ANLAT EY DAVETÇİ



“Ey elbisesine örtünüp bürünen Peygamber; kalk ve inzar (uyar) et! Hem Rabbini tekbir ile büyükle! Elbiseni de temizle! Ve bütün kötü şeyleri terk et! Hem yaptığın ve yapacağın iyilikleri çok görüp de başa kakma! Ve Rabbin için sabret !” (Muddessir: 1-7)



Ey davetçi! Kalk ve uyar. İnsanları şeytanın küfrün ve münafıkların düşmanlıklarına karşı uyar. Küfür bugün çarşılarımızı sokaklarımızı ve işyerlerimizi tahakkümü altına almış ve hatta evlerimizin içine kadar girerek bizleri kendi melanetlerine ortak etmiştir. Ne yazık ki insanlar da gafil bir şekilde onların izinde yürümektedir.



Ey davetçi! Üzerindeki ataleti kaldır. Şeytanın sana verdiği vermeye çalıştığı evhamlardan kurtul. Toparlan ve halkın içine in. Ne zamana kadar bu gaflet uykusu ne zaman uyanacaksın? Kalk ve Rabbinin tek bir İlah olduğunu ve yalnızca O’na ibadet edilmesi gerektiğini anlat. Rabbinin kerem sahibi olduğunu kâinatı ve içindeki her zerreyi en güzel şekilde yarattığını ve yarattıktan sonra da başıboş bırakmadığını anlat. İnsanı da en güzel surette yarattığını kendisine iyilik ve kötülük yolunu ilham ettiğini iyilik yoluna girenin felahı bulduğunu ve kötülüğü seçenlerin ise helak olduğunu anlat.



Kıyametin mutlaka kopacağını dağların un ufak olacağını göğün yarılacağını ve denizlerin tutuşturulacağını anlat. Ayrıca her insanın hesaba çekileceğini cennet ve cehennemin hak olduğunu iyilerin Naim cennetlerine gireceğini kötülerin ise anasının Haviye olacağını anlat.



Ey davetçi! Bunları anlatırken sakın katı ve kaba davranma. Çünkü eğer böyle davranırsan insanlar çevrenden dağılıp gider. Yumuşak bir tonla hikmetli sözlerle ve Kuran’ın ayetleri ile anlat. Kuran’ın ayetleri en katı kalpleri bile yumuşatır. Ancak kötülükte ileri gidenler müstesna.



Ey davetçi! Kendini davet için hazırla. Kılığın kıyafetin giyimin ve kuşamın İslam’a uygun olsun. Nefsi kötülüklerden de arın ki tesirli olabilesin. Hidayeti ALLAH ’tan bil. Sen bir vesilesin. Sendeki hidayet nuru da ALLAH ’tandır. Bu bilinçle hareket edip kibirlenme. Bil ki kibir şeytandandır. Riyaya kaçıp da yaptıklarını başa kakma.



Davetçi kardeşim! Peygamber-i Zişan’ın davet metodunu iyi öğren. İlk önce hanımından başladığını sonra da yanında kalan amcası oğlu Ali’yi davet ettiğini bil ve anlat. Peygamber-i Zişan’ın davet yolunda çektiği eziyeti kapı kapı dolaşmasını sonra da Mekke’de kapılar yüzüne kapanınca Taif’e yolculuğunu ve orada taşlanışını ayakkabılarına kan doluşunu ve buna rağmen sabrını ve ettiği duayı öğren ve anlat.



Sonra Birinci Akabe Biatını ikici Akabe Biatını ve hicreti anlat. Hz. Ebubekir’in Sevr Mağarasında çıkan yılanın deliğine parmağını sokuşunu işte o anki fedakârlığı anlat.



Seyyidi Şuheda Hüseyni ve zamanın Hüseyin’lerini anlat. Anlat ki onların kanları önünde ışık olsun. Şehid Elbenna’yı Şehid Seyyid Kutub’u Üstad Bediuzzaman’ı ve daha nice öncüleri anlat. Anlat ki tüm dünya bu davanın rehber ve serverlerini tanısın bilsin ve onlara da aydınlık olsun.



Ey davetçi! Sen ihlâsla azmettikten sonra tevekkül et. O zaman ALLAH sana rahmet kapılarını açacak ve ektiğin tohumlar yeşermeye başlayacaktır. Ektiğin tohumun ufak ya da büyük olması önemli değil. Çünkü tohum ufak; ama meyvesi çok büyük olabilir. Bir ektiğin yedi yüz ve hatta daha fazlasını verebilir. ALLAH bunu sana vermeye kadirdir.



Bil ki ey davetçi! Ektiğin tohumlar yeşerdikçe pis ve kirli kokular ortalıktan çekilecek yerini gül ve reyhan kokusu alacaktır. Zulümatlar kalkacak yerine nur gelecektir. Bataklıklar kuruyacak bostanlar yeşerecektir. Yarasa ve köstebekler kaçacaktır.



İşte o zaman birileri rahatsız olacak; bataklıkları kuruyunca karanlık perdeleri kalkıp kirli yüzleri ortaya çıkınca ve menfaatleri sarsılınca sana tuzaklar kuracaklardır. Eziyet edecek işkence edeceklerdir. Bu ilahi kanundur. Çünkü Firavun Hz. Musa (as)’ya Nemrut Hz. İbrahim(as)’e ve Ebu Cehiller de Hz. Muhammed Mustafa (as)’ya tuzaklar kurmuşlar eziyet etmişler ve yurtlarından sürmüşlerdir. Sen onların yolunun yolcusu isen bunlar senin başına da gelecektir. İşte o zaman sabret.



İşte bunlardan Velid bin Muğire Peygamberimize gelip Kur’an-ı dinliyor. Kalbi yumuşuyor. Arkadaşlarına dönüp “Ben şu ana kadar hiç böyle söz işitmedim” diyor. Ebu Cehil kendisiyle alay edince uzun uzadıya düşünüp bir karara varıyor. İşte Kur’an onun bu davranışını şöyle tarif ediyor:



“Çünkü o (Kur’an hakkında ne diyeceğini uzun uzadıya) düşündü ve ölçtü biçti. Sonra kahrolası nasıl ölçtü biçti. Sonra yine kahrolası nasıl da ölçtü biçti. Sonra baktı. Sonra (Kur’anın hakikatini o da anladı da inadi küfründen) kaşlarını çattı ve suratını astı. Sonra arkasına döndü ve büyüklük tasladı. Nihayet dedi ki: Bu Kur’an öteden beri anlatıla gelen bir sihirden başka bir şey değildir. Bu ancak bir insan sözüdür dedi. Onu yakında Sakara (cehennemin dehşetli vadisine) atacağım. Sakarın ne olduğunu sana ne bildirdi. O; ne kemik bırakır ne de terk eder.(ölmezler ki kurtulsunlar)İnsana çok susamıştır. Üzerinde on dokuz Cehennem bekçisi vardır.” (Muddessir: 18-30)



Sabret ki ey davetçi; ALLAH sana yardım etsin. Çünkü gaybi yardım ihlâs azim sabır ve tevekkülden sonra gelmektedir. On üç yıl boyunca davetini aralıksız sürdüren Peygamber-i Zişan’a çok az kişi inandığı halde Medine’den gelen bir heyetin hidayeti bulması ve bunun katlanarak artması Medine’ de İslam’ın hâkim olması buna delil değil midir?


Selam ve dua ile…



Mailimden alıntı...