4. Sayfa, Toplam 5 BirinciBirinci ... 2345 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 31 ile 40 Toplam: 47
  1. #31
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Alıntı Serdengeçti´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sn şığım; Rica etsem bu nükteye bakarmısın ? derin ilminiz ile paylaşmak istiyorum bu konuyu.
    Bir ricam daha var " taze bir abdest al " öyle oku şığım.

    YEDİNCİ NÜKTE:

    Sünnet-i Seniyye, edebdir. Hiçbir mes'elesi yoktur ki, altında bir nur, bir edeb bulunmasın! Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: اَدَّبَنِىرَبِّىفَاَحْسَنَتَاْدِيبِى yâni: "Rabbim bana edebi, güzel bir surette ihsan etmiş, edeblendirmiş." Evet siyer-i Nebeviyyeye dikkat eden ve Sünnet-i Seniyyeyi bilen, kat'iyyen anlar ki: Edebin envâını, Cenab-ı Hak habibinde cem'etmiştir. Onun Sünnet-i Seniyyesini terkeden, edebi terkeder. بِىاَدَبْمَحْرُومْبَاشَدْاَزْلُطْفِرَبْ kaidesine mâsadak olur, hasaretli bir edebsizliğe düşer.

    Sual: Herşeyi bilen ve gören ve hiçbir şey ondan gizlenemeyen Allâm-ül-Guyûb'a karşı edeb nasıl olur? Sebeb-i hacâlet olan hâletler, ondan gizlenemez. Edebin bir nev'i tesettürdür, mûcib-i istikrah hâlâtı setretmektir. Allâm-ül -Guyûb'a karşı tesettür olamaz?

    Elcevap: Evvelâ: Sâni-i Zülcelâl nasılki kemal-i ehemmiyetle san'atını güzel göstermek istiyor ve müstekreh şeyleri perdeler altına alıyor ve nimetlerine, o nimetleri süslendirmek cihetiyle nazar-ı dikkati celbediyor. Öyle de: Mahlâkatını ve ibâdını sair zîşuurlara güzel göstermek istiyor. Çirkin vaziyetlerde görünmeleri, Cemîl ve Müzeyyin ve Lâtif ve Hakîm gibi isimlerine karşı bir nevi isyan ve hilâf-ı edeb oluyor.

    İşte Sünnet-i Seniyyedeki edeb, o Sâni-i Zülcelâl'in Esmâlarının hududları içinde bir mahz-ı edeb vaziyetini takınmaktır.

    Sâniyen: Nasılki bir tabîb, doktorluk noktasında bir nâmahremin en nâmahrem uzvuna bakar ve zaruret olduğu vakit ona gösterilir. Hilâf-ı edeb denilmez. Belki edeb-i Tıb öyle iktiza eder, denilir. Fakat o tabîb, recüliyet ünvaniyle yahût vaiz ismiyle yahût hoca sıfatıyla o nâmahremlere bakamaz. Ona gösterilmesini edeb fetva veremez. Ve o cihette ona göstermek, hayâsızlıktır. Öyle de Sâni-i Zülcelâl'in çok Esmâsı var. Herbir ismin ayrı bir cilvesi var. Meselâ:
    "Gaffar" ismi, günahların vücudunu ve
    "Settar" ismi, kusuratın bulunmasını iktiza ettikleri gibi;
    "Cemîl" ismi de, çirkinliği görmek istemez.
    "Lâtîf, Kerîm, Hakîm, Rahîm" gibi Esmâ-i Cemâliye ve Kemâliye, mevcudatın güzel bir surette ve mümkün vaziyetlerin en iyisinde bulunmalarını iktiza ederler. Ve o Esmâ-i Cemâliye ve Kemâliye ise, melâike ve ruhanî ve cin ve insin nazarında güzelliklerini, mevcudatın güzel vaziyetleriyle ve hüsn-ü edebleriyle göstermek isterler.

    İşte Sünnet-i Seniyyedeki âdâb, bu ulvî âdâbın işaretidir ve düsturlarıdır ve nümûneleridir.

    Bişe anlıyabildinmi şığım ?

    ANLAŞILDI 1 HAFTA düşündün taşındın bir cevap bulamadın delillerimize..Ve cevap vermek yerine başka konulardan dem vuruyorsun.

    Yukarıdaki suallere cevap , başka şey girmesin araya.Sadece cevap...Yoksa cevabın doğruluğunu kabul etme şerefine kavuştu sayacam seni.Ne o yoksa mason yuları çokmu sıktı boğazını...

  2. #32
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Mesaj
    196
    Rep Gücü
    759
    Alıntı bziya´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    ANLAŞILDI 1 HAFTA düşündün taşındın bir cevap bulamadın delillerimize..Ve cevap vermek yerine başka konulardan dem vuruyorsun.

    Yukarıdaki suallere cevap , başka şey girmesin araya.Sadece cevap...Yoksa cevabın doğruluğunu kabul etme şerefine kavuştu sayacam seni.Ne o yoksa mason yuları çokmu sıktı boğazını...
    Sn şığım bak kızıyorum sana aaa şimdi biber sürerim ağzına ...

    İkinci üçüncü kişileri bırak bana gel. yada konuya.... yada nüktelere... anlamıyorsun beni, çünkü okumuyorsun. :

    Bir NÜKTE daha yazacam , sen içindeğil bilesin. git çamır çartıkla ilgilenesin şığım.

  3. #33
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Mesaj
    196
    Rep Gücü
    759
    Alıntı bziya´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    ANLAŞILDI 1 HAFTA düşündün taşındın bir cevap bulamadın delillerimize..Ve cevap vermek yerine başka konulardan dem vuruyorsun.

    Yukarıdaki suallere cevap , başka şey girmesin araya.Sadece cevap...Yoksa cevabın doğruluğunu kabul etme şerefine kavuştu sayacam seni.Ne o yoksa mason yuları çokmu sıktı boğazını...
    Alıntı Serdengeçti´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sn şığım bak kızıyorum sana aaa şimdi biber sürerim ağzına ...

    İkinci üçüncü kişileri bırak bana gel. yada konuya.... yada nüktelere... anlamıyorsun beni, çünkü okumuyorsun. :

    Bir NÜKTE daha yazacam , sen içindeğil bilesin. git çamır çartıkla ilgilenesin şığım.
    Bismillahirrahmanirrahim.

    SEKİZİNCİ NÜKTE: dan evvelki olan ilâ âhir.. Âyeti, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve nihayet re’fetini gösterdikten sonra, şu Âyetiyle der ki: “Ey insanlar! Ey müslümanlar! Böyle hadsiz bir şefkatiyle sizi irşad eden ve sizin menfaatiniz için bütün kuvvetini sarfeden ve ma’nevî yaralarınız için kemâl-i şefkatle getirdiği ahkâm ve sünnet-i Seniyyesiyle tedavi edip merhem vuran şefkatperver bir zâtın bedihî şefkatini inkâr etmek ve göz ile görünen re’fetini ittiham etmek derecesinde onun sünnetinden ve tebliğ ettiği ahkâmdan yüzlerinizi çevirmek, ne kadar vicdansızlık, ne kadar akılsızlık olduğunu biliniz! Ve ey şefkatli Resul ve ey re’fetli Nebi! Eğer senin bu azîm şefkatini ve büyük re’fetini tanımayıp akılsızlıklarından sana arka verip dinlemeseler, merak etme! Semavât ve Arzın cünûdu taht-ı emrinde olan, Arş-ı Azîm-i Muhitin tahtında Saltanat-ı Rubûbiyeti hükmeden Zât-ı Zülcelâl sana kâfidir. Hakîki mutî taifeleri, senin etrafına toplattırır, seni onlara dinlettirir, senin ahkâmını onlara kabul ettirir!” Evet Şerîat-ı Muhammediye ve Sünnet-i Ahmediyede hiçbir mes’ele yoktur ki, müteaddid hikmetleri bulunmasın. Bu fakîr, bütün kusur ve aczimle beraber bunu iddia ediyorum ve bu da’vanın isbatına da hazırım.

    Hem şimdiye kadar yazılan yetmiş seksen Risâle-i Nuriye, Sünnet-i Ahmediyenin ve Şerîat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) mes’eleleri, ne kadar hikmetli ve hakîkatlı olduğuna yetmiş seksen şâhid-i sâdık hükmüne geçmiştir.

    Eğer bu mevzua dâir iktidar olsa yazılsa, yetmiş değil, belki yedi bin risâle o hikmetleri bitiremeyecek. Hem ben şahsımda bilmüşahede ve zevken, belki bin tecrübatım var ki; mesâil-i şerîatla sünnet-i Seniyye düstûrları, emrâz-ı ruhaniyede ve akliyede ve kalbiyede, husûsan emrâz-ı içtimâîyede gâyet nâfi birer devâdır bildiğimi ve onların yerine başka felsefî ve hikmetli mes’eleler tutamadığını, bilmüşahede kendim hissettiğimi ve başkalarına da bir derece Risâlelerde ihsas ettiğimi ilân ediyorum.

    Bu dâvâmda tereddüd edenler, Risâle-i Nur eczalarına müracaat edip baksınlar.

    İşte böyle bir zâtın sünnet-i Seniyyesine elden geldiği kadar ittibaa çalışmak, ne kadar kârlı ve hayat-ı ebediye için ne kadar saadetli ve hayat-ı dünyeviye için ne kadar menfaatli olduğu kıyas edilsin.

  4. #34
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Mesaj
    196
    Rep Gücü
    759
    Alıntı Serdengeçti´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bismillahirrahmanirrahim.

    SEKİZİNCİ NÜKTE: dan evvelki olan ilâ âhir.. Âyeti, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın ümmetine karşı kemâl-i şefkat ve nihayet re’fetini gösterdikten sonra, şu Âyetiyle der ki: “Ey insanlar! Ey müslümanlar! Böyle hadsiz bir şefkatiyle sizi irşad eden ve sizin menfaatiniz için bütün kuvvetini sarfeden ve ma’nevî yaralarınız için kemâl-i şefkatle getirdiği ahkâm ve sünnet-i Seniyyesiyle tedavi edip merhem vuran şefkatperver bir zâtın bedihî şefkatini inkâr etmek ve göz ile görünen re’fetini ittiham etmek derecesinde onun sünnetinden ve tebliğ ettiği ahkâmdan yüzlerinizi çevirmek, ne kadar vicdansızlık, ne kadar akılsızlık olduğunu biliniz! Ve ey şefkatli Resul ve ey re’fetli Nebi! Eğer senin bu azîm şefkatini ve büyük re’fetini tanımayıp akılsızlıklarından sana arka verip dinlemeseler, merak etme! Semavât ve Arzın cünûdu taht-ı emrinde olan, Arş-ı Azîm-i Muhitin tahtında Saltanat-ı Rubûbiyeti hükmeden Zât-ı Zülcelâl sana kâfidir. Hakîki mutî taifeleri, senin etrafına toplattırır, seni onlara dinlettirir, senin ahkâmını onlara kabul ettirir!” Evet Şerîat-ı Muhammediye ve Sünnet-i Ahmediyede hiçbir mes’ele yoktur ki, müteaddid hikmetleri bulunmasın. Bu fakîr, bütün kusur ve aczimle beraber bunu iddia ediyorum ve bu da’vanın isbatına da hazırım.

    Hem şimdiye kadar yazılan yetmiş seksen Risâle-i Nuriye, Sünnet-i Ahmediyenin ve Şerîat-ı Muhammediyenin (A.S.M.) mes’eleleri, ne kadar hikmetli ve hakîkatlı olduğuna yetmiş seksen şâhid-i sâdık hükmüne geçmiştir.

    Eğer bu mevzua dâir iktidar olsa yazılsa, yetmiş değil, belki yedi bin risâle o hikmetleri bitiremeyecek. Hem ben şahsımda bilmüşahede ve zevken, belki bin tecrübatım var ki; mesâil-i şerîatla sünnet-i Seniyye düstûrları, emrâz-ı ruhaniyede ve akliyede ve kalbiyede, husûsan emrâz-ı içtimâîyede gâyet nâfi birer devâdır bildiğimi ve onların yerine başka felsefî ve hikmetli mes’eleler tutamadığını, bilmüşahede kendim hissettiğimi ve başkalarına da bir derece Risâlelerde ihsas ettiğimi ilân ediyorum.

    Bu dâvâmda tereddüd edenler, Risâle-i Nur eczalarına müracaat edip baksınlar.

    İşte böyle bir zâtın sünnet-i Seniyyesine elden geldiği kadar ittibaa çalışmak, ne kadar kârlı ve hayat-ı ebediye için ne kadar saadetli ve hayat-ı dünyeviye için ne kadar menfaatli olduğu kıyas edilsin.
    DOKUZUNCU NÜKTE:

    Sünnet-i Seniyyenin herbir nev'ine tamamen bilfiil ittiba etmek, ehass-ı havassa dahi ancak müyesser olur. Ona bilfiil olmasa da, binniyet, bilkasd tarafdarane ve iltizamkârane talib olmak, herkesin elinden gelir. Farz ve vâcib kısımlara zaten ittibaa mecburiyet var. Ve ubûdiyetteki müstehab olan Sünnet-i Seniyyenin terkinde günah olmasa dahi, büyük sevabın zâyiatı var. Tağyirinde ise, büyük hata vardır.

    Âdât ve muamelâttaki Sünnet-i Seniyye ise, ittiba ettikçe, o âdât, ibadet olur. Etmese itab yok. Fakat Habibullah'ın âdâb-ı hayatiyesinin nurundan istifadesi azalır. Ahkâm-ı ubûdiyette yeni îcadlar bid'attır. Bid'atlar ise
    , اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ sırrına münafî olduğu için, merduddur.
    Fakat, tarikatta evrad ve ezkâr ve meşrebler nev'inden olsa ve asılları Kitab ve Sünnetten ahzedilmek şartıyla ayrı ayrı tarzda, ayrı ayrı surette olmakla beraber, mükerrer olan usûl ve esâsat-ı Sünnet-i Seniyyeye muhâlefet ve tağyir etmemek şartıyla, bid'a değillerdir. Lâkin bir kısım ehl-i ilim, bunlardan bir kısmını bid'aya dâhil edip, fakat "bid'a-i hasene" namını vermiş.

    İmam-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sâni (R.A.) diyor ki: "Ben seyr-ü sülûk-u ruhanîde görüyordum ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan mervî olan kelimat nurludur, Sünnet-i Seniyye şuaı ile parlıyor. Ondan mervî olmayan parlak ve kuvvetli virdleri ve halleri gördüğüm vakit, üstünde o nur yoktu. Bu kısmın en parlağı, evvelkinin en azına mukabil gelmiyordu. Bundan anladım ki; Sünnet-i Seniyyenin şuaı, bir iksirdir. Hem o sünnet, nur istiyenlere kâfidir, hariçte nur aramağa ihtiyaç yoktur."

    İşte böyle hakikat ve şeriatın bir kahramanı olan bir zatın bu hükmü gösteriyor ki: Sünnet-i Seniyye, saadet-i dareynin temel taşıdır ve kemalâtın madeni ve menbaıdır.


    اَللّهُمَّ ارْزُقْنَا اِتِّبَاعَ السُّنَّةِ السَّنِيَّةِ

    رَبَّنَا آمَنَّا ِبمَا اَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ

  5. #35
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Yaramaz öğrenciler gibi konuyu kaynatma, serdendüşen yaralı vatandaş , konuya dön ve mert isen sorularıma cevap ver.Konumuz fikirlerini savunduğun mason selefleri ile birlikte ingiliz maşası üstadının ahvali , sorulara cevap verde ondan sonra yaz karalamalarını...Yoksa hala üstadını yalancı çıkartmaya devam ederek bir yere varamazsın.İtiraf etmek çok ağır gelebilir ama mertsen cevap ver...

  6. #36
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Mesaj
    196
    Rep Gücü
    759
    Alıntı bziya´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yaramaz öğrenciler gibi konuyu kaynatma, serdendüşen yaralı vatandaş , konuya dön ve mert isen sorularıma cevap ver.Konumuz fikirlerini savunduğun mason selefleri ile birlikte ingiliz maşası üstadının ahvali , sorulara cevap verde ondan sonra yaz karalamalarını...Yoksa hala üstadını yalancı çıkartmaya devam ederek bir yere varamazsın.İtiraf etmek çok ağır gelebilir ama mertsen cevap ver...
    Ah şığım ah... alırım icazetini aaaa... bak demedi deme. Beynin kaynadığı için ( hemde fokur fokur ) konunun kaynadığını sanıyorsun. Eklediğim her bir eklentinin her bir harfi gösteriyor YALANCIYI DA, ÇAMURCUYU DA....
    hadi oku bakayım bu konuyu !! tembel çamurcu / çapulcu..

    Aramızdaki fark nedir biliyormusun şığım ?
    Bu güne kadar tek bir kelime bile etmedim gönül verdiğin insanlar hakkında. Çünkü BEN KİŞİLERLE DEĞİL FİKİRLERLE iştigal ederim. Sen gibi çamır lardan uzağım şığıııııımmmm !!!!!

    Hadi bu uzun nükte birkez daha şahidimiz olsun " Dava-i Kudsiye-i Kuraniye de berdevamlığımıza "

    ONUNCU NÜKTE:

    قُلْ اِنْ كُنْتُمْ ُتحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللّهُ Âyetinde i'cazlı bir îcaz vardır. Çünki çok cümleler, bu üç cümlenin içinde dercedilmiştir. Şöyle ki:

    Şu Âyet diyor ki: "Allah'a (celle celâluhu) îmanınız varsa, elbette Allah'ı seveceksiniz. Madem Allah'ı seversiniz, Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, Allah'ın sevdiği zata benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir. Ne vakit ona ittiba etseniz, Allah da sizi sevecek. Zaten siz Allah'ı seversiniz, tâ ki Allah da sizi sevsin."

    İşte bütün bu cümleler, şu Âyetin yalnız mücmel ve kısa bir mealidir. Demek oluyor ki; insan için en mühim âlî maksad, Cenab-ı Hakk'ın muhabbetine mazhar olmasıdır. Bu Âyetin nassıyla gösteriyor ki; o matlab-ı a'lânın yolu, Habibullah'a ittibadır ve Sünnet-i Seniyyesine iktidadır. Bu makamda "Üç Nokta" isbat edilse, mezkûr hakikat tamamıyla tezahür eder.

    Birinci Nokta: Beşer, fıtraten şu kâinatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır. Çünki fıtrat-ı beşeriyede cemâle karşı bir muhabbet ve kemale karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır. Cemal ve kemal ve ihsan derecatına göre, o muhabbet tezâyüd eder. Aşkın en münteha derecesine kadar gider. Hem bu küçük insanın küçücük kalbinde, kâinat kadar bir aşk yerleşir. Evet kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hâfıza, bir kütübhane hükmünde binler kitab kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki: Kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir. Madem fıtrat-ı beşeriyede ihsan ve cemal ve kemale karşı böyle hadsiz bir istidad-ı muhabbet vardır. Ve madem bu kâinatın Hâlıkı, kâinatta tezahür eden âsâriyle, bilbedahe tahakkuku sabit olan hadsiz cemâl-i mukaddesi; bu mevcudatta tezahür eden nukuş-u san'atıyla bizzarure sübutu tahakkuk eden hadsiz kemal-i kudsîsi; ve bütün zîhayatlarda tezahür eden hadsiz envâ-ı ihsan ve in'amatiyle bilyakîn ve belki bilmüşahede vücudu tahakkuk eden hadsiz ihsanatı vardır. Elbette zîşuurların en câmii ve en muhtacı ve en mütefekkiri ve en müştakı olan beşerden, hadsiz bir muhabbeti iktiza ediyor. Evet herbir insan, o Hâlık-ı Zülcelâl'e karşı hadsiz bir muhabbete müstaid olduğu gibi, o Hâlık dahi herkesten ziyade Cemâl ve Kemâl ve ihsanına karşı hadsiz bir mahbûbiyete müstehaktır. Hatta insan-ı mü'minde hayatına ve bekasına ve vücuduna ve dünyasına ve nefsine ve mevcudata karşı türlü türlü muhabbetleri ve şedid alâkaları, o istidâd-ı muhabbet-i İlahiyenin tereşşuhatıdır. Hatta insanın mütenevvi hissiyat-ı şedidesi, o istidad-ı muhabbetin istihâleleridir ve başka şekillere girmiş reşhalarıdır. Mâlûmdur ki, insan kendi saadetiyle mütelezziz olduğu gibi, alâkadar olduğu zatların saadetleriyle dahi mütelezziz oluyor. Ve kendini belâdan kurtaranı sevdiği gibi, sevdiklerini de kurtaranı öyle sever.

    İşte bu hâlet-i ruhiyeye binaen; insan, eğer her insana ait envâ-ı ihsanat-ı İlâhiyyeden yalnız bunu düşünse ki: Benim Hâlıkım beni zulümat-ı ebediye olan ademden kurtarıp bu dünyada bir güzel dünyayı bana verdiği gibi, ecelim geldiği zaman beni idâm-ı ebedî olan ademden ve mahvdan yine kurtarıp bâki bir âlemde ebedî ve çok şaşaalı bir âlemi bana ihsan ve o âlemin umum envâ-ı lezaiz ve mehâsininden istifade edecek ve cevelan edip tenezzüh edecek zâhirî ve bâtınî hassaları, duyguları bana in'am ettiği gibi, çok sevdiğim ve çok alâkadar olduğum bütün akarib ve ahbab ve ebnâ-yı cinsimi dahi öyle hadsiz ihsanlara mazhar ediyor ve o ihsanlar bir cihette bana ait oluyor. Zira onların saadetleriyle mes'ud ve mütelezziz oluyorum. Madem َاْلاِنْسَانُ عَبِيدُ اْلاِحْسَانِ sırriyle, herkeste ihsana karşı perestiş var. Elbette böyle hadsiz ebedî ihsanata karşı; kâinat kadar bir kalbim olsa, o ihsana karşı muhabbetle dolmak iktiza eder ve doldurmak isterim. Ben bilfiil o muhabbeti etmezsem de bil'istidad, bil'îman, binniyye, bilkabul, bittakdir, bil'iştiyak, bil'iltizam, bil'irade suretinde ediyorum, diyecek ve hâkeza... Cemâl ve kemâle karşı insanın göstereceği muhabbet ise, icmâlen işaret ettiğimiz ihsana karşı muhabbete kıyas edilsin. Kâfir ise, küfür cihetiyle hadsiz bir adâvet eder. Hatta kâinata ve mevcudata karşı zalimâne ve tahkirkârane bir adavet taşıyor.


    İkinci Nokta: Muhabbetullah, ittiba-ı Sünnet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ı istilzam eder. Çünki Allah'ı sevmek, onun marziyatını yapmaktır. Marziyatı ise, en mükemmel bir surette Zat-ı Muhammediyede (A.S.M.) tezahür ediyor. Zat-ı Ahmediyeye (A.S.M.) harekât ve ef'alde benzemek, iki cihetledir:

    Birisi: Cenab-ı Hakk'ı sevmek cihetinde emrine itaat ve marziyatı dairesinde hareket etmek, o ittibaı iktiza ediyor. Çünki bu işde en mükemmel imam, Zat-ı Muhammediyedir (A.S.M.).

    İkincisi: Madem Zat-ı Ahmediye (A.S.M.), insanlara olan hadsiz ihsanat-ı İlâhiyyenin en mühim bir vesilesidir. Elbette Cenab-ı Hak hesabına, hadsiz bir muhabbete lâyıktır. İnsan, sevdiği zata eğer benzemek kabil ise, fıtraten benzemek ister. İşte Habibullah'ı sevenlerin, Sünnet-i Seniyyesine ittiba ile ona benzemeye çalışmaları, kat'iyyen iktiza eder.

    Üçüncü Nokta: Cenab-ı Hakk'ın hadsiz merhameti olduğu gibi, hadsiz bir muhabbeti de vardır. Bütün kâinattaki masnûatın mehâsini ile ve süslendirmesiyle kendini hadsiz bir surette sevdirdiği gibi; masnuatını, hususan sevdirmesine sevmek ile mukabele eden zîşuur mahlûkatı sever. Cennet'in bütün letâif ve mehâsini ve lezâizi ve niamatı, bir cilve-i Rahmeti olan bir Zatın nazar-ı muhabbetini kendine celbe çalışmak, ne kadar mühim ve âlî bir maksad olduğu bilbedahe anlaşılır. Madem nass-ı kelâmiyle; onun muhabbetine, yalnız ittiba-ı Sünnet-i Ahmediye (A.S.M.) ile mazhar olunur. Elbette ittiba-ı Sünnet-i Ahmediye (A.S.M.), en büyük bir maksad-ı insanî ve en mühim bir vazife-i beşeriye olduğu tahakkuk eder.

  7. #37
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Mesaj
    196
    Rep Gücü
    759
    Alıntı Serdengeçti´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ah şığım ah... alırım icazetini aaaa... bak demedi deme. Beynin kaynadığı için ( hemde fokur fokur ) konunun kaynadığını sanıyorsun. Eklediğim her bir eklentinin her bir harfi gösteriyor YALANCIYI DA, ÇAMURCUYU DA....
    hadi oku bakayım bu konuyu !! tembel çamurcu / çapulcu..

    Aramızdaki fark nedir biliyormusun şığım ?
    Bu güne kadar tek bir kelime bile etmedim gönül verdiğin insanlar hakkında. Çünkü BEN KİŞİLERLE DEĞİL FİKİRLERLE iştigal ederim. Sen gibi çamır lardan uzağım şığıııııımmmm !!!!!

    Hadi bu uzun nükte birkez daha şahidimiz olsun " Dava-i Kudsiye-i Kuraniye de berdevamlığımıza "

    ONUNCU NÜKTE:

    قُلْ اِنْ كُنْتُمْ ُتحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ اللّهُ Âyetinde i'cazlı bir îcaz vardır. Çünki çok cümleler, bu üç cümlenin içinde dercedilmiştir. Şöyle ki:

    Şu Âyet diyor ki: "Allah'a (celle celâluhu) îmanınız varsa, elbette Allah'ı seveceksiniz. Madem Allah'ı seversiniz, Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Ve o sevdiği tarz ise, Allah'ın sevdiği zata benzemelisiniz. Ona benzemek ise, ona ittiba etmektir. Ne vakit ona ittiba etseniz, Allah da sizi sevecek. Zaten siz Allah'ı seversiniz, tâ ki Allah da sizi sevsin."

    İşte bütün bu cümleler, şu Âyetin yalnız mücmel ve kısa bir mealidir. Demek oluyor ki; insan için en mühim âlî maksad, Cenab-ı Hakk'ın muhabbetine mazhar olmasıdır. Bu Âyetin nassıyla gösteriyor ki; o matlab-ı a'lânın yolu, Habibullah'a ittibadır ve Sünnet-i Seniyyesine iktidadır. Bu makamda "Üç Nokta" isbat edilse, mezkûr hakikat tamamıyla tezahür eder.

    Birinci Nokta: Beşer, fıtraten şu kâinatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır. Çünki fıtrat-ı beşeriyede cemâle karşı bir muhabbet ve kemale karşı perestiş etmek ve ihsana karşı sevmek vardır. Cemal ve kemal ve ihsan derecatına göre, o muhabbet tezâyüd eder. Aşkın en münteha derecesine kadar gider. Hem bu küçük insanın küçücük kalbinde, kâinat kadar bir aşk yerleşir. Evet kalbin mercimek kadar bir sandukçası olan kuvve-i hâfıza, bir kütübhane hükmünde binler kitab kadar yazı, içinde yazılması gösteriyor ki: Kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir. Madem fıtrat-ı beşeriyede ihsan ve cemal ve kemale karşı böyle hadsiz bir istidad-ı muhabbet vardır. Ve madem bu kâinatın Hâlıkı, kâinatta tezahür eden âsâriyle, bilbedahe tahakkuku sabit olan hadsiz cemâl-i mukaddesi; bu mevcudatta tezahür eden nukuş-u san'atıyla bizzarure sübutu tahakkuk eden hadsiz kemal-i kudsîsi; ve bütün zîhayatlarda tezahür eden hadsiz envâ-ı ihsan ve in'amatiyle bilyakîn ve belki bilmüşahede vücudu tahakkuk eden hadsiz ihsanatı vardır. Elbette zîşuurların en câmii ve en muhtacı ve en mütefekkiri ve en müştakı olan beşerden, hadsiz bir muhabbeti iktiza ediyor. Evet herbir insan, o Hâlık-ı Zülcelâl'e karşı hadsiz bir muhabbete müstaid olduğu gibi, o Hâlık dahi herkesten ziyade Cemâl ve Kemâl ve ihsanına karşı hadsiz bir mahbûbiyete müstehaktır. Hatta insan-ı mü'minde hayatına ve bekasına ve vücuduna ve dünyasına ve nefsine ve mevcudata karşı türlü türlü muhabbetleri ve şedid alâkaları, o istidâd-ı muhabbet-i İlahiyenin tereşşuhatıdır. Hatta insanın mütenevvi hissiyat-ı şedidesi, o istidad-ı muhabbetin istihâleleridir ve başka şekillere girmiş reşhalarıdır. Mâlûmdur ki, insan kendi saadetiyle mütelezziz olduğu gibi, alâkadar olduğu zatların saadetleriyle dahi mütelezziz oluyor. Ve kendini belâdan kurtaranı sevdiği gibi, sevdiklerini de kurtaranı öyle sever.

    İşte bu hâlet-i ruhiyeye binaen; insan, eğer her insana ait envâ-ı ihsanat-ı İlâhiyyeden yalnız bunu düşünse ki: Benim Hâlıkım beni zulümat-ı ebediye olan ademden kurtarıp bu dünyada bir güzel dünyayı bana verdiği gibi, ecelim geldiği zaman beni idâm-ı ebedî olan ademden ve mahvdan yine kurtarıp bâki bir âlemde ebedî ve çok şaşaalı bir âlemi bana ihsan ve o âlemin umum envâ-ı lezaiz ve mehâsininden istifade edecek ve cevelan edip tenezzüh edecek zâhirî ve bâtınî hassaları, duyguları bana in'am ettiği gibi, çok sevdiğim ve çok alâkadar olduğum bütün akarib ve ahbab ve ebnâ-yı cinsimi dahi öyle hadsiz ihsanlara mazhar ediyor ve o ihsanlar bir cihette bana ait oluyor. Zira onların saadetleriyle mes'ud ve mütelezziz oluyorum. Madem َاْلاِنْسَانُ عَبِيدُ اْلاِحْسَانِ sırriyle, herkeste ihsana karşı perestiş var. Elbette böyle hadsiz ebedî ihsanata karşı; kâinat kadar bir kalbim olsa, o ihsana karşı muhabbetle dolmak iktiza eder ve doldurmak isterim. Ben bilfiil o muhabbeti etmezsem de bil'istidad, bil'îman, binniyye, bilkabul, bittakdir, bil'iştiyak, bil'iltizam, bil'irade suretinde ediyorum, diyecek ve hâkeza... Cemâl ve kemâle karşı insanın göstereceği muhabbet ise, icmâlen işaret ettiğimiz ihsana karşı muhabbete kıyas edilsin. Kâfir ise, küfür cihetiyle hadsiz bir adâvet eder. Hatta kâinata ve mevcudata karşı zalimâne ve tahkirkârane bir adavet taşıyor.


    İkinci Nokta: Muhabbetullah, ittiba-ı Sünnet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ı istilzam eder. Çünki Allah'ı sevmek, onun marziyatını yapmaktır. Marziyatı ise, en mükemmel bir surette Zat-ı Muhammediyede (A.S.M.) tezahür ediyor. Zat-ı Ahmediyeye (A.S.M.) harekât ve ef'alde benzemek, iki cihetledir:

    Birisi: Cenab-ı Hakk'ı sevmek cihetinde emrine itaat ve marziyatı dairesinde hareket etmek, o ittibaı iktiza ediyor. Çünki bu işde en mükemmel imam, Zat-ı Muhammediyedir (A.S.M.).

    İkincisi: Madem Zat-ı Ahmediye (A.S.M.), insanlara olan hadsiz ihsanat-ı İlâhiyyenin en mühim bir vesilesidir. Elbette Cenab-ı Hak hesabına, hadsiz bir muhabbete lâyıktır. İnsan, sevdiği zata eğer benzemek kabil ise, fıtraten benzemek ister. İşte Habibullah'ı sevenlerin, Sünnet-i Seniyyesine ittiba ile ona benzemeye çalışmaları, kat'iyyen iktiza eder.

    Üçüncü Nokta: Cenab-ı Hakk'ın hadsiz merhameti olduğu gibi, hadsiz bir muhabbeti de vardır. Bütün kâinattaki masnûatın mehâsini ile ve süslendirmesiyle kendini hadsiz bir surette sevdirdiği gibi; masnuatını, hususan sevdirmesine sevmek ile mukabele eden zîşuur mahlûkatı sever. Cennet'in bütün letâif ve mehâsini ve lezâizi ve niamatı, bir cilve-i Rahmeti olan bir Zatın nazar-ı muhabbetini kendine celbe çalışmak, ne kadar mühim ve âlî bir maksad olduğu bilbedahe anlaşılır. Madem nass-ı kelâmiyle; onun muhabbetine, yalnız ittiba-ı Sünnet-i Ahmediye (A.S.M.) ile mazhar olunur. Elbette ittiba-ı Sünnet-i Ahmediye (A.S.M.), en büyük bir maksad-ı insanî ve en mühim bir vazife-i beşeriye olduğu tahakkuk eder.

    ON BİRİNCİ NÜKTE: “Üç Mes’ele”dir.

    Birinci Mes’ele: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın Sünnet-i Seniyyesinin menbaı üçtür:
    Akvali, ( sözleri )
    ef’ali, ( fiilleri )
    ahvâlidir. ( halleri )

    Bu üç kısım dahi, üç kısımdır:
    Ferâiz, ( farzlar )
    nevâfil, ( nafileler )
    âdât-ı hasenesidir. ( güzel adetleri )

    Farz ve vâcib kısmında ittibaa mecbûriyet var; terkinde, azab ve ikab vardır. Herkes ona ittibaa mükelleftir.
    Nevâfil kısmında, emr-i istihbâbî ile yine ehl-i îman mükelleftir. Fakat, terkinde azab ve ikab yoktur. Fiilinde ve ittibaında azim sevablar var; ve tağyir ve tebdili bid’a ve dalâlettir ve büyük hatadır. Âdât-ı Seniyyesi ve harekât-ı müstahsenesi ise hikmeten, maslahaten, hayat-ı şahsiye ve nev’iye ve içtimâîye i’tibâriyle onu taklid ve ittiba etmek, gâyet müstahsendir.
    Çünkü: Herbir hareket-i âdiyesinde, çok menfaat-ı hayatiye bulunduğu gibi, mutâbaat etmekle o âdâb ve âdetler, ibâdet hükmüne geçer.

    Evet, mâdem dost ve düşmanın ittifakiyle, Zât-ı Ahmediye (A.S.M.) mehâsin-i ahlâkın en yüksek mertebelerine mazhardır.
    Ve mâdem bil’ittifak nev-i beşer içinde en meşhur ve mümtaz bir şahsiyettir.
    Ve mâdem binler mu’cizatın delâletiyle ve teşkil ettiği âlem-i İslâmiyetin ve kemâlâtının şehâdetiyle ve mübelliğ ve tercüman olduğu Kur’ân-ı Hakîm’in hakâikının tasdikiyle, en mükemmel bir insan-ı kâmil ve bir mürşid-i ekmeldir.
    Ve mâdem semere-i ittibaiyle milyonlar ehl-i kemâl, merâtib-i kemâlâtta terakki edip saadet-i dâreyne vâsıl olmuşlardır.
    Elbette o zâtın sünneti, harekâtı, iktida edilecek en güzel nümûnelerdir ve takib edilecek en sağlam rehberlerdir ve düstûr ittihaz edilecek en muhkem kanunlardır.

    Bahtiyar odur ki, bu ittiba-ı Sünnette hissesi ziyâde ola.
    Sünnete ittiba etmeyen, tenbellik eder ise, hasaret-i azîme;
    ehemmiyetsiz görür ise, cinâyet-i azîme;
    tekzibini işmam eden tenkid ise, dalâlet-i azîmedir.

  8. #38
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Edemezsin çünkü edersen kendini ele vermiş iyice açığa çıkartmış olacaksın , Ehli Sünnet büyüklerine dil uzatan ahmak kellesini kılıca uzatacaktır.Farkında değil gibi davranıyorsun fakat bizde fikirlerin çarpıklığından bahsediyoruz ve bu fikirlerin kimlere ait olduğundan.Kime aitmiş mason selefleri ile meşhur kıymetli üstadına.Dolayısı ile laf kalabalığından başka tatmin edici hiçbir cevabın yok .

    Biz diyoruz ki bu fikirlerin sahibi budur.Delilleri de budur.Varsa delilin getirir sunarsın.Hocan dahi itiraf etmiş mason sapıklarının selefleri olduğunu sen ise yok hocam yalan söylüyor ben doğruyu söylüyorum yok öyle bir şey diyorsun.Bu ne lahana turşusu.

    Böyle adamın kendi ne ise fikirleri de odur.Yani lafı eğip bükmeyin , mert olun mert.Hocası kim deriz uydurur bir masal , Kıymetli Sıla hazretlerine de iftira atmaktan beri durmazsınız.Ehli sünnetin bilgilerini kaynak göstermeden çalan , sanki kendi kıt aklının ürünü gibi süslü kelimelerle senin gibi aklı sakimlere sunan ve seleflerim diyerek sapıkları işaret eden bir zavatın neyini anlatıyorsun burada.Çalınan 10 doğrunun içine sıkıştırılmış bir yanlış ve güm ne oldu itikad bozuldu.Ortadasın işte ortada kendinde de görmüyormusun hocanın eserini.F.Gülende görmüyormusun hocanın eserini.Ne yapıyor F.Gülen aynı hocanın selefim dediği sapık Abduh ve Efgani gibi ayetleri aklına göre yorumlayıp tarihsel diyor ve kafirleri cennetlik yapıyor.Aynı kumaşın parçalaı bunlar , oku bu sapıkların sapkınlıklarını hep aynı nakaratı söylemiş durmuşlar yıllardır.Her şey anı , fikirler aynı zikirler aynı.

    Velhasıl , senin bunları kabul edip etmemen çok önemli değil , ister hezimet bil ister başka şey , fakat bunlar gerçekler.Bunların kıymetini bilenler biliyorlar.Fakaat ,burada sapıkların sapıklıklarını savunursan seni de diğerleri gibi ifşaa etmekten asla geri durmayız.Bunu aklına sok.Ayetlere tarihsel diyen , mason dinsizlerine selefim diyen zihniyeti hemde müslümanlık adı altında savunursan o maskeni alır böyle paçavra gibi atarız , öylece kalırsın ortada , ama saf ve şeffaf bir şekilde.

  9. #39
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721
    Alıntı bziya´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Edemezsin çünkü edersen kendini ele vermiş iyice açığa çıkartmış olacaksın , Ehli Sünnet büyüklerine dil uzatan ahmak kellesini kılıca uzatacaktır.Farkında değil gibi davranıyorsun fakat bizde fikirlerin çarpıklığından bahsediyoruz ve bu fikirlerin kimlere ait olduğundan.Kime aitmiş mason selefleri ile meşhur kıymetli üstadına.Dolayısı ile laf kalabalığından başka tatmin edici hiçbir cevabın yok .

    Biz diyoruz ki bu fikirlerin sahibi budur.Delilleri de budur.Varsa delilin getirir sunarsın.Hocan dahi itiraf etmiş mason sapıklarının selefleri olduğunu sen ise yok hocam yalan söylüyor ben doğruyu söylüyorum yok öyle bir şey diyorsun.Bu ne lahana turşusu.

    Böyle adamın kendi ne ise fikirleri de odur.Yani lafı eğip bükmeyin , mert olun mert.Hocası kim deriz uydurur bir masal , Kıymetli Sıla hazretlerine de iftira atmaktan beri durmazsınız.Ehli sünnetin bilgilerini kaynak göstermeden çalan , sanki kendi kıt aklının ürünü gibi süslü kelimelerle senin gibi aklı sakimlere sunan ve seleflerim diyerek sapıkları işaret eden bir zavatın neyini anlatıyorsun burada.Çalınan 10 doğrunun içine sıkıştırılmış bir yanlış ve güm ne oldu itikad bozuldu.Ortadasın işte ortada kendinde de görmüyormusun hocanın eserini.F.Gülende görmüyormusun hocanın eserini.Ne yapıyor F.Gülen aynı hocanın selefim dediği sapık Abduh ve Efgani gibi ayetleri aklına göre yorumlayıp tarihsel diyor ve kafirleri cennetlik yapıyor.Aynı kumaşın parçalaı bunlar , oku bu sapıkların sapkınlıklarını hep aynı nakaratı söylemiş durmuşlar yıllardır.Her şey anı , fikirler aynı zikirler aynı.

    Velhasıl , senin bunları kabul edip etmemen çok önemli değil , ister hezimet bil ister başka şey , fakat bunlar gerçekler.Bunların kıymetini bilenler biliyorlar.Fakaat ,burada sapıkların sapıklıklarını savunursan seni de diğerleri gibi ifşaa etmekten asla geri durmayız.Bunu aklına sok.Ayetlere tarihsel diyen , mason dinsizlerine selefim diyen zihniyeti hemde müslümanlık adı altında savunursan o maskeni alır böyle paçavra gibi atarız , öylece kalırsın ortada , ama saf ve şeffaf bir şekilde.
    biziya işte .... ismi ile müsemma.
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  10. #40
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2007
    Nerden
    Huzûru İlahî
    Mesaj
    1.427
    Blog Mesajları
    18
    Rep Gücü
    7864
    Alıntı M ü e l l i f...´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    biziya işte .... ismi ile müsemma.
    Sizin defteriniz dürdüldü istediğinizi demekte serbestsiniz , düşmanlığınız sadece kendinizedir başkasına değil bunu bilin.Serdentepetaklakdüşen gibi sizide şeytanın müellifi ve sözcüsü olarak görmeye başladık.Eee hoca talebe mason seleflerini gizlemeyen üstadınıza çekmişsiniz.Geçmiş olsun.

4. Sayfa, Toplam 5 BirinciBirinci ... 2345 SonSon

Benzer Konular

  1. Resûlullaha uymak
    nefisetülilm Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-11-2009, 01:28 PM
  2. Risale-i Nur 1.2.3.4.5.6.7.8.9.Söz
    oylesine_07 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 11
    Son mesaj: 05-10-2009, 06:46 PM
  3. Vecdimin Penceresinden
    RABİA Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-07-2009, 09:30 AM
  4. Bediüzzaman'ın penceresinden milliyetciliğe bakış....
    M ü e l l i f... Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 16
    Son mesaj: 25-05-2009, 05:11 PM
  5. Bir ressam Penceresinden Yaratan'a bakış
    atmaca34 Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 02-04-2008, 11:50 PM
Yukarı Çık