Rehbersiz doğruya ulaşılamaz


İnsanoğlu, önünde bir yol gösteren, Allahü teâlânın gönderdiği bir rehber olmadan kendi başına doğru yolu bulamamış, hep yanlış yollara sapmıştır.
İnsan, kendisini yaratan büyük kudret sahibinin var olduğunu, aklı sayesinde anlamış, fakat ona giden yolu, rehbersiz olarak bulamamıştır.
Peygamberleri işitmemiş veya o Peygamberin daveti kendilerine ulaşmamış olanlar, yaratıcıyı etraflarında aramışlar ve kendilerine en büyük faydası olan güneşi, yaratıcı sanarak ona tapmaya başlamışlardır.
Daha sonra, büyük tabiat güçlerini, fırtınayı, ateşi, kabaran denizi, yanar dağları ve benzerlerini gördükçe, bunları yaratıcının yardımcıları zannederek, herbiri için birer suret yapmaya kalkmışlar ve bunlardan da putlar doğmuştur.
Bunların gazabından korkarak, onlara kurbanlar kesmişler ve insanları bile bu putlara kurban etmişlerdir. Böylece her yeni hadise karşısında, putların sayısını da artırmışlardır. İslamiyet zuhur ettiği zaman Kâ’be-i muazzamada 360 put vardı.

Kısacası insan, bir rehber olmadan, her şeyin sahibi, yaratıcısı olan Allahü teâlâyı kendi başına bir türlü tanıyamamış, Ona giden yolu bulamamıştır.
Bugün bile güneşe ve ateşe tapanlar mevcuttur ve bunlara da şaşmamalıdır. Çünkü rehbersiz, karanlıkta doğru yol bulunamaz.
İsra suresinin 15. âyetinde mealen; (Biz, Peygamber göndererek bildirmeden önce azab yapıcı değiliz) buyurulmaktadır.

Allahü teâlâ, kullarına verdiği akıl ve düşünme kuvvetinin nasıl kullanılacağını onlara öğretmek, kendi birliğini onlara tanıtmak ve iyi işleri kötü, zararlı işlerden ayırmak için, dünyaya Peygamberler göndermiştir.

Peygamberler, insanlık sıfatları itibariyle bizim gibi insandırlar.
Onlar da yer, içer, uyur ve yorulurlar.
Diğer insanlardan farkları; çok akıllı olmaları, zekaları, muhakeme kuvvetlerinin çok üstün olması, tertemiz ahlaklı ve Allahü teâlânın emirlerini insanlara tebliğ edecek, bildirecek bir güçte bulunmalarıdır.

Peygamberler, en büyük rehberlerdir.
İslam dinini tebliğ eden, en son ve en üstün peygamber, Muhammed aleyhisselamdır. Kitabı da, Kur’an-ı kerimdir. Muhammed aleyhisselamın sözlerine, Hadis-i şerif denir.

Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler yanında bize rehberlik eden büyük din âlimleri de vardır. İnsan, iyi bir Müslüman olmak için İslam dininin kitabı olan Kur’an-ı kerimi okuyarak ve hadis-i şerifleri inceleyerek doğru yolu bulamaz mı diye bir düşünce hatıra gelebilir.
Böyle düşünmek çok yanlıştır.
Çünkü, din hakkında hiç bilgisi olmayan bir kimse, bir rehber olmadan Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin derin manasını anlayamaz. En mükemmel sporcu bile, yüksek bir dağa çıkarken kendisine bir rehber arar.
Bir büyük fabrikada mühendislerin yanında ustabaşılar ve ustalar vardır. Böyle bir fabrikaya ilk giren işçi, önce ustalarından, sonra ustabaşılarından işinin inceliğini öğrenir. Bunları öğrenmeden, mühendis ile temas ederse, onun sözlerinden, hesaplarından hiçbir şey anlamaz.
Çok iyi silah kullanan bir kimse bile, kendisine verilen yeni bir silahın nasıl kullanılacağı kendine öğretilmeden, onu doğru kullanamaz.
Bunun içindir ki, din ve iman işlerinde, Kur’an-ı kerim ve hadis-i şerifler yanında kendilerine Mürşid-i kâmil ismi verilen büyük din âlimlerinin eserlerinden faydalanmak gerekmektedir.

İslam dinindeki Mürşid-i kâmillerin en üstünleri, dört mezheb imamlarıdır.
Bunlar, imam-ı a’zam Ebu Hanife, imam-ı Şafi’i, imam-ı Malik ve imam-ı Ahmed bin Hanbel hazretleridir.

Netice olarak, Kur’an-ı kerimin ve hadis-i şeriflerin manalarını doğru olarak öğrenmek için, bu âlimlerin kitaplarını okumak lazımdır.
Bunların kitaplarını açıklayan binlerce âlim gelmiştir.
Bu açıklamaları okuyan, İslam dinini doğru olarak öğrenir.
Bu kitapların hepsindeki iman bilgileri aynıdır.
Bu doğru imana Ehl-i Sünnet itikadı, inancı denir.
Sonradan uydurulan, bunlara uymayan bozuk, sapık inanç yollarına ise, Bid’at ve Dalalet yolları denir.

İslam ve Toplum