İslam nasıl bir toplum inşa eder?

ABD Başkanı Obama, İslam’a baktı ve şunları söyleyebildi: “İslam’ın gurur duyulacak bir hoşgörü geleneği vardır. Tarihte bunu Endülüs ve Kurtuba’da, Engizisyon sırasında gördük. Bugün ihtiyacımız olan ruh hâli de budur.”

Kimi zaman İran’a, kimi zaman Taliban uygulamalarına, kimi zaman İslam dünyasındaki sefalet görüntülerine, kimi zaman içinde yaşadığımız toplumdaki insani zaaflara bakarak, İslam’a ilişkin negatif çıkarımlar yapılıyor.

Bunu, Batılı değerlerin mutlaklığını kutsayan Batılılar yaptığı gibi, İslam dünyasında birçok insan da, aynı yaklaşımı tüketiyor.

“İslam dünyası çağdaş kültüre ne veriyor ki?” sorusu, tek tek İslam ülkeleri veya toplumları sayılarak, tekrarlanıyor.

Bunun içinden de, “Yapılacak iş, sadece kılık kıyafeti dâhil çağdaş Batı uygarlığını almaktan ibaret” sonucuna varılıyor. Taa, Osmanlı’nın son günlerinde ya da Cumhuruiyet’in ilk yıllarında Ahmet Ağaoğlu’nun seslendirdiği eğilimdi bu, bugün de tüketiliyor.

ABD Başkanı Barak Obama, Kahire’de, Ezher Üniversitesi’nde İslam hakkında bazı şeyler söyledi. Mesela şunları:

“Bir tarih öğrencisi olarak, medeniyetin İslam’a olan borcunu biliyorum. El Ezher Üniversitesi gibi yerlerde, yüzyıllarca eğitim ışığını taşıyan, Avrupa’da Rönesans ve Aydınlanma’nın yollarını İslam toplumlarındaki gelişmeler açmıştır. Cebir düzenini, manyetik pusulayı, yöngüdüm cihazlarını, yazı ve basımda ustalaşmamızı, hastalıkların nasıl yayıldığını ve nasıl tedavi edilebileceğini anlamamızı, Müslüman toplumlarda yaşanan icatlar sağladı.

İslam kültürü bize harika kemerler, yüksek kuleler, zamana baş eğmeyen şiirler, unutulmaz müzik, zarif hattatlık eserleri ve huzurlu tefekkür yerleri verdi.

Ve İslam tarih boyunca gerek söz ve gerekse eylemde dinî hoşgörü ve ırk eşitliğinin sunduğu fırsatları sergiledi.”

Obama Kur’an’a baktı ve orada “Masum bir insanı öldüren, tüm insanlığı öldürmüş gibi olur, bir insanı kurtaran da tüm insanlığı kurtarmış gibi olur.” ayetini bulabildi.

Obama İslam’a baktı ve ondan bahsederken “Bir milyardan fazla insanın iman ettiği bu güzel din” ifadesini kullanabildi.

Obama İslam’a baktı ve şunları söyleyebildi:

“İslam’ın gurur duyulacak bir hoşgörü geleneği vardır. Tarihte bunu Endülüs ve Kurtuba’da, Engizisyon sırasında gördük. Ben buna çocukluğumda, dindar Hristiyanların, büyük çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede serbestçe ibadet ettikleri Endonezya’da bizzat tanık oldum. Bugün ihtiyacımız olan ruh hâli de budur.”

Bunlar, bizdeki kimi Batılılaşmış aydınların bile ezberini bozacak nitelikte şeylerdi.

Ama bizde bunlar, İslam’ın bir Batılı lider tarafından bile görülebilecek insanlık çerçevesi olarak değil, bir süper güç liderinin, yeni sömürgeleştirme politikasının göz bağcılığı olarak görülmek istendi. Bu yaklaşımda en kötü olan da, bu çevrelerin İslam’ın insani veçhesine ilişkin negatif bir zihniyet yüklenmiş olmalarıydı.

İslamofobi denen şeyin Batı toplumlarında olması tabii görülebilirdi. Ne de olsa, tarih içinde bir İslam - Batı mücadelesi vardı ve İslam Batı’nın içine doğru yürümüş bir medeniyet hamlesi idi.

Ama İslamofobi olarak nitelenebilecek bu duyguların, İslam ülkelerinde kimi kesimlerde zemin bulması, bazı sosyologların ‘kendi kendini sömürgeleştirme’ diye tanımladığı, gerçekten dramatik bir hadise idi.

Bu damar, yeni değil, sürüp geliyor.

Evet, aşağı yukarı bir asrı aşkın bir kalp hastalığına yol açan bu damarı tedavi etmek mümkün olur mu bilmem.

Buna katkısı olur ümidiyle, ‘İslam ve Rahmet Toplumu’ isimli kitabımda yer alan ve ‘İslam nasıl bir toplum kurar?’ sorusu etrafında seyreden denemenin bir parçasını, burada, okuyucularımla paylaşmak isterim.

‘El-Vedûd’, Allah’ın ‘güzel isimleri’nden biri. Rahmetli Bekir Sadak hoca, hazırladığı Kur’an mealinde bu kelimeyi ‘Sevgi dolu’ şeklinde tercüme etmiş. Kullarına sevgi dolu bir Rabbimiz var. ‘Rahman’ ve ‘Rahim’ de Rabbimizin, her gün milyonlarca mü’minin dilinde tekrarlanan güzel isimlerinden. “Rahmetim gazabımı aştı” buyuran da O. Rabbimiz kulları ile arasındaki ilişkinin sevgi çerçevesinde olmasını istiyor. İstiyor ki, “O kullarını sevsin, kulları da O’nu...”

Zulmü sevmiyor. Zatına zulmü yakıştırmıyor. Zulmü o kadar sevmiyor ki, kullarının kendi nefislerine zulüm etmesini de istemiyor. Zulmü hem kişisel, hem de toplumsal planda yasaklıyor.

O’nun elçisi de, zulümsüz bir toplumu inşa ile görevlendirilmiş. İslâm toplumu ‘el- Vedûd’ ism-i şerîfinin yansıdığı, sevginin tüm mevsimler bir iklim gibi yaşandığı toplum. Şahsiyetlere, insan ilişkilerine, toplum kişiliğine ve müesseselerin ruhuna yansıdığı bir toplum... O toplumun insanları, ‘birbirini sevmekle iman etmiş olmak’ arasında derin bağlar bulunduğu şuuru ile yetiştirilmişlerdir. Nasıl birbirlerine zulmetsinler?

İslâm toplumu güçlüye göre biçimlenmiş, güçlünün aynı zamanda haklı olduğu toplum değildir. Aksine, haklı zayıfın güçlü, haksız güçlünün zayıf olduğu toplumdur.

Devletin zorbalığı yoktur İslâm toplumunda. Devlet başkanı ilahi bir ‘emanet’ gibi alır görevi üstüne... Allah’ın kullarına hizmettir görevi. Bizzat Allah Rasûlü, “Sen onlar üzerine bir tahakküm edici değilsin” ikazı ile sorumluluk üstlenmişse, O’nun ardından gelenler, İslâm toplumunun tüm yöneticileri hangi noktadadır varın hesap edin.

O toplumun devlet yöneticileri, her hareketlerinde toplumsal murakabeye açıktırlar. İslâm toplumunun bu niteliği ile, tüm çağların hiçbir toplumu mukayese edilemez. İslâm toplumunda ne devlet tahakküm aracıdır, ne para, ne soy-sop, ne de başka iktidar imkanları... En yüce değer insanın Allah’a olan yakınlığıdır. Sevgisi, saygısı, bağlılığıdır. Allah bağlılığının ise tahakküme dönüşmesi mümkün değildir. Çünkü insan, Allah’a yaklaştıkça kendisinin bir hiç olduğunu anlar. Kendini ‘hiç’ gören nasıl tahakküm etsin?

Şefkat toplumudur İslâm toplumu, diğergamlık toplumudur. Allah elçisi öğrencilerini karşısına alır ve sorar. Bugün bir hasta ziyaret eden var mı? Bugün bir yetimin başını okşayan var mı? Bugün bir cenaze teşyi eden var mı? Susuz kalmış bir kediye su veren kadını tebcil eder. Kardeşine gülümseyen Müslümanı tebcil eder. Yoldaki taşı kaldıranı, atına binen kimseye yardım edeni tebcil eder.

O’nun güzel önderliği ile, çağlar boyu İslâm toplumları vakıflar bünyesinde, şefkati, sevgiyi, merhameti, diğergamlığı müesseseler halinde gergef gergef işlemişlerdir. Merhametin toplumsal bir iklim haline geldiği toplumdur İslâm toplumu... ‘Merhametleşenler’ toplumudur.

Göçmen kuşlar için yuva yapan başka medeniyet var mı yer yüzünde? Farklı inançtaki insanları bünyesinde tedavi edecek bir daruşşifa inşa eden İslâm’dan başka inanç var mı? Gelinlik yetim kızların çeyizini düşünen, hizmetçi kızların göz yaşlarına sahip çıkan, susuza çeşme, sebil yaptıran, yolcuya, garibe sığınak sunan. Esire, mazluma fon ayıran. Bakın İslâm’ın evrensel diğergamlığına: Eğer bugün İslâm’ın ‘esiri kurtarma fonu’ yaşansaydı, dünyada esaret olmazdı, mazlum insan kalmazdı. 21. yüzyılda bile insanlar, en küçük iktidarlarını, başkalarını köleleştirmek için kullanıyorlar. İslâmsız dünya, her insanda bir hapishane, her yürekte bir esaret zinciri inşa etmiş durumda. Paranın köleleri var, şehvetin, devletin, basının... Köleliğin böylesine evrenselleştiği bir çağ yaşamadı insanoğlu. ‘Çağdaş’ uygarlık düzeyi, kölelikte ilkçağın altını yaşıyor...

Rasûlullah’ın inşa etmeyi amaçladığı toplum erdemli insanlar toplumudur.

Allah elçisinin inşa etmeyi amaçladığı toplum, temiz, arınmış bir toplumdur. Malı arınmış, gönlü arınmış... Arınmayı bir hayat ilkesi edinmiş...Birbirini arındıran insanlardan oluşmuş bir toplumdur. İslâm toplumu. Suç üreten, suçlu üreten değil. O toplum ne diktiği cezaevleriyle övünür, ne de boy boy yığılan suç dosyalarıyla. Her insana kirden bir parça bulaşmış toplumlar İslâm’ın dünyasından uzaklaştırılmış toplumlardır.

İslâm toplumu bir ceza toplumu da değildir. Onun hakimleri, av bekler gibi suç ve suçlu beklemezler. Ne el kesmeye tutkundurlar, ne de boyun. Bir insanı öldürmenin ne kadar büyük bir olay olduğunu bilirler. Allah elçisi, ‘insanı ihya edecek bir çağrı’nın sahibidir. Nasıl öldürmeye talip olabilir! İslâm, suçun bulunmadığı, ceza hukukunun hiç işlemediği bir toplum inşa etmek ister gerçekte. Her insana öyle emek verir ki, o insanda kamil insanı arar. Suç ve ceza, istisnadır İslâm toplumunda. Cezalandırdığı insanı ise toplumdan dışlamaz. Cezasını çeken, toplumun onurlu bir üyesi olur; gönlü yıkılmaz, tükenmez, toplumuna küsmez, düşman olmaz.

Öfke toplumu değildir İslâm toplumu... Af toplumudur. Barış toplumudur. Gayzını, kinini kusan insanların değil yutan insanların toplumudur.

Parası olanın en güçlü olduğu toplum vasatı İslâm’a yabancıdır.

Orman kanunu yoktur İslâm toplumunda. İnsan kanunu vardır; üstelik birbirine karşı sorumlu kılınmış insan.

Korku toplumu değildir İslâm toplumu Allah dışında gerçek iktidar sahibi varlık yoktur çünkü. herkesin kullandığı iktidarın, Allah katında onaylanmış bir haklı sebebi olmalıdır. Herkes Allah katında haklı olmalıdır yani... Haklı çıkmayı ummalıdır. Değilse, iktidarı onun perişanlığı, felaketi, hüsranı olabilir.

İslâm toplumu, gerçekten mutlu bir toplumdur. Üstelik mutluluğu bu dünyanın ufuklarını aşan bir mahiyet arz eder. Dünyada barış ve güven içinde yaşar. İslâm’la yaşar. Öte dünyada da selam yurdudur durağı.” (Ahmet Taşgetiren, Rahmet toplumu, .s.32)

kaynak