaman, (ötekiler gibi) onu da derleyip getirseydin ya!
    derler. De ki: BEN ANCAK RABBİMDEN BANA VAHYOLUNANA UYARIM. Bu (Kuran),
    Rabbinizden gelen basiretlerdir; inanan bir kavim için hidayet ve rahmettir.

    10:15 Onlara ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman (öldükten sonra) bize kavuşmayı beklemeyenler: Ya bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir! dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. BEN, BANA VAHYOLUNANDAN BAŞKASINA UYMAM. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.

    06:145 De ki: BANA VAHYOLUNUNDA, leş ve akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah 'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan BAŞKA, yiyecek kimseye HARAM KILINMIŞ BİR ŞEY BULAMIYORUM. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir.
    68:36-38 Size ne oluyor, ne biçim hüküm veriyorsunuz? Yoksa SİZE AİT BİR KİTAP VAR DA (BU BÂTIL İNANIŞLARI) ORADA MI OKUYORSUNUZ? Onda, beğendiğiniz her şey için sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?

    50:45 Biz onların dediklerini çok iyi biliriz. Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin. Tehdidimden korkanlara KURAN'LA öğüt ver.

    Artı Kuran'ın hiçbir yerinde "Muhammed'e uyun" demez, "resule uyun" der. Resul kelimesinin anlamı ELÇİ, HABERCİ, MESAJI (KURAN'I) ULAŞTIRAN KİMSEDİR. Şu an bu kitap da size SADECE KURAN'DAKİ MESAJI aktarıp ELÇİLİK yapmaktadır.

    Mezhepçiler sünnetin ve hadisin de bu mesaja dahil olduğunu belirtirler ve kanıt olarak da 53:3 ayetini gösterirler.
    53:3 O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.

    Keşke ayeti baştan okusalardı! 53:1den 53:4e kadar olan ayetlerin öznesi ilk ayette gizli olarak geçiyor.
    53.1 İNMEKTE OLAN necme (yıldıza, Kur'an'ın inen miktarına) yemin ederim ki,
    53.2 Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.
    53.3 O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.
    53.4 İNDİRİLMİŞ BİR VAHİYDEN başkası değildir o.

    Peygamberimiz kendi hevâsına göre değil, indirilen vahye göre konuşuyordu. Peygamberin her dediğinin bir vahiy olduğunu iddia etmek Kuran'dan bihaber olduğunu kanıtlamaktır. Kuran'da 6 değişik yerde Peygamber hatalarından dolayı paylanıyor. Allah tarafından her ettiği cümle vahyedilen biri nasıl hatalar yapabilir?
    Bakın Peygamberimiz kıyamet günü ne diyecek!
    25:30 Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu KURANI BÜSBÜTÜN TERKETTİLER.

    Sonuç olarak;
    Kuran açık ve ayrıntılıdır [6:114; 2:159-160; 7:52, 10:37; 11:11; 41:1-3; 22:16; 6:38; 12:111; 14:52; 17:89; 75:16-19; 18:54; 20:113; 39:27-28; 54:17; 25:33; 16:89, vb.]

    Peygamberin amacı sadece mesajı iletmek ve uyarmaktır [bkz ayetler: 5:102; 16:35; 16:82; 24:54; 36:16-17; 14:52, vb.]


    Konu Apollonius tarafından (22-02-2010 Saat 08:43 AM ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    İşte Apollinus kardeş senin en büyük hatan seninle taban tabana zıt olduğumuz bir konu.. Sadece KUR'AN dersen çok büyük bir yanılgıya düşersin.... Madem KUR'AN ayetlerinden bahsediyoruz kardeşim şu ayetlerin anlamlarını rica edeyim senden... İnşaALLAH Bu konuyu da bir açıklığa kavuşturalım...

    Allah size bilmediklerinizi tam olarak açıklamak, sizi öncekilerin yollarına iletmek ve sizin tevbelerinizi kabul etmek ister" (Nisâ: 26)

    şimdi bu ayete göre bana KUR'AN da açıkca namaz, oruç, hac, gibi en basitinden örnekler verelim (daha detaylı ibadetler hakkında da soru sorabiliriz) ibadetleri KUR'AN da bulup getir önüme ki öncekiler namazı, zekatı, recm' i nasıl uygulamışlar, nasıl detaylandırmışlar...

    gelgelelim AYETLERE madem HADİS' ile amel etmeyin sadece KUR'AN yeter diyorsun bunları açıkla bana..Delil gösterdiğin kaynakdan geliyor sorular dikkat (KUR'AN)....

    “Ey Peygamber hanımları, evinizde okunan ayetleri ve hikmeti hatırlayınız” (Ahzab 34)

    “Biz sana kitabı ve hikmeti indirdik ve bilmediklerinide öğrettik”. (Nisa 113)

    “Ey Peygamber (s.a.v.) acele etmek için dilini hareket ettirme, onun (Kur’an) toplanması ve okunması bize aittir”. Biz sana onu okuduğumuz zaman onun kıraatına tabi ol, ondan sonra onun açıklanması yine bize aittir” (Kıyyame 17 - 19)

    “Biz sana, insanlar arasında Allah’ın gösterdiği şekilde hükmedesin diye Kitabı indirdik” (Nisa 105).

    “Eğer bir şeyde çekişirseniz, onu Allah’a ve Rasulu’ne havale ediniz” (Nisa 59)

    Yeri gelmişken şu ayet ile senin yukarda ki şu sözünle ayet taban tabana zıt sonuçlara iletiyor bizi neden....?
    Peygamberin her dediğinin bir vahiy olduğunu iddia etmek Kuran'dan bihaber olduğunu kanıtlamaktır. Kuran'da 6 değişik yerde Peygamber hatalarından dolayı paylanıyor. Allah tarafından her ettiği cümle vahyedilen biri nasıl hatalar yapabilir?
    Baksen Herşeyi eksiksiz kusursuz tastamam bile yüceler yücesi ALLAH C.C KUR'AN da 6 yerde PAY ladığı hatalar yapan kulu aracılığı ile tüm yeryüzündeki insanlara diyor ki....

    “Eğer bir şeyde çekişirseniz, onu Allah’a ve Rasulu’ne havale ediniz” (Nisa 59)


    Şimdilik yeterli bu kadar soru Bu Hikmet dedikleri ne olaki ...? Vardır kesin bununda bir Hikmeti...:) Bizim mahalledeki bakkal HİKMET de olamaz ...?

    Ne dersin Üstad bu ie benim kafam karıştı...?

  5. #5
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Selam Ammar kardeşim;

    En sonda koyduğum resim bir şey ifade ediyor mu bilmiyorum ama gerek görüldü madem açıklayayım. Bana o kadar açıklama yazmakla zahmet etmişsin.

    Yalnız Kuran demek ile Kuran Merkezli demek arasında dağlar kadar fark var.

    Peygamberimizin davranış ve sözleri yazının sonundaki resimde sol tarafta gösterildiği gibi ANCAK VE ANCAK tamamlayıcı olabilir, belirleyici olamaz. Aslında sen de aynı şeyi diyorsun. Dediklerine göre çatışmıyoruz işin aslına bakarsak. Sen Kuranda izi bile olmayan hatta aksi yazan recm ile kuranda EMRİ bulunan namaz/zekatı aynı kefeye koyarak Kurana uyduğunu söyleyen kendinle çatışıyorsun. Bu hususu "recm" konusunda anlatmaya çalışmıştım. Örnek verdiğin şeyler denk değil derken bunu kastediyordum.

    Peygamberimiz Kurana TERS bir şey söylemez, Kuranın AKSİ hüküm vermez. Hüküm Allaha aittir. Mezhepçilerin sahip çıktığı yüzlerce hadis var böyle Kurana zıt. Sorsan "Aslında Kuranda açık açık yazan şey öyle değil de böyledir çünkü peygamberimiz böyle demiştir" derler. Yani peygamberimizden geldiğine inanılan doğruluğu KESİN olmayan bir uydurma için Allah tarafından korunan Kuran'ın anlamını eğip bükmeye çalışırlar.

  6. #6
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Eğer gerçekten resule uymak istiyorlarsa Hz. Muhammed gibi sadece Kuran'a uymaları gerekir. Hz. Muhammed'in hayatı, söyledikleri zaten Kuran'da geniş bir şekilde kaydedilmiştir. Kuran'daki Hz. Muhammed'e uymakla hadislerdeki Hz. Muhammed'e uymak aynı şey değildir.
    bi dakka, bi dakka şimdi kusura bakma yanlş anlayıp yorum yazmak istemiyorum ......

    şimdi şu cümle benim anladığım gibimi yoksa ben mi yanlış anlıyorum, olabilir ben yanlış anlıyoda olabilirim...

    Hz. Muhammed S.A.S e tabii olmak isteyen KUR'AN okusun, HADİS' ler ile anlatılan Hz. Muhammed S.A.S' e hadisi ileten kişi tarafından bir takım söylemediği yapmadığı sözleri haraketleri yakıştıra bilir, mal edebilirler, ama KUR'AN da ki Hz. Muhammed S.A.S KUR'AN bizzat ALLAH C.C tarafından korunduğu için kesinlikle yalan dolona bulaşmış olamaz saf arı duru olan KUR'AN daki Hz. Muhammed S.A.S dir.. HADİS' lere temkinli yaklaşın....

    Doğrumu.. ? HADİS ve SÜNNET olarak iletilenler hakkında dikkatli olunmu, yoksa kökten HADİS olayına bulaşmayın mı demek istiyosun...?

    RECM olayı ile ben çelişmiyorum da, sen analamak istemiyorsun...? Dur hele kardeş şu yukarda ki sorunu bi halledelim önce doğru mu anlamışım...?


    İşte bu konu ile ilgili delilleride koyacağım sadece başlığını vereyim şimdilik..

    Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e Kur’an’ın Dışında da Vahiy Geldiğine İşaret Eden Ayetler;

  7. #7
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    "Kuran'daki Hz. Muhammed'e uymakla hadislerdeki Hz. Muhammed'e uymak aynı şey değildir."

    Yazıyı yazan kişinin yazdığı o yeri nasıl anladığımı sana açıklayayım: Kurandaki Hz. Muhammedden farklı bir Hz.Muhammedi anlatan hadis gelir üstüne üstlük Kuranda olmayan bir hüküm verirse inanmam. Geçerli söz Allahın sözüdür. Zaten Enam suresinde KESİN olarak belirtilmeyen konular için MUAF tutulduğun yazıyor. Buna bakarak duyduğun ve Kuranda olmadığı için doğruluğuna asla emin olamayacağın bir hükmü uygulamazsan affedileceğin kuranda yazıyor. Kuranın eksiksiz ve tam olduğu da yazıyor. Fakat insanlar duydukları ZAN'nın peşine düşüp bir de bu İslamdır diye dayatma yoluna gidiyorlar. Yoksa Allah söyledikleri şey hakkında bir delil mi indirdi?

    Hadisler belirleyici/hükümkoyucu olamazlar ANCAK -Kurana ters değilse- tamamlayıcı olabilirler. Senin sandığın gibi Kuran harici VAHİY gelmemiştir peygamberimize. Örnek vermeyi düşündüğün ayetler senin sandığının aksine Peygamberimizin söylediği her şeyin vahiy olduğunu değil, Söylediği vahiylerin Kuranda yer aldığını gösterir.. Diğer türlüsü hadisçilerin zorlama yorumudur.

    Şimdi kardeşim hadislere bakarken herkesin dikkat ettiği farklı noktalar var. Aşağıdaki bir hadis:

    Peygambere salavat getirmeden edilen duaların Allah'a ulaşmasını engelleyen bir perde vardır.

    Şimdi bazı insanlar (genelde mezhepçiler) cümledeki salavat kısmına takılır ve "ne güzel hadis. Kesin doğrudur. iyi bişeymiş. zaten senedi de sağlammış, Hadi sahiplenelim derler". Ben de oradaki engelleyen kelimesini Allaha hakaret olarak gördüğüm için "Acaba hangi cahil uydurmuş bunu" derim. Hem söyleniş tarzı hem anlamı Kurana ters. Doğru düzgün ve Kurana uyan hadisleri neden reddedeyim?

    Peygamberimizin söylemiş olması da şart değil. Sen bana desen ki "falan filan feşmekan" Önce bakarım Kurana. Eğer Kurana yani Allahın sözüne uygunsa "Ne güzel söylemiş Ammar, Allah ondan razı olsun." derim.

    Kuranda anlamadığım bir yer olursa, o zaman önce Kuranın diğer yerlerine bakarım farklı farklı çevirilere, tefsirlere bakarım. Çünkü kuran kendi kendini açıklayan bir kitap. Eğer bulamadığım yerler olursa (özellikle uygulamalar açısından) O zaman diğer TAMAMLAYICI kaynaklara bakarım. Yani hadis vs. kesinlikle ikinci planda gelir.


    Sevgili kardeşim Ammar, senin de haz etmediğin tasavvuf sapkınlığı İslama uydurma hadislerle girmiştir. O kadar etkili olmuş ki şu an İslam diye yaşanan şey aslında tasavvuf/küfür öğeleri ile dolu İslam. Aç bir Kuran mealini, takva, ruh, ilham vs. gibi onlarca Kurani kavramın anlamlarının nasıl kaydırıldıklarına bak. O kadar İslamın içine işlemiş ki Kuran çevirisi yapan koskoca alimler vs. bile günümüzde yaşanan İslamdan etkilenip Arapça orjinalinde açıkça VAHİY yazan yerleri ilham diye çevirmişler. İşte Kuran mealine bile güvenilemeyecek bir noktadayız, onlar bile bu haldeler. Durum böyleyken ben hem "Yalnız Kuran" dersem ve üstüne üstlük sadece bir meali/çevirmeni sahiplenip diğer meallere hiç bakmazsam, zaten uçuruma yuvarlandım demektir :) Bana göre 100% doğru bilgi hiç bir yerde hiç bir kaynakta yoktur. Biliyoruz dediğimiz Kuranı bile anladığımız kadar hatta anlayıp çevirebildikleri kadar biliyoruz. Temiz bir kalp ve doğru sıralamayla işin doğrusuna ulaşmaya çalışmak en güzeli. Fakat o grafikte olduğu gibi sıralamayı şaşırmamak ve hiç bir kaynağı Kurandan önde tutmamak kaydıyla.


    Süleyman Ateşin aşağıdaki sözleri düşünmeye değer:

    Büyük bilginlerin hiçbiri, başta Şafii olmak üzere sünnet ve hadisi Kurân’la eş değerde tutmamıştır. Bu büyük saygısızlıktır. Kurân vahiydir. Hadisler ise Peygamberimizin sözleridir. İnsan yanılabilir, canı sıkılabilir. Peygamberimiz çok zaman kendi görüşünü bırakıp ashabının görüşünü uygulamıştır. Medine’de hurmaların aşılanmamasını önermiş, bu kez kalite düşünce, “Siz dünya işlerinizi benden iyi bilirsiniz” buyurmuştur.

    Ayrıca Hz. Peygamber kesinlikle kendi sünnetinin veya sözlerinin Kurân’dan ayrı olarak dinin ikinci kaynağı olacağını da söylememiş, “Ben size Allah’ın kitabını bırakıyorum, ona sarıldıkça yolunuzu şaşırmazsınız” buyurmuş ama ondan sonra geleneği üste çıkarmak isteyenler Peygamber’in bu sözüne sünneti ve hadisleri de katmışlardır.

    Elbette hadisler de kitaptan sonra dinin ikinci kaynağıdır ama hangi hadis? Peygamber’in söylediğinde asla kuşku bulunmayan hadisler. Bunlar Kurân’a ters düşmez, onun açıklaması, tamamlayıcısı durumundadır. Bu düzeyde hadisler de ancak mütevatir sayılan hadislerdir ki bunların sayısı çok değildir. Onun için İmamı Azam İbn Haldun 17 hadise güvenmiştir. En iyimser görüşler, “İmamı Azam’ın güvendiği hadis sayısı 50′yi geçmez” der. Hanefi mezhebinden olduğu anlaşılan bu kişi, nasıl olur da mantığa ters bu sözleri Kurân ile eşdeğerde tutar? Fikirlerde büyük bir yenilenme olmadıkça geleneksel rivayet bataklığında daha çok bocalayıp duracağız.



    Ayrıca bkz: http://www.supermeydan.net/forum/for...read63494.html

    Ayrıca bkz: http://www.supermeydan.net/forum/for...read59777.html



    Bu arada yazacağın ayetlerin hepsinin açıklaması bir önceki yazıda var. Orada gördüğün rakamlar öylesine konmamış, hepsi birer ayet numarası. Yani delilsiz bir yazı değil. 3:6 yazıyorsa üçüncü sure altıncı ayet demek. Hepsini kontrol et, cevapların orada var hatta yazacağın ayetlerin numaraları dahi verilmiş. Bu şekilde tekrar okumanı öneririm.


    Kuran açıkça Peygamberin tek görevinin mesajı iletmek olduğunu (29:18), kendisinin fazladan bir şey söylemediğini (69:44-47), onun da YALNIZCA Kuran'a uyduğunu (7:203, 10:15, 6:145) yazar ve inananları sadece Kuran'a uymaları için uyarır (68:36-38, 50:45). Bu nedenle Kuran'ı izlemek ile resulü izlemek arasında hiçbir fark yoktur (69:40). Yani Kuran'a uymak, sadece Kuran'a uyan aslında Peygambere de uymuş olmaktadır.
    Konu Apollonius tarafından (22-02-2010 Saat 05:57 PM ) değiştirilmiştir.

  8. #8
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Zaten Enam suresinde KESİN olarak belirtilmeyen konular için MUAF tutulduğun yazıyor. Buna bakarak duyduğun ve Kuranda olmadığı için doğruluğuna asla emin olamayacağın bir hükmü uygulamazsan affedileceğin kuranda yazıyor
    Bahsettiğin affedilmeye nail olabilmek için RESULULLAH S.A.S inde o konu hakkında bir sözü ve amelinin olmaması gerekiyor.. RECM gibi KUR'AN da Ayet olarak RECM yok... Ama bizzat RESULULLAH S.A.S tarafından uygulanmış RECM buda, bu konu hakkında ALLAH C.C un hükmüdür..Bu örnek yeterli olmuştur...Şimdi baktın KUR'AN da yok RECM ben uygulamıyorum bulamadım HADİS' lerde beni bağlamaz diyemezsin....!!!!!

    Sende HADİS inkarcılığı var anladığım kadarı ile....Bu çok ciddi bir sorun ve yanlış bir düşünce ......!!!

    Şimdi öncelikle şu konuyu kesin bir neticeye bağlayalım inşaALLAH.....
    Senin sandığın gibi Kuran harici VAHİY gelmemiştir peygamberimize.

    Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e Kur’an’ın Dışında da Vahiy Geldiğine İşaret Eden Ayetler;


    Allah sana Kitab’ı ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana olan lütfu cidden büyük olmuştur.‖(Nisa 113)

    "Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin."(Bakara 129)

    ―Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi (kötü inanç, fikir, söz ve fiillerden) arındıran, size Kitap ve hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik.‖(Bakara 151)

    ―Hakikaten Allah mü’minlere lütufta bulunmuştur. Çünkü onlara içlerinden bir peygamber gönderdi, onlara (Allah’ın) ayetlerini okuyor, onları (günahlardan) temizliyor ve onlara Kitab’ı ve hikmeti öğretiyor.(Al-i İmran 164)

    "Çünkü ümmîlere içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. Kuşkusuz onlar önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler."(Cum'a 2)

    ―Hem evlerinizde Allah’ın ayetlerinden ve hikmetten (size) okunanları düşünün!..(Ahzab 34)


    Allah Teala‘nın Kur‘an‘da Rasulüne ve Müslümanlara öğrettiğini, yine onlara indirdiğini ifade ettiği “hikmet”; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem‘in sünnetidir. Zira Allah‘ın kitabında ifade ettiği Kitap”; Kur‘an‘dır. Kitabın peşine de hemen hikmeti zikretmiştir.Hikmet i sünnetten başka bir şeye hamletmek caiz değildir. Bunu Katade Hasan ve Yahya Bin Ebi Kesir radıyallahu anhum de böyle açıklamışlardır.

    Buhari (8/380) Abdurrazzak Tefsir (2/96) Mervezi es-Sunne (1/209) İbn Sad (8/199) İbn Batta el-İbane (91) Şafii Risale (s.45) Suyuti Miftahul Cenne (s.64) Taberi (2/99, 4/163) Lalekai Şerhu Usulis Sünne (1/71) İbni Abdilberr Cami (1/17) Hatib el-Fakih (1/88) İbni Kesir (1/343) Razi Tefsir (3/474) İbni Teymiye Fetava (1/69) İbni Kuteybe Te’vil (s.307) Abdulgani Hucciyetus Sunne (s335) Necati Kara Kur’an-Sünnet Bütünlüğü (s.222) Taberi (2/99)

    Evzai, Hassan Bin Atiyye‘nin şöyle dediğini nakleder; Cibril, Kur‘an‘ı indirdiği gibi sünneti de peygamber sallallahu aleyhi ve sellem‘e indiriyordu.

    O hevasından konuşmaz, O kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.(Necm 3-4)

    Sunenu’l-Evzai (126) Darimi (1/117) İbnu Kuteybe Te’vil (s166) Kurtubi (1/33) Abdurrezzak (11/255) Fezari Siyer (315) Şatıbi Muvafakat (4/24) İbni Mübarek Zühd (1/23) İbni Abdilberr Cami (496) Hatib el-Kifaye (15) İbn Batta el-İbane (90) Lalkai (1/63) Mervezi es-Sunne (1/71) Kasımi Kavaid (59) Ebu Zehv Hadis (s.59) Miftahul Cenne (s.74) İbni Teymiye Fetava (3/314) Suyuti el-Havi (1/360) Mekhul bunu mürsel olarak rivayet eder; Ebu Davud Merasil (s.361) Kurtubi (1/39) Ebu Zehv Hadis (s.11)

    Ayette peygamber sallallahu aleyhi ve sellem‘in asla hevasından konuşmayacağı genel ifadesinden sonra yine genel bir hüküm ile Onun konuştuklarının vahiyden ibaret olduğu belirtilmiştir. Buna bağlı olarak ayette özellikle; nutk = konuşma fiilinin seçilmiş olması ve bu gibi makamlarda genellikle kullanılan ―tilavet = okuma‖ ve ―kıraet = okuma fiillerinin tercih edilmemiş olması da dikkat çekicidir.

    Eğer burada sadece Kur‘an kasdedilmiş olsaydı bu fiillerden biri kullanılabilirdi.57

    İbn Kesir bu ayeti şu şekilde tefsir etmiştir: ―Kendiliğinden konuşmaz o. Hevâ ve hevesi ile bir söz sarfetmez. ―Yalnızca kendisine ilkâ edilen bir vahiydir. Kendine emrolunanı söyler. Ona emrolunanı eksiksiz ve noksansız olarak tâm, mükemmel bir şekilde insanlara ulaştırır. Nitekim İmâm Ahmed'in Ebu Ümâme radıyallahu anh'den rivayetine göre; o, Allah Rasûlü Sallallahu aleyhi ve sellem‘i şöyle buyururken işitmiş:

    ―Hiç şüphesiz peygamber olmayan bir adamın şefaati ile, Rabîa ve Mudar kabileleri gibi —veya iki kabileden birisi gibi buyurmuştur— kabileler cennete girecektir. Bir adam: ―Ey Allah'ın elçisi, Rabia kabilesi Mudar kabilesinden değil midir? diye sordu da, Allah Rasûlü Sallallahu aleyhi ve sellem:

    Ben ancak bana söyletileni söylemekteyim buyurdu.58

    İmâm Ahmed'in Abdullah İbn Amr radıyallahu anhuma'dan rivayetine göre; o, şöyle demiştir:

    ―Ezberleme isteği ile Allah Rasûlü Sallallahu aleyhi ve sellem‘den işitmiş olduğum her şeyi yazardım. Kureyş beni bundan men' ederek:―

    Sen, Allah Rasûlünden işitmiş olduğun her şeyi yazıyorsun. Allah Rasûlü Sallallahu aleyhi ve sellem bir beşerdir. Öfkeli halde iken de konuşur dediler, ben de yazmayı bıraktım. Sonra bunu Allah Rasûlüne anlattım da:

    Yaz, nefsim elinde olana yemîn ederim ki, benden hakkın dışında hiç bir şey çıkmaz‖ buyurdu.59

    Hafız Ebu Bekr el-Bezzâr, Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den, onun da Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem‘den rivayetine göre; o, şöyle buyurdu:

    Size ne haber vermişsem o, Allah katındandır, bu konuda hiç şüphe yoktur.60

    İmâm Ahmed'in Ebu Hüreyre radıyallahu anh'den, onun da Allah Rasûlü Sallallahu aleyhi ve sellemden rivayetine göre Rasûlullah Sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

    ―Ben, ancak gerçeği söylerim Ashabından birisi: ―Ey Allah'ın elçisi, senin bizimle şakalaştığın da oluyor dedi. Allah Rasûlü Sallallahu aleyhi ve sellem:

    ―Ben, gerçekten başka bir şey söylemem buyurdu.61

    Ebul Beka bu ayet hakkında der ki; ―Kur‘an ve Hadis, Necm suresi 3-4. ayetleri deliliyle Allah‘tan inen bir vahiy olarak insanlığa meydan okuyorlar. şu kadar var ki icaz ve tahaddi açısından Kur‘an, sünnetten ayrılır. Çünkü Kur‘an‘ın lafızları levhi mahfuzda yazılıdır. Onda ne Cibril‘in ne de Rasulullah‘ın bir tasarrufu vardır. Hadislere gelince muhtemelen onlar, sırf mana olarak Cibril‘e inmiş, o da onlara ifade elbisesini giydirerek Rasule açıklayıp ilham etmiş, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de onları fasih bir ibare ile kurallarına uygun olarak ifade etmiştir.62

    Sünnet‘in vahiy olduğuna delil olan diğer ayetler;

    ―De ki; (ben, bu hakikatleri beyan eden) o peygamberlerden farklı (şeyler söyleyen) biri değilim, ne bana, ne de size ne yapılacağını da bilmem. Doğrusu (ben) ancak bana vahyedilene tabi olurum ve ben sadece (Allah’ın azabından haber veren) apaçık bir korkutucuyum.‖(Ahkaf 9)

    Bu ayetteki ―Ben ancak bana vahyedilene uyarım‖ ifadesi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem‘in sünnetinin vahye dahil olduğunu belirtmektedir.

    KAYNAKLAR
    57 Doç.Dr.Mevlüt Güngör, “Kur’an’ın Hz.Peygamberin Sünnetine Verdiği Değer” (sempozyum tebliği) Bkz.: Taberi (4/163) Lalekai Şerhu UsulisSünne (1/71) İbni Abdilberr Cami (1/17) İbni Kuteybe Te’vil (s.307)
    58 Ahmed (5/257) Mecmau‘z-Zevaid (10/381) isnadı sahihtir.
    59 Ahmed (2/162) Ebu Davud (3646)
    60 Bezzar (KeŞfu‘l-Estar-203) Mecma (1/179) İsnadı hasendir.
    61 Ahmed (2/340) Tirmizi (1990)

  9. #9
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Günümüzde bazı ayetleri öne sürerek peygambere itaat edin ve o ne verdiyse alın sözlerinden, Rabbin elçisine de kur’an dışından hükümler koyma yetkisi vermiştir anlamı çıkarılmaktadır. Bu sözler ile Rabbim bunumu anlatıyor acaba? Allah elçisine itaat edilmesini ister ve edilmediğinde kendisine itaat etmemekle aynı tutar. Bakın birkaç örnek.

    Ali İmran 132: Allah’a ve resule itaat edin ki, merhamet görebilesiniz.

    Enfal 20: Ey iman edenler! Allah'a ve resulüne itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin.

    Maide 92: Allah'a itaat edin, resule itaat edin, sakının. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin: Bizim resulümüze düşen sadece apaçık bir tebliğdir.

    Haşr 7:…….. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
    Bizler eğer Rabbin ayetlerinin ne söylediğini gerçekten anlamaya çalışıyor da, birilerinin sözlerine delil arayışında değilsek, çok net anlarız Rabbin ne söylediğini. Peki, burada Allahın resulüne uyun, itaat edin ve o ne verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ona son verin derken nelerden bahsediyor olabilir?

    Hemen aklıma Allahın elçisine hitap eden, bazı ayetler geldi. Bakın burada elçisine neler söylüyordu?

    Maide Suresi 67. Ey resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun……

    Enam Suresi 50. Onlara şunu söyle: "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Gaybı da bilmem ben! Size ben bir meleğim de demiyorum. Yalnız bana vah yedilene uyarım ben!" Sor onlara: "Körle gören bir olur mu? Hâlâ düşünmüyor musunuz?"

    Nisa Suresi 105. Kuşku yok ki, biz bu Kitap'ı sana, insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği ile hükmedesin diye hak olarak indirdik. Sakın hainlere yardakçı olma

    Hakka Suresi 44; Eğer bazı lafları bizim sözlerimiz diye ortaya sürseydi, 45 Yemin olsun, ondan sağ elini koparırdık. 46 Sonra ondan can damarını mutlaka keserdik.
    Yukarıdaki ayetleri okuyan bir insan, Allahın resulünün bizlere kur’anı tebliğ etmek görevi olduğunu ve bizleri kur’an ile uyarıp kur’anın hükümleri ile bizleri yönettiğini, uyardığını çok net anlar. Bakın sizlere bir ayet daha, bu kadar açık ve net, peygamberimize itaat etmekle onun bizlere kur’an ile hükmedip , kur’anın yapın dediğini yapmak, yasakladığın dan uzaklaşmak görevinin olduğu çok açık anlaşılıyor.

    Nur 54: De ki: Allah'a itaat edin; Peygamber'e de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamber'in sorumluluğu kendisine yüklenen (tebliğ görevini yapmak), sizin sorumluluğunuz da size yüklenen (görevleri yerine getirmeniz)dir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygamber'e düşen, sadece açık-seçik duyurmaktır.
    Bakın ayette ne diyor? Peygamberinize itaat edin çünkü ona düşen görev yani sorumluluk, kendisine yüklenen kur’anı tebliğdir diyor. Bizlerin sorumluluğu ise kur’anın yüklediği görevleri yerine getirmektir diye çok açık belirtiyor. Ayetin sonundaki cümle aslında birazcık düşünene her şeyi anlatıyor. Peygamber'e düşen, sadece açık-seçik duyurmaktır. Bu sözler Rabbin sözleri, birazcık düşünen aklını kullanan anlayacaktır.

    Son olarak bazı ayetleri daha sizlere hatırlatmak istiyorum. Bizler şefaat konusunu o kadar yanlış yönlere çekmiş ve kendimizi aldatır olmuşuz ki, kur’an ayetlerini bile görmezden geliyoruz. Bizler Rabbin şefaat tümden bana aittir dediği ayeti görmezden gelip, diğer ayetler üzerinde anlamlar çıkartarak, kendimizce dinde çelişki yaratmışız. Rabbim bakın yalnız kimden yardım isteneceğini söylüyor?

    Fatiha suresi 5.ayet: Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
    Allah kuranda bizleri nasıl uyarıyor ayetinde.

    Nisa 31: Eğer yasaklandığınız günahların büyüklerinden uzak kalırsanız, diğer kötülüklerinizi örteriz ve sizi nimet ve bereket dolu bir varış yerine ulaştırırız.
    Ayet çok açık büyük günahlardan sakınanların diğer günahlarını affederim diyor Rabbim. Peki, bizler bu apaçık ayetleri görmemize rağmen hala içimize sokulan yanlış ve hurafe bilgileri, peygamberimizin hadisi diye anlatanlara bakın nasıl kanıyor ve birde bunları savunuyoruz.

    (Peygamberimiz “Benim şefaatim ümmetimden büyük günah işleyenleredir” buyurmuşlardır.)

    Değerli dostlar, aslında bu düşünce ve inanç, içinde bulunduğumuz karmaşanın çok açık bir örneğidir. Allah bile büyük günahlardan sakının affetmem diyor, ama bizler bunun bir kolayını da bulup büyük günahları da affetmenin yolunu bulmuşuz. Rabbim affetsin. Bakın sizlere hesap günü cehennem halkından olacağı kesinleşmiş bir insan için ne diyor Rabbim. Çok önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir ayet.

    Tevbe 113: Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için af dilemek ne peygambere yakışır ne de iman edenlere.
    Bakın işte Rabbim her şeyden nice örnekleri değişik ifadelerle verdim ki anlayasınız diyorsa, gerçekten vermiştir. En yakınlarımızdan bile olsa cehenneme gideceği kesinleşmiş bir insan için, bırakın şefaat etme, bağışlama yetkisinin olduğunu, onun bağışlanması için Allaha affı için dua bile edilmesini doğru karşılamıyor. Dikkat edin özellikle peygamberlere yakışmaz derken, aynı olayı yani dua, af dileme kapısını iman eden her kez için açık olduğunu, ancak cehennem ehli olduğu kesinleşmiş olanlar için, bunu hiç kimse yapamaz diyor. Aslında bu ayet her şeyi çok net anlatıyor, anlayana anlamak isteyene.

    Bizlere düşen hiçbir etki altında kalmadan Rabbin indirdiği kitabı çok iyi anlayarak okumak, araştırmak iyice anlamaya çalışmak olmalıdır. Bu konuda kur’ana uyan her bilgiden ve kaynaktan yararlanmalıyız, yeter ki bu bilgiler Rabbin kel***** ters düşmesin, onun vermediği bir hükmü koymaya kalkmasın.

    Haluk GÜMÜŞTABAK

  10. #10
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Şimdi baktın KUR'AN da yok RECM ben uygulamıyorum bulamadım HADİS' lerde beni bağlamaz diyemezsin....!!!!!
    Kuranda YER ALMAYAN recm ile ilgili hadisler beni bağlamaz. Dedim bile :)
    Eğer Kuran tek kelime ile "recm" deseydi o zaman hadislere bakardım uygulanışı detayları nasılmış diye yardım alırdım.

    Sen duyduklarına göre amel et ben de sorumlu tutulduğuma göre amel edeyim. Bu konuda bir şeyi yapmamak, yapmaktan iyidir. Sen birini taşladıktan sonra öldüğünde sana sorarlarsa "neden taşladın" diye, "biz öyle duyduk" dersiniz alimlerinle :)))

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Müşrikler de göze tâbi olmuşlardı
    nefisetülilm Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 09-11-2009, 07:40 PM
  2. Aklımız Peygamber Efendimize kurban
    RABİA Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 09-10-2009, 04:36 PM
  3. Peygamber Efendimize Çirkin Hakaret
    Gül@y Tarafından Şikayet ve Protesto ediyoruz Foruma
    Yorum: 9
    Son mesaj: 22-11-2008, 03:03 AM
  4. Adalet mülkün temelidir
    RABİA Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 24
    Son mesaj: 07-08-2008, 12:45 AM
  5. Atatürk'ün Peygamber Efendimize duyduğu hayranlık
    dogangunes Tarafından Mustafa Kemal Atatürk Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 13-07-2007, 11:34 AM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık