Selam!

Bayindir- Prof.Dr.Abdulaziz BAYINDIR
Seyh- Mahmut USTAOSMANOĞLU (Mahmut Efendi)
Murit- Bayram Ali KARAMUSTAFAOĞLU

MÜRİT- Mezhep imamları gerçekten değerli kişi¬lerdir. Onları olağanüstü kişiler saymanın ne za¬rarı var?
BAYINDIR- Çok zararı var. O zaman iş değişir. Onlar Hz. Muhammed'in yerine, görüş¬leri de Kur'an'ın yerine geçer. Biz bu fe¬laketi ya¬şıyoruz.
Hiç kimsenin mezhep imamlarına inanma görevi yoktur. Allah'ın huzurunda bundan sor¬guya çekil¬meyeceğiz. Ama hepimizin Hz. Muhammed sallal¬lahu aleyhi ve selleme inanma görevi vardır. Ona boyun eğmek, Allah'a bo¬yun eğmekle bir sayıl¬mıştır. Ayette "Kim Elçi'ye boyun eğerse gerçekten Allah'a boyun eğmiş olur." (Nisa 4/80) buyurulmuş¬tur.
Bu âyet dışında Kur'an'ın tam on bir ye¬rinde Allah'a boyun eğme emri, Resulüne bo¬yun eğme emri ile birlikte veril¬miştir . Haşr suresinin yedinci âyetinde şöyle buyurulur:
"Elçi size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan geri durun."
Ahzâb suresinin 36. âyeti şöyledir:
"Allah ve Elçi'si bir işte hüküm verince inanmış hiçbir erkek ve kadın o işle ilgili davranışlarında ser¬best ola¬maz."
Nur suresinin 63. âyetinde şöyle bir uyarı vardır:
"Elçi'nin emrine aykırı hareket edenler baş¬larına bir belanın gelmesinden veya çok elemli bir azaba uğramaktan sakın¬sınlar."
a- Mucize
Önemli olduğu için mucize konusunu bir başka açıdan tekrar ele alıyoruz.
BAYINDIR- Hz. Muhammed kadar önemli bir in¬san yoktur. Bunun nedenini düşün¬dünüz mü?
MÜRİT- Tabiî, çünkü o Allah'ın Elçisi'dir.
BAYINDIR- Allah'ın Elçisi olduğu nereden bili¬nebilir? Onu nasıl ispat edersiniz?
MÜRİT- Hz. Muhammed Allah'ın son elçisidir. Herkesin buna inanması gerekir.
BAYINDIR- Tamam, doğru ama insanlar Hz. Muhammed'in ger¬çekten Allah'ın elçisi olduğunu nasıl bilebilirler?
Baksanıza, itibarlı bir kişi, günün birinde kalkıp ben Amerika'nın Ankara Büyükelçisi oldum, dese Türk Devleti bunu kabul edebilir mi? Çünkü bundan sonra yetkili makamların karşısına Amerika Birleşik Devletleri adına çıktığını söyleye¬cektir.
MÜRİT- Amerikan hükümetinin onu elçi olarak görevlendirdiğine dair belge getirirse olur.
BAYINDIR- İşte Hz. Muhammed de Allah'ın bana gönderdiği bir elçidir. Onun da görevlendirme belgesini bana getirmesi gerekir.
MÜRİT- Sen o kadar değerli misin?
BAYINDIR- Bana, size ve bütün insan¬lara bu değeri Allah veriyor. O şöyle buyurur:
"And olsun ki Allah, inananlara büyük lütufta bulundu. Çünkü içlerinden birini elçi olarak gönderdi. O onlara Allah'ın ayetlerini okuyor, onları arıtıyor, onlara Kitap ve hikmeti öğretiyor. Halbuki onlar, önceleri apaçık sapıklık içinde idiler." (Al-i İmran 3/164)
MÜRİT- Tamam, şimdi anladım. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin elçilik belgesi onun gösterdiği mucizelerdir.
BAYINDIR- Doğru.
MÜRİT- Mesela Hendek Savaşı için hendek kazıl¬ması sırasında Cabir b. Abdullah Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin şiddetli açlık çektiğini görmüştü. Hemen küçük bir hay¬van kesti. Karısı bir sa' (yaklaşık üç kilo) arpa öğüttü. Sonra gelip gizlice, Resulüllah sallallahu aleyhi ve selleme, birkaç sahabesiyle gelmesini söyledi. Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem Hendek'teki herkesi kaldırdı. Bin kişi idiler. Hepsi de bu yiye¬cekten yedi ve doydular. Sonunda tencere olduğu gibi et dolu olarak ve hamur da olduğu gibi pişirilmeye hazır halde arttı ."
BAYINDIR- Bütün elçilerin böyle mucize¬leri yani elçiliklerini ispat belgeleri olmuştur. Hz. Salih'in devesi, Hz. Musa'nın değneğinin yı¬lana dönüşmesi, elini çıkarınca bembeyaz ol¬ması, Hz. İsa'nın çamurdan kuş heykeli yapıp üflemesiyle gerçek bir kuş haline gelmesi, ölüleri diriltmesi, anadan doğma kör ve alaca hastalığına tutulmuş kişileri Allah'ın izniyle iyileştirmesi birer mucize, el¬çiliğin birer belgesidir. Bilim ve teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanlık ne ölçüde ilerleme gös¬terirse göstersin, kayadan deve çıkarmak, değneği gerçek bir yılana çe¬virmek, ölüleri diriltmek veya birkaç kişilik yiye¬cekle bin kişiyi doyurmak müm¬kün olmaz. Ama bunlar zamanımız insanı için bir belge olma özelliği taşımazlar.
Mesela Hz. Salih aleyhisselâmın kavmi, ora¬daki büyükçe bir kayadan dişi bir deve çıkar¬masını isteyince Allah Teâlâ, Salih aleyhisselâma şöyle buyurmuştu:
"Onların gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için dişi deveyi gönderiyoruz. Onları izle ve sabırlı ol. Onlara bildir ki, su aralarında pay edilmiştir. Sırası gelen onun başında bulunsun." (Kamer 54/27-28)
Suyu bir gün deve, bir gün de şehir halkı içi¬yor, ertesi günün suyunu da o günden alıyor¬lardı. Devenin nöbetinde halk onun sütünü alı¬yordu .
Konuyla ilgili âyetlerden bir kısmı şöyledir:
"Semud'a da elçi olarak soydaşları Salih'i gön¬derdik. Dedi ki: "Ey ulusum! Allah'a kulluk edin, si¬zin ondan başka tanrınız yoktur. Bakın, size Rabbinizden açık bir belge geldi: İşte Allah'ın bu dişi devesi size bir mucizedir. Bırakın onu da Allah'ın toprağında otlasın; ona bir kötülük dokun¬durmayın, yoksa sizi can ya¬kıcı azap çarpar.
Düşünsenize, hani sizi Allah, Ad'dan sonra onun yerine getirmişti. Sizi bu yere yerleştirdi. Buranın düzlüklerine köşkler kuruyor, dağlarını oyup evler yapıyorsunuz. Evet, Allah'ın nimet¬le¬rini düşünün de taşkınlık yaparak ortalığı ka¬rıştır¬mayın.
Ulusunun büyüklük taslayan ileri gelenleri, zayıf görülenlere, onlardan iman edenlere dedi¬ler ki, "Siz Salih'in, gerçekten Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu mu biliyorsunuz?" Onlar şöyle cevap verdiler: "Doğrusu onunla gönderilen ne ise biz ona inanıyoruz"
"Büyüklük taslayanlar, "İşte biz de sizin inan¬dığınız şeyi tanımıyoruz" dediler.
Sonra o dişi devenin ayağını kesip devirdi¬ler; Rablerinin buyruğuna baş kaldırdılar ve dediler ki; "Ey Salih, eğer sen elçilerden isen haydi, tehdit ettiğin şeyi başımıza getir de gö¬relim."
Bu yüzden onları bir sarsıntı tuttu ve olduk¬ları yerde diz üstü çöküverip öldüler.
Bunun üzerine Salih onlardan ayrıldı ve "Ey ulusum! And olsun ki ben size Rabb’imin sö¬zünü bildirmiş ve öğüt vermiştim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" dedi." (Araf 7/73-79)
Hz. Salih'in devesi sağ kaldığı sürece ona karşı çıkanların başarılı olması mümkün değildi. Çünkü kayadan çıkmış mucize deve, onun elçiliğini belgeliyordu. Ama deve kesilince Hz. Salih, tayin belgesi yakılmış büyükelçi gibi oldu. Ya yeni bir belge getirecekti ya da oradan ayrıla¬caktı. Cenabı Hak yeni bir mucize vermedi, Hz. Salih'i oradan ayırdı ve inanmayanları yok etti.
MÜRİT- Deve ölünce mucize olmaktan çıktı mı?
BAYINDIR- Ölmüş bir deveyi artık kim Hz. Salih'in mucizesi sayar?
b- Hz. Muhammed'in mucizesi
MÜRİT- Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin gösterdiği mucizeler de bugün yoktur. Şimdi o da tayin belgesi yakılmış bü¬yükelçi gibi mi oldu yani?
BAYINDIR- Hayır, Hz. Muhammed sallal¬lahu aleyhi ve sellemin mucizesine hiçbir şey olmadı. Onun asıl mucizesi Kur'an-ı Kerim'dir. Kur'an, kı¬yâmete kadar bozulmadan kalacaktır. Onu koru¬mayı Allah Teâlâ bizzat üstlendiği için Hz. Muhammed ölmüş olsa da elçiliği devam etmek¬tedir. Çünkü Allah onu son elçisi yapmış ve in¬san¬lardan istediği her şeyi onun aracılığı ile bil¬dirmiştir. Artık Allah'ın insanlardan yeni bir isteği olmaya¬caktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Bugün sizin için dininizi olgunlaştırdım. Size olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'a rıza gösterdim." (Maide 5/3)
MÜRİT- Hz. Muhammed öldüğüne göre onun görevini kim yürütüyor?
BAYINDIR- Elçiler Allah'tan vahiy alır, Allah'ın izniyle mucize gösterir ve aldıkları vahyi tebliğ ederler. Kur'an, hem Hz. Muhammed sallal¬lahu aleyhi ve sellemin Allah'tan aldığı vahiyleri en gü¬venilir biçimde koruyan bir kitap, hem de onun mucizesidir. Artık vahiy alma işi bitmiştir. Kur'an, mucize olarak elimizde durmaktadır. Onun yapa¬madığı tek görev tebliğdir. Neyin tebliğ edileceği de açık ve net olarak bellidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"Ey Elçi! Rabbinden sana ne indirilmişse onu tebliğ et, eğer bunu yapmazsan ona elçilik yapmamış olursun" (Maide 5/67)
Ona indirilen Kitap elimizde olduğuna göre her mümin tebliğ görevini sür¬dürebilir.

Not:
- Al-i İmran 3/32, 132; Nisa 4/59; Maide 5/92; Enfal 8/1,20,46; Nur 24/54; Muhammed, 47/33; Mücadele 58/13; Teğabûn 64/12
- Buhari, Meğâzî, 29.
- Buranın Arapça’sında الهضبة kelimesi geçiyor. Lisan'ul-Arab'da bunun tek parça büyükçe bir kaya anlamında olduğu ifade ediliyor.
- Tefsîr'ut-Taberi, c. XI, s. 561.