8. Sayfa, Toplam 14 BirinciBirinci ... 678910 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 71 ile 80 Toplam: 131

Mezhepler

Din ve İnanç Kategorisi islam (Müslümanlık) Forumunda Mezhepler Konusununun içerigi kısaca ->> simqe ´isimli üyeden Alıntı Bundan sonra lütfen konu hakkında bilgilerinizi,kendi yorumlarınızı ortaya koyun,kişisel atışmalarda,sen şusun,o bu..gibi şahsa atıfda bulunmaktan vazgeçin..bu ...

  1. #71
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Alıntı simqe´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bundan sonra lütfen konu hakkında bilgilerinizi,kendi yorumlarınızı ortaya koyun,kişisel atışmalarda,sen şusun,o bu..gibi şahsa atıfda bulunmaktan vazgeçin..bu gibi mesajlar silinecektir bilginize..
    Herkes kendi düşüncesini ortaya koymakda,fikrini savunmakda özgürdür,ama illede kendi düşüncesini bir başkasına kabul ettirmeye çalışmak,benden değilsin diyerek hakaretvari kelimeler kullanmaksa kimsenin hakkı değildir..biraz daha dikkat edelim diyorum,zira bizler sizin sunduğunuz bilgilerden faydalanıyoruz,hiç kuşkunuz olmasın :))


    İşte bu istediğim yaklaşım laf ortaya konulur bir taraf suçlu gibi gösterilmeye çalışılmaz...

    Yine biraz bana dokundurmuş hissettim ama neyse en azından ima boyutunda.. Yanlış anladıysamda şimdiden özür dileyip bu konuyu kapatıp aslolan meseleye dönelim...

  2. #72
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye simqe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Nerden
    Türkiye
    Mesaj
    3.362
    Rep Gücü
    67755
    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    İşte bu istediğim yaklaşım laf ortaya konulur bir taraf suçlu gibi gösterilmeye çalışılmaz...

    Yine biraz bana dokundurmuş hissettim ama neyse en azından ima boyutunda.. Yanlış anladıysamda şimdiden özür dileyip bu konuyu kapatıp aslolan meseleye dönelim...
    Size veya başkasına değil..genel olarak din konusunda mesaj gönderen tüm arkadaşlarımda aynı hatayı görüyorum,malesef bir şeyleri ispatlamaya çalışırken hakaret ettiğimizin farkına varamıyoruz ve sakin olamıyoruz..

  3. #73
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye çerkeş18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    197
    Rep Gücü
    1513
    .

    İbni Teymiye


    Sual: Vehhabilerin [selefilerin] Şeyh-ül-İslam bilip yolundan gittikleri İbni Teymiye kimdir, âlimlerimiz onun hakkında ne demiştir?
    CEVAP
    Hanbeli fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısır’da iki defa hapsedildi. 1263 senesinde Harran’da doğup, 1328 de Şam’da kalede hapiste iken vefat etti.

    İbni Teymiye, Ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklüğünü anlamamış, tasavvufu inkâr etmiş, Ehl-i sünnetten ayrılmıştır. Kitapları, kendilerine Selefiyyeci diyen mezhepsizlere kaynak olmaktadır. Mezhepsizler, onu övmekte, İslam müceddidlerinin piri demektedirler. İbni Teymiye’nin şaki ve dalalette olduğu Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyanda da yazılıdır.

    Camiul-ezherdeki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı, (Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin), (Şevahid-ül-hak), (Cevahir-ül-bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Tâlim-üs-sübyan) kitapları, İbni Teymiye’nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir.

    İbni Battuta, ibni Hacer-i Mekki, imam-ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, izzeddin bin Cema'a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahid-ül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, imam-ı Şarani, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye’ye reddiyeler yazmışlar, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da, (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi, “İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir” buyurdu) diyor. (Türkiye’nin Manzarası)

    Dal ve mudil olduğu, Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır.

    İslam âlimleri buyuruyor ki:
    (Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir.) [İbni Hacer-i Mekki - Fetava-yı hadisiyye]

    (İbni Teymiye öyle bir kimsedir ki, bozuk sözlerine ve çürük vesikalarına, büyük âlimler cevap vermişler ve düşüncelerinin çirkinliğini ortaya koymuşlardır. [Şam, Mısır ve Kudüs’de kadılık yapmış olan şafii fıkıh ve hadis âlimlerinden Muhammed] İzzibni Cemaa, onun için, Allahü teâlânın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur demiştir.) [İbni Hacer-i Mekki - El-cevher-ül-munzam]

    (İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette [sapık] olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri, Şerhi Muhtasarda, bunu uzun yazmaktadır.) [Tahir Muhammed Süleyman - Zahiretül-fıkhil-kübra]

    (Kitab-ül Arş onun en çirkin kitaplarındandır. Ona Şeyh-ül-İslam diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler vardır.) [İmam-ı Sübki] (Nebras haşiyesinde bildiriliyor.)

    (İbni Teymiye’ye uyanın malı ve canı helaldir.) [Miratül-cenan, Nebras haşiyesi]

    İbni Teymiye, Kitab-ül Arş isimli eserinde, “Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır” diyor. Essırat-ul-müstekim kitabında da, ibni Abbas gibi büyük sahabilere kâfir demiştir. (Keşfüzzunun)

    El-ubudiyyet kitabında ise, Allahü teâlânın ismini zikretmenin bid’at ve dalalet olduğunu bildirmekte ve tasavvuf âlimlerine çirkin iftiralar yapmaktadır.

    (Arş kadimdir) diyor. (Akaid-i Adudiyye şerhi)

    (Şam camiinin minberinden inerken “Allah gökten yere, benim indiğim gibi iner” dedi.) [İbni Battuta -Tuhfetünnüzzar tarihi]

    Abduh’un yetiştirdiklerinden olup, onun yolunda giden Abdürrazık paşa bile diyor ki:
    (Vehhabilik, bir bakımdan ibni Teymiye’ye bağlı olduğu gibi, son asrın müceddidi denilen Abduh’daki dinde reform fikirleri de, ibni Teymiye’ye bağlıdır.)

    (Kaza namazı kılmak lazım değildir) derdi. Halbuki dört mezhepte de farzdır.

    Cehennem azabı sonsuz olmadığını söylerdi. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacaklarına dair bir çok âyet-i kerime vardır. (Bekara 81, Ahzab 65, Fussilet 28, Zuhruf 74)

    (Ömer çok yanılmıştır) diyerek, imam-ı Ahmed’in bildirdiği (Allahü teâlâ, doğru sözü, Ömer’in dili üzerine koymuştur. [O hiç yanılmaz]) hadis-i şerifine karşı gelmiştir. Eshab-ı kiramın çoğu, ictihad ile anlaşılacak işlerde yanılmış olsa da, onların yanılmaları, ictihadi mesele idi. İctihadda müctehidin yanıldığı bilinemez. Çünkü ictihad ictihad ile nakzedilmez. Bunun için, müctehid olan o büyükler tenkit edilemez. Dört mezhebin ictihadları farklı olduğu halde, benimki doğru diyerek biri ötekini tenkit etmemiştir.

    Sadreddin-i Konevi, İbni Arabi hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmıştır. “Gazali’nin kitapları uydurma hadis ile dolu” derdi. (Hadika)

    İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır.) [Tabakat-ül-kübra]

    İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi.) [Kam-ul Muarıd]

    Muhammed Ali Bey; Hitat-uş-Şam kitabında diyor ki:
    (İbni Teymiye’nin hedefi, Luther adındaki papazın hedefine benzer. Fakat, Hıristiyanlığın reformcusu muvaffak oldu. İslamınki olamadı.)

    İbni Hacer-i Askalani hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye; “Kabri Nebeviyi ziyaret için sefere çıkmak haramdır. [Hazret-i] Ali iman ettiği zaman çocuk olduğu için Müslümanlığı sahih olmadı. [Hazret-i] Osman malı çok severdi” diyerek eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzattı.) [Ed-Dürer-ül-Kamine]

    İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye, Peygamberlerin masumiyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Halbuki, masumiyet Peygamberlerin sıfatlarındandır.
    Başta Peygamber efendimizin kabri şerifleri olmak üzere eshab-ı kiramın, velilerin, âlimlerin ve salih Müslümanların kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefaate vesile kılmayı da haram saymıştır.) [Fetava-i Hadisiyye]

    Sual: Selefilerin vazgeçilmez üç prensibi varmış, bunlara uymayan Allah’ın gönderdiği din ile amel etmezmiş. Bu hususta açıklama yapar mısınız?
    CEVAP
    İbni Teymiye, Furkan isimli kitabında dini üç kısma ayırmaktadır. Selefilere göre bu üç prensip vazgeçilmez esaslardır. İslamiyet ancak bu üç kaide gereğince, aslına uygun olarak bilinebilirmiş. Yoksa İslam pınarını, etraftan karışmış bulanık sulardan yani mezhep imamlarının ictihadlarından arındırmak mümkün değilmiş. Çünkü fıkıhçılar, kelamcılar ve tasavvuf ehli, dinin aslına ilaveler yapmışlar, bu bakımdan din çok genişletilmiş ve içinden çıkılmaz bir hâl almışmış. Dine yapılan bu ilaveleri çıkarmak gerekirmiş.
    Selefilerin sımsıkı bağlandıkları üç prensip şöyle:
    1- Münezzel din: Kur’an-ı Kerimden ve sahih kabul ettiği hadis-i şeriflerden kendi anladıkları.
    2- Müevvel din: Mezhep imamlarının Kitap ve sünnetten çıkardıkları hükümler.
    3- Mübeddel din: Geçmiş dinlerin hükümleri ve uydurma saydığı hadis-i şerifler.

    İbni Teymiye’ye göre, Münezzel dine uymak bütün müslümanlara farzdır. Çünkü Allahü teâlâ bir müctehidin Kitap ve Sünnetten neyi anladığını bir başka mükellefe sormaz. Hatta onu mükellef de tutmaz. Herkesi Kitap ve Sünneti anladığı ölçüde sorumlu tutar. Bu bakımdan herkes, Münezzel din ile amel etmelidir.

    Müevvel dine, tevil edilmiş olana, ictihaddan aciz olan mukallitlere caizdir. Ama müctehid olanlara bu caiz değildir.

    İbni Teymiye’nin selefiye yolunu savunan bütün mezhepsizler, kendilerini birer müctehid zannettikleri için, mezhep hükümleri onlar için muteber değildir, Kitap ve Sünnetten anladıklarına tâbi olurlar. Kendilerine selefiyiz diyen bugünkü mezhepsizler, kraldan çok kralcı olup, İbni Teymiye mukallit halk için müevvel din ile [mezhep imamlarının hükümleriyle] amel etmeyi caiz görürken, onlar cahillerin de, mezhep hükümleriyle amel etmesini caiz görmezler, herkesi Kitap ve Sünnete el atmaya iterler.

    İbni Teymiye’nin Mübeddel din diyerek eski dinleri bir kalemde silip atması caiz olmaz. Çünkü geçmiş dinlerin iman yani inanılacak hususları (yani amentüdeki esaslar, insanlar tarafından bozulmadan önce) bütün dinlerde aynı idi. İslamiyet bozulan bu hususların doğrusunu bildirmiş, amele ait hükümlerin de, hepsini değil bazılarını nesh etmiştir.

    Uydurma hadislerle amel edilen bir din yoktur. Uydurma hadis meselesi de ayrı bir konudur. Bir müctehidin usulüne göre, uydurma sayılan bir hadis, başka bir müctehidlerin usulüne göre sahih olabilir. İbni Teymiye, aklının almadığı hadis-i şeriflere hemen uydurma damgasını basmıştır. Fıkıh, kelam ve tasavvufun ortaya koyduğu hükümleri, usulleri, uydurma hadislerden çıkarıldığı havasını uyandırmak istemiştir. Onun bu mugalatasına İslam âlimleri gerekli cevaplar vermiştir.

    Mezhepsizler, imamları olan İbni Teymiye’nin görüşlerine uyar ve onun usulüne uyup Kitap ve Sünnetten ahkam çıkarmaya çalışırlar. Bunu da gayet normal sayarlar ve buna münezzel din derler.

    Biz de mezhep imamımız olan imam-ı a'zam hazretlerinin hükümleriyle amel edince, onun usullerine uyunca, Allah’ın gönderdiği din ile değil, mezhep imamlarının çıkardığı din ile amel ettiğimizi söylerler.

    İbni Teymiye’ye uyup Kitap ve Sünnete el ve dil uzatan mezhepsizler, bizim de imam-ı a'zama uymamıza ne hakla karşı çıkarlar ki?

    En kötü insan kimdir?
    Sual: İbadet etmemek, günah işlemek kibirden midir? İbni Teymiye’nin bir mezhebe bağlanmaması da mı kibirdendir?
    CEVAP
    İki âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Allahü teâlâ, ibadet etmekten çekinip kibirlenenleri [cezalandırmak için] kıyamette toplar.) [Nisa 172]

    (Dünyada kibirlenip, günah işlediniz. Bugün şiddetli azap göreceksiniz.) [Ahkaf 20]

    Cahiliyet döneminde Araplar kibirlerinden ayakkabılarının bağı kopsa eğilip bağlamazlardı. Asr-ı saadette iman edenler, eğilip toprağa secde ettiler; ama müşrikler yine kibirlerine devam ettiler. Kâfir kalmalarına kibirleri sebep oldu.

    İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
    İbni Teymiye, kibirliydi, kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdetiydi. (Kamul-muarıd)

    İşte bu kibri yüzünden bir mezhebe bağlanmayıp, mezhepsiz olmuştu. İmam-ı Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Züfer gibi büyük âlimler, müctehid oldukları halde, İmam-ı a’zama bağlanıp Hanefi mezhebinin mensubu oldular. Hiç kimse onları tenkit etmedi. Hâlbuki İbni Teymiye, tenkid yağmuruna tutuldu, hatta küfre girdiği bile bildirildi.

    Dalalet fırkalarının hepsi de, kibirleri yüzünden çeşitli fırkalara bölünmüştür. Her fırka kendilerinin doğru olduğunu, diğer fırkaların sapık olduğunu ilan etmişlerdir. Hâlbuki tevazu, hakkı çocuk söylese bile kabul etmektir. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Kötü sıfatların en aşağısı, kibir sıfatıdır) buyuruyor. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
    (Kibir, hakka razı olmamak, hakkı kabul etmemek ve insanları küçük görmektir.) [Müslim]

    (En kötü kimse, katı kalbli ve kibirli olandır.) [İ. Ahmed]

    (Kibirden sakın! Kibir şeytanı, hazret-i Âdem’e doğru secdeden alıkoydu.) [İ. Asakir]

    (Büyüklenip, kibirli yürüyen kimse, ölünce Allah’ı gazaplı bulur.) [Buhari]

    (Cehennemlikler katı kalbli, cimri ve kibirli kimselerdir.) [Buhari]

    (Kibrinden dolayı ağzını eğip bükerek konuşan ateştedir.) [Taberani]

    (Tevazu edip, fakirlerle beraber ol ki, Allah indinde kıymetin artıp kibirden de kurtulasın.) [Ebu Nuaym]

    (Eski elbiseli fakir de, kibirli olabilir.) [İ. Ahmed]

    (Allahü teala, [özellikle] kibirli fakire buğzeder.) [Taberani]

    (Lâ ilâhe illallah kelimesini şeksiz, kibirsiz ve zulüm yapmadan söyleyeni Allahü teala Cehennem ateşinden korur.) [Hâkim]

    (Güzelliğin âfeti kibirlenmektir.) [Harâitî] (Her güzelliği kibir yok eder.)

  4. #74
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Keşke bu ihtilaflarının zararı sadece onlarla sınırlı kalsaydı da Ümmet-i dâvetten hiç kimseye bulaşmasaydı. O zaman zorluklar az da olsa kolaylaşırdı. Ancak bu ihtilaf -maalesef- birçok ülkede kâfirlere de ulaşmıştır. Bu ihtilaf, onların grup grup Allah'ın dinine girmelerine engel olmuştur. Üstad Muhammed Gazali'nin “Zalâmün mine‟l-ğarb”(s. 200) adlı kitabında şöyle bir olay geçer:KAYNAK


    “Amerika'da Brinston Üniversitesi‟nde yapılan konferansta konuşmacılardan biri, İslâmî meselelerle meşgul olanlarla müsteşrikler arasında çokça yaygın olan u soruyu tartışmaya açtı: “Müslümanlar dâvet ettikleri İslâm‟ı hangi ilkelerle tanımlıyorlar ve dünyaya açılıyorlar?

    İslâm‟ı, Sünnîlerin anladığı Şekilde mi yoksa İmamiye ve Zeydiye'den oluşan ġia‟nın anladığı şekilde mi tanıtacaklar?” Sonra bunların herbiri de kendi aralarında ihtilaf etmişlerdir. Bazen bunlardan bir grup bir mesele hakkında reformcu ve açık düşünürken, başka bir grup tutucu ve katı bir çerçevede düşünebilmektedirler.

    Özetle, İslâm‟a dâvet edenler, dâvet ettikleri insanları şaşkın bir hâlde bırakmaktalar. Çünkü bizzat kendileri de şaşırmış durumdalar.

    Allâme Muhammed Sultan el-Masumî'nin “Hediyyetü's-sultan ilâ bilâd-i müslimî el-yabân” risalesinin mukaddimesinde de şöyle bir olay geçmektedir: “Japonya'nın Tokyo ve Osaka kentlerinde yaşayan müslümanlardan bana şöyle bir soru geldi: Özetle diyorlardı ki:


    Kırmızı lar KAYNAK tır..


    “İslâm dininin gerçeği (özü) nedir? Mezhep ne mânaya geliyor? İslâmla şeref bulan birinin dört mezhepten birini takip etme mecburiyeti var mıdır? Yani Malikî, Hanefî, Şafiî veya başkaları yoksa yok mudur?

    Çünkü burada büyük ve vahim bir ihtilaf meydana geldi. Olayın meydana gelişi şöyle oldu: Japonya‟nın aydınlarından bir grup İslâm dinine girmek ve imanla şereflenmek üzere Tokyo'da bulunan müslümanların bir teşkilatına bunu teklif ettiklerinde;

    Hindistan'lı bir grup şöyle dedi: Bunların Ebû Hanife'nin mezhebini seçmeleri gerekir. Çünkü o ümmetin kandilidir. Endonezyalı bir grupta şöyle dedi: Hayır Şafiî olmaları gerekir. Japonlar bunu duyunca çok şaşırdılar. Bu mezhep ihtilafı onların müslüman olmalarına engel oldu.

    GAZALİ HAKKINDA DİP NOT:

    Şimdi ben de diyorum ki (Elbani): Gazali'nin son dönemlerindeki çoğu kitabı, mesela "Fıkıhçılar ile Hadisçiler Arasında Sünnet" kitabı bizzat kendisininde "kendileri şaşkın duruma düşen" davetçilerden olduğunu göstermektedir. Daha önceleri de gerek bazı meseleler etrafında söylediği ve münakaşa ettiğimiz konuşmalarında gerekse telif ettiği kitaplarda bu şaşkınlığı seziyorduk. Sünnetten ayrılıp hadisleri tashih veya tad'if etmekte aklının hakemliğine başvurduğunu görmüştük. Bu konularda hadis ilimleri ve bu ilimde mütehassıs olan alimlere pek müracaat da etmezdi. Bilakis hoşuna giden hadislere zayıf da olsa sahih, hoşuna gitmeyene sahih ve müttefekun aleyh de olsa zayıf diyordu. Nitekim bunu kendisinin Fıkhu's-Sire kitabının tahricini yaptığım esnada yazmış olduğum mukaddimeye verdiği reddiyede açık bir şekilde görebilirsin. Tahric işini Ezherli bazı kardeşlerimizin vasıtasıyla onun isteği doğrultusunda yapmaya başladım. Bunu istemesinin sebebi sünnete ve sirete verdiği önemden ona, ondan olmayan şeylerin girmemesine gösterdiği titizlikten kaynaklanıyor zannediyordum. İşaret edilen reddiyede (adı: Bu kitabın hadislerine dair) yaptığım tahricden memnun olduğunu söylemesine rağmen, kendisinin neden zayıf hadisleri kabul ettiğini ayrıca neden sahih hadisleri reddettiğini beyan eden metodu hakkında izahatta bulunmuştu. Bunda sadece metne bakmayı esas alıyordu. Ancak kendisi bunu yapmakla ilmi tahriclerin kendisine göre bir kıymetinin olmadığını ifade etmekteydi. Çünkü hadis her halukarda mantıki tenkide açıktır. Ancak mantıki tenkid kişiden kişiye değişiklik arzeder. Şuna göre kabul gören, buna göre kabul görmeyebilir. Bunun aksi de sözkonusudur. Böylece din heva ve hevesten ibaret olur, şahsi bakış açısı dışında kaide ve kuralı olmaz. Halbuki bu bütün İslam alimlerinin ittifak ettikleri; "isnad (sened) dindendir. İsnad olmasaydı dileyen dilediğini söylerdi" kaidesine muhalif bir tutumdur. Gazali'nin de Siret'inin hadislerinin çoğunda yaptığı budur. Kitabında bulunan hadislerin büyük bir kısmı -yaptığım tahriçlerde açıkça görüldüğü üzere- mu'dal, mürsel, müsned olanları ise zayıf iken bu zikredilen başlığın altında kendini beğenmiş bir edayla şöyle diyor: "Dosdoğru metottan ayrılmamaya çaba gösterdim. Ayrıca saygın kaynaklara dayanmaya özen gösterdim. Bu alanda iyi bir derece yakaladığıma inanıyorum. Basiretli alimlerin nefsinin mutmain olduğu haberleri topladım zannediyorum." Dediği bu! Fakat ona sorulsa: Bu içtihadında (çabalarında) takip ettiğin kaide nedir? Bu kaide Nebevi Siret'te sahih rivayetin tespit edilebileceği tek yol olan Hadis Usulü ilmi mi? Vereceği tek cevap "Şahsi bakış açısı"na dayanmak olacaktır. Bunun meydana getireceği fesada biraz önce işaret etmiştik. Delili de senedi sahih olmayan hadise sahih, senedi sahih olana -hatta Buhari, Müslim'in sahih dediğine- zayıf demesidir. Nitekim işaret ettiğim ve kitabın dördüncü baskısıyla basılan mukaddimede bunları izah ettim. Ancak daha sonraki Şam-Daru'l-Kalem baskısı ve başka baskılarda -maalesef- bunu kaldırmıştır. Onun bu yaptığı bazı kimselerin, bu isteğinin altında yatan kitabının, sünnete hizmet eden, onu koruyup şahsi bakış açılarıyla değil de, ilmi kaideler ışığında sahihi zayıfından temyiz eden alimlerin çabalarını takdir eden okuyucular arasında revac bulmasını sağlamak olduğunu zannetmelerine yol açmıştır. Nitekim Gazali bu kitabında ve son kitabı "Fıkıhçılar ve Hadisçiler Arasında Sünnet" kitabında böyle yapmıştır. İnsanlar açıkça anlamışlardır ki o metod olarak mutezile metoduna uymuştur. Ayrıca ona göre hadis alimlerinin hadislerin tashih ve taz'ifinde yıllar boyu harcadıkları çabaların hiçbir değeri yoktur. Buna ek olarak fıkıh imamlarının usul kaidelerini belirlerken ve bunlara fer'i konuları bina ederken yapmış olduklarının da bir değeri yoktur. Çünkü o, hiçbir kaide ve usule bağlı kalmadan istediğini almakta, istediğini de bırakmaktadır. Birçok faziletli alim -Allah onlardan razı olsun- ona reddiyeler verdiler, onun şaşkınlığı ve sapmalarını ayrıntılı bir şekilde izah ettiler. Bu alanda elime geçen en güzel reddiye, Dr. Rabi b. Hadi el-Medhali'nin Afganistan'da yayınlanan el-Mücahid, s. 9-11'de verdiği reddiye ile Salih b. Abdilaziz b. Muhammed Ale'ş-Şeyh'in "el-Mi'yar li-ilmi'l-Gazali (Gazali'nin ilminin ölçüsü)" adlı risalesidir.

    Önemli NOT:

    Kırmızı yazılar kaynaktır...

    Kaynak diye belirtiyoruz da renklendirmek lazım, merak edilmesin ve bir daha sorulmasın silecekseniz silin diye belirtiyorum... İlla bir internet sitesimi kaynak olarak kabul ediliyor.. Ben kitaplardan faydalanıyorum kitap isimlerini de belirtiyorum.. Kaynak geçerliliği yok illa biz bir tıklama ile karşımıza gelsin istiyoruz diyosanız, yok bizzat kitaplarından alınmıştır.. zaten bir siteden faydalanırsam kaynak olarak linkini eklerim....


    Konu Ammar tarafından (23-12-2009 Saat 02:35 PM ) değiştirilmiştir.

  5. #75
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Daha 10 dakika olmamış bu ne şimdi... Size soruyorum sayın yöneticiler.... Nedir bu ..? Mesaja bak daha 10 dakka olmamış gelen mesaja bak...

    Hayır bilgi istiyorsan gel senin yaptığın metod ile değil ( Şeyhciklerinin Fetvası ile değil bizzat kendi ağzından ve kitaplarından oku bak link de verdik yukarda..) Aklım ile okuyup bakıp anlayıp uymuyor ise takmam kafama kaldırır kitabını yakar atarım ( Tıpkı Risalei Nur a benim yaptığım gibi) olur biter...

    "Burada; ister ehli kitaptan olsun, ister arap müşriklerinden olsun, cahiliye ehlinin işlediği ve Rasululah (s.a.v.)'ın karşı çıktığı bazı meseleler ele alınacaktır. Bunların mutlaka her müslüman tarafından bilinmesi gerekmektedir. Bu konuda en önemli ve en tehlikeli olanı, Rasulullah (s.a.v.)'ın getirdiği şeye kalben iman etmemektir. Bir de buna, cahiliye toplumunun yapageldiği şeyleri iyi ve güzel bulmayı da eklersek, işte bu durumda akideyle ilgili ciddi tehlikeler söz konusu demektir.

    Yine Rasulullah (s.a.v.) şunu da haber vermiştir ki;

    "Kim cahiliye toplumunun yaptıklarını iyi görüp, bu tür fiilleri güzel karşılarsa, Allah ona Cenneti haram edecek, onun varacağı yer Cehennem ateşi olacaktır."

    İşte müslüman ile kafirin arasını ayıran asıl mesele budur. Bu sebeplerden dolayı aralarında düşmanlık meydana gelmiştir ve cihad da zaten bunun için meşru kılınmıştır.

    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın." (Enfal: 8/39)

    "Batıla inanıp Allah'ı inkar edenler (var ya), işte ziyana uğrayacaklar onlardır." (Ankebut: 29/52)

    Cahiliye toplumu; salih kimseler hakkında aşırıya giderek dua ve ibadetlerinde onları Allah'a ortak koşar; Rasullerin ve salih kişilerin kabirlerini, onların yaşadıkları yerleri mescid ve türbe haline getirir, kabir ve türbeleri üzerine kandiller yakar, onlar için kurban keser, onların hürmetine yağmur isteyip onlardan medet beklerler ve bu türbeleri bayram günlerinde ziyaret edip birer bayram yeri haline getirirler ve bu şekilde onların kendileri için şefaatçi olacaklarını zannederler.

    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine zarar da fayda da veremeyecek şeylere tapıyorlar ve: "Bunlar, Allah katında şefaatçilerimizdir." diyorlar." (Yunus: 10/18)

    "Allah'ı bırakıp O'ndan başka dostlar edinenler: "Onlara, sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz." derler." (Zümer: 39/3)

    "Ey kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında gerçek olmayan şeyler söylemeyin." (Nisa: 4/171)

    Dinleri ve dünyaları konusunda ayrılığa düşüp parçalanmış durumdadırlar. Her grup kendilerinin doğru olduğuna inandığından dolayı gruplara ayrılmış olmaları onları rahatsız etmez.

    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "Dinlerini parçalayıp fırka fırka olan, her fırkanın da kendilerinde olanla böbürlendiği müşriklerden olmayın." (Rum: 30/32)

    "Her grup, kendilerinde bulunan ile sevinip böbürlenmektedir." (Mü'minun: 23/53)

    Mü'minlerin dinleri konusunda birlik ve beraberlik içinde olmaları istenmiştir.

    Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

    "Allah Nuh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. (Ey Muhammed!) Sana vahyettik, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın, onda ayrılığa düşmeyin." (Şura: 42/13)

    "Dinlerini parça parça edip, gruplara ayrılanlarla senin hiçbir ilişkin yoktur." (En'am: 6/159)

    "Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp, ayrılığa düşenler gibi olmayın." (Al-i imran: 3/105)

    "Hep birlikte Allah'ın ipine (İslam'a) sımsıkı yapışın, parçalanmayın." (Al-i İmran: 3/103)

    Bunlardan her bir fırka kendilerinin kurtulan fırka; yani fırka-ı naciye olduğunu ileri sürer.

    Allah (c.c), kendilerinin doğru yolda olduğunu iddia eden fırkaları şu ayetiyle yalanlıyor:

    "Eğer sahiden doğru söylüyorsanız delilinizi getirin." (Bakara: 2/111)

    Daha sonra Allah (c.c), doğruyu şu ifadeyle açıklıyor:

    "Bilakis, kim, muhsin olarak yüzünü Allah'a döndürürse (Allah'a hakkıyla ibadet ederse), onun ecri Rabbi katındadır." (Bakara: 2/112) "


    bunlar mı TEHLİKELİ FİKİRLER....?



    Alıntı çerkeş18´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    .

    İbni Teymiye


    Sual: Vehhabilerin [selefilerin] Şeyh-ül-İslam bilip yolundan gittikleri İbni Teymiye kimdir, âlimlerimiz onun hakkında ne demiştir?
    CEVAP
    Hanbeli fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısır�da iki defa hapsedildi. 1263 senesinde Harran�da doğup, 1328 de Şam�da kalede hapiste iken vefat etti.

    İbni Teymiye, Ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklüğünü anlamamış, tasavvufu inkâr etmiş, Ehl-i sünnetten ayrılmıştır. Kitapları, kendilerine Selefiyyeci diyen mezhepsizlere kaynak olmaktadır. Mezhepsizler, onu övmekte, İslam müceddidlerinin piri demektedirler. İbni Teymiye�nin şaki ve dalalette olduğu Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyanda da yazılıdır.

    Camiul-ezherdeki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı, (Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin), (Şevahid-ül-hak), (Cevahir-ül-bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Tâlim-üs-sübyan) kitapları, İbni Teymiye�nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir.

    İbni Battuta, ibni Hacer-i Mekki, imam-ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, izzeddin bin Cema'a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahid-ül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, imam-ı Şarani, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye�ye reddiyeler yazmışlar, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da, (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi, �İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir� buyurdu) diyor. (Türkiye�nin Manzarası)

    Dal ve mudil olduğu, Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır.

    İslam âlimleri buyuruyor ki:
    (Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir.) [İbni Hacer-i Mekki - Fetava-yı hadisiyye]

    (İbni Teymiye öyle bir kimsedir ki, bozuk sözlerine ve çürük vesikalarına, büyük âlimler cevap vermişler ve düşüncelerinin çirkinliğini ortaya koymuşlardır. [Şam, Mısır ve Kudüs�de kadılık yapmış olan şafii fıkıh ve hadis âlimlerinden Muhammed] İzzibni Cemaa, onun için, Allahü teâlânın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur demiştir.) [İbni Hacer-i Mekki - El-cevher-ül-munzam]

    (İbni Teymiye�nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid�at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette [sapık] olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri, Şerhi Muhtasarda, bunu uzun yazmaktadır.) [Tahir Muhammed Süleyman - Zahiretül-fıkhil-kübra]

    (Kitab-ül Arş onun en çirkin kitaplarındandır. Ona Şeyh-ül-İslam diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler vardır.) [İmam-ı Sübki] (Nebras haşiyesinde bildiriliyor.)

    (İbni Teymiye�ye uyanın malı ve canı helaldir.) [Miratül-cenan, Nebras haşiyesi]

    İbni Teymiye, Kitab-ül Arş isimli eserinde, �Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır� diyor. Essırat-ul-müstekim kitabında da, ibni Abbas gibi büyük sahabilere kâfir demiştir. (Keşfüzzunun)

    El-ubudiyyet kitabında ise, Allahü teâlânın ismini zikretmenin bid�at ve dalalet olduğunu bildirmekte ve tasavvuf âlimlerine çirkin iftiralar yapmaktadır.

    (Arş kadimdir) diyor. (Akaid-i Adudiyye şerhi)

    (Şam camiinin minberinden inerken �Allah gökten yere, benim indiğim gibi iner� dedi.) [İbni Battuta -Tuhfetünnüzzar tarihi]

    Abduh�un yetiştirdiklerinden olup, onun yolunda giden Abdürrazık paşa bile diyor ki:
    (Vehhabilik, bir bakımdan ibni Teymiye�ye bağlı olduğu gibi, son asrın müceddidi denilen Abduh�daki dinde reform fikirleri de, ibni Teymiye�ye bağlıdır.)

    (Kaza namazı kılmak lazım değildir) derdi. Halbuki dört mezhepte de farzdır.

    Cehennem azabı sonsuz olmadığını söylerdi. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacaklarına dair bir çok âyet-i kerime vardır. (Bekara 81, Ahzab 65, Fussilet 28, Zuhruf 74)

    (Ömer çok yanılmıştır) diyerek, imam-ı Ahmed�in bildirdiği (Allahü teâlâ, doğru sözü, Ömer�in dili üzerine koymuştur. [O hiç yanılmaz]) hadis-i şerifine karşı gelmiştir. Eshab-ı kiramın çoğu, ictihad ile anlaşılacak işlerde yanılmış olsa da, onların yanılmaları, ictihadi mesele idi. İctihadda müctehidin yanıldığı bilinemez. Çünkü ictihad ictihad ile nakzedilmez. Bunun için, müctehid olan o büyükler tenkit edilemez. Dört mezhebin ictihadları farklı olduğu halde, benimki doğru diyerek biri ötekini tenkit etmemiştir.

    Sadreddin-i Konevi, İbni Arabi hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmıştır. �Gazali�nin kitapları uydurma hadis ile dolu� derdi. (Hadika)

    İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır.) [Tabakat-ül-kübra]

    İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi.) [Kam-ul Muarıd]

    Muhammed Ali Bey; Hitat-uş-Şam kitabında diyor ki:
    (İbni Teymiye�nin hedefi, Luther adındaki papazın hedefine benzer. Fakat, Hıristiyanlığın reformcusu muvaffak oldu. İslamınki olamadı.)

    İbni Hacer-i Askalani hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye; �Kabri Nebeviyi ziyaret için sefere çıkmak haramdır. [Hazret-i] Ali iman ettiği zaman çocuk olduğu için Müslümanlığı sahih olmadı. [Hazret-i] Osman malı çok severdi� diyerek eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzattı.) [Ed-Dürer-ül-Kamine]

    İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:
    (İbni Teymiye, Peygamberlerin masumiyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Halbuki, masumiyet Peygamberlerin sıfatlarındandır.
    Başta Peygamber efendimizin kabri şerifleri olmak üzere eshab-ı kiramın, velilerin, âlimlerin ve salih Müslümanların kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefaate vesile kılmayı da haram saymıştır.) [Fetava-i Hadisiyye]

    Sual: Selefilerin vazgeçilmez üç prensibi varmış, bunlara uymayan Allah�ın gönderdiği din ile amel etmezmiş. Bu hususta açıklama yapar mısınız?
    CEVAP
    İbni Teymiye, Furkan isimli kitabında dini üç kısma ayırmaktadır. Selefilere göre bu üç prensip vazgeçilmez esaslardır. İslamiyet ancak bu üç kaide gereğince, aslına uygun olarak bilinebilirmiş. Yoksa İslam pınarını, etraftan karışmış bulanık sulardan yani mezhep imamlarının ictihadlarından arındırmak mümkün değilmiş. Çünkü fıkıhçılar, kelamcılar ve tasavvuf ehli, dinin aslına ilaveler yapmışlar, bu bakımdan din çok genişletilmiş ve içinden çıkılmaz bir hâl almışmış. Dine yapılan bu ilaveleri çıkarmak gerekirmiş.
    Selefilerin sımsıkı bağlandıkları üç prensip şöyle:
    1- Münezzel din: Kur�an-ı Kerimden ve sahih kabul ettiği hadis-i şeriflerden kendi anladıkları.
    2- Müevvel din: Mezhep imamlarının Kitap ve sünnetten çıkardıkları hükümler.
    3- Mübeddel din: Geçmiş dinlerin hükümleri ve uydurma saydığı hadis-i şerifler.

    İbni Teymiye�ye göre, Münezzel dine uymak bütün müslümanlara farzdır. Çünkü Allahü teâlâ bir müctehidin Kitap ve Sünnetten neyi anladığını bir başka mükellefe sormaz. Hatta onu mükellef de tutmaz. Herkesi Kitap ve Sünneti anladığı ölçüde sorumlu tutar. Bu bakımdan herkes, Münezzel din ile amel etmelidir.

    Müevvel dine, tevil edilmiş olana, ictihaddan aciz olan mukallitlere caizdir. Ama müctehid olanlara bu caiz değildir.

    İbni Teymiye�nin selefiye yolunu savunan bütün mezhepsizler, kendilerini birer müctehid zannettikleri için, mezhep hükümleri onlar için muteber değildir, Kitap ve Sünnetten anladıklarına tâbi olurlar. Kendilerine selefiyiz diyen bugünkü mezhepsizler, kraldan çok kralcı olup, İbni Teymiye mukallit halk için müevvel din ile [mezhep imamlarının hükümleriyle] amel etmeyi caiz görürken, onlar cahillerin de, mezhep hükümleriyle amel etmesini caiz görmezler, herkesi Kitap ve Sünnete el atmaya iterler.

    İbni Teymiye�nin Mübeddel din diyerek eski dinleri bir kalemde silip atması caiz olmaz. Çünkü geçmiş dinlerin iman yani inanılacak hususları (yani amentüdeki esaslar, insanlar tarafından bozulmadan önce) bütün dinlerde aynı idi. İslamiyet bozulan bu hususların doğrusunu bildirmiş, amele ait hükümlerin de, hepsini değil bazılarını nesh etmiştir.

    Uydurma hadislerle amel edilen bir din yoktur. Uydurma hadis meselesi de ayrı bir konudur. Bir müctehidin usulüne göre, uydurma sayılan bir hadis, başka bir müctehidlerin usulüne göre sahih olabilir. İbni Teymiye, aklının almadığı hadis-i şeriflere hemen uydurma damgasını basmıştır. Fıkıh, kelam ve tasavvufun ortaya koyduğu hükümleri, usulleri, uydurma hadislerden çıkarıldığı havasını uyandırmak istemiştir. Onun bu mugalatasına İslam âlimleri gerekli cevaplar vermiştir.

    Mezhepsizler, imamları olan İbni Teymiye�nin görüşlerine uyar ve onun usulüne uyup Kitap ve Sünnetten ahkam çıkarmaya çalışırlar. Bunu da gayet normal sayarlar ve buna münezzel din derler.

    Biz de mezhep imamımız olan imam-ı a'zam hazretlerinin hükümleriyle amel edince, onun usullerine uyunca, Allah�ın gönderdiği din ile değil, mezhep imamlarının çıkardığı din ile amel ettiğimizi söylerler.

    İbni Teymiye�ye uyup Kitap ve Sünnete el ve dil uzatan mezhepsizler, bizim de imam-ı a'zama uymamıza ne hakla karşı çıkarlar ki?

    En kötü insan kimdir?
    Sual: İbadet etmemek, günah işlemek kibirden midir? İbni Teymiye�nin bir mezhebe bağlanmaması da mı kibirdendir?
    CEVAP
    İki âyet-i kerime meali şöyledir:
    (Allahü teâlâ, ibadet etmekten çekinip kibirlenenleri [cezalandırmak için] kıyamette toplar.) [Nisa 172]

    (Dünyada kibirlenip, günah işlediniz. Bugün şiddetli azap göreceksiniz.) [Ahkaf 20]

    Cahiliyet döneminde Araplar kibirlerinden ayakkabılarının bağı kopsa eğilip bağlamazlardı. Asr-ı saadette iman edenler, eğilip toprağa secde ettiler; ama müşrikler yine kibirlerine devam ettiler. Kâfir kalmalarına kibirleri sebep oldu.

    İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:
    İbni Teymiye, kibirliydi, kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdetiydi. (Kamul-muarıd)

    İşte bu kibri yüzünden bir mezhebe bağlanmayıp, mezhepsiz olmuştu. İmam-ı Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed, İmam-ı Züfer gibi büyük âlimler, müctehid oldukları halde, İmam-ı a�zama bağlanıp Hanefi mezhebinin mensubu oldular. Hiç kimse onları tenkit etmedi. Hâlbuki İbni Teymiye, tenkid yağmuruna tutuldu, hatta küfre girdiği bile bildirildi.

    Dalalet fırkalarının hepsi de, kibirleri yüzünden çeşitli fırkalara bölünmüştür. Her fırka kendilerinin doğru olduğunu, diğer fırkaların sapık olduğunu ilan etmişlerdir. Hâlbuki tevazu, hakkı çocuk söylese bile kabul etmektir. İmam-ı Rabbani hazretleri, (Kötü sıfatların en aşağısı, kibir sıfatıdır) buyuruyor. Hadis-i şeriflerde de buyuruluyor ki:
    (Kibir, hakka razı olmamak, hakkı kabul etmemek ve insanları küçük görmektir.) [Müslim]

    (En kötü kimse, katı kalbli ve kibirli olandır.) [İ. Ahmed]

    (Kibirden sakın! Kibir şeytanı, hazret-i Âdem�e doğru secdeden alıkoydu.) [İ. Asakir]

    (Büyüklenip, kibirli yürüyen kimse, ölünce Allah�ı gazaplı bulur.) [Buhari]

    (Cehennemlikler katı kalbli, cimri ve kibirli kimselerdir.) [Buhari]

    (Kibrinden dolayı ağzını eğip bükerek konuşan ateştedir.) [Taberani]

    (Tevazu edip, fakirlerle beraber ol ki, Allah indinde kıymetin artıp kibirden de kurtulasın.) [Ebu Nuaym]

    (Eski elbiseli fakir de, kibirli olabilir.) [İ. Ahmed]

    (Allahü teala, [özellikle] kibirli fakire buğzeder.) [Taberani]

    (Lâ ilâhe illallah kelimesini şeksiz, kibirsiz ve zulüm yapmadan söyleyeni Allahü teala Cehennem ateşinden korur.) [Hâkim]

    (Güzelliğin âfeti kibirlenmektir.) [Harâitî] (Her güzelliği kibir yok eder.)
    Konu Ammar tarafından (23-12-2009 Saat 02:37 PM ) değiştirilmiştir.

  6. #76
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye çerkeş18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    197
    Rep Gücü
    1513
    [ALINTI][İbni Teymiye, Kitab-ül Arş isimli eserinde, �Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır� diyor. Essırat-ul-müstekim kitabında da, ibni Abbas gibi büyük sahabilere kâfir demiştir. (Keşfüzzunun)

    /ALINTI]

    belge sunuyorum belgeyle konuş

  7. #77
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Konuşalım ama bu konuşmanın sonunda delilleri ile sana ALLAH C.C' un ARŞ üstüne İstiva Ettiğini ispatlarsam.. Şu kadar insanın gözleri önünde özür dileyecekmisin....

    SAMİMİ İSEN READY GO...:)

  8. #78
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye çerkeş18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    197
    Rep Gücü
    1513
    İbn Kayyim El-Cevzi (1292-1350)



    Bediüzzaman Said Nursi tarafından, şiddetli münekkit-muhakkik olarak tarif edilen, İslam ilimlerinin bir çok dalında eser veren ve Hanbeli mezhebinin meşhur alimlerinden olan İbn Kayyim, 1292 yılında Dımaşk'ta doğdu. İbn Kayyim lakabıyla meşhur oldu. Dımaşk'taki Cevziyye medresesinin kayyimi (medrese ve cami hizmetini gören kimseler için kullanılan isim) olan babası Ebu Bekir'in bu özelliğinden dolayı, kendisi "İbn Kayyim" olarak tanındı. Künyesi, Ebu Abdullah Şemseddin Muhammed bin Ebu Bekir bin Eyyüb ez-Zürai ed-Dımaşki el-Hanbeli şeklindedir.

    İlk derslerini babasından aldı. Arap dili ve edebiyatı alanında Mecdüddin Ebu Bekir bin Muhammed et-Tunisi ve Muhammed bin Ebü'l-Feth el-Balebekki'den kelam ve usul alanında, Şafii usul alimi Safiyüddin el-Hindi'den fıkıh alanında, Mecdüddin İsmail bin Muhammed el-Harrani ve Takıyüddin İbn Teymiyye'den çeşitli İslami ilimler alanında ders aldı.

    İbn Kayyim, 1336 yılından itibaren imamlık ve hatiplik yaptı. İbn Teymiyye'nin vefatından sonra Sadriyye Medresesinde ders vermeye başladı. Bu hocalık vazifesini vefatına kadar sürdürdü ve çok sayıda talebe yetiştirdi. Yetiştirdiği talebeleri kendisinden sonra söz konusu medresede ders verdiler.

    Memluk idaresinin, hocası İbn Teymiyye'ye uyguladıkları baskıdan İbn Kayyim de nasibini aldı. Hazreti İbrahim'in kabrinin ziyareti için yapılan yolculuğa karşı çıkması, hapse atılmasına sebep oldu. Bunun dışında hocası ile beraber Dımaşk Kalesinde hapsedildi ve İbn Teymiyye'nin vefatından sonra serbest bırakıldı. Bir çok kişiden ders aldığı halde en fazla etkilendiği kişi olan İbn Teymiyye'den hiç ayrılmadı. Bu sebepledir ki, çoğu zaman isimleri beraber anıldı.

    Kitaba olan merakından dolayı çok sayıda eser toplayarak zengin bir kütüphane vücuda getirdiği rivayet edilmektedir. Hac farizası için birkaç kez Mekke'ye seyahat etti. Bunun dışında Kahire, Kudüs ve Nablus gibi şehirleri de ziyaret etti. 1350 yılında memleketi Dımaşk'ta Hakk'ın rahmetine kavuştu. Cenazesi Babüssagir Mezarlığına, annesinin yanına defnedildi.

    İbn Kayyim, genel olarak usulde Hanbeli mezhebi çerçevesinde hareket etti. İbn Teymiyye ile birlikte Selefiyye ekolünün ileri gelenlerinden biri olarak kabul edilir. Hocasının fikirlerini en fazla yayanlardandır. Çalışmalarında adalet ve toplum yararı için dini ve sosyal ıslah projeleri üzerinde fikirlerini beyan etti. Şeriatın ruhunu anlayarak, toplumsal olayları bu çerçevede değerlendirmeye çalıştı. Taklidin sebep olduğu fikri durgunlukla mücadele etti.

    İbn Kayyim, bir kabrin özel bir sebeple ziyaret edilemeyeceğini savundu. Çok teferruatlı ve çok yönlü bir alim olmakla birlikte, ifrata kaçtığı durumlar da oldu. Vehhabilerin büyük imamlarından olup, Muhyiddin-i Arabi (ks) gibi büyük zatlara karşı fazla hücumda bulundu. İbn Teymiyye ile beraber Şialara karşı Ehl-i Sünnetin görüşlerini ifadede gösterdikleri tutum tenkit edildi. Bu ekol mensupları, Hazreti Ebubekir'in (ra) Hazreti Ali'den üstünlüğünü müdafaa edelim derken, Hazreti Ali'nin kıymetini düşürdüler. Harika faziletlerini sıradan hale indirgediler. Bir çok evliyayı inkar ve tekfir ettiler. (Mektubat, s. 353)

    İfrata kaçan fikirlerinin yanında, Risale-i Nur'da, tahkik ve tenkit yönlerine de dikkat çekildiğini görüyoruz. Mesela; hadislerin çok ince bir çalışmanın sonucu olarak tetkik edilip, sahih olanla olmayanın birbirinden ayırt edilmesinde önemli katkılarda bulundu. Bu meyanda şu tespitin yapıldığını görüyoruz; "İbn Cevzî gibi şiddetli binler münekkitler çıkıp, bazı mülhidlerin veya fikirsiz veya hıfzsız veya nâdanların karıştırdıkları mevzu ehadisi tefrik ettiler, gösterdiler." (Mektubat, s. 113) Yine hadis konusunda, tetkik ve incelemenin boyutlarının da aşıldığı gözlenmiştir. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda da şu ifadelere yer vermektedir: "İbn-i Cevzî gibi bazı muhakkikler, tenkitte ifrat edip, bazı ehadis-i sahihaya da mevzu demişler. Fakat her mevzu şeyin manası yanlıştır demek değildir; belki 'Bu söz hadis değildir' demektir." ( Mektubat, s. 95)

    Hadis alanında yaptığı çalışmaları değerlendirilirken ise; "... meşhur allâmelerden ve tashihte çok müşkülpesent, hatta çok sahihlere mevzu deyip kabul etmeyen İbn Cevzî ..." (Mektubat, s. 125) ifadeleri kullanılmıştır. Hatta bazı hadislere mevzu demesi taaccüple karşılanmıştır. Dikkat edilmesi gereken husus, her zayıf veya mevzu hadisin manasının yanlış olmadığıdır. Bir hadisin ananevi senedi ve sahihliği kesin olmayabilir ancak, manası hak ve hakikat olabilir. (Şualar, s. 364)

    İbn Kayyim, belli bir mezhebe bağlanmanın gerekmediği görüşündedir. Ona göre bir mezhebe bağlanmak, doğrudan doğruya sahabe ve tabiine ulaşma, başvurma imkanını ortadan kaldıracak, bazı sahabelerin görüşlerinin safdışı kalmasını netice verecektir. Buradan hareketle, devlet adamlarının belli bir mezhebin görüşüne göre hareket edecek bir kadıyı atayamayacağını savunur.

    İbn Kayyim, herkesin içtihat edemeyeceği görüşündedir. Taklit edilmesi caiz olan birinin taklit edilebileceğini savunur. Ancak, taklit eden kişinin, uyduğu görüşü diğer görüşlerden daha doğru saymaya hakkının olmadığını belirtir. Siyasi konularda ise dine aykırılık/uygunluk ölçüsüyle hareket etmiştir. Herhangi bir durum hakkında vahiy inmemiş ve Hazreti Muhammed'in (asm) sünneti içinde yer almamışsa, toplum düzenini sağlayıcı ve insanların durumlarına uygun kural ve tedbirler siyaset dairesi içinde yer alabilir, demektedir.

    Akıl ve vahyin çatışmadığını savunur. Dinin amacının bizzat Allah'ı tanıma, O'nu sevme, O'na itaat etme ve yakınlaşma olduğunu dile getirir. Allah marufu emreder, münkeri nehy eder ifadesini; akıl ve fıtrata uygun olanı emreder, aykırı olanı yasaklar şeklinde izah eder. Vahyin, akıl ve fıtratta var olanı açıklayıcı, onaylayıcı ve hatırlatıcı olarak geldiğini, belirtir. "Peygamberlerin tebliğleri ile selim fıtratlar birleştirerek sahih akılların temize çıkardığı güzel ameller vücuda geldi. amellerin güzelliği neticesinde de din, fıtrat ve akıl buluşarak ittifak etmiştir." der.

    İbn Kayyim, Allah'ın Peygamber Efendimiz'e (asm) "neyi kast ettiğini açıklama" yetkisini verdiği görüşündedir. Ona göre Hz. Peygamber, Allah adına hüküm koyabilir. Resulullah, Allah'ın özel ve genel ifadelerle kast ettiği anlamı açıklar; hüküm ve fetvaları da kitap kaynaklıdır. Dolayısıyla, Peygamberimizin bütün sözleri Allah adına yapılmış açıklamalardır. Bu sebepledir ki, Peygamberimizden sahih olarak gelen bir söz, hiç bir insanın sözü sebebiyle terk edilemez.

    Ona göre, sahabeler, ümmetin en fakihi, en alimi, dini hükümlerin maksat ve hikmetlerini en iyi bilen kişileridir. Sahabeler içtihat yaparken hata da isabet de edebilirler. Her iki halde de ecir kazanırlar. Sahabelerin bilgileriyle sonrakilerin bilgileri arasındaki fark, her iki gurubun faziletleri arasındaki fark gibidir. Bunun yanında; "Sahabe ve tabiinin rehberliğinden daha mükemmel yoktur" demek suretiyle, tabiinin görüşlerini de yüceltmiştir. (H. Yunus Apaydın; "İbn Kayyim el-Cevziyye", TDVİA., XX. Cilt, s. 114)

    İtikadi konularda Selefiye anlayışına mensup olup, kelamcıları aşırı şekilde eleştirmiştir. Hazreti Muhammed (asm) ile ashabının gittiği yolu gerçek anlamda Selefiyye alimlerinin temsil ettiğini savunmuştur. Diğer mezheplerin, kendilerine uymayan görüşleri tevil adı altında tahrif ettiklerini, kendi kanaatlerinin mutlak doğruluğuna inandıklarını iddia etmiştir. Tasavvuf mensuplarını da eleştirerek, onların görüşlerinin Kur'an ve Sünnet ile karşılaştırılıp, uygun olmayanların reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu meyanda, İslam anlayışındaki gerçek bilginin delile dayandırılması gereğine vurgu yapmıştır.

    Çok yönlü bir alim olan İbn Kayyim, yüze yakın eser bırakmıştır. Akaid, ahlak, tasavvuf, tefsir gibi değişik dallarda eser kaleme almıştır. Hayatı ve görüşleri, yaşadığı zamandan itibaren dikkat çektiğinden, kendisi ve eserleri ile ilgili olarak çok sayıda çalışma yapılmıştır.


    8/17/2001

    Tahavvülat-ı Zerrat Şerhi-10


    İbn Kayyim El-Cevzi (1292-1350)


    "

  9. #79
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye çerkeş18 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Mesaj
    197
    Rep Gücü
    1513
    Alıntı Ammar´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Konuşalım ama bu konuşmanın sonunda delilleri ile sana ALLAH C.C' un ARŞ üstüne İstiva Ettiğini ispatlarsam.. Şu kadar insanın gözleri önünde özür dileyecekmisin....

    SAMİMİ İSEN READY GO...:)
    Arkadaşım ibn teymiyeninde ibn kayyımında eserlerini okumadım.alimleri eleştirmek benim hattim değil.Onlar hesabını ALLAH cc ya verecek herkez gibi ben senin gibi tanımadığım bilmediğim alimlere dil uzatacak kadar fütursuz değilim.

  10. #80
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Ammar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2009
    Mesaj
    1.016
    Rep Gücü
    9720
    Bak ibni teymiye konusu bu başlıkda asıl konuyu dağıtma asıl konu hakkında yazı yaz ibn Teymiyye hakkında yazacaksan bak başlık burda şimdi git oraya yaz..

    Konu başlığı açık MEZHEPLER bizim konumuza konu ile ilgili cevap ver...

    http://www.supermeydan.net/forum/for...read58800.html

    Bu linkde konuşalım İbn Teymiyye yi orda da ağzınızın payını aldınız ya ... neyse...

8. Sayfa, Toplam 14 BirinciBirinci ... 678910 ... SonSon

Benzer Konular

  1. Seyhle konusma- MEZHEPLER-.III
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 30-05-2009, 07:57 PM
  2. Dinimizdeki BÖLÜCÜLER ve BOZUK MEZHEPLER
    bziya Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 30-01-2009, 08:10 PM
  3. Mezhepler konusunda ne düşünüyorsunuz?
    SAHARAY Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 01-05-2008, 02:29 AM
  4. MEZHEPLER ARASINDAKİ FARKLILIK NEDİR ?
    onuc13 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 25-08-2007, 12:15 AM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık