1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 12
  1. #1
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960

    Peygamberimiz Okuryazar idi!

    Anlamı yanlış bilinen sözcüklerin en önemlilerinden birisi de " امّىümmî" sözcüğüdür. Kur'an'da peygamberimiz için kullanılmış olan bu sözcüğün yanlış manalandırılması sonucu yüce İslâm dini doğru anlaşılmaz olmuş ve peygamberimiz de yanlış tanıtılmıştır.
    "امّى Ümmî" sözcüğü halk arasında "anasından doğduğu gibi bilgisiz, okur yazar olmayan" anlamında kabul edilmiş, toplumlarda bu anlamıyla kullanılır olmuş ve "anasından doğduğu gibi bilgisiz" olmak hep yerilmiştir. Hem de bu yergi, Şair Eşref'in bir hicvinde yer alan;
    "Rahm-i maderden (ana rahminden) nasıl çıkmışsa hâlâ o hâldedir,
    Gezmeden seyyah-ı âlem bilmeden allâmedir"
    beytinde olduğu gibi veya "Ümmînin ümmîye imameti caizdir (Cahilin cahile imam olması sakıncasızdır" deyimindeki gibi alay eder tarzda yapılmıştır.

    Hâl böyle iken "امّى ümmî" sıfatının peygamberimiz için "anasından doğduğu gibi bilgisiz" anlamında kullanılması, kaş yaparken göz çıkarma deyiminde olduğu gibi övgü amaçlı çabaları sövgüye dönüştürmekte ve bizim gibi kendisine işin doğrusunu Allah'ın yardımı ile öğrenmek nasip olmuş kimselere de bu doğruları anlatmak bir borç hâline gelmektedir.

    Peygamberimizin ümmîliği
    Bilindiği üzere, Müslümanların ekserisi tarafından peygamberimizin okur yazar olmadığına inanılmaktadır. Ama başkaları için söz konusu olduğunda kınanan bu özellik için, peygamberimize bir hayli methiye düzülmüştür. Böylece, bilerek veya bilmeyerek hem peygamberimize hem de yüce dinimize lekeler sürülmüştür. Peygamberimizin "anasından doğduğu gibi bilgisiz" anlamında "ümmî" olduğu yolundaki iddiaya ise, konu ile hiç ilgisi bulunmayan Ankebut suresinin 48. ayeti ile ilk vahyi konu alan meşhur Hıra mağarası senaryolu rivayet kanıt gösterilmiştir.

    Ankebut; 48: Ve sen bundan evvel herhangi bir kitaptan okumuyordun; ONU sağ elinle de (kendiliğinden) yazmıyorsun. Eğer böyle olsaydı batılcılar (batıla inananlar) mutlaka kuşku duyacaklardı.

    Bu ayette, peygamberimizin Kitap okumak ve yazmakla meşgul olması hâlinde, Tevrat ve İncil'de bozulmuş olarak var olan konuların gerçeğinin Kur'an'da yer alması sebebiyle onun peygamberliği hakkında şüphe uyanacağı bildirilmekte ve peygamberimizin ehl-i kitap hahamları ve papazları gibi kitap okumak ve yazmakla meşgul olmadığı vurgulanmaktadır.
    Aslında bu ayet, iddiacıların iddialarının aksine peygamberimizin okur yazar olduğunun kanıtıdır. Çünkü, okuma yazma bilmeyen birine "onu sağ elinle (kendin) de yazmıyorsun." ifadesinin kullanılması anlamsızdır. Yani peygamberimiz okuma yazma biliyordu ki kendisine bu şekilde bir ifade yöneltilmiştir. Ayrıca, peygamberimizin okuma yazma bilmediğine kanıt gösterilen Hıra mağarası rivayetinin de uydurma olduğu ve orada geçen "ma ene bikaiin" ifadesinin de "ben okuma bilmiyorum" demek olmayıp, " ما انا بقارئben okuyucu değilim" demek olduğu, tarafımızdan Alak suresinin tebyininde (İşte Kur'an, cilt 1; s: 26-29) açıklanmıştır.

    Diğer taraftan, peygamberimizin okuma yazma bilmediğine, uydurma olan Hıra mağarası rivayetini kanıt gösteren rivayetçiler, onun okuryazar olduğunu, hatta yazısının pek iyi olmadığını ileri süren ve Buhari Sulh ve İlim kitaplarında da yer alan şu rivayeti ise görmezden gelmektedirler:

    Kitab-ül Megazi; 45. Bab:

    45- Andlaşması Hükmü İle Yapılan Umre Babı

    Bunu Enes, Peygamber(S)den zikretmiştir.

    263- (Rivayet zinciri; el Berâ- Ubeydüllah b. Musa).... : "Peygamber (S) zu`1-ka`de ayı içinde umre yapmak üzere yola çık tı. Fakat Mekke halkı Peygamber`i Mekke`ye girmeye bırakma larını kabul etmediler. Nihayet Peygamber Mekkeliler ile gelecek senede üç gün Mekke`de kalmak üzere, bir andlaşma yaptı. Andlaşma hükümlerini yazdıkları zaman, "Bu, Allah'ın Elçisi Muhammed'in üzerinde andlaşmış olduğu şeylerdir" yazmışlardı.
    Onlar (Mekkeliler):
    - "Biz bunu (senin elçiliğini) ikrar etmiyoruz. Eğer biz senin Allah`ın Elçisi olduğunu bilir ve tasdik eder olsaydık, seni hiçbir şeyden men etmezdik. Ama sen Abdullah oğlu Muhammed'sin" dediler.
    Bunun üzerine o (Rasûlullah):
    - "Ben Allah `in Elçisiyim ve Abdullah oğlu Muhammed'im" dedi.
    Sonra da Alî'ye:
    - "Allah'ın elçisini sil!" dedi. Alî:
    - "Hayır vallahi ben Seni ebediyyen silmem!" dedi.
    Bunun üzerine Rasûlullah, sallallahü aleyhi ve selem kitabı aldı. Rasûlullah kendisi yazı yazmayı güzel yapamıyordu. Akabinde: "Bu, Abdullah oğlu Muhammed'in üzerinde andlaşma yaptığı şeylerin yazısıdır" diye YAZDI:
    - Mekke`ye silâh sokmayacak, yalnız kılıfı içinde kılıç getirecek;
    - Mekkeliler`den bir kişi Muhammed'e tâbi olmak isterse, Mekke`den çıkamayacak. Muhammed'in sahâbîlerinden birisi Mekke'de kalmak isterse, bunun da Mekke'de ikameti men edilmeye cektir.
    Ertesi sene ......

    Rivayetin bundan sonraki bölümleri ertesi sene Mekke'de cereyan eden olayları nakletmekte olup, burada konu edilen antlaşma, adı açıkça geçmese de Hudeybiye Antlaşması'dır.
    Bu rivayetin altını çizdiğimiz bölümünün orijinal metni de aynen şöyledir: "فأخذ رسول اللّه صلى اللّه عليه و سلّم الكتاب و ليس يحسن يكتب فكتب هذا ما قاضى ..... "

    Bu metindeki " كتبketebe (yazdı)" fiili birçok çeviride "yaz(dır)dı" veyahut "yazdırdı" şeklinde yer almıştır. Ayrıca bu rivayetlere göre Siyer ve Tarih yazanlar da her nedense bu rivayetin bizim üzerinde durduğumuz bölümünü görmezden gelmişlerdir. Biz, bu kadar önemli bir konuda, kaynak olarak kabul ettikleri rivayetler arasında yer alan yukarıdaki rivayeti dikkate almayanların bir cinayet işlediklerini düşünüyor ve bu cinayetin ne amaç güttüğünü ise kamu vicdanına havale ediyoruz.

    Peygamberimizin "ümmî" olduğu, Kur'an tarafından bildirildiği için tartışmasızdır. Burada tartışılması gereken konu; peygamberimizin hangi anlamda ve nasıl bir "ümmî" olduğu, daha doğrusu "ümmî"liğin ne anlama geldiğidir. Bize göre meselelerin en doğru ve en kısa çözümleri Kur'an'a müracaat ederek bulunacağı için, bu konudaki gerçeklerin de Kur'an ışığında ve akıl yoluyla gözler önüne serilmesi gerekmektedir.

    "Ümmî" ne demektir?
    "امّى Ümmî" sözcüğü, "ana" anlamındaki " امّümm" ile "ya-i nisbiyyeden (bağıntı ‘ya'sından, ‘ ىya' edatından)" oluşturulmuş bir sözcük olup, "anaya mensup "analı" demektir. Çünkü, sözcüklerin sonuna getirilen "ya" bağlantı edatı, genellikle kişilerin hangi şehirli olduklarını ifade etmek için kullanılır. Meselâ; Konevî; Konyalı, Bağdadî; Bağdatlı, Halebî; Halepli, Rumî; Romalı... demektir. Buna göre "ümmî" de; adı "Ümm (Ana)" olan kent mensubu, Analı demektir. Ancak, buradaki "Ana" özel isim olup, cins isim olan "ana (anne)" ile karıştırılmamalıdır. "Ana"nın neresi olduğu konusunda ise rehberimiz her zaman olduğu gibi Kur'an'dır:

    En'âm; 92: Bu da Bizim, Köylerin (kentlerin) anasını (Anakent'i) ve çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz, kendinden öncekini doğrulayıcı mübarek (bereketli, bolluk dolu) bir Kitaptır. Ahirete inananlar ona da inanırlar ve onlar desteklerine de koruyucudurlar (desteklerini de sürdürürler).

    Bu ayette peygamberimize önce " امّ القرىümm-ül kura"yı, sonra da çevresindekileri uyarma talimatı verilmiştir. Biz biliyoruz ki peygamberimiz Mekke'de elçi seçilip ilk kez Mekkelileri uyarmıştır. O hâlde ayetteki "ümm-ül kura" ifadesi ile Mekke şehrinin kastedildiği açıktır. Nitekim Mekke, tüm yazılı Arap metinlerinde ve çevredeki halkın dilinde "ümm-ül kura"dır. Dolayısıyla Mekke şehrinin Kur'an'da da bu isimle anılması hiç yadırganmamış, bu konuda herhangi bir tartışma olmamıştır. "Ümm-ül kura"; "köylerin/ kentlerin anası, anakent" demek olup, Mekke'nin Arap toplumunda bu isimle anılmasının sebebi ise, Kâbe çevresinde kurulan ilk yerleşim merkezi olmasından kaynaklanmaktadır. Bazı yerleşim birimlerinin, kendi isimleri ile değil de, özelliklerini yansıtan isimlerle anılması Türkçe'de de vardır. Meselâ; Ankara yerine Başkent, Türkiye yerine Anayurt veya Anavatan, Kıbrıs yerine Yavruvatan denmesi gibi...

    "Anakent" nasıl "Ana" oldu?
    Arap dilindeki İzafetlerde (tamlamalarda), bazen "muzafun ileyh hazf olur, ondan bedel olarak da muzafa, lam-ı tarif getirilir". Yani tamlanan kaldırılarak onun yerine tamlayanı belirgin (özel) hâle getiren bir edat getirilir. Burada da " امّ القرىümm-ül kura" tamlamasındaki " القرىel kura" kaldırılarak yerine lam-ı tarif olan " الel" konmak suretiyle iki kelimeden oluşan tamlama " الامّel Ümm (Ana)" şeklinde tek kelime hâline getirilmiş ve "kentlerin anası/ anakent" ifadesi "Ana" olmuştur. Bu gibi durumlarda yeni sözcük özelleşmekte ve artık özel isim hâline gelmiş olan yeni sözcüğün ilk harfinin de büyük harfle yazılması gerekmektedir.

    Mekke'nin diğer ismi olan " امّ القرىümm-ül kura", yukarıdaki şekilde " الامّel Ümm" şekline dönüşünce "Mekkeli"yi ifade etmek için de sözcüğün sonuna bağıntı " ىya"sı getirmek yeterlidir: " الامّىel Ümmî". Bir başka ifade ile, "anakent" "Ana"ya, "anakentli" "Analı"ya dönüşmüş olduğu için "الامّى el Ümmî" denince "Anakentli" anlaşılmalıdır.
    Yerleşme birimleri ile ilgili olarak bu tarz kısaltmalar Türkçe'de de uygulanmaktadır. Meselâ, Aydın'ın Kuşadası ilçesine, İzmir ve Aydın yöresi halkı tarafından "Ada" denmekte ve halk arasındaki konuşmalarda Kuşadası ile ilgili cümleler; "Ada'ya gittim", "Ada'dan geliyorum", "Ada'nın kaymakamı", "Ada'nın belediyesi", "Ada'lı Ahmet", "Ada'lı Mehmet" vs. gibi ifadelerle söylenmektedir.

    İşte "Ümmî" sözcüğü de, "ümm-ül kura" ifadesinin yukarıda izah edildiği gibi bir değişime uğramış hâli olup, "Ana'ya mensup, Analı", yani "Mekkeli" anl***** gelmektedir. Kur'an'da tekil ve çoğul olarak toplam altı ayette geçen "Ümmî" sözcüğü, bu ayetlerin hepsinde de aynı anlamı ifade etmektedir:

    Bakara; 78: Onlardan bir kısmı da Ümmîlerdir/ Anakentliler'dir. Onlar Kitap'ı bilmezler, sadece hayal ve kuruntu bilirler. Ve onlar sadece zannederler (kuşkulanırlar).

    Âl-i Imran; 20: Buna rağmen eğer seninle tartışırlarsa de ki: "Ben kendimi Allah'a teslim ettim. Bana uyanlar da." Kitap verilenlere ve Ümmîlere/ Anakentliler'e: "Siz de teslim oldunuz mu?" de. Eğer teslim olurlarsa doğru yola ermişlerdir. Ve eğer sırt çevirirlerse sana düşen sadece tebliğ etmektir/ mesajı iletmektir. Allah, kullarını en iyi şekilde görendir.

    Âl-i Imran; 75: Ve ehl-i kitaptan öylesi vardır ki, eğer onlara yüklerle emanet teslim etsen onu sana geri öder. Onlardan öyleleri de vardır ki, ona bir tek dinar/ kuruş emanet etsen, üzerine dikilmeden onu sana geri vermez. Bunun sebebi şudur: Onların: "Ümmîlerin/ Anakentlilerin bizim aleyhimize yol bulmaları mümkün değildir." demelerindendir. Onlar, bilip durdukları hâlde, Allah hakkında yalan söylerler de.

    A'râf; 157: Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları Ümmî/ Anakentli nebi elçiye uyarlar; o, onlara iyiliği emreder, kötülükten onları men eder. Güzel/ temiz/ hoş şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarından ağırlıklarını indirir. Üzerlerindeki zincirleri, bağları söküp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen Nur'a (Kur'an'a) uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

    A'râf; 158: De ki: "Ey insanlar! Ben, kesinlikle, tümünüze göklerin ve yerin mülkü kendisinin olan,kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayan, dirilten ve öldüren Allah'ın gönderdiği bir elçiyim. O hâlde Allah ve Rasülüne iman edin; Allah'a ve onun sözlerine inanan o Ümmî/ Anakentli peygambere iman ediniz ve ona uyunuz ki, doğru yolu bulabilesiniz."

    Cuma; 2: O Allah'tır ki Ümmîlere/ Anakentlilere içlerinden bir rasül göndermiştir. O, onlara Allah'ın ayetlerini okur. Onları arıtıp temizler, onlara kitabı ve hikmeti öğretir. Onlar bundan önce tam bir sapıklık içinde idiler.

    Yukarıdaki, "ümmî" sözcüklerinin tekil veya çoğul olarak geçtiği ayetler, bulundukları pasaj ile birlikte dikkatli bir şekilde okunup iyi anlaşılırsa, "Ümmî" kavramının; "Kitap ehli olmayan, yani Tevrat ve İncil'i okumayan veya Yahudi ve Hıristiyan olmayan Mekkeliler" demek olduğu kolayca anlaşılmaktadır.

    O dönemde, peygamberimizin içinde yaşadığı toplumu; ehl-i kitap olanlar (Yahudi ve Hıristitanlar) ve ehl-i kitap dışındakiler olarak farklı iki zümreye ayırmak mümkündür. Yahudiliğin "millî din" olması sebebiyle, Yahudilerin aslen Mekkeli olmadıkları zaten bilinmektedir. Ehl-i kitap zümresinin diğer bölümü olan Hıristiyanların da, Mekke'nin "anakent" olması dolayısıyla Mekke'de yaşadıkları, Mekke'ye başka yörelerden göç etmiş oldukları, çeşitli kaynaklarla doğrulanmış bir gerçektir. Nitekim Yahudi ve Hıristiyanlardan oluşan ve "zımmî" adı verilen bu yabancıların hukukî varlıkları, peygamberimizin devlet başkanı olduğu dönemde yasalarla belirlenmiştir (Ana Britannica, c: 32, s: 393). Toplumun ehl-i kitap dışında kalan diğer zümresi ise, Kur'an'dan öğrendiğimize göre kitap (Tevrat, İncil) bilmeyen, sadece kuruntu ve zanlarıyla hareket edenlerdir ki bu zümre Mekke'de doğup büyümek suretiyle Mekkeli olanlardır. İşte Kur'an'da bu kesime mensup olanlara, yani Mekke'nin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış olanlara, taşralı olmayanlara, bedevî olmayanlara "Ümmî" denmektedir. Bunun böyle olduğu, hem Kur'an ayetleri hem de tarihî belgelerle sabittir.

    Demek oluyor ki, peygamberimizin "امّى Ümmî" oluşu onun okuma yazma bilmediğini değil, Mekke'nin ehl-i kitap dışındaki zümresine mensup olduğunu göstermektedir.

    Konuya aklî olarak yaklaşıldığında da netice aynı olmaktadır:
    Elçi olarak seçilmeden önce Mekke'de ticaretle uğraşan peygamberimizin, bir tüccar olarak okuma yazma bilmemesi mümkün değildir. Ayrıca Mekke'nin emini olması dolayısıyla herkesin malının, parasının kaydını, okuması yazması olmadan tutması da imkânsızdır.

    Elçilik görevine seçildikten sonra, kendisine gelen ilk vahylerde "Oku! En üstün olan Senin Rabbin ise kalemle öğretendir." (Alak; 3, 4) talimatı verilmiştir. Bu ifade aslında, peygamberimize aldığı vahyleri yazmasını bildiren dolaylı bir emirdir. Okur yazar olmayana ise böyle bir emir verilmez. Ayrıca, Kur'an'da okuyup yazmayı özendiren, cehaleti yeren onlarca ayet mevcuttur. Eğer peygamberimiz okur yazar olmasa idi, sürekli onun açığını arayan müşrikler bunu kendilerine malzeme yaparlar, kendisi okuma yazma bilmeyen birisinin bunu başkalarına ne yüzle emredebildiğini sorarlar, üstelik bu tip davranışların Bakara suresinin 44. ve Saff suresinin 2. ayetleri ile yasaklandığı için kendisinin çelişki içinde olduğunu söylerlerdi.

    Bir an için peygamberimizin elçi seçilmeden önce okuma yazma bilmediği var sayılsa bile, yirmi üç senelik elçilik hayatında da onun okuma yazma öğrenmediğini iddia etmek mümkün değildir. Çünkü, ilimi, bilgilenmeyi emreden ayetler karşısında, bu emirlere ilk muhatap ve ilk teslim olan insan olarak onun bu emirlere kayıtsız kalması ve bu süre içinde okuma yazma öğrenmemesi mantıksızdır. Kaldı ki peygamberimizin, Bedir Savaşı esirlerini, okuma yazma bilmeyen Müslümanlara okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakması gibi, Kur'an emirleri doğrultusunda ilmi ve irfanı tavsiye eden bir çok önerisi ve uygulaması vardır.

    Kısaca söylemek gerekirse; herkese ilim, irfan emredilirken, peygamberimize "Sakın sen okuma yazma öğrenme" diye özel bir emir verilmediğine göre, onun okuma yazma bilmediğini söylemek, mantıksızlığın ötesinde peygamberimize yapılan büyük bir haksızlıktır.

    SONUÇ OLARAK:
    Naklen ve aklen sabittir ki, Kur'an'da geçen ÜMMÎ ifadesi "Anakentli (Mekke'nin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış, taşralı olmayan, bedevî olmayan)" demektir. Bu ifade, Mekkelilere peygamberimizin kendi içlerinden biri olduğunu, hemşehrileri olduğunu, yakından tanıdıkları ve yabancı olmayan birisi olduğunu vurgulamak için kullanılmıştır. Kur'an'da, peygamberimizin Mekkelilerin kendi içlerinden biri olduğu konusu üzerinde duran daha bir çok ayet vardır (Sad; 4, Kaf; 2, Tövbe; 128). Yani peygamberimiz; okuyup yazabilen, Ümmî/ Anakentli (Mekke'nin içinde doğmuş, büyümüş, yaşamış, taşralı olmayan, bedevî olmayan) birisidir.

    Hakkı Yılmaz

  2. #2
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Peygamberin ümmiliğinden bahsederken onun peygamber olmadan önceki şahsından bahsedilir...Yoksa kendisine peygamberlik verildikten sonrası değil:)

    [RENK]Ümmi: Anasından doğduğu gibi kalan; yeni bir bilgi edinmemiş olan; okuma-yazma bilmeyen gibi anlamlara gelir. "Ümm" kelimesinin ism-i mensubu "ümm"e mensup olan, Arap dilinde "ümm"; anne, bir şeyin aslı gibi anlamlara gelir (Firûzâbâdî, el-Kamûsu'l-Muhît, Beyrut 1987, 1891).[/RENK]

    Sözlük' anlamının yanında mecazı bazı anlamları da vardır. Kur'ân-ı Kerîm'de anne, asıl (kaynak) dönülecek yer ve süt emziren anlamlarında kullanılmıştır (Abdurrahman İbnu'l-Cevzî, Nüzhetu'l A'yuni'n-Nevazır fî İlmi'l-Vücûh ve'n-Nezâir Beyrut,1985,141-142).
    Peygamberimizin iki tür mucizesi vardır. Birisi, şahsında görülen mucizeler; diğeri de kâinat üzerinde gösterdiği mucizelerdir. Bu ikinci kısma örnek olarak Ay’ı iki parçaya ayırması, parmağından çeşme gibi suların akması ve az bir yemekten çok sayıda insanı doyurması verilebilir. Birinci kısma giren mucizelerin en parlağı ise ümmiliğidir, bir şey okuyup yazmamış olmasıdır. (et-Tefsirü’l-Kebir, 15:29.)
    Peygamberimiz hiçbir âlimden ders almamış, hiçbir kitap okumamış, hiçbir ilim meclisinden bir şey öğrenmemiş; bir kelime de olsa yazı yazmamıştır. Fakat Peygamberimiz ümmiliğiyle beraber bütün ilimlere vakıftı, bilmediği bir şey yoktu. Ona her şeyi öğreten Rabbiydi. Peygamberimiz İslâmı anlatmaya başladıktan sonra hiç kimse çıkıp da “Falan meseleyi ona ben anlatmıştım, ben öğretmiştim” dememiştir.
    [RENK]Tefsirlerimizde “ümmi” kelimesi üç anlamda kullanılıyor:[/RENK]
    1. “Ümm”, anne anl***** gelen bir kelimedir. “Ümmi” kelimesi de, buradan türetilmiş bir isimdir. Böylece ümmi, anasından doğduğu hal üzere kalan, okuma yazma bilmeyen, yaratılışı yeni bir şey öğrenmekle değişmeyen insan”a denir.
    2. Arap milletine de “ümmi” denirdi. Eskiden beri Araplar, yazı ve hesap bilmeyen bir millet olarak tanınır. Peygamberimiz (a.s.m.) bir hadiste, “Biz yıldızların hareketinden hesap çıkarmayan ve yazı yazmayan bir milletiz” buyurarak bu durumu dile getirir. (Müslim, Sıyam: 15.)
    3. “Ümmi” Ümmü’l-Kurâ anl***** da gelir, “Mekkeli” demektir. Her üç anlamda da Peygamberimizin okuma yazmayla uğraşmamış olduğu ortaya çıkar. Zaten Kur’an-ı Kerim açıkça Peygamberimizin ümmi olduğunu bildiriyor. Üç ayette “Ümmi Peygamber” ifadesi yer alıyor. (Araf Suresi, 157, 8; Cum’a Suresi, 2.)
    Peygamberimiz bir kitap veya yazıya bakarak okuyamıyordu, fakat Kur’an-ı Kerim’i ezberinden çok güzel okurdu. Kur’ân okumasını ona Cebrail Aleyhisselam öğretmişti. Bu konuda A’lâ Suresi 6. Ayette “Bundan böyle sana Cebrail’in öğreteceği üzere Kur’an’ı okutacağız da, unutmayacaksın” buyurulur.
    Elmalılı Hamdi Yazır şöyle bir değerlendirme yapmaktadır: "Bu üç nisbetin üçünde de ümmî okuyup yazmaya uğraşmamış manasına bir vasıftır. [RENK]Ümmîlik sıradan insanlar hakkında kullanıldığı zaman genelde ilim eksikliğini ifade eden bir noksanlık sıfatı iken, bir ümmînin okuyup yazanlardan daha bilgili olması Allah tarafından olağan durumun aksine olarak, çalışıp çaba göstermeden ilâhî bilgilerle donatılmış olması ve vehbî ilimlere sahip olması peygamber için fıtrat yüceliğine delalet eder.[/RENK] İlmî yüceliği ve kemâli, okuyup yazanları aciz bırakan bir peygamber hakkında "ümmî"lik, her türlü şüpheyi ortadan kaldıran ve onun doğrudan doğruya Allah'tan gönderildiğini her türlü şüpheden arınmış olarak ispat eden harikulade bir üstün özelliktir, yani başlı başına bir mucizedir. Bu bakımdan "o resul, o ümmî nebî" vasfıyla anılması, "O, risaleti ve nübüvveti açık olan mucize sahibi peygamber" demekten daha açık seçik bir belagat örneğidir." ( Bkz. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak dinî Kur'an Dili, İstanbul, 1979, IV, 2297; Kurtubî, el-Cami'li Ahkâmi'l-Kur'ân; Beyrut, 1965, VII, 298-299)
    Rasûlüllah (s.a.s)'in okuma-yazma bilmediği tüm âlimler tarafından kabul edilmektedir. Nitekim bu durum şu âyette de açıkça ifade edilmektedir: [RENK]"Ey Resulüm! Sen vahyimizden önce kitap okuyan veya yazı yazan bir insan değildin; eğer böyle olsaydı, batıl iddia peşinde olanlar şüphe edebilirlerdi. (Ankebut Suresi, 48).[/RENK]
    Hz. Peygamber (a.s.)’ın ümmîliğin yaygın olduğu bir topluma mensup olduğu bilinmektedir. Kendisinin de ümmî, yani öğrenim görmemiş, okur yazar olmayan bir zat olduğu, tarihî bir gerçektir. Halbuki Kur’ân-ı Kerimde çok çeşitli bilim dallarına ait bilgiler, ilmî prensipler, neticeler, atıflar veya işaretler vardır. Sadece Yahudi ve Hıristiyan dinlerine ve kutsal kitaplarına dair bilgileri gözönünde bulunduracak olursak büyük bir yekün teşkil eder. Bu konulara girmek, hele hele o alanın ilim adamları arasındaki ihtilaflı konularda görüş bildirmek, eleştiri yapmak, karar verip hükme bağlamak, bilgi sahiplerinin bile yanaşamayacağı bir iştir.
    Şu halde Kur’ândaki bu bilgilere bir merci lâzımdır. Kur’ânı tebliğ eden ve kırk yıllık ömrünü kendi hemşehrilerinin arasında geçiren Hz. Muhammed’in; okul, öğretmen görmediği, hatta yazma bile bilmediği kesindir. Zira Kur’ân, sayısız muhaliflere karşı bu âyeti bildirmiş, hiçbir düşman çıkıp da onun yazı bildiğini ileri sürememiştir. Öyleyse Kur’ân’ın her şeyi bilen Allah Teâla tarafından gönderildiği kesinlik kazanmaktadır.
    Peygamberimizin “ümmi” oluşunun pek çok hikmeti vardır. Bunlardan birisi şudur: Şayet Peygamberimiz yazı yazıp okuyabilseydi, Kureyşliler, “O, bu kadar bilgiyi eski kitapları okudu da, oradan öğrendi, Kur’an’ı da eski bilgilerine dayanarak yazdı” diyeceklerdi. Bu konuyu yukarıda meali verilen şu ayet şöyle dile getirir: “Sen Kur’an’dan önce hiçbir kitabı okur değildin, elinle de onu yazmadın. Böyle olsaydı müşrikler elbette şüphelenirdi.” (Ankebut Suresi, 48.)
    Fakat Peygamberimiz öyle bir yazı yazmıştır ki, “Mevlana Câmî’nin dediği gibi, hiç yazı yazmayan o ümmi Zat parmak kalemiyle sema sayfasında bir elif yazmış, bir kırkı, iki elli yapmış.” Bilindiği gibi, Ay’ın dolunay şeklindeki duruşu Kur’an harflerinden “mim”in yuvarlak kısmına, ikiye ayrılınca da her parçası noktasız “nun”a benzemiştir. Ebced hesabında “mim” kırk, “nun” ise elli olarak hesap edilir. Mevlana Câmî güzel bir şekilde bu gerçeği böylece dile getirmiştir.
    “Ümmî peygamber” tabirini nasıl anlamalıyız?
    Ümmi kelimesi özetle: “Dünyevî bir tahsil görmemiş olan” demektir.
    Ümmeti, bu ümmiyetteki inceliği çok iyi kavramış olmalı ki, bilhassa teravihlerde salâvat getirirlerken, o Resul-i kibriyayı (a.s.m.) bu vasıfla yad ederler: Nebiyy-i ümmî
    O nebiyy-i ümmî (a.s.m.) kötülük n***** bir şey bilmezdi. Dünyanın bütün ihtiraslarından, hilelerinden, tuzaklarından beriydi. Allah, onu lekesiz, tozsuz, parlak bir ayna olarak hazırlamış, terbiye etmişti. İşte “ümmiyet” denilen bu sâfiyet aynasında vahiy tezahür etti. “Sanki o zat, vahy-i ilâhînin makesi olan masum ruhuyla zaman ve mekânı tayyederek, o zamanın en derin derelerine girmiş ve gördüğü gibi söylemiştir.” (İşârat-ül icaz)
    Âlemlerin rabbi, o şanlı peygamberini kimseye talebe etmedi. İlâhî takdiriyle buna engel oldu. Bu okuma tehir edildi; tâ “oku” emri gelinceye kadar. Bu emri alan o nebiyy-i ümmî (asm.), insanlık âlemine Kuranı tâlim etti; kâinat kitabını rabbinin ismiyle okudu. Ondaki hikmetleri, ince mânâları, gayeleri anlattı. İnsanın mahiyetini, hakikatini, vazifesini öğretti.
    O, rabbinin lütfuyla âhireti, arşı, levh-i mahfuzu okurken, müşrikler kendi yaptıkları putlara tapmakla meşgûldüler. Ne kâinatı okuyabiliyorlardı, ne kendilerini, ne de yaptıkları putları. Okuyabilselerdi, kendilerini o taşlara isnat etmezlerdi. Onların okur yazarları en inatçıları, en cahilleriydi.
    İslâmın “oku” emrini iyi anlamaz ve doğru değerlendirmezsek, okula gitmeyen bütün müminleri İslâmın bu kati emrine âsi ilân etmemiz gerekir. Bu ise mümkün değil... Kâinatı ve Kuranı, Allahın ismiyle, en mükemmel şekilde okuyan o nebiyy-i ümmînin, kendi heva ve hevesiyle konuşmadığını, Kuran bize haber veriyor, yâni Allah taahhüt ediyor. Her sözü, ilâhî iradeye bağlı olan o şanlı nebi, artık kimden ne okuyacaktı?

    [RENK]Peygamber efendimiz ümmi idi yani okuma yazmayi bilmiyordu. Nur dağında Cebrail (as) "oku" demesini nasıl anlayacağız?[/RENK]
    Nerede ve ne zaman kitap okuma, ilim vs. üzerine konuşuluyorsa, muhakkak şu da söylenir: “Yüce dinimiz de okumaya büyük önem vermiştir. Nitekim, Kuranın ilk emri oku! olmuştur.”
    Doğrudur. Kuranın ilk emri okumaktır. Ne var ki, bu ilk Kuranî kelimenin devamını okumayı, hemen her zaman ihmal ediyoruz.
    Ümmi (okuma yazma bilmeyen) peygambere (asm.) ve Onun elçiliğiyle hepimize gelen “oku!” emrinden kasıt nedir? Okuma - yazma bilmek midir? Mesela Hz. Peygamber bu emre muhatap olur olmaz okuma - yazma öğrenmeye mi başlamıştır? Değilse, “oku!” emrinden aldığı ders nedir? Hem bu emir, “Ne okuduğun, nasıl okuduğun önemli değil, yeter ki oku.” anl***** mı gelir?
    Bütün bu soruların cevabını bulmak için “ikra” ile başlayan bu ayetin devamını okumak gerekiyor.
    “İkra’ bismi rabbikellezi hâlak.” Yani, “Yaratan rabbinin adıyla oku.”
    Kuranın kastı rasgele bir “okuma” değildir. Muhakkak yazılı bir kitabı okumak da değildir. İster bir kitabı okusun, ister her cümlesi ve her bir harfi sonsuz hikmetler ve manalar yüklü olan şu kâinat kitabını okusun “yaratan rabbinin adıyla” okumaktır.
    Bu emrin ilk kez kendisine verildiği Hz. Peygamber (asm.) ayeti tam da bu manada okumuş; o andan sonra her anı ve her şeyi “rabbinin adıyla” okuma gayretiyle yoğrulmuştu. Öyle ki, Alman şair Rilkenin deyimiyle, “meleklerin bile hayran kaldığı” bir okumaydı bu. O, ümmi bir peygamberdi, okuma yazma bilmiyordu. Ama kâinat kitabını, fıtrat kitabını ve Kuranı en güzel o okumuştu.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  3. #3
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Yazıyı anlamamışsın sanırım :) Ben biraz daha izah edeyim. Peygamberimizin peygamberlik görevinden önce Ticaretle uğraştığı ve bu işte de iyi olduğu ve EMİN olduğu bilinen bir gerçek.

    Sana bilmediğin bir gerçek söyleyeyim. O sırada Arapçadaki rakamlar icad edilmemişti. İnsanlar hesap işlerini Arap harfleri ile yaparlardı.(CİFR de buradan çıkmıştır)

    Yani rakam diye bir şey yok. Herkes harflerle hesap yapıyor. Ticaretle uğraşan herkesin harfleri kesinlikle biliyor olması gerekiyor. Ayrıca 4 işlem bilmek yeterli değil ticaret için. Mutlaka kayıt kuidat da olması gerekiyor.

    Ümmi kelimesi okuma bilmeyen değil, İNCİL ve TEVRAT ile alakası olmayan, onları okumamış anl***** gelmekte.


    Alıntı yaptığın şey malesef doğru değil :(

    Ankebut suresinin doğru çevirisi Hakkı yılmazın yazdığı şekilde.

    Ankebut; 48: Ve sen bundan evvel herhangi bir kitaptan okumuyordun; ONU sağ elinle de (kendiliğinden) yazmıyorsun. Eğer böyle olsaydı batılcılar (batıla inananlar) mutlaka kuşku duyacaklardı.


    Tefsire inanacaksan sen serbestsin tabi.

  4. #4
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Vaktim kalmadı bitiremedim. Yarın yazarım bu konuya.

    Alak suresindeki "Yaratan rabbinin adıyla oku" cümlesi ile ilgili bir rivayet var ve bir çok tefsirci mealci AÇIKÇA yazan ayet dururken bu rivayete inanmış ve ümmi kelimesini o rivayete göre anlamlandırarak yöntem hatası yapmışlardır.

    Rivayete göre cebrail a.s. peygamberimize gelip "oku" diye vahyetmiş
    peygambermizi "ben okuma bilmem" demiş
    cebrail tekrar oku diye vahyetmiş
    peygamberimiz ben okuma bilmem demiş
    cebrail tekrar oku diye vahyetmiş
    peygamberimiz ben okuma bilmem demiş
    cebrail bu sefer "yaratan rabbinin adıyla oku" demiş.

    şimdi hiç kimse düşünmez mi bu ilk vahyedilen "oku" ve "oku" ve "oku" şeklindeki üç vahiy neden kuranda yok??? En azından birisi bari olması gerekmez miydi?


    elif lam ra gibi (ELR) harfler kuranda varken bu 3 adet açıkça geldiği rivayet edilen vahiy neden yok? Rivayetin doğruluğuna şüphe düşürmüyor mu sizce?

    Şimdi size sorarım:
    1) Allah tarafından eksiksiz ve korunmuş olduğu söylenen Kuran'mı daha önemlidir önem sırasında yoksa bir çoğu uydurma olabilecek ve bir garantisi olmayan rivayetler mi?
    2) Kuranı rivayetlere göre mi tefsir etmek lazım? yoksa rivayetleri Kuırana göre mi ayıklamak lazım?


    Bunların cevabını verdiğinizde sorun çözülür zaten.


    Ayrıca TARİH kitabı da okuyun. ümmi ne demektir oradan öğrenirsiniz. Bir şeyin anlamını araştırıp doğruyu öğrenmek varken neden rivayetlere inanıyorsunuz ki? bu araştırılacak şey bir ilahi emir de değil sadece "ümmi" diye bir terim. bir sürü kaynaktan araştırabilirsiniz.

  5. #5
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    bozuk;ben bu yazdığını hayatımda ilk kez okuyorum,Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed s.a.v ın ,okuma yazma bilmediğini biliyorum.
    Sn.Bozuk nereden biliyorsunuz?
    hatta Cebrail Aleyselamın ona oku diyor
    Yani Cebrail as bile okuyup yazdigini zannediyormus????????
    ve Peygamberlerin mucizeleri anlatılırken,Peygamber Efendimizin mucizeside Kuran-ı Kerim i okuma yazma bilmeden ,daha önceki indirilmiş din kitaplarını okumadan ve böylesine bozulamaz şekilde Kuran-ı Kerimi aktarması olarak gösterirler.
    Kimler?
    Hangi Ilahi Vahiy/Gayb kitabindan?????
    Hakkaten arkadaşlar bazı bilgileri alırken dikkatli almak gerekir herkesin yazdığına ,yorumladığına inanmayalım.
    Allah cc nun indirdigi Kitabin/Kur'an'in dediklerini kulak arkasi yapip
    Ilahi bilgiyi Rivayetlerle ortup
    Sonrada boyle ogut vermek cok ilginc dogrusu....
    bunca yıldır bütün kaynaklar bu mucizeyi anlatırken ,
    Allah cc nun Kitabini yalanliyacak hangi kaynaklara iman ettiniz?
    onun aslında okuma bildiğini söylemek doğru olmaz.
    Ortada Kur'an olmasa dukkan sizin.
    Ne demek sizi mi kiracagiz?
    Ama...........

  6. #6
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    233
    Rep Gücü
    4736
    ..Allah'a Kuran ve Hz Peygambere bu denli yazilar aslinda inananlara inandiklarina dahada bir sahiplenme gücü veriyor...$ahsen ben buradaki inanclari ,inancsizlik yada dinleri dinsizlik oldugunu söyleyip isi-gücü birakip sadece islam ve onla ilgili herseye saldiri halinde acik arama gayretlerini gördükce dinime yeterince önem vermedigimi anladim....
    Aslinda size bir nevi tesekkür etmemde lazim...

    Ben önem vermezsem ilerde sizin istediginiz gibi biri olabilir noktasina gelmeyi hic istemem... Icinizdeki , inancsizligin meydana getirdigi huzursuzlugu niye baskalarinada tattirma zorunda hissediyorsunuz kendinizi....?

    Yani simdi Hz.Muhammet okuma biliyormus yada bilmiyormus, bu sizi niye bu kadar ilgilenduiriyor...?

    Din bizim, peygamber bizim, inananlar biziz , siz dinlerede kitaplarada peygamberlerede inanmiyorsunuz , inanmadiginiz seyler hakkinda niye bu kadar kafa patlatiyorsunuz...?

    Derdiniz Kimseye dinsizlik asilamak degil biliyoruz...

  7. #7
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    233
    Rep Gücü
    4736
    ....... Yakin tarih bile Dinsizligi senelerce bayrak edinen , ama bunun ne kadar aptalca oldugunu farkedip inancli biri haline gelen alim,filozof,prof.,düsünür lerle dolu iken üc-bes lise mezunu yada 7 senede üniversiteyi zor bitirmis, okudugu 3.5 dinsizligi A$ILAYAN kitapla kendini devrin alimi zannedenlerin kendini YIRTARCASINA dinsizligi millete asilamak yolunda harap edi$lerini gördükce üzülüyorum...

    Kafama takildi gece gündüz dinsizligi enjekte ediyorsunuz, forumda suana kadar kac müslümani dinsiz edebildiniz...?

    Pardon ya sizin amaciniz o degildi degilmi

  8. #8
    Üyecik bozuk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2010
    Mesaj
    29
    Rep Gücü
    1721
    el-acize katıldığıma karar verdim sildim yazdıklarımı saygılarımı sunuyorum.

  9. #9
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    626
    Rep Gücü
    41960
    Alıntı el-Aciz´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kafama takildi gece gündüz dinsizligi enjekte ediyorsunuz, forumda suana kadar kac müslümani dinsiz edebildiniz...?

    Pardon ya sizin amaciniz o degildi degilmi
    Sn El Aciz

    1) Bu yazdıklarınız kime acaba? Öğrenebilir miyim?

    2) Bir fikriniz varsa konuşun. Yazdıklarınızın konu ile alakasını kuramadım. Konuya katıldığınıza dair mi yoksa aksi yönde mi onu bile anlayamadım.

  10. #10
    Acemi Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2009
    Mesaj
    233
    Rep Gücü
    4736
    Yok böyle konularin bir-iki müdavimi var....

    Bu konuyada baliklama atlayacaklar....Hani onlar bilir kendini tarzindan.....

    Onlar gelmeden ben onlarin olasi yazacaklarinin cevabini vereyim dedim....
    Gerci simdi geleceklerine artik ihtimal vermiyorum...

    Apollonius senin inancin inacsizlik mi, dinin dinsizlikmi..? Üzerine alinma ...
    Peygamberime peygamberimiz diyen birine böyle seyler yazilirmi..?

    Evet konu disi oldu onda haklisin ,actigin konuyu biraz dagittim kusurabakma,hakkini helal et...

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. Peygamberimiz hayatında, hiç ESNEMEMİŞ olabilir mi?
    halukgta Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 08-09-2011, 12:33 AM
  2. Peygamberimiz (sav)'in Dualarından Örnekler
    meridyen2 Tarafından Dualar Hadisler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 03-09-2010, 01:10 PM
  3. Peygamberimiz Hz. İsa (as)
    mopsy Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 20-08-2010, 01:08 AM
  4. Peygamberimiz ve Tıp
    RABİA Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 04-11-2009, 05:13 PM
  5. Peygamberimiz Hz. MUHAMMED (S.A.V)' in Hayati
    Nil@y Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 20-09-2006, 09:09 AM
Yukarı Çık