İhlas, ibadetleri, Allahü teâlâ emrettiği için yapmaktır.
İlim ve amel, ihlassız makbul değildir.
Çünkü ihlassız amel, ruhsuz beden gibidir.
İhlas ile yapılan ibadet, insanı hakiki imana kavuşturur. Doğru itikada sahip olan her müminde biraz ihlas vardır ve ihlas, insanın işlerinden belli olur.
Abdülkuddüs bin Abdullah hazretleri, oğluna yazdığı mektupta buyuruyor ki:
“Vaktin kıymetini bil! Gece gündüz ilim öğrenmeye çalış! Her zaman abdestli bulun! Beş vakit namazı, sünnetleri ile, tadil-i erkan ile, huzur ve huşu ile ve dinin sahibinin bildirdiği gibi kılmaya çalış! Bunları yapınca, dünyada ve ahirette, sayısız nimetlere kavuşursun. İlim öğrenmek, ibadet yapmak içindir. Kıyamet günü, işten sorulacak, çok ilim öğrendin mi diye sorulmayacaktır. İş ve ibadet de, ihlas elde etmek içindir.”

Emirleri yapmak ve haramlardan sakınmak, insanı Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşturur ise de, bunları ihlas ile yapmak şarttır.
Sehl bin Abdullah-ı Tüsteri hazretleri; “Yolumuzun esası üç şeydir: Helal yemek, ahlak ve amelde Resul aleyhisselama tâbi olmak ve ihlas yani her işi, yalnız Allah rızası için yapmaktır” buyurmuştur.

Muhabbet, sevmek demektir.
Seven ise, sevdiğine itaat eder.
Allahü teâlâyı seven, Onun gönderdiği emirleri yapar ve yasak ettiklerinden de sakınır. Çünkü, sevgilinin beğendiği şey, yol, Onun emir ve yasakları yani dinidir.
O halde, muhabbetin çok olmasına alamet, İslamiyet’e çok uymaktır.
İslamiyet’e uymak, farzları yapmak ve haramlardan sakınmak demektir.
İslamiyet’e tam uyabilmek ise, ilim, amel ve ihlas ile olur. Her sözde, her işte, her harekette, her duruşta, kendiliğinden hasıl olan ihlas, muhlas olan kimseye nasip olur.

Hakiki bir Müslüman olabilmek için, ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, ibadetlerini doğru ve ihlas ile yapmak lazımdır.
Allahü teâlâ doğru ve ihlas ile ibadet yapanları seveceğini, bunların kalblerine dünyada feyzler yani nurlar, ahirette de sevap, yani iyilik vereceğini vaad etti.
İbadet, emirleri yapmak, takva, haramlardan, yasak edilmiş olanlardan sakınmak demektir.
İbadetlerin doğru olması için, nasıl yapılacaklarını öğrenmek ve öğrendiklerine uygun olarak yapmak lazımdır.
İhlas; gerek beden ile, gerek mal ile yapılan farz veya nafile bütün ibadetleri, mesela hayrat ve hasenat yapmayı, Müslümanları sevindirmeyi, onları sıkıntıdan kurtarmayı, zikri, istigfarı Allah rızası için yapmaktır.
Mal, mevki, hürmet, şöhret kazanmak için yapılan ibadette ihlas olmaz, riya olur. Böyle ibadete sevap verilmez. Günah olur, azap yapılır.
Bid’at sahipleriyle, haram işleyenlerle, inkâr ve isyan edenlerle arkadaşlık yapanların kalblerinde, ihlas kalmaz. Zulmet, kara lekeler hasıl olur.

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
“Bütün müminler ibadet yaparken, Allahü teâlâ emrettiği ve beğendiği için yapmaya niyet ediyorlar. Böylece ihlas ile yapıyorlar. Fakat bütün işlerin, iyiliklerin hep ihlas ile yapılması ve bu ihlasın kalbe hemen gelmesi lazımdır. Bazı kimselerde, ibadetlere başlarken yapılan niyet, ihlas, zahmet çekerek, kendini zorlayarak hasıl oluyor ve kısa bir zaman devam ediyor. Sonra kalbe nefsin arzuları geliyor. Devamlı ihlas sahiplerine muhlas denir. Zahmet çekerek elde edilen, devamsız ihlasın sahiplerine muhlis denir. Muhlas olana, ibadet yapmak, tatlı ve kolay olur. Çünkü bunlarda, nefslerinin arzusu ve şeytanın vesvesesi kalmamıştır. Böyle ihlas, insanın kalbine ancak bir velinin kalbinden gelir.”

İbadete başlarken nefs ve şeytan ile mücadele ederek, devamsız olan ihlas elde edilebilince, böyle ihlas ile yapılan ibadetler de, zamanla nefsi zayıflatır, devamlı ihlas elde etmeye sebep olur. Fakat buna kavuşmak senelerce sürer.

Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak için, ihlas ve kalb-i selim sahibi olmak lazımdır. Kalb de, ancak Resulullah efendimize inanmak, Onu sevmek ve Ona tâbi olmakla temizlenir. Bunun için de, Peygamber efendimizin vârisi olan ehl-i sünnet âlimlerinin ve evliyanın hayatlarını, kitaplarını okumak, doğru bilgileri bu kitaplardan öğrenmek, bunlara uymak ve bu büyükleri sevmek şarttır.

Netice olarak, ihlas ile ibadetlerini yapanlar, ümitsizliğe ve üzüntüye kapılmamalıdır.
Zira Kehf suresinin son âyet-i kerimesinde mealen; (Bir kimse Allahü teâlâya ihlas ile ibadet ederse, Allahü teâlâ onu Cennetine koyacaktır) buyurulmuştur.

Burada esas olan iş, ihlas ile ibadetleri yapmak ve haramlardan da aynı şekilde sakınmaktır. Aksi halde yani ibadetlerini ihlas ile yapmayanlar, Bel’am bin Baura ve İbnüssakka gibi mürted olarak can verirler, o şekilde ölürler.

İslam ve Toplum