Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Seyhle konusma-SIRK- II

    SELAM

    Bu uzun konusma metninin ikinci bolumu olarak su anda da forumda tartisma konusu olan bir baska bolumu one alarak devam ediyorum.

    Bayindir- Prof.Dr.Abdulaziz BAYINDIR
    Seyh- Mahmut USTAOSMANOĞLU (Mahmut Efendi)
    Murit- Bayram Ali KARAMUSTAFAOĞLU

    ŞIRK

    Şirk, Allah'a ait bazı özellikleri kimi varlıklarda da görerek, onları bu özelliklerde Allah ile ortak say¬maktır. Buna inanan, öncelikle onları Allah'a yakın bilir ve Allah ile birlikte onlara da köle olur. Çünkü Allah'a, bunların aracılığı ile yakla¬şabile¬ceğine ve isteklerini ona ulaştırabileceğine inanır. O, Allah'ı bir kral, bunları da onun yakınları gibi görür.

    MÜRİT- Bizim yaptığımızın nesi şirk? Sen esas onu anlat.

    BAYINDIR- Bakın, “İbadet” sözlükte taat anl***** gelir. Taat boyun eğmek demektir, daha çok “emre uymak ve izinden gitmek.” anla¬mında kullanı¬lır . Türkçe’de buna kulluk denir.
    Abd (عبد) kul, yani köle anl***** gelir.
    İnsanlar, güçlerinin yettiğini kendilerine köle et¬meğe, güç yeti¬remediklerine de köle olmağa yatkındırlar. Krallar halkı, kendi köleleri gibi görmek istemişler, kayıtsız şart¬sız boyun eğdir¬meğe çalışmış¬lardır. Kur’an’da bunun ör¬nekleri vardır:
    Firavun halkı toplamış ve şöyle haykırmıştı: "Sizin en yüce rabbiniz benim" (Naziât 79/23-24)
    Rab sahip demektir. Araplar kö¬lenin sahi¬bine rab derler . Biz de efendi deriz. Allah’tan başkasına köle olmayı reddedenler, Allah’tan başka¬sının kendi rableri ve efendileri olmasını da kabul etmezler. Dikkat ederseniz efendi kelimesi tarikat¬larda sıkça kullanılır.
    Krallar siyasi ve askeri güçlerini kullanarak, zenginler paralarını, kimileri de dini kullanarak insanları kendilerine kul ederler. Dini kullananlar bunların en kötüsüdür. Çünkü insanlar bunlara kulluk etmeyi Allah'a kulluğun bir parçası sayarlar.
    Siz Allah ile birlikte şeyhinize de köle olu¬yorsu¬nuz. Rabıta sırasında şeyhinizin ruhani¬yeti kar¬şısında boyun eğiyorsunuz. Halbuki, Fatiha suresinde "Yalnız sana köle oluruz" diye Allah'a söz veriyoruz.

    MÜRİT- Kendine kulluk edilmesini isteyen şeyh var mı? BAYINDIR- Önceki açıklamalar yeterli ol¬madı herhalde. Şeyhe tam bağlan¬mak, ona rabıta et¬mek, kalple ondan yardım istemek ve ona asla iti¬raz etmemek gerektiğini söylemiştiniz. Hatta şeyhin önünde mürit, gassalın (ölü yı¬kayıcısının) önün¬deki meyyit (ölü) gibi olmalı¬dır, demiştiniz. Bu köle¬li¬ğin son noktası değil midir? Bundan ileri bir kölelik düşünülebilir mi? Allah’ın istediği, insanın yalnız kendine köle olması ve bu şekilde hürriyetin doruğuna ulaşmasıdır.
    “Ey insanlar! Sizi ve sizden ön¬cekileri yara¬tan Rabbinize kölelik edin ki, korunabilesiniz.” (Bakara 2/21)
    Hz. Muhammed de Allah'ın köle¬sidir. Kelime-i şehadet getirirken “اشهد أن محمدا عبده ورسوله - Ben tanıklık ederim ki, Muhammed onun kö¬lesi ve elçi¬sidir.” deriz. Ona bundan başka bir makam ver¬mek Hrıstiyanlara benzemek olur. Onlar Hz. İsa’ya Allah’ın oğlu demiş, onu Allah’a halef kılmış, ona ibadet etmeye ve on¬dan yardım dilemeye başlamış¬lardır. Sanki hâşâ! baba emekli ol¬muş da oğul onun yerine otur¬tulmuş gibidir.
    Bu sebeple ibadet etmiş olmak için puta secde eder gibi şeyhe secde etmek gerekmez.

    İstiâne

    MÜRİT- Bir de istiâne vardı.

    BAYINDIR- Gelelim istianeye: İstiane, yardım istemek demektir. Fatiha suresini her okuyuşu¬muzda “iy¬yâke nestaîn, اياك نستعين deriz. Yani "Allah'ım yalnız senden yardım iste¬riz” demektir. Bu konu daha önce anlatılmıştı. Burada Şeyh Efendinin bir sözünü tekrarlamak yerinde olur. Şöyle demişti:
    "Siz ne der¬se¬niz deyin, biz Allah ile kullar ara¬sında evliyâullahın ve meşâyih-i izâm ha¬zerâtının ruhları¬nın vasıta ol¬duğuna ina¬nırız. Onların ruha¬niye¬tinden istimdâd eder, isti¬ânede bulu¬nuruz."
    Evliyanın ruhundan istianede bulunduğunuza göre sizin “iy¬yâke nestaîn اياك نستعين = yalnız senden yardım isteriz” demeye hakkınız kalır mı?
    Bir de rabıta yaparak şeyhin ruhaniyetiyle be¬ra¬ber, suretini kalp gözünün önüne getirip hayal etmeniz ve kalple ondan yardım istemeniz var ya, işte o zaman tevhitle ilginiz kesilir. Çünkü bu, olsa olsa şeyhe ibadetin bir parçası olur.
    Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem “Dua ibadetin özüdür .” demiyor mu?
    O, bir de, şöyle bu¬yurmuştur: “Dua ibadetin ta kendisi¬dir.”
    Puta tapan¬lar ibadeti, putun rızasını ka¬zanmak ve dualarının kabulünü sağlamak için yaparlardı.
    Bir çok âye¬tte müşriklerin, Allah’tan başka¬sına dua ettikleri anlatılır. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme verdiği bir emirde Allah Teâlâ şöyle buyurur:
    “De ki: Ben yal¬nızca Rabbime dua ederim. Ona hiçbir şeyi or¬tak koşmam.” (Cin 72/20)
    İbn Abbas şöyle demiştir: “Duanız imanı¬nız¬dır .”
    İnsanlar öteden beri en çok dua ve ibadet ko¬nusunda yanıldıkları için bütün elçilerin davetinin te¬melini bu iki husus oluşturmuştur.
    Namaz, oruç, hac, zekat, helâller ve haram¬larla ilgili çok az âyet olduğu halde Allah'tan baş¬kasına ibadeti, darda kalınca başkasından manevi yardım beklemeyi şirk sayıp yasak¬layan çok sayıda ayet vardır. Kur'an'ın hemen her sayfasında bu konu ile ilgili ayetler vardır.
    "Darda kalmış kişi dua ettiği za¬man onun yar¬dımına kim yetişiyor da sıkıntıyı gideriyor ve sizi yeryüzü¬nün hakimleri yapıyor? Allah ile be¬raber başka bir tanrı mı var? Ne ka¬dar az düşünüyor¬sunuz." (Neml 27/62)

    ALLAH’IN GÖZÜKMESİ (Tecelli)*

    Tecelli, gözükmek, ortaya çıkmak an¬l*****dır. Allah'ın tecelli etmesi de Allah'ın gözük¬mesi veya gücünün ortaya çıkması anla¬mında kullanılır.

    ŞEYH EFENDİ - (Kendi alnını göstererek) Şeyhlerin alnı bir aynadır. Orada Cenab-ı Hak tecelli eder.

    BAYINDIR - Allah Teâlâ bir insanda nasıl tecelli eder, nasıl gözükür? Bunun de¬lili nedir?

    ŞEYH EFENDİ - Delili şudur: Allah Teâlâ şöyle buyurur:
    “Musa, tayin ettiğimiz vakitte (Tûr-i Sînâ’ya) gelip de Rabbi onunla konu¬şunca «Rabbim, bana kendini göster, seni göre¬yim.» dedi. (Rabbi) «Sen beni asla göre¬mezsin. Fakat şu dağa bak, eğer yerinde durabilirse sen de beni göre¬ceksin.» buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince dağı param¬parça etti. Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki; Seni noksan sıfat¬lardan tenzih ede¬rim, sana tevbe et¬tim ve ben inananların ilki¬yim.” (Araf 7/143)
    Allah bir dağda tecelli ettiğine göre bir in¬sanda tecelli ede¬mez mi?

    BAYINDIR - Allah dağa tecelli ettiği zaman dağ parçalandı, Hz. Musa da baygın düştü.

    ŞEYH EFENDİ - İşte şeyh dağ yerinde, mürit de Musa aley¬his¬se¬lâm makamındadır .

    BAYINDIR - Bu ne biçim delil getirme, ne biçim bir kıyastır? Allah Teâlâ dağda tecelli etmedi ki, dağa tecelli insana tecelli etmeyeceği, yani bu dün¬yada bir insana gözükmeye¬ceği yukarı¬daki âyette açıkça belir¬tilmiştir.
    Ayete aykırı olmasına rağmen farz edelim ki, sizin dediği¬niz doğrudur ve Allah dağa tecelli etmemiştir de dağda tecelli et¬miştir. Siz kendinizi dağa nasıl kıyas¬larsınız? İnsan dağa benzer mi? Böyle kıyaslara kı¬yas maâl fâ¬rık, yani ilgisiz şeyleri birbi¬rine benzetmek de¬nir. İn¬sanla dağ ara¬sında nasıl bir benzerlik buluyorsu¬nuz ki, bir âye¬tin dağ ile ilgili hük¬münü insana taşıyorsu¬nuz.
    Bir an için benzetmenin doğru olduğunu ka¬bul etsek bile varılacak hüküm, böyle bir tecel¬liden sonra şeyhin parçalanıp yok olması ol¬maz mı? Çünkü Allah’ın tecellisinden sonra dağ param¬parça olmuştur. Ama böyle olmuyor, şeyhin alnı bu tecelli ile Allah’ın aynası durumuna geli¬yor ve herkes şeyhin alnında Allah’ı görmeye başlıyor.

    ŞEYH EFENDİ - Allah şeyhleri korur. Allah’ın gücü buna yetmez mi?

    BAYINDIR - Allah’ın gücünün yetmediği ne var ki; ama biz Al¬lah’ın gücünden ve kudretinden değil, ayetin hükmün¬den bahsedi¬yo¬ruz. Sonra Allah'ın şeyhi koruyacağını nereden çıkarıyorsu¬nuz?
    Ayrıca Allah'ın dağa tecelli etmesi özel bir olaydır, bunun kıyaslanacağı bir şey yoktur. Çünkü olağan dışı bir olaya benzetme yapıla¬rak bir hükme varı¬lamaz .
    Şeyhin dağa, Hz. Musa’nın da müride ben¬ze¬tilmesine ge¬lince; doğ¬rusu bunu hangi man¬tıkla yaptığınızı anlamak mümkün de¬ğil¬dir. Şeyhi Hz. Musa’ya benzetmek isteseniz bu¬nun bir yolu olur. Çünkü insan olma bakımın¬dan ortak yönleri vardır. Dağ ile şeyhin neyi birbirine benzi¬yor?

    MÜRİT- Tecelli meselesini niye yanlış de¬ğer¬lendiri¬yor¬su¬n? Bu, Şeyh Efendinin bütün davra¬nışla¬rıyla müritlerine örnek hale gelmesinden başka bir şey değildir.

    BAYINDIR - Yani Allah’ın şeyhin bede¬nine girdiğini mi söy¬le¬mek istiyorsunuz?

    MÜRİT- Hayır, asla öyle demiyo¬rum. Şeyhin müritlerine örnek olmasından bah¬sediyorum.

    BAYINDIR - Örnek olması için Allah’ın şeyhin alnında gözükmesi mi gerekiyor?

    ŞEYH EFENDİ- Şeyhin iki gözünün arası feyiz kaynağıdır. Rabıta yaparken iki gözün arasında olan hayal hazinesi ile mürşidin ruhaniyetinin yü¬züne hatta iki gözünün arasına bakılır .

    BAYINDIR- Tamam, işin sırrı şimdi çözüldü. Şeyhin alnında Allah Teâlâ'nın tecelli etmesine neden ihtiyaç duyduğunuzu şimdi anladım. Bir yanlış sizi bir başka yanlışa zor¬luyor.
    Rabıta diye bir şey uydurdunuz ya, onun ka¬bul edilebilmesi için bu defa da Allah'ın şeyhin alnında tecelli ettiğini uydurma¬nız gerekli oldu.
    Çünkü mürit rabıta yaparken şeyhinin ruhani¬yetini hayal ediyor, onun iki gözünün arasına, yani alnının ortasına baktığını düşünüyor. Size göre orası feyiz kaynağıdır. Sonra şeyhine karşı kendini son derece al¬çaltarak ona yalvarıyor, onu Allah ile kendi arasında vesile kılıyor. .
    İşte burada şeyhin alnının bir ayna sayılma¬sına ve orada Allah'ın gözükmesine ihtiyaç du¬yuyorsunuz. Yoksa müritleri nasıl inandırır¬sınız.
    Bazı tasavvuf kitaplarında daha ileri gidile¬rek Allah¬‘ın isimlerinin ve sıfatlarının şeyhte gö¬zük¬tüğü ifade edilmektedir . Bu nasıl kabul edilebilir? Bu durum sizde de var, siz de aynı iddiaları tekrarlayıp duruyorsunuz. Ama, bu çir¬kinliği daha fazla uzatmak istemiyorum.
    - İbnü Manzûr, Lisan’ul-Arab, Beyrut 1410/1990. İtaat, Tav’ (طوع) kökündendir. Tav’ boyun eğmek demek¬tir. Zıddı kerih görmek, hoşlanmamaktır. Ayette şöyle buyurulur: “Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler.” (Fussilet 41/11)
    Taat (طاعة) da aynı köktendir, boyun eğmek anl***** gelir ve daha çok “Emre uymak ve izinden gitmek.” anlamında kullanılır. (Rağıb el-İsfahânî, el-Müfredât, s. 529, TVA maddesi)
    - Hz. Yusuf köle olarak Mısır’ın bir devlet yetkilisine satılmış, o yetkilinin karısı Züleyhâ Hz. Yusuf’a aşık olmuş ve beraber olmak istemişti. O sırada olanları anlatan ayet şöyledir:
    "Evinde bulunduğu kadın onu kendine çağırdı, kapı¬ları sıkı sıkı kapadı ve "gelsene" dedi. Yusuf: "Günah işlemek¬ten Allah'a sığınırım, doğrusu senin kocan benim rabbimdir; bana iyi bakmıştır. Zalimler iflah olmazlar ki." dedi. (Yusuf 12/23)
    - Tirmizî, Dua,1, 3371 nolu hadis.
    - Tirmizî, Dua,1, 3372 nolu hadis.
    - Nisa 4/117; En'am 6/40,41,56,71,108; Araf 7/37,194,195,197; Yunus 10/38,66, 106; Hûd 11/101; Ra'd 13/14; Nahl 16/20,86; İsra 17/56, 57,67; Kehf 18/14; Meryem 19/48; Hacc 22/12,13,62,73; Müminun 23/117; Furkân 25/68; Şuarâ 26/213; Kasas 28/64,88; Ankebût 29/42; Lokman 31/30; Sebe' 34/22; Fatır 35/13,14,40; Saffât 37/125; Zümer 39/38; Mü¬min 40/20,66; Fussilet 41/48; Zuh¬ruf 43/86; Ahkâf 46/4,5; Cin 72/18. 26 surede toplam 47 ayet.
    - Buhari, İman, 2.
    * - Bu bölümdeki iddialar Mahmut USTAOSMANOĞLU (Mahmut Efendi) ve ekibi ile yaptığımız görüşmede ortaya atılmıştır.
    - Müridin, şeyhi önünde cezbeye gelip baygın düş¬mesi böyle bir şartlanmadan do¬layı olsa gerektir.
    - “Alâ hilâf’il-kıyâs vâki olan şey sâire mek¬îsun aleyh olamaz.” Mecelle m.15.
    - Ruhu'l-Furkan, c. II, s. 79.
    - Bkz. KOTKU, Tasavvufî Ahlâk, c. II, s.184-185.
    - Bkz. Ruhu'l-Furkan, c. II, s. 79.
    - Bkz. KOTKU, Tasavvufî Ahlâk, c. II, s.184-185.

  2. #2
    Süper Aktif Üye simqe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Nerden
    Türkiye
    Mesaj
    3.362
    Rep Gücü
    67755

    Cevap: Seyhle konusma-SIRK- II

    Açılamalar için teşekkürler..ama anlayana açıklama..

    malum şeyhine tapanlar var..

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Cevap: Seyhle konusma-SIRK- II

    SELAM

    Bayindir- Prof.Dr.Abdulaziz BAYINDIR
    Seyh- Mahmut USTAOSMANOĞLU (Mahmut Efendi)


    Tecelli, gözükmek, ortaya çıkmak an¬l*****dır. Allah'ın tecelli etmesi de Allah'ın gözük¬mesi veya gücünün ortaya çıkması anla¬mında kullanılır.
    Seyh Mahmut efendi karsisindaki Ilahiyat profesorunu ne derse dusunmeden kabul eden Muritlerinden biri sanmis.Yaptigina cok dikkat edin.

    Once ayeti dogru soyluyor.
    ŞEYH EFENDİ - (Kendi alnını göstererek) Şeyhlerin alnı bir aynadır. Orada Cenab-ı Hak tecelli eder.

    BAYINDIR - Allah Teâlâ bir insanda nasıl tecelli eder, nasıl gözükür? Bunun de¬lili nedir?

    ŞEYH EFENDİ - Delili şudur: Allah Teâlâ şöyle buyurur:
    “Musa, tayin ettiğimiz vakitte (Tûr-i Sînâ’ya) gelip de Rabbi onunla konu¬şunca «Rabbim, bana kendini göster, seni göre¬yim.» dedi. (Rabbi) «Sen beni asla göre¬mezsin. Fakat şu dağa bak, eğer yerinde durabilirse sen de beni göre¬ceksin.» buyurdu. Rabbi o dağa tecelli edince dağı param¬parça etti. Musa da baygın düştü. Ayılınca dedi ki; Seni noksan sıfat¬lardan tenzih ede¬rim, sana tevbe et¬tim ve ben inananların ilki¬yim.” (Araf 7/143)
    ...... Rabbi o dağa tecelli edince.....
    .......Rabb’i o daga Kendini gosterince......

    Sonra hakli cikmak icin Ayetin kelimesini degistiriyor.
    Allah bir dağda tecelli ettiğine göre bir in¬sanda tecelli ede¬mez mi?
    ..... dağDA tecelli ettiğine göre .........
    ......dagda gorununce..............


    Profesor saptirmayi hemen anliyor ve duzeltiyor.
    BAYINDIR - Allah dağa tecelli ettiği zaman dağ parçalandı, Hz. Musa da baygın düştü.
    ......daga kendini gosterdi......

    Seyh ise hic bozuntuya vermiyor.
    ŞEYH EFENDİ - İşte şeyh dağ yerinde, mürit de Musa aley¬his¬se¬lâm makamındadır .
    Iste oyunu anliyan profesor sinirleniyor. Ve dinin gercegini ortaya koyuyor.
    BAYINDIR - Bu ne biçim delil getirme, ne biçim bir kıyastır? Allah Teâlâ dağda tecelli etmedi ki, dağa tecelli insana tecelli etmeyeceği, yani bu dün¬yada bir insana gözükmeye¬ceği yukarı¬daki âyette açıkça belir¬tilmiştir.
    Ayete aykırı olmasına rağmen farz edelim ki, sizin dediği¬niz doğrudur ve Allah dağa tecelli etmemiştir de dağda tecelli et¬miştir. Siz kendinizi dağa nasıl kıyas¬larsınız? İnsan dağa benzer mi? Böyle kıyaslara kı¬yas maâl fâ¬rık, yani ilgisiz şeyleri birbi¬rine benzetmek de¬nir. İn¬sanla dağ ara¬sında nasıl bir benzerlik buluyorsu¬nuz ki, bir âye¬tin dağ ile ilgili hük¬münü insana taşıyorsu¬nuz.
    Bir an için benzetmenin doğru olduğunu ka¬bul etsek bile varılacak hüküm, böyle bir tecel¬liden sonra şeyhin parçalanıp yok olması ol¬maz mı? Çünkü Allah’ın tecellisinden sonra dağ param¬parça olmuştur. Ama böyle olmuyor, şeyhin alnı bu tecelli ile Allah’ın aynası durumuna geli¬yor ve herkes şeyhin alnında Allah’ı görmeye başlıyor.
    Seyh yanlisi ortaya cikinca hemen hemen butun tarikatilarin yaptigini yapip Allah’in cc gucunu ortaya suruyor. (Sanki Allah cc ona calisiyor.) Yanlisi ortaya cikan Seyhin, Profesore verdigi cevaba bakin
    ŞEYH EFENDİ - Allah şeyhleri korur. Allah’ın gücü buna yetmez mi?
    Profesor artik saygiyi elden birakiyor.
    BAYINDIR - Allah’ın gücünün yetmediği ne var ki; ama biz Al¬lah’ın gücünden ve kudretinden değil, ayetin hükmün¬den bahsedi¬yo¬ruz. Sonra Allah'ın şeyhi koruyacağını nereden çıkarıyorsu¬nuz?
    Ayrıca Allah'ın dağa tecelli etmesi özel bir olaydır, bunun kıyaslanacağı bir şey yoktur. Çünkü olağan dışı bir olaya benzetme yapıla¬rak bir hükme varı¬lamaz .
    Şeyhin dağa, Hz. Musa’nın da müride ben¬ze¬tilmesine ge¬lince; doğ¬rusu bunu hangi man¬tıkla yaptığınızı anlamak mümkün de¬ğil¬dir. Şeyhi Hz. Musa’ya benzetmek isteseniz bu¬nun bir yolu olur. Çünkü insan olma bakımın¬dan ortak yönleri vardır. Dağ ile şeyhin neyi birbirine benzi¬yor?
    Bilimin temel kuralini hatirlatiyor.
    elma ile elma
    dag ile dag
    insan ile insan
    peygamber ile peygamber
    seyh ile seyh

    Yani seyh ile dag olmaz.
    seyh ile peygamber hic olmaz.
    Ne curet ne fucur.

Benzer Konular

  1. Sirk çadırları niçin daima daire biçimindedir?
    diojen Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 04-09-2009, 10:30 PM
  2. Seyhle Konusma-VI-RUHANILERIN HAYATI
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-06-2009, 01:55 AM
  3. Seyhle Konusma- MEZHEP IMAMLARI- IV
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 31-05-2009, 09:29 PM
  4. Seyhle konusma- MEZHEPLER-.III
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 30-05-2009, 07:57 PM
  5. Seyhle konusma-bayındır hoca-ı
    mopsy Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 28-05-2009, 03:15 PM
Yukarı Çık