Selam!

Şöyle rivayet olunmuştur ki;
Mekke sekizinci senei hicriyyede fethedildi.
Attab İbni Üseyd vâli idi, ertesi dokuzuncu sene
Resulü ekrem sallallahü aleyhi vesellem "Tebük" ten
avdette Hazreti Ebû Bekri Sıddık radıyallahü anhı
mevsimi hacce emîr nasb edip gönderdi.

Hareketinden sonra bu sûrei Berae nazil oldu.

Binaenaleyh bunu mevsimi hacde ahaliye kıraet
etmek üzere arkasından da Hazreti Ali radıyallahü
anhı me'mur edib kendi nakası "adba" ye bindirerek
gönderdi.

"Ebû Bekr'e gönderseydiniz" denildi, buyurdu ki;

"böyle ahidlerin akd-ü halline müteallık bir tebliği
benim yakın akrıbamdan olan bir adamdan başkası
tarafımdan te'diye etmez, arabın örf-ü âdeti böyledir."

Vaktaki Hazreti Ali yaklaştı, Hazreti Ebû Bekir nakanın
buzalamasını işitti ve bu Resulullahın devesinin sesi
diyüb durdu, iltihak edince Hazreti Aliye "Emîr mi veya
me'mur musun?" diye sordu "me'mur" dedi yürüdüler.

Vaktaki Terviye önü oldu, Ebû Bekir hutbeyi okudu ve
nâsa menasiki haccı söyledi, Ali de yevmi Nahirde
Cemreî Akabe yanında kalktı "ben size Resulullahın
Resulüyüm" dedi "ne ile" dediler, otuz veya kırk âyet
kıraet etti, sonra da dedi ki:

"şu dört ile emrolundum; bu seneden sonra bu Beyte
müşrik yaklaşmıyacak, Beyti uryan tavaf etmiyecek,
her nefsi mü'minden başkası Cennete girmiyecek,
her ahid sahibine ahdi itmam edilecek."

HAK DİNİ KUR'AN DİLİ/Elmalılı-4. Cild 2441