Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 Toplam: 9
  1. #1
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960

    Alimleri ve peygamberleri Rab Edinmek Hakkında

    Kuran

    Hüküm vermek yalnız Allah'a mahsustur. O, yalnız kendisine kulluk yapmanızı emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler. (Yusuf-40)

    Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i Rabler edindiler. Oysa kendilerine sadece tek ilâh olan Allah'a kulluk yapmaları emredilmişti. Ondan başka ilâh yoktur. Allah, onların ortak koştukları şeylerden münezzehtir (Tevbe-31)


    Hadis

    Bir gün Rasulullah (s.a.v) bu ayeti kerimeyi (yukarıdaki Tevbe 31) okuduğu sırada daha önce Hıristiyan iken sonradan İslam’la şereflenen Adiyy İbn Hatem (r.a) (boynunda haç olduğu halde) Rasulullah’ın yanına girdiğinde bu ayeti kerimeyi duyunca Rasulullah’a:

    “Onlara ibadet etmiyorlar ki” dedi. Bunun üzerine Rasulullah:

    “Onlar Allah’ın helal kıldığı bir şeyi haram, haram kıldığı bir şeyi helal kıldıkları zaman onlara itaat etmiyorlar mı?” diye sorunca Adiyy İbn Hatem: “Evet” dedi. Rasulullah:

    “İşte böylece onlara ibadet/kulluk ediyorlar” buyurdu. (Tırmizi)
    Konu Apollonius tarafından (15-01-2010 Saat 09:14 AM ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Selam!

    http://www.supermeydan.net/forum/for...read50104.html basligindan alintidir!

    ALLAH cc DIYOR KI: VII- FIRKALASMIS RABLER!-1
    12.39. "Ey benim zından arkadaşlarım! Parçalara bölünüp FIRKALASMIS RABB’LER mi daha hayırlıdır, Vâhid ve Kahhâr olan Allah mı?"
    ... FIRKALASMIS RABB’LER....

    SELAM!

    Allah cc kullarina yolladigi Kitap’ta kendileri icin gerekli olanlari bildirdigini,hala bunun disinda rehber, araci, rabb, veli, vekil arayanlarin AKILSIZ olduklarini haber verir!
    21. 10. Yemin olsun, size bir Kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız/zikriniz/şerefiniz yalnız ondadır. Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız?
    .... Hâlâ aklınızı çalıştırmayacak mısınız?.......

    Insanlar; dunyevi hayatlarinda; ya birilerini efendi yapip onlarin dedikleriyle amel etmis/ is yapmislardir veya kendilerini, fikirlerini, sistemlerini onlara efendi etmislerdir. Yani;

    a-) Fiziksel kuvvetli olanlari EFENDI yapmislardir.
    b-) Bilgisi kuvvetli olanlari EFENDI yapmislardir.
    c-) Mali kuvvetli olanlari EFENDI yapmislardir.
    d-) Haklarinda Ilahi kanit olmayan varliklari EFENDI yapmislardir.
    e-) Veya kendilerini EFENDI yapmislardir.

    KUR’AN’IN EFENDI TANIMLAMASI RABB-MEVLA KELIMELERI ILEDIR!
    KUR’AN’DA TEK EFENDI/RABB Allah cc DIR!
    BUNUN DISINDAKILERI EFENDI /RABB YAPMAK SIRK’TIR!
    ASLA BAGISLANMAYACAKLARDIR.

    4/48//Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışında kalanı/ bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah'a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir.
    4/116//Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez ama bunun dışında kalanı/ bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah'a şirk koşan, dönüşü olmayan bir sapıklığa dalıp gitmiştir.

    Bu baglamda:
    I-) Dinimiz TEVHID esaslidir.yani:
    TEVHID: Yaraticiyi Bir ve tek kabul etmektir. Birleme! Tek Allah’a cc inanip O’na ortak kosmamak.Bu kabul kulun IBADETLERINI yalniz O’nun icin yapmasini gerektirir!
    ŞIRK: Ortak kosmaktir! Kısaca sirk: Allah’a ait herhangi bir ustunlugun başka birinde de olduguna inanmaktir. Bunlar insan, manevi guc, fetis/simge, madde, ust uzayda yasadigi farz edilenler vb.
    MUSRIK:Yaraticiya iman edenlerden, sirkin tanimi icindeki herhangi bir olguyu yorumlayarak imanina zarar degil yarar getirecegine inanan kisi.

    MEVLA: Ilah,Efendi,Koruyucu,azad edilmis kole.
    MEVLA EDINME :Ilah edinme.

    RABB: Kelime anlami olarak- Mevlana,Mevla, efendi,sahip, Terbiye eden, ogreten, yoneten, yonlendiren, yardim beklenen, Vahiy’in sahibi, Allah cc.
    [Raab- Ortadaki harfi inceltirsek uvey baba anlamindadir.]
    RABB EDINME:Veli edinme,onun verdigi veya verdigi iddaa edilen hukumlere, sozlere, geleneklere uyma ve Allah katinda onlarin Allah’in azabindan kurtaracaklarina Allah ile aralarinda aracilik edecegine,bu yolda onlarin ogretmenligine inanmaktir.


    Dunyada Allah cc disinda EFENDI /RABB edinenler; dualarinda soyle bir celiski yasarlar: Icinden cikilmaz bir hal alan dertlerde Yalniz gercek EFENDILERI olan Allah cc’na ama
    Olay hafifledi mi diger EFENDILERINE/ RABB lerine yonelirler.
    30.33. İnsanlara bir zorluk dokunduğunda, Rablerine yönelerek O'na yakarırlar. Sonra onlara bir rahmet tattırınca bakarsın ki, içlerinden bir grup Rablerine ortak koşuyor.

    Ancak gercek efendi olan Allah cc bunu nankorluk olarak niteliyor!
    30.34. Kendilerine verdiklerimize karşı nankörlük etsinler diye. Haydi, yararlanın/zevklenin! Yakında bileceksiniz...

    Gercek Efendi/Rabb boyle bir yonelmenin Ilahi kanitlarini/ Ayetlerini soruyor.
    30.35. Yoksa onlara kesin bir kanıt mı indirdik de onlara Allah'a ortak koşmalarını söylüyor!

    Onlari EFENDI/RABB yapmadigini onlara boyle bir ILIM vermedigini bildiriyor.
    30.29. Zulme sapanlarsa ilimsiz bir biçimde keyiflerine uymuşlardır. Allah'ın saptırdığına kim yol gösterecek? Böylelerinin yardımcıları yoktur.

    Ilahi /Kitap delili olmiyan yonelimler Ahiret sorgusunda ortaya cikarilacaktir.
    23.115. "Sizi, boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"
    23.116. Yücelerden yücedir, o hak padişah olan Allah! İlah yok O'ndan başka. O şanlı arşın Rabbidir O!
    23.117. Kim Allah'ın yanında, hakkında hiçbir kanıt olmayan bir başka ilaha yakarır/davet ederse, onun hesabı rabbi katındadır. Hiç kuşkusuz, küfre sapanlar iflah etmezler.

    Onlarin iddaalarinin Allah’cc Kendisinin bilmedigini soyluyor.
    13.33. Allah'a ortaklar tanıdılar. Peki, her benliğin yaptığı işin başında duranla bunlar bir mi? De ki: "Onları isimlendirin. Yoksa siz Allah'a, yeryüzünde bilmediği birşey mi haber veriyorsunuz? Yoksa, anlamsız bir laf mı ediyorsunuz?" Hayır, küfre sapanlara, tuzakları süslü gösterildi de yoldan döndürüldüler. Allah'ın şaşırttığına kılavuzluk edecek yok.
    ... yeryüzünde bilmediği birşey mi haber veriyorsunuz...

    Boylelerinin durumu
    13.34. Dünya hayatında bir azap var onlar için; âhiret azabı ise çok daha şiddetlidir. Onları Allah'a karşı koruyacak kimse de yoktur.

    Halbuki gercek yonelimin/duanin yapilisi;
    12.108. De ki: "İşte benim yolum budur. Ben, Allah'a basîret üzere çağırırım/dua ederim. Beni izleyenler de... Şanı yücedir Allah'ın! Ben müşriklerden değilim."

    Ve tevbe etmede yine sadece Ona dir.;
    23.118. Şöyle yakar: "Rabbim! Affet, merhamet et! Sen merhametlilerin en hayırlısısın!"


    A-) TEVHID
    Yani sadece O’ndan yardim beklemek,Totemler ve melekler ve peygamberler ve bunlarin yani sira Evliya gibi salih kabul ettikleri kisilerin yuzu hurmetine,dualarla Allah’tan istekte bulunmamak,ibadetlerinde de yalniz ve YALNIZ TEK Allah’a yonelip O’nun disinda,salih kabul edilen kisilere ibadetlerinde yer vermemek tevhid esaslaridir.

    1. 5. Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.
    43/26//Bir zaman İbrahim, babasına ve toplumuna şöyle demişti: "Ben, sizin taptıklarınızdan uzağım."
    43/27//"Yalnız beni yaratana kulluk ederim. Bana, O kılavuzluk edecektir."
    43/28//O, sözünü, kendinden sonra yaşayacak bir mesaj yaptı ki, insanlar hakka dönebilsinler.
    12/38//"Ve atalarım İbrahim'in, İshak'ın Yakub'un milletine uydum. Bizim herhangi birşeyi Allah'a ortak tutmamız söz konusu olamaz. İşte bu, Allah'ın bize ve diğer insanlara bir lütfudur. Ama insanların çokları şükretmiyorlar."
    3/2//Allah... İlâh yok O'ndan başka... Hayy'dır O, Kayyûm'dur.
    18. 110. De ki: "Ben de sizin gibi bir insanım. Ancak, tanrınızın bir tek tanrı olduğu bana vahyediliyor. O halde, Rabbine kavuşmayı uman, hayra ve barışa yönelik iş yapsın ve Rabbine ibadette hiç kimseyi O'na ortak koşmasın."

    Eger birden fazla ilah’in varligi gercek olsaydi,o zaman dogada ki denge mumkun olamazdi.tevhidin varliginin en buyuk delili budur. Eski kelamcilar bu dusunceye, Burhanu’t- temanu denir.Bu birden fazla yoneten olursa,olasiliklar yuzunden cikacak kargasanin anlatimidir.
    21/22//Eğer yerde-gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, o ikisi de mutlaka fesada uğrardı.Arşın Rabbi o Allah, onların nitelendirmelerinden yücedir, uzaktır.
    17/42//De ki: "Eğer onların dediği gibi Allah'la beraber ilahlar olsaydı, o zaman onlar arşın sahibine varmak için elbette bir yol ararlardı."
    12/39//"Ey benim zından arkadaşlarım! Parçalara bölünüp fırkalaşmış rabler mi daha hayırlıdır, Vâhid ve Kahhâr olan Allah mı?"

    Allah’in cc resullerinide ilahlastirmamak gerekir.
    23. 86. Sor: "Yedi göklerin Rabbi ve o büyük arşın Rabbi kimdir?"
    23.87. "Allah'tır!" diyecekler. De ki: "Hâlâ benden sakınmıyor musunuz?"
    23.91. Allah, çocuk edinmemiştir. O'nunla beraber herhangi bir ilah da yoktur. Eğer böyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını yok ederdi ve mutlaka biri ötekine üstün gelmeye çalışırdı. Allah'ın şanı onların nitelendirmelerinden yücedir, arınmıştır.

    Allah cc na inanmak sirki engellemez. Inanilan Allah’in cc TEK RABB oldugunun kabulu ve O’nun izni maskesi altinda, Allah’dan cc beklenen herhangi bir olguyu yasayan veya olmus birinden beklememek sirki oldurur.Unutulmamalidir ki; ateist’ten musrik olmaz. Musrik olma sarti inanan insan olmasidir.
    9.30. Yahudiler: "Uzeyr, Allah'ın oğludur." dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih, Allah'ın oğludur." dediler. Kendi ağızlarının sözüdür bu. Kendilerinden önce inkâr edenlerin sözlerine benzetme yapıyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da yüz geri çevriliyorlar!
    9.31. Allah'ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da rabler edindiler. Meryem'in oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine, tek olan Allah'tan başkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmişti. İlah yok o tek Allah'tan başka. Onların ortak koştuklarından arınmıştır O.
    9.32. Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Allah ise kâfirler hoşlanmasa da nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemiyor.
    9.33. O, resulünü hidayet ve hak dinle gönderdi ki, müşrikler hoşlanmasa da o dini dinlerin tümünün üstüne çıkarsın.
    ..... Allah'ın yanında hahamlarını ve ruhbanlarını da rabler edindiler.....
    ...... Allah'tan başkasına ibadet/kulluk etmemeleri emredilmişti.......


    Goruldugu gibi, din buyuklerinin haram dediklerini haram eden-helal dediklerini helal kabul eden muminler, Vahy disi yonelimlerinden dolayi bu kisilere tabi olduklarindan, onlarin dediklerini yaparak onlara kulluk ettiklerinden bir haberdiler. Yani onlar onlarin Rabb’leri olmuslardi da farkinda olmadilar.

    Allah cc na ortak kosanlar
    22. 31. Allah'a ortak koşmadan, hanîfler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir.

    B-) MEVLA/ MEVLANA
    ........

  3. #3
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Alimleri objektif Rab edinenler varsa bu gerçekten şirk ve küfürdür.

    Ehli sünnet olan her müslümanın doğru yolun alimlerine olan saygısı ve sevgisi, onların Efendimizin varisleri olması bakımından , dini gerçek kaynaktan aktarmaları bakımından ve onlardan dinlerini bid'at karışmadan öğrendikleri içindir.

    Ehli sünnet yolunda olan hiçbir müslüman Alimlere ( rahmetullahialeyhimecmain) ve Peygamberlere ( aleyhimüsselavativetteslimat) Rab gözü ile bakmazlar , O'nlara yaratıcı sıfatlar yakıştırmazlar.

    Her biri rehber insanlar olarak kabul edilir ve dinin bekçisidir.

    Mezhebe uyan müslüman Efendimizin varisinin ictihadına göre amel eden müslümandır.O alimin ictihadına uyması demek Efendimize uyması , allahü Teala'nın emrne uyması demektir.Çünkü 4 hak mezhebin imamlarının aktardığı her bilgi Efendimizden , dolayısı ile Allahü Teala'dan gemiş Vahiy bilgilerinin hükümleridir.

    Mezhebe uymayıp yani müctehide uymayıp , aklına uyan veya mezhepsiz din cahillerinin kitaplarına uyanlar bu cahilleri ve akıllarını RAB edinmiş cahillerdir.

    Beşeriyet eğer kendi aklı ile doğru yolu bulabilseydi Peygamberler gönderilmesi lüzumsuz olurdu.Demekki akıl tek başına doğruyu bulamamaktadır.Kendine rehber olacak vahiy ışığına muhtaçtır.

    Aklını ve din yobazlarını rehber edinip onları RAB edinenler , kendilerini hem Allah , hem Peygamber yerine koyduklarından haberi var mıdır ? Kendileri aklıllarına göre Kur'adan hüküm koyarlar ve bunu yapanlara aldanırlar ve bu hükmü insanlara doğru imiş gibi heber verirler.

    Şirkin en büyüğü ve cahilliğin en katmerlisi bu değil midir ?

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı bziya´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Alimleri objektif Rab edinenler varsa bu gerçekten şirk ve küfürdür.
    Selam!

    Mopsy-RABB: Kelime anlami olarak-
    Mevlana,Mevla,
    efendi,sahip,
    Terbiye eden, ogreten,
    yoneten, yonlendiren,
    yardim beklenen,
    Sn.bziya:Sizler ornegin

    Celaleddin Rumi hocaya:" MEVLANA"
    Rabbani hocaya:" MEVLANA"
    .................................................. ......Demiyor musunuz?

    Rabbani hazretleri/efendi=sahip
    Mevlana hazretleri/efendi=sahip
    .................................................. ......Demiyor musunuz?

    Rabbani hoca Kur'an'in batinisini=gizlisini ogreten
    Geylani hoca Kur'an'in batinisini=gizlisini ogreten
    .................................................. ......Demiyor musunuz?

    Geylani gavs'dir=Kainati yonetir.
    Kutup olan Veli Olaylari yonetir.
    .................................................. ......Demiyor musunuz?

    EVLIYA SEFAATI=Yardimi bekliyoruz
    Evliyalin sefaati dilenmelidir.
    .................................................. ......Demiyor musunuz?

    Ondan sonra cikipta
    OBJEKTIF RABB!
    .................................................. ......Demez misin!

    Gece gece sandalyeden dustum.

  5. #5
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Alıntı bziya´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kendileri aklıllarına göre Kur'adan hüküm koyarlar ve bunu yapanlara aldanırlar ve bu hükmü insanlara doğru imiş gibi heber verirler.
    Sevgili bziya kardeşim;
    Neden Kuran'a bakmamız gerekiyor biliyor musun? Peygamberimize hitaben deniyor ki:

    Yanlarında, içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat varken nasıl oluyor da seni hakem yapıyorlar


    (Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma.

    Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır.

    De ki: “Ey göklerin ve yerin yaratıcısı olan, gaybı da, görünen âlemi de bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında sen hükmedersin.”




    Neden Kuran ile hükmetmek zorunda olduğumuzu biliyor musun?

    Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir.

    Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.

    İncil ehli Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir.

    Şimdi şu ayete tekrar bakarsan daha iyi anlayabilirsin diye düşünüyorum.

    Hüküm vermek yalnız Allah'a mahsustur. O, yalnız kendisine kulluk yapmanızı emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler. (Yusuf-40)


    Kulluk derken tapınma anlamında değil. Bir ağaya kulluk etmek gibi de kulluk yapılabilir. bir alime bir şeyhe. Allah'ın istediği bu değil. Rablik de TANRILIK değil, aynı şekilde efendilik anlam'ına da geliyor. Hadisi tekrar okuyun lütfen.

    Allah'ın haricinde kimsenin bir konuda ŞER'İ HÜKMÜ olamaz.


    En doğrusunu Allah bilir.
    Konu Apollonius tarafından (16-01-2010 Saat 08:42 AM ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    RABLER HEGEMONYASI

    Kur'andan alarak kullandığımız bu başlığı, yine Kur'an'ın verileri ışığında şu anlamlarda değerlendirmeliyiz:

    Allah ile aldatanların hegemonyası.
    Yedek ilahlar hegemonyası.

    Allah'ın yetkilerini kullanmaya kalkanların hegemonyası.

    İnsanları din diye parçalayıp bölenlerin hegemonyası.

    Allah ile aldatmak üzere Allah'ın vekili gibi iş görmeye kalkanların veya o mevkie yükseltilenlerin hegemonyası.

    Hangisini alırsanız alın, özü ve amacı itibariyle tamamen Kur'ansal bir tespit üzerindeyiz. Daha doğrusu, Kur'an'ın dikkat çektiği bir büyük yıkımın, bir büyük belanın değişik adlarıyla karşı karşıyayız.

    “Fırkalar yaratmak üzere rableştirilmiş kişiler...” deyimi Kur'an'ındır. (Yusuf Suresi, 39)

    Kur'an, bu ayetiyle, şirkin yani din adı altında örtülü putperestliğin temel iki görünümünü bir kelam mucizesiyle birkaç sözcükte vermiştir: 1. İnsanları rableştirme, 2. Din adına fırkalar, klikler oluşturma. Yani din adı altında bölücülük yapmak.

    Gelelim ayrıntılara:

    Rab, Esmâül Hüsna'dan yani Allah'ın isim-sıfatlarından biridir. Bir varlığı, belirlediği hedefe aşama aşama götürmek için koruyup gözeten, besleyip doyuran, yönlendiren kudret demektir. Kur'an, birçok ayetinde Allah'ı "Âlemlerin Rabbi" diye tanıtarak, varlık ve oluşun Cenabı Hak tarafından şuurlu ve ısrarlı bir biçimde gözetlenip denetlendiğine dikkat çeker.

    Yaratıcı faaliyetin rab olarak işleyişine ‘rubûbiyet' denmektedir.

    Kur'an, rab kavramını ısrarla gündeme getirmekle bir gerçeğin daha altını çizmiş oluyor: Allah ve din meselesinde rubûbiyet son derece önemlidir. Nitekim insanın şirke giden yola girmesi, sahte ilahların öncelikle rab sıfatını yozlaştırmalarıyla olmaktadır.

    Kur'an, örtülü şirkin, yani din patenti altında sergilenen kılık değiştirmiş putçuluğun, gerçek Rab yanına bir takım sahte rablerin eklenmesiyle vücut bulduğunu gösteriyor. Bu noktada, rab kelimesinin çoğulu olan erbâb kullanılmaktadır. Erbâb, gerçek Rabb'e karşı veya onun yanına-yöresine eklenen bir tür sahte ilahlar kadrosu demek. Bu ilave rablerle bir şirk panteonu oluşturulmaktadır.

    Şirk, esasında böyle bir panteonun kotardığı dinin adıdır. Şirk, Arap Emevî kodamanlarının tevhidi yozlaştırmak amacıyla tanıttıkları gibi dinsizlik, Allahsızlık falan değildir.

    Şirk, bir dindir ama tek Tanrı'nın değil de bir ilahlar panteonun egemen olduğu dindir. Tanrılaştırılmış, dokunulmaz-eleştirilmez kılınmış kişiler işte bu ilahlar panteonun üyeleridir.

    Kur'andan öğreniyoruz ki, Allah'a ortak koşmak ya şüreka (ortaklar) ya endâd (karşı ilahlar) ya da erbâb (rabler) hegemonyası kurmakla oluyor. Bu hegemonyanın belirgin niteliği, Allah'a ortaklık tavrı içine girilmesidir. Bunun açık veya örtülü, iyi veya kötü niyetle yapılmış olması hiçbir fark yaratmaz.

    Allah'ın Allahlığına müdahalenin haklı gerekçesi olabileceğini düşünmek de şirktir. Hem de en sinsi ve en yıkıcı şirk.

    Dinin şemsiyesine sığınarak rabler hegemonyası kurup, kutsala hürmet adı altında örtülü şirke gidilmesi Kur'an'ın dikkat çektiği en büyük tehlikedir. Ve Kur'an bize gösteriyor ki, bu günahın failleri daima din temsilcileri olmuştur. Tanrısal kitap, yüzlerce ayetinde, doğrudan veya dolaylı, bu din temsilcilerinden, üzerine basa basa yakınır.
    Rabler hegemonyasıyla içinden çürütülmüş ve faturası Allah'a kesilen din, bazı devir ve zeminlerde şeytana ve karanlığa hizmet eden bir tahrip kurumu haline getirilebilmiştir.

    Rabler hegemonyasının ilk adımı, melekleri; ikinci adımı da peygamberleri rabler haline getirmekle atılıyor. Kur'an'ı dinleyelim:

    "Allah size, meleklerle peygamberleri rabler edinmenizi emretmiyor. O size, Müslüman adını almanızdan sonra küfür mü emrediyor!?" (Âli İmran, 80)

    Demek oluyor ki, rabler hegemonyası, dine karşı olanlar tarafından değil, dinin içindeki unsurlar tarafından oluşturuluyor. Bunun içindir ki biz, rabler hegemonyasının ortaya çıkardığı şirki, ‘kutsalı şirk aracı yapmak' veya ‘hürmet putperestliği' diye anıyoruz.

    Vahyin verilerine dayanmayan bir hürmet gösterisi, örtülü şirkin habercisi olarak görülmelidir.

    ‘Kur'an'daki İslam' adlı eserimizde açıklandığı gibi, hurafe ve uydurmalardan dini temizlemek için didinen birçok İslam bilgini, bid'atları (dine sonradan sokulan şeyler) savunmayı, dış gerekçesi ne olursa olsun, şirk saymışlardır. Bu konuda, muhteşem bir örnek olarak 13. yüzyıl fıkıh bilginlerinden Ebu Şâme'yi saygıyla anmalıyız.

    Rabler hegemonyasında en çok işleyen yol, din temsilcisi sayılan kişilerin (haham, rahip, sahabî, imam, şeyh, mürşit, üstad, efendi, ahunt, seyyid vs.) rabler haline getirilmesidir. Kur'an, tam bu noktada, tevhidi şirk bataklığına çeken Ehlikitap kitleleri örnek göstererek insanlığı dikkatli olmaya çağırıyor:

    "Hahamlarını ve rahiplerini Allah'ın yanına-yöresine konan rabler edindiler. Meryem'in Oğlu Mesih'i de öyle. Oysa kendilerine, biricik Tanrı olan Allah'a ibadet etmeleri emredilmişti." (Tevbe, 31)

    Geleneksel aldatmacı zihniyetler bu ayette korkunç bir anlam kaydırması yaparak şöyle bir meal yaratmaktalar:

    “Allah'ı bırakıp da.....rabler edindiler...”

    Böyle bir çeviri tam bir saptırma ve tahriftir.

    Kur'an asla böyle söylemiyor. Müşrikler Allah'ı asla bırakmadılar, O'nu asla inkâr etmediler. Yaptıkları, Allah'ı tepeye oturtup O'nun altına yedek ilahlardan bir panteon yerleştirmektir.

    Ve işin bam teli de buradadır. Şirkin zulüm ve yıkımı buradan kaynaklanmaktadır. Din adına istismar ve aldatmaların omurgasında da bu vardır. Bu böyle olduğu içindir ki, Kur'an'ın din anlayışı adına şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:

    Açık ve katıksız bir ateizm veya dinsizlik, şirke bulaşmış sahte bir dinden daha iyidir, daha az tehlikelidir. Çünkü:

    1. Din adına kimseyi aldatmak gibi bir namertliği yoktur,

    2. Gerçek dine dönüş ümidini yok etmemektedir.

    Kur'an, din temsilcilerinin rabler edinilmesindeki hesapçılığın maskesini düşürmekle kalmamış, bu hesapçılığın ‘Allah ve cennet' yazılı pankartının sakladığı egoizmi de ortaya çıkarmıştır.

    Nihayet Kur'an, din ve dindarlık adına söz söyleyen tüm kitleleri, örtülü bir şirkin pençesine düşmemeleri için saf ve berrak tevhide çağırıyor. Çağrının temel hedeflerinden biri de ‘insanın insanı rab edinmesinin önlenmesi'dir. İnsanlığa on beş asır önce iletilen şu birlik çağrısına bakın:

    "Ey Yahudiler ve Hıristiyanlar! Bizim ve sizin aranızda aynı olan bir gerçeğe gelin: Yalnız Allah'a tapalım, ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım, birbirimizi Allah'ın berisinden rabler edinmeyelim..." (Âli İmran, 64)

    Bu ayetin inişi üzerine, Peygamberimize, "İnsanları Rabler edinmek nasıl olur?" diye sormuşlardı. Cevap, üzerinde olduğumuz konu bakımından ürperticidir. Şöyle diyor Hz. Peygamber:

    "İnsanları rab edinmek, din adamlarının sözlerini Allah'ın sözleri gibi kabul etmekle vücut bulur."

    Peygamberimize göre, din adamlarını rab edinmek onlara ‘rab' deme şartına bağlı değildir. Onların haram dediğine haram, helal dediğine helal demek onları ilah edinmiş olmak için yeterlidir. (bk. Elmalılı Hamdi Yazır; Tefsir, 4/2512-2513)

    Y.N. Öztürk

  7. #7
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085
    Din düşmanlarının, dine ve din âlimlerine saldırması yadırganmaz. Âlimlerin de meşhur ve tesirli olanlarına saldırırlar. Özellikle imam-ı Gazali hazretleri, onlar için hedef tahtasıdır. Dinimizi içten yıkmaya çalışan reformcular da, aynı şeyi yapıyorlar. Bazı ahmaklar da, meşhur olmak için cami duvarını kirletmeyi, yani İslam âlimlerine saldırmayı tercih ediyorlar.

    İslam âlimi kime denir? Her dalda uzman olan âlimler vardır. Fıkıh âlimi, hadis âlimi, tasavvuf âlimi, kelam âlimi, fen âlimi gibi. Bunların hepsini bilene İslam âlimi denir. Bilmek de yetmez. Bildikleri ile amel etmesi ve ihlaslı olması da şarttır. Onun için ilim, amel ve ihlas sahibi olan müslümana İslam âlimi denir. Bu üçünden biri noksan olana kötü din adamı, yobaz denir. Mason Abduh, çömezi mezhepsiz Reşit Rıza ve günümüzde bunların peşinden giden bid’at ehli birer yobazdır. İslam âlimi, dinin bekçisi, yobaz ise, şeytanın yoldaşıdır. Dört mezhebin imamı, imam-ı Rabbani ve imam-ı Gazali gibi müctehidler, İslam âlimidir. İşte Resulullah efendimiz, bu âlimler için, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) buyurdu. (İbni Mace)

    İmam-ı Birgivi, “İslam âlimlerince yazılan bir din kitabına hakaret etmek, bu âlimlerden biri ile alay etmek ve saygı göstermek gereken bir şeye hakaret etmek, hakaret edilmesi gereken bir şeye saygı göstermek küfürdür” buyuruyor.

    Mezhepsizler, demagojiyi iyi becerirler. Mesela imam-ı Birgivi’nin yukarıdaki sözünü alarak, “Sizler çelişki içindesiniz, Efgani ve Abduh gibi âlimleri kötülediğiniz için kâfirsiniz” derler. Aynı mantıkla, imam-ı Gazali hazretlerine saldırırlar. “Gazali, İslam filozoflarına kâfir diyor, Kur’ana aykırı hadisleri İhya’sına almıştır, sahih hadisle, uydurma hadisi ayıramazdı. Gazali şimdi yaşasaydı İhya’yı yazmazdı” gibi hezeyanlarda bulunuyorlar. Mezhepsizler, bir hadisin Kur’ana aykırı olduğunu biliyor da, koca imam bilemiyor mu?

    Büyük âlim İbni Hacer-i Mekki hazretleri, imam-ı Gazali hazretlerinin yazılarında kusur bulan kimse, ya hasetçidir veya zındıktır buyuruyor. (El- i’lam bi-kavâti’il-islam)

    İbni Âbidin hazretleri, imam-ı Gazali, zamanının hüccet-ül-İslamı ve âlimlerin en üstünü idi. Ona dil uzatan kimse, cahillerin en cahili, fasıkların en kötüsüdür buyurdu. (El-Ukud-üd-dürriyye)

    Kâtip Çelebi, Bütün din kitapları yok olsa, imam-ı Gazalinin kitapları, bu boşluğu doldurabilir, hatta İhyâ’sı bile kâfi gelir diyor.

    Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri de, imam-ı Gazali’nin İhyâ kitabı, bütün âlimlerce doğru ve yüksektir. Bir gayrı müslim, severek yapraklarını çevirirse, müslüman olmakla şereflenir buyuruyor.

    Âlimlerin kıymetini ve onlara uymamızı emreden âyetlerden bazılarının meali şöyledir:
    (Bilmiyorsanız âlimlere sorun!) [Nahl 43]
    (Bu misalleri ancak âlim olanlar anlar.) [Ankebut 43]

    (Bunun hükmünü Peygambere ve ülül-emre [âlimlere] sorsalardı, öğrenirlerdi.) [Nisa 83]
    [Âyet-i kerimede geçen ülül-emrin âlim demek olduğu tefsirlerde yazılıdır. Peygamber efendimiz de (Ülül-emr, fıkıh âlimleridir) buyurdu. (Darimi)]

    Hadis-i şeriflerde ise buyuruldu ki:
    (Âlimlere tabi olun! Çünkü onlar, dünya ve ahiretin ışıklarıdır.) [Deylemi]
    (Âlimler, kurtuluş yolunu gösteren birer rehber ve kılavuzdur.) [İ. Neccar]
    (Âlimler olmasaydı, insanlar helak olurdu.) [İ. Maverdi]
    (Bilmediklerinizi salih[âlim]lerden sorup öğrenin!) [Taberani]

    Mezhepsizler, fikir anarşisi çıkartmak, hak ile bâtılı karıştırmak ve hak yol üzerindeki köprüleri yıkmak istiyorlar. Âlimlerin kurduğu köprüleri yıkıp, bid'at denizinde insanları boğmak istiyorlar. Fakat, âlimlerimizin kurduğu bu köprüler, bid'at ehlinin üfürmesiyle yıkılacak kadar zayıf değildir.

    Dinimiz ilme ve âlime büyük önem verir. Bize ilmi bildiren âlimlerdir. Hadis-i şerifte, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) buyuruldu. Peygamberlerin vârisleri olan âlimlere dil uzatan, onları âlim oldukları için kötüleyen kimsenin imanı gider. Bir de İslam âlimi sanılan ve dinimizi içten yıkmaya çalışan dinde reformcular vardır. Bunların ihanetlerini söylemek, kötülemek olmaz. Dinin emrine uymak olur. Kötüye kötü, kirliye pis demek yanlış değildir. Temize pis demek kötülemek olur.
    Kötülerin kötülüğünü açıklamak, Müslümanları onların zararından korumaya çalışmak farzdır.
    Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
    (Bid’atler yayılıp, bu ümmetin sonra gelenleri, öncekilere lanet edince, ilim sahipleri bunu herkese bildirsin! Bildirmeyip ilmini gizleyen, Kur’an-ı kerimi gizlemiş sayılır.) [İ.Asakir]

    (Ortalık karışır, yalanlar yazılır, âdetler ibadetlere karıştırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa, doğruyu bilen herkese bildirsin! Doğruyu bilip de gücü yettiği halde bildirmezse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerine olsun!) [Deylemi]

  8. #8
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    RABLER HEGEMONYASI 2

    İslam dünyası, Hz. Peygamber’den hemen sonra başlayan ve günümüzde doruk noktalarına doğru tırmanan bir rabler hegemonyasının kahrı altındadır.

    Çeşitli boyutlardaki görünümünü ve seyrini ‘Kur'an'daki İslam’ kitabımızda genişçe ele aldığımız bu hegemonyanın burada sadece temel belirişlerine değineceğiz.

    Anılan hegemonya, bütün hayatını putçuluğa karşı mücadele vermekle geçiren Hz. Muhammed’in, Musevî ve Hıristiyan mitolojisinden aktarılan hurafelerle övülmesi süreciyle başladı.

    "Beni, Hıristiyanların Hz. İsa'yı övdükleri gibi övmeyin; bana, 'Allah'ın kulu ve elçisi' deyin." (Buharî, enbiya, 48)

    emrini veren ve kendisi için ayağa kalkanlara:

    "Benim için kıyama durmayın; kıyam yalnız Allah için olur." (İbn Sa'd, Tabakaat, 1/387; Tirmizî, Şemâil, 159)

    sözleriyle engel olan bir peygamber, hürmet putperestliğinin uydurmalarıyla çehre değişikliğine uğratılarak örnek alınabilecek bir ‘insan peygamber’ olmaktan çıkarılıp göklere, bulutların ötesine gönderilmiştir. Tıpkı Hz. İsa’ya yapıldığı gibi.

    Tüm bunlar, Allah’ın elçisi olan Hz. Peygamber’in Allah'ın bir tür ortağı konumuna getirilmesi ve tebliğ ettiği kitabın buyruklarıyla çelişen bir yığın uydurma sözün sahibi gibi gösterilmesi pahasına yapıldı. Bu günahın faturasını elbette ki insanlık ödeyecekti. Ve Kur'an'la arasına sokulan duvarlara başını vura vura ödemektedir.

    Kur'an, peygamberlerin sorumluluklarını da onurlarını da iki kelimede toplamıştır: Abd, resul. Abd, Allah için iş yapan, değer üreten insan demek. Bu sözcüğün ‘kul’ diye çevrilmesi de Kur’an’ın vermek istediğini tam karşılamıyor. Resul ise Tanrı elçisi demek.

    Kur'an, Peygamberler için ‘nebi’ sıfatını da kullanır ki o da Allah'tan haber getiren Hak elçisi demektir. Farsça'dan dilimize geçen Peygamber (bir başka telaffuzla peyamber) de nebi ile aynı anlamdadır.

    Şimdi, Kur'an'la birlikte şunu soracağız: Hak elçilerine, bizzat habercisi oldukları Allah tarafından verilmiş Allah’ın kulu ve elçisi unvanları, hangi mantık ve gerekçeyle yetersiz bulunuyor? Kim kimin malını bölüştürüyor? Bütün hayatlarını, habercisi oldukları Allah'ın dinini tebliğe adamış peygamberlere unvan vermede dinin sahibi olan Allah yetersiz mi kalıyor?

    Kur'an, insanlığın ayağını iyiden iyiye kaydıran ‘peygamber putlaştırma’ hastalığına tutulanları, bu hastalık yüzünden şirke bulaşmış toplumları hatırlatarak uyarırken şu mucize sözü üflüyor kulağımıza:

    "Ne İsa Allah'a kul olmaktan çekinir ne de yücelmiş bulunan melekler." (Nisa, 172)

    Dikkat edilirse, örnek olarak, Allah'ın oğlu diye övülen, fakat bu övülmeyle şirk aracına dönüştürülen bir peygamber, Hz. İsa seçilmiştir. Gösterilmiştir ki, Allah'ın layık gördüğü unvanı az bulanların yüceltmeleri, ne övülene hayır getirir ne de övenlere.

    Bir peygamber için en büyük ve en şerefli unvan Allah'ın elçisi olmaktır. O ilahî elçilik aracılığıyladır ki Allah, Zebur'u, Tevrat'ı, İncil'i ve Kur'an'ı indirmiştir. O elçilik görevini beğenmeyerek, "Uzeyir Allah'ın oğludur, İsa da Allah'ın oğludur" diyenler resullere en büyük saygısızlığı yaptılar ve peygamberleri yüceltiyoruz derken küfre battılar. Değerlendirmeyi, elçileri gönderen kudretten dinleyelim:

    "Yahudiler, 'Uzeyir, Allah'ın oğludur’ dediler; Hıristiyanlar da 'Mesih Allah'ın oğludur' dediler. Bu, onların ağızlarının ürettiği bir sözdür. Bu sözler, onlardan önce küfre batanların sözlerine benziyor. Allah onları kahretsin, nasıl da ters yöne döndürülüyorlar!!!" (Tevbe Suresi, 30)

    Peygamberleri şirk aracı haline getirmeyi hürmet niyetiyle yapmış olmak hiç kimseye mazeret olmayacaktır. Hz. İsa'yı Allah'ın oğlu ilan edenler kötü niyetli miydiler? Hayır. Ama şirke bulaştılar. Demek oluyor ki, iyi niyet ne tevhidi yozlaştırmanın gerekçesi yapılabilir ne de dine hüküm eklemenin. O halde şunu duyurmalıyız:

    Rabler hegemonyasında devreye sokulan ikinci unsur, sahabîler yani Peygamberimizin arkadaşları olmuştur.

    Bugün, ‘sahabîye hürmet’ adı altında İslam'ın buyruğu gibi ortaya sürülen kabullerin tamamı, Kur'an'a aykırıdır. Yarı paganist bir tabular manzarası arz eden bu kabuller, Müslüman kuşakların beynini ve ruhunu prangalayarak Kur'an'a, gerçek İslam’a ulaşmamızı engellemektedir. Bugün, ‘sahabeye hürmet’ adı altında ileri sürülen niteliklerin birçoğunu Kur'an, Hz. Peygamberlere bile vermemektedir. Mısırlı düşünür Ahmet Emin (ölm.1954) gerçeği çok açık söylüyor:

    "Sahabîler, rabler haline getirilmiştir."

    Olay şudur:

    Tanrı Elçisi’ne yalan isnat etmenin en geçerli yolu onun arkadaşlarını kullanmaktı. Bu yol çok verimli bir biçimde kullanıldı. Önce, sahabîye hürmet adı altında bu insanlar dokunulmaz, tenkit edilmez ilan edildi, ardından da Peygamberimize mal edilecek yalanlar, bir sahabînin adına iğnelenerek kitlenin önüne çıkarıldı. Oysaki söylenenlerin büyük çoğunluğundan sahabîlerin haberi bile yoktur. (Sahabîlerin rableştirilmesiyle ilgili ayrıntlar için bizim ‘İslam Nasıl Yozlaştırıldı’ adlı eserimizin Sahabîler bölümüne bakılabilir.)

    Rabler hegemonyasına eklenen üçüncü, fakat en ağırlıklı unsur, ilahlaştırılan din büyükleri oldu. Din büyüklerini ilahlaştırmada bir numaralı sömürü ocağı olarak tasavvuf ve onun yozlaştırılmış bir görünümü olan tarikatlar kullanıldı.

    İslam tarihine hayranlık verici bir miras bırakan tasavvuf kurumunun bugün en büyük kamburu, bu ilahlaştırma illetidir. Bu gönül ve sevgi ocağını, Kur'an çizgisinde yol alır bir konuma getirmek için, ona musallat olan insan ilahlaştırma marazının Kur'an laboratuvarında tedavi edilmesi kaçınılmazdır. İslam'ın yüzyılımızdaki en büyük düşünürü sayılan Muhammed İkbal, bu marazı, ‘şeyhperestlik’ (şeyhe tapıcılık) veya ‘pîrizm’ (şeyh dinciliği) olarak anıyor.

    Mezhep imamları (daha geniş bir ifadeyle ulema) da rabler hegemonyasında önemli bir konuma getirilmiştir. Tasavvuf büyükleri dokunulmaz-tenkit edilmez ilan edilerek nasıl putlaştırılmışsa mezhep imamları da zaman üstü ilan edilerek ilahlaştırılmıştır. Bugün birçok insan için bir konuda "Kur'an diyor ki" sözüyle "Falan mezhep imamı diyor ki" sözü arasında fazla bir fark yoktur. Hatta bazı kesimlerde "Kur'an diyor ki" sözü insanları rahatsız etmekte ve "Ben Kur'an'ı falan bilmem, benim mezhep imamım diyor ki…" veya "Şeyhimiz diyor ki" şeklinde çıkışlarla karşılaşılabilmektedir. Bu tavır, Kur'an açısından bakıldığında, katıksız şirktir.

    İslam, Kur'an dışında tenkit üstü kitap, Peygamber dışında tenkit üstü kişi tanımaz.

    Rabler hegemonyasında, Kur'an'ın tâğut diye andığı zalim ve baskıcı liderlerin, hanedan despotizmlerinin, krallıkların yerleri de oldukça önemlidir. Esasen, hiçbir rabler hegemonyası tâğut desteği olmadan yaşayamaz. Emevîlerin kurduğu rabler hegemonyasına, Emevî tâğutizmi destek veriyordu. Hz. Hasan’ı bu tâğutizm zehirledi, Hz. Hüseyin’i bu tağutizm hançerledi.

    Tâğutîler hemen her ülkede boy gösterirler. Süslü kılıflara sarılmış mushafları öpüp alınlarına koyarken çektirdikleri resimleri afiş haline getirerek masum ve saf kitlelere, din koruyucusu olduklarını propaganda ederler. Aslında dinin en büyük problemi bu mushaf tacirleridir. Bu kurnazlıklarını; ruhunu katlettikleri Kur'an'ın parşömenlerini mızrak uçlarına takarak: "İşte biz, bu kitabı hakem yapmak istiyoruz." diyen Emevî siyasetçilerinden devralmış gibidirler. Şöyle veya böyle, bunların Kur'an bahsinde sloganı daima şudur: "Hükümleri ayak altına, kağıtları baş üstüne..."

    Özetleyelim: Bugün ‘İslam inanç sistemi’ veya ‘resmî akîde’ diye kitlenin önüne çıkarılan kabuller listesi, Kur'an dışılıklarla doludur. Çünkü, bu sistem, ‘Âlemlerin Rabbi’ olan Allah'ın dini yanında rabler hegemonyasının ürünlerini de taşıyor. Bu resmî akide, Kur'an açısından baktığımızda, bozuktur. O halde, Kur'an dininin inanç sistemi, Kur’an esas alınarak yeniden belirlenmelidir.

    Allah bir olduğu gibi din de birdir. Ve din bir olduğu gibi onun temel kaynağı da birdir. O biricik kaynak Kur'an'dır. Oysaki, rabler hegemonyasının halka sunduğu ‘uydurulmuş din’de hüküm ve söz sahibi, birkaç başlı bir şirkettir: Allah, Peygamber, sahabîler, mezhep imamları, tarikat şeyhleri, efendiler, üstadlar, halifeler, sultanlar... Böyle bir anonim şirket, din konusunda hükmü Allah dışında hiçbir kuvvete vermeyen Kur'an'ın dini olamaz. Burada, oynanmış büyük aldatma oyunları vardır.

    Allah'ın dinine müdahale edilmiştir. Bu müdahalelerin kalıntılarını Kur'an denetiminde temizleme gayretinde olanları ‘reformcu görüşleriyle tanınanlar’ vs. gibi laflarla etkisiz kılmaya çalışanlar, rabler hegemonyasının şrefsiz uşaklarıdır. Bunlar, Kur'an'dan rahatsız olmaktadırlar.

    İslam’a bulaştırılmış yalan ve uydurmaları Kur’an denetiminde temizlemek için çalışan ilim ve fikir adamlarını bir zamanlar ‘reformist’ diye karalayıp saf dışı etmek için akıl almaz oyunlar tezgâhlayan bu din tüccarı onursuz güruh, ikibinli yıllara gelinip BOP projesi Ortadoğu’ya dayıtılmaya başlandığında, Vatikan ve ABD’den rağbet görsünler diye Papa’ya arz-ı ubûdiyet, ABD’ye de uşaklık etmeye başladılar. Ne İslam bıraktılar ne Kur’an ne Muhammed. Kur’an’ı İncilleştirmeyi, Ilımlı İslam adı altında ve ABD denetiminde bir sömürge dini yaratmayı çağdaşlık, özgürlük, teröre karşı çıkmak diye yutturma alçaklığına tevessül ettiler. Tarih böyle bir namussuzluğa rastlamış değildir.

    Sözün özü şudur: Rabler hegemonyası uğruna İslam’ın Kur’ansal ve akılcı yapısını tahrip edenler, Kur'an'ın sorduğu şu soruya cevap bulmak zorundadırlar:

    “Fırkalara bölünüp parçalanmış rabler mi hayırlıdır, yoksa biricik ve Kahhâr olan Allah mı?” (Yusuf, 39)

    Y.N. Öztürk

  9. #9
    fatmaçörekçi
    Misafir..

    Cevap: Alimleri ve peygamberleri Rab Edinmek Hakkında

    RABB ÖĞRETMEN TERBİYE EDEN SAHİB OLAN EFENDİ OLAN DEMEK
    kim kime ÖĞRETMENİM /HOCAM veya EFENDİM DERSE aslında ona RABBİM demiş ve müşrik olmuş olur

Benzer Konular

  1. Gerçek dostlar edinmek. Kıssadan hisse.
    halukgta Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 26-09-2010, 07:51 PM
  2. Ehli sünnet alimleri ve günümüz alimleri arasındaki fark.
    M ü e l l i f... Tarafından Özgün Makaleler Foruma
    Yorum: 17
    Son mesaj: 03-07-2009, 11:52 PM
  3. evlat edinmek
    forumdayim Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 19-06-2009, 03:35 AM
  4. Yahudi ve Nasara'yı dost edinmek.....
    M ü e l l i f... Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 45
    Son mesaj: 25-01-2009, 03:32 PM
  5. peygamberleri tanıyalım
    atmaca34 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 24-04-2007, 01:23 AM
Yukarı Çık