SELAM

Bu uzun konusma metninin ilk bolumu olarak su anda da forumda tartisma konusu olan bir bolumu one alarak basliyorum.

Bayindir- Prof.Dr.Abdulaziz BAYINDIR
Seyh- Mahmut USTAOSMANOĞLU (Mahmut Efendi)
Murit- Bayram Ali KARAMUSTAFAOĞLU

ÖNSÖZ
Bismillahirrahmanirrahim
(İyiliği sonsuz, ikramı bol Allah’ın adıyla)
Her şeyimizi Allah'a borçluyuz. O ne ya¬parsa güzelini yapar. Gönderdiği son Elçi Muhammed, ailesi ve onu yürekten izleyenler, bereket ve esenlikler içinde olsunlar.
Bir Şeyh Efendi ve etrafında yer alan hoca¬la¬rın bazı görüş¬leri bana so¬ruldu, yanlış buldum. Onlardan birine dedim ki; sizin bana ulaşan görüş¬leri¬nizde yanlış¬lıklar buluyorum, bir araya gelelim de bunları bana izah edin. O da konuyu kendile¬rine yazılı olarak iletmemi ve yapacak¬ları bir hazır¬lık¬tan sonra görüşmemizin uygun olaca¬ğını söy¬ledi. Bunun üzerine onlara bir yazı gön¬derdim.
Altı ay sonra, Şeyh Efendi ve tarikatın ileri gelen ho¬caları ile uzun bir görüşme yaptık. O görüşmeyi küçük ilavelerle ya¬zılı hale getirdim. Bu yazı büyük bir ilgi gördü. Elden ele dolaştı. Fotokopi ile ço¬ğaltıldı. Bazı dergiler ve gazeteler kısmen veya tümüyle bastı¬lar. Türkiye'de ve Avrupa'da kitapçık şeklinde yayımla¬yanlar oldu. Bunların sayısının yüz binleri geçtiği tahmin edilmektedir.


MÜRİT- Hz. Muhammed öldüğüne göre onun görevini kim yürütüyor?
BAYINDIR- Elçiler Allah'tan vahiy alır, Allah'ın izniyle mucize gösterir ve aldıkları vahyi tebliğ ederler. Kur'an, hem Hz. Muhammed sallal¬lahu aleyhi ve sellemin Allah'tan aldığı vahiyleri en gü¬venilir biçimde koruyan bir kitap, hem de onun mucizesidir. Artık vahiy alma işi bitmiştir. Kur'an, mucize olarak elimizde durmaktadır. Onun yapa¬madığı tek görev tebliğdir. Neyin tebliğ edileceği de açık ve net olarak bellidir. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"Ey Elçi! Rabbinden sana ne indirilmişse onu tebliğ et, eğer bunu yapmazsan ona elçilik yapmamış olursun" (Maide 5/67)
Ona indirilen Kitap elimizde olduğuna göre her mümin tebliğ görevini sür¬dürebilir.
c- Her mümin Allah'ın Elçisi'ne varistir
MÜRİT- Her mümin bunu nasıl yapar?
BAYINDIR- Her mümin, Kur'an'a göre ya¬şama ve onu insanlara anlatma görevini ya¬pabilir.
Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem “Alimler, elçilerin varisleridir.” buyur¬muştur .
MÜRİT- Herkes alim olamaz ki.
BAYINDIR- Herkes bildiği konunun alimi, bil¬mediği konunun öğrencisidir. Kur'an'dan bir tek mese¬leyi iyi bilen bir mümin o meselenin alimi olur. Onu tebliğ ederse o ölçüde Hz. Muhammed'e varis olur. Bilmediği meselelerin de öğrencisi olur. Bu durum ölene kadar sürer.
Bu hadis-i şerife dayanarak tebliğ görevini ilim adamlarına bırakıp kenara çekilmek olmaz.
MÜRİT- Şeyhler peygamber varisi olamazlar mı?
BAYINDIR- Neden olamasınlar? Kur'an'a aykırı itikadı olmayan şeyhler de bu kapsama girebilirler.
Varis, kendine miras bırakan kişiyi temsil eder ve temsil gücüne göre mirasından pay alır. Babanın, annenin, erkek ve kız evlatların, eşin ve kardeşlerin paylarının farklı olması bun¬dandır.
Elçilik ne bir miras malıdır, ne de babadan oğula geçen bir saltanattır. Hz. Muhammed'in elçi¬liği kı¬yamete kadar süreceği için onun, Kur'an'ı tebliğ konusunda temsil edilmesine ihtiyaç vardır. İşte her mümin, Kur'an'ı tebliğdeki payına göre Hz. Muhammed'e varis olur. Ama asırlardır bu görev ihmal edilmiş¬tir.
MÜRİT- Kim ihmal etmiştir? Kur'an'ın yazıl¬ması, okunması, ezberlenmesi ve nesilden nesile intikali konusunda nasıl bir ihmal var¬dır? Bugün Kur'an'a en büyük hizmeti o be¬ğenmediğin tarikat¬lar yapı¬yor. Onlara bağlı kurslarda her yıl binlerce hafız yetişiyor ve onun birkaç katı insan Kur'an oku¬masını öğre¬niyor.
BAYINDIR- Doğru, binlerce Kur'an Kursu'ndan her yıl on binlerce kişi Kur'an öğreniyor. Bunları kü¬çümsemiyorum. Bir Müslüman Kur'an'dan ne kadar çok şey bilirse değeri o ka¬dar artar. Nitekim Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Uhud şehit¬lerini ikişer üçer kabirlere koyarken "Bunlardan hangisi Kur'an'dan daha çok pay al¬mıştır?" diye so¬rardı. Onlardan kime işaret ederlerse onu la¬hitte ön tarafa alırdı .
Peki ya bizler? Biz Kur'an'dan ne ka¬dar pay alıyoruz? Asıl bunun cevabını vermek gere¬kir.
MÜRİT- Kursa gidenlerden bir kısmı Kur'an'dan birkaç sure biliyor. Kimileri tamamını ezberliyor, çoğunluk da Kur'an'ı yüzünden okuyabiliyor.
BAYINDIR- "Kur'an’dan payımız ne kadardır?" der¬ken Kur'an'dan neleri kavradığımızı ve bu¬nun ne kadarını insanlara anlattığımızı soruyorum.
MÜRİT- O konudaki ihmalimizi kabul edebi¬liriz.
BAYINDIR- Hele şükür, bir şey kabul etti¬rebil¬dim. Ama en önemli şeyi kabul etmiş oldunuz.
Çocuğunu Kur'an öğrenmeye gönderenler on¬dan, arada sırada geçmişlerinin ruhuna Yasin ve Tebâreke surelerini okumasını, yılda bir kere de ölmüşleri için hatim indirmesini bekliyorlar.
Hocaların üzerinde en çok durdukları husus ise harflerin düzgün çıkarılması, Kur'an'ın yanlışsız ezberlenmesi ve tecvit kaidelerine uygun olarak okunmasıdır. Bunlar çok önem¬lidir ama iş burada bırakılmaktadır. Halbuki bu, işin başıdır. Ama daha işin başında nefesler kesilmektedir. Yani Kur'an, manasını kavramak için öğrenilmemekte¬dir.


d- Zikir
MÜRİT- Öğrencilere Arapça, Fıkıh, Tefsir, Hadis ve Kelâm gibi ilimler de okutu¬luyor. Bu ilimler eski¬den medreselerde daha geniş okutu¬lurdu. Bunların ana kay¬nağı Kur'an değil midir?
BAYINDIR- Bakın, Kur'an'ın bir adı da Zikir'dir. Ayette şöyle buyurulmuştur:
"İşte o Zikr'i biz indirdik, ne olursa olsun onu koruyacak olan da biziz." (Hicr 15/9)
Zikir, bir bilginin hafızaya yerleştirilip kullanıl¬maya hazır hale getirilmesidir. Bir şeyin insanın içine veya diline gelmesine de zikir denir .
Tevrat, Zebur, İncil ve elçilere verilmiş öğütle¬rin, emir ve yasakların ortak adı da Zikirdir . Kur'an bütün elçilerin Zikir'lerini içerir. Onun korun¬ması bütün ilahi kitapların korun¬ması demektir. Dolayısıyla Kur'an'ı kavrayan, bütün ilahi kitapları doğru olarak kavramış olur.
MÜRİT- Bir şeyi hafızaya yerleştirmek, kalbe ve dile getirmek zikir ise bunu her Müslüman ya¬pıyor. Her Müslüman, ezberlediği Kur'an'ı, zaten hafızasında tutuyor ve gerektiğinde okuyor.
BAYINDIR- Bir şey hafızaya ya manası kav¬ranarak yerleştirilir ya da kavran¬madan yerleştirilir. Manası kavranmadan hafı¬zaya yerleşen şeye ve onu ifade etmeğe zikir değil, ezberleme ve ezber¬den okuma denir.
Zikir, bir marifeti , yani bir bilgiyi kullanıma hazır tutacak şekilde hafızaya yerleştirmek ol¬du¬ğundan burada bilgi öne çıkmaktadır. Bilgi, bilinen şeydir. Ezberlenen şey bilgi değildir. Kaldı ki, burada marifet kelimesi kullanılmıştır. Marifet, bir şeyi olduğu gibi kavramak anl***** gelir .
Zikir kökünden gelen tezekkür, müzâkere ve elh-i zikir kelimeleri de konu¬nun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
Tezekkür, bir şeyi hatırlamak veya başka¬sına hatırlatmak demektir.
"O sakınanlar var ya, işte onlara şeytandan bir esinti gelince tezekkürde bulunurlar. Bakarsınız ki, gerçeği görmüşlerdir." (Araf 7/201)
Buradaki tezekkürü Allah'ın âyetlerini hatır¬lama ve üzerinde düşünme diye anlamak ge¬rekir.
Müzakere, bir konuyu karşılıklı görüşmek an¬l***** gelir. Türkçe’mizde de kullanılır.
Ehl-i zikir, bir bilgiyi kafasına yerleştirmiş ve kullanıma hazır vaziyette tutan kimselere, ilim adamlarına denir. Kur'an'da şöyle buyurulur:
"Senden önce elçi olarak görevlendirdikleri¬miz, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden baş¬kası de¬ğildir. Bilmiyorsanız ehl-i zikre sorun." (Enbiya 21/7)
Bu ayetteki ehl-i zikir, ehl-i kitap bilginleridir.
Kur'an'ın Zikir olması, yaşamak için kafaya yerleştirilen ve kendisiyle insanlara öğüt verilen bir kitap olmasından dolayıdır. Şu âyetler bu hususu ortaya koymaktadır:
"Onlar çirkin bir iş yaptıkları veya kendilerini kötü duruma düşürdükleri zaman hemen Allah'ı zikrederler (yani Allah'ın o konudaki emrini hatır¬lar¬lar) ve günahlarının bağışlanmasını isterler." (Al-i İmran 3/135)
"Sen öğüt ver! Esasen sen sadece bir öğütçü¬sün.
Sen onların tepesine dikilecek değilsin." (Ğaşiye 88/21-22)