1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 20
  1. #1
    Tecrübeli Üye collection - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Alem-i Hakîkât
    Mesaj
    308
    Blog Mesajları
    20
    Rep Gücü
    1459

    rose Müslüman kadının ölümü

    Bir Müslüman kadın, lohusa veya hâmileyken veya bulaşıcı bir hastalıktan yahut iç hastalıklardan ölmüşse veyahut yabancı erkeklere açık saçık görünmemişse ve kendisinden kocası razı olmuşsa, o kadına, ölürken Cennet melekleri gelip, karşısında, saf saf durarak ona izzet ve ikramla selam verip derler ki:
    — Allahü teâlânın sevgili, şehit kulu, gel çık, ne durursun bu viranede? Senden Allahü teâlâ razı oldu ve senin bu hastalığını bahane edip, günahını bağışladı, sana Cennet ihsan etti, gel emanetini teslim et!

    O kadın, bu ihsanı görüp, ruhunu vermek istediğinde, etrafına bakıp der ki:
    — Arkadaşlarımı da rahmetle yargılasın, sonra ruhumu teslim edeyim.

    Melekler onun bu ricasını cenab-ı Hakka arz edince, buyurur ki:
    — İzzetim hakkı için, kulumun ricasını kabul ettim.

    Melekler bu müjdeyi ona söylerler. Sonra, ölüm meleği, yüz yirmi rahmet meleğiyle gelir. Yüzlerinin nuru Arşa çıkmıştır. Ellerinde, Cennet yemişleri, kokuları misk gibi gelerek, izzet ve ikramla selam verip derler ki:
    — Allahü teâlâ, sana selam söyler ve Cennet verip, habibi Muhammed aleyhisselama komşu ve hazret-i Âişe’ye arkadaş eyler.

    Bu imanlı kadın, bu sözleri işitince, gözlerinin perdesi açılır, ehl-i iman kadınları görür. Bunlardan, günahkâr olup, azap olunanları görünce dua eder:
    — Onların günahlarını da bağışla Rabbim!

    Cenab-ı izzetten, bir ses gelir:
    — Ey kulum! Arzularını yerine getirdim, ver emanetini, Habibimin hanımı ve kızı seni bekliyorlar.

    Hemen bu hitabı işitince, canı titrer, ayakları atılır, terler döker ve can vermek üzereyken, iki melek gelir. Ellerinde ateşten bir çomak vardır, sağ yanında biri, sol yanında biri durur.

    Şeytan da koşup gelir ve (Gerçi bundan bize fayda yok; ama ben yine görevimi yerine getireyim) diyerek, elinde bir cevherli çanak içinde buzlu su vardır, bu suretle gelip, suyu gösterir. O melekler, o habisi görünce, ellerindeki çomaklarla vurarak, elindeki çanağı kırıp, kendisini kovarlar. O müslüman kadın bunu görünce güler. Sonra, o huriler, ona cevherli kâseyle Kevser şarabı verirler, içer. Cennet şarabının lezzetinden canı sıçrayıp kadehe yapışır ve ölüm meleği canını o kadehten alır. Melekler, (İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci’ûn) derler. Canı alıp, gökleri seyrettirip, Cennete götürürler ve oradaki makamını gösterip, derhal yine, ölünün başucuna getirirler.

    Ne zaman ki, elbiselerini çıkarıp, saçını çözdüklerinde, ruhu hemen cesedinin başucuna gelip, der ki:
    — Ey yıkayıcı! Yavaş ol! Çünkü Azrail pençesinden can yarası yemiştir. Tenim de gayet zahmet çekmiştir ve sarsılmıştır.

    Teneşire geldiğinde, yine gelip der ki:
    — Suyu çok sıcak etme! Tenim pek zayıftır. Tez beni elinizden kurtarın ki, rahat olayım.

    Yıkayıp kefene sarılınca bir miktar durur, yine der ki:
    — Bu dünyayı son görüşümdür. Hısım ve akrabalarımı göreyim, onlar da beni görsünler ve ibret alsınlar. Onlar da bir gün benim gibi öleceklerinden, ardımdan feryat etmesinler. Beni unutmayıp, Kur’an-ı kerim okuyarak, sevabını göndersinler. Her gün yapamasalar da, Cuma ve bayramlarda beni hatırlayıp hayır hasenat yapsınlar. Benim mirasım için, aralarında çekişmesinler ki, kabirde azap görmeyeyim.

    Sonra, musalla üzerine konulduğunda ise şöyle der:
    — Rahat kalın, ey oğlum ve kızım, anam ve babam! Bunun gibi ayrılık günü yoktur. Görüşmemiz kıyamete kaldı. Elveda olsun sizlere, ey ardımdan gözyaşı dökenler!

    Namazı kılınıp, omuza alındığında da şöyle der:
    — Beni yavaş yavaş götürün! Eğer kastınız sevab kazanmak ise, bana zahmet vermeyin! Sizden Allahü teâlâya hoşnutluk götüreyim!

    Kabir kenarına konulduğunda ise şu nasihati yapar:
    — Görün benim hâlimi de, ibret alın! Şimdi beni, karanlık yere koyup gidersiniz. Ben amelimle kalırım. Bu anları görüp, vefasız, yalancı dünyanın hilesine aldanmayınız!

    Definden sonra salih bir kimse, sünnet olan telkini yapmalıdır.

    Kabrine konunca, can ölünün başucuna gelir. Allahü teâlânın emriyle, ölü, kabirde uykudan uyanır gibi, uyanır ve görür ki, bir karanlık yerdedir. Yakınlarına seslenip, mum getirmelerini veya ışık yakmalarını söyler; ama ses gelmez.

    Kabir yarılıp, iki sual meleği [Münker ve Nekir] görünür. Bunların ağızlarından yalın ateşler ve burunlarından, siyah dumanlar çıkmaktadır. Bu halde, ona derler ki:
    — Rabbin kim, dinin ne ve Peygamberin kim?

    Bunlara doğru cevap verirse, o melekler, onu Hak teâlânın rahmetiyle müjdeleyip giderler. Hemen o anda kabrin sağ tarafından bir pencere açılır ve bir ay yüzlü kişi çıkıp, yanına gelir. Bu imanlı kadın ona bakıp sevinir. (Sen kimsin?) diye sorar. (Ben senin, dünyada, sabrından ve şükründen yaratıldım. Kıyamete kadar, sana yoldaş olurum) diye cevap verir.

    Kaynak : (Cennet Yolu İlmihali)

  2. #2
    Süper Aktif Üye simqe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Nerden
    Türkiye
    Mesaj
    3.362
    Rep Gücü
    67755

    Cevap: Müslüman kadının ölümü

    Kim demiş acaba bunları?

    ölüpte tekrar dünyaya gelen varmıki bu yazılanları bize aktarsın..

    demiş,yapmış diye değilde..demiştir,yapmıştır olmalıydı anlatım.

  3. #3
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    Cevap: Müslüman kadının ölümü

    Alıntı simqe´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Kim demiş acaba bunları?

    ölüpte tekrar dünyaya gelen varmıki bu yazılanları bize aktarsın..

    demiş,yapmış diye değilde..demiştir,yapmıştır olmalıydı anlatım.
    Simge Hanım; yukarıdaki metni tekrar insafla gözden geçirirseniz -mış, -miş diye bir ifadenin olmadığını görürsünüz.
    İnanmak yada inanmamak sizin vicdanınızın meselesidir, ancak inanan ve İslami bilgisi olanlar bilirler ki islamiyette "ilm-i batın" diye birşey vardır. İlmi bâtından habersiz olanlar, tasavvuf kitaplarını okuyunca, âriflerin sözlerini küfür ve sapıklık sanıyorlar. Anlamadıkları marifet bilgilerine inanmıyorlar. İbni Arabi, Abdülkadir Geylani, Mevlana Celaleddin Rumi, Seyyid Ahmed Bedevi, imam-ı Şarani ve imam-ı Busayri gibi tasavvuf büyüklerine dil uzatıyorlar. Bâtın bilgilerine inanmayan Muhammed aleyhisselamın dininin sırlarına inanmamış olur. Böyle kimseye bid’at ehli ve sapık denir.

    Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
    (Din bilgisi iki kısımdır: 1- Kalbde olan faydalı ilimler. 2- Dil ile anlatılan zahiri ilimler.) [Hatib, Süyuti]

    (Elbette Kur’anın zahiri ve bâtıni manası vardır.) [İbni Hibban]

    (Bâtın ilmi, Allahü teâlânın esrarından bir sır, hikmetlerinden bir hükümdür. Allah onu kullarından dilediğinin kalbine bırakır.) [Deylemi, Süyuti, Münavi]

    (Zahir ve bâtın ilminde âlim olanlar, enbiyanın vârisleridirler.) [M. Nasihat]

    (Öyle ilimler vardır ki, çok gizlidir. Bunları, ancak marifet sahipleri bilir.) [M. Nasihat]

    Taha suresinin (Rabbim ilmimi arttır de) mealindeki 114. âyeti, bâtın ilminin artmasını istemek olduğu tefsirlerde bildirilmektedir.

    Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:
    İmam-ı Malik buyurdu ki:
    (İlmi zahire malik olan, ilmi bâtına kavuşabilir. Zahir bilgisi olan kimse, ilmi ile amel ederse, Allahü teala, ona bâtın bilgisi ihsan eder.)

    Ali bin Muhammed Vefanın ârifane sözlerine şaşırıp kalan imam-ı Ömer Bülkini, bunları nereden öğrendin deyince, Bekara suresindeki, (Allah’tan korkun! Allahü teâlâ, kendinden korkanlara bilmediklerini öğretir) mealindeki 282. âyeti okudu.

    Ebu Talibi Mekki buyurdu ki:
    (İlm-i zahir ile ilm-i bâtın, birbirlerinden ayrılmazlar. Beden ile kalbin birlikte bulunması gibidirler. Bâtın ilimleri, arifin kalbinden kalblere akar.)

    (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) hadis-i şerifi ile bildirilen âlimler, bildikleri ile amel eden, takva sahibi olan, Peygamberlerdeki ilimlerin hepsine kavuşan hakiki âlimlerdir.

    İmam-ı Münavi, imam-ı Gazali’den naklen bildiriyor ki:
    Ahiret bilgisi iki türlüdür: Biri keşifle hasıl olur. Buna İlmi mükaşefe [İlmi bâtın] denir. Bütün ilimler, bu ilme kavuşmak için sebeplerdir. İkincisi İlmi muameledir. İlmi bâtından nasibi olmayanın imansız gitmesinden korkulur. Bundan nasip almanın en aşağısı, bu ilme inanmaktır. Bid’at ehline bâtın ilmi nasip olmaz. Bâtın bilgisi, temiz kalblerde hasıl olan bir nurdur. (Öyle ilimler vardır ki, çok gizlidirler. Bunları, ancak marifet sahipleri bilir) hadis-i şerifi, bâtın ilimlerini göstermektedir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını doğru yapabilmek için herkese lazım olan İlmi hâl bilgileri öğrenilip amel edilince, ilmi bâtın hasıl olabilir. (Hadika)

    Sırlara vakıf olanlar bunları bildirmiştir. İlm-i batın herkese nasip olmadığı gibi, bunlara inanmak da herkese nasip olmaz....

  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Cevap: Müslüman kadının ölümü

    SELAM!

    Sn Simge son derece haklisiniz. Bu HURAFELERI okuduktan sonra buyuklere din diye masal anlatiyorsun diye elestirdigim Yavuz beyden artik ozur diliyorum. Ya bunlar ne dese, bendeki cevap tisssss.

    Islamda batinilik yoktur.
    Tasavvufda vardir.
    Tasavvufun bir kolu eski yunan dinine,diger kolu brahmanizme uzanir.
    Bunlarin ehl-i sunnet alimleri diye bu forumda durmadan tasavvuf dusunurlerinin yazilarini kes/yapistir yapiyorlar. Bilinizki Mezhep alimleri sinsilesinde yuzlerce bunlarla mucadele etmis ehl-i sunnet hocalari vardir. Islama sokulmus bir bicaktir bunlarin verdigi bilgiler. Osmanli tarihinde bunlarin Seriat devleti kadilari fetvalariyla katledilen hocalari doludur. Kur'an tebliglerinden vakit buldukca bunlarida yazacagim.

    Is artik piyes senaryosu haline gelmis. Dialog replikleri detaylanmis.
    Kur'an'in bunlara bakisini binlerce ayet arasindan 100 un ustunde ayetle yakinda foruma asacagim.

    Simdilik Kur'an'in anlasilmamasi hakkindaki yalanlara Kur'an'la bir dokunalim

    Kur'an devirlere gore sekil degistiren bir Kitap midir? Yoksa olmazsa olmazlari her devir icin yorumlanip devre uydurulmali mi?
    Kur'an tamami butun devirleri ayni olcude kapsar.

    Kur'an indigi devir insaninin anlayisina gore mi,yoksa indirilisinden sonra tum devirlerde yasayacak insan anlayisina gore mi duzenlenmistir.
    Tabii ki kiyamete kadar olan butun insanlara gore

    Butun insanlara yonelik duzenlenmis Kur'an'in anlasilmasi hakkinda:
    -ki sadece bir suredekileri) ornek verecegim!

    Allah cc diyor ki:

    54/17//Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!
    54/22//Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?
    54/32//Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?
    54/40//Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!

    Acaba Allah cc bir surede bu kadar tekrari hangi inatci icin yapiyor?

    Kur'an Allah cc sozudur ve O'nun gibi zamana bagli degildir.
    Muhatap aldiklarida tum zamana yayilan insanlardir.
    Allah cc yarattigi mahlukun kumasini bilendir.
    O kumasin karakterine uygun sozu soylemistir.
    Sizin hezeyanlariniz Allah cc'a guven duyumunu sarsiyor.

    Allah cc nin sozlerine guvenin.
    O bizlerin anlamayacagimiz bir soz soylemez.
    Allah cc sozlerini anlamayacak insani da yaratmaz.

    Ahiretini kaybeden insanin, bu kayibinin sebebi
    O insanin yasamindaki dunya -ahiret tercihlerinin sonucudur.
    Yoksa Kur’an’in ayetlerini anlamamasi degildir.

    Alim'in cc sozleri Kur'an'dadir ve o Kur'an icin Sahibi diyor ki:

    24/46//Yemin olsun, biz açık-seçik bilgiler veren ayetler indirdik. Allah, dilediğini/dileyeni dosdoğru yola iletiyor.

    24/34/ Yemin olsun ki, size, gerçeği açık-seçik anlatan ayetler, sizden önce gelip geçmiş olanlardan örnekler, korunanlar için de bir öğüt indirdik.

    22/16//Biz onu, böylece açık-seçik ayetler halinde indirdik. Kuşkusuz, Allah, dilediğine/ dileyene kılavuzluk eder.

    Sahibi bu kadar anlasilacagindan eminken:sizin batini/gizli diyen hezeyanlariniz bir sey ifade eder mi?

  5. #5
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085

    Cevap: Müslüman kadının ölümü

    [RENK]"Allah, dilediğini/dileyeni dosdoğru yola iletiyor."[/RENK]


    Gerçekten de öyle....
    İnananlar bu nimetlerden mahrum kalmazlar...
    Bizi inananlardan eyleyen Rabbime hamd-ü senalar ederim. Ölümü yukarıdaki gibi olan müslüman hanımlara beni de dahil etmesini can-ı gönülden niyaz ederim....

    Dinde akla aykırı olan bir hüküm yoktur
    Ama akıl ermeyen şeyler belki pek çoktur

  6. #6
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Müslüman kadının ölümü

    Alıntı nefisetülilm´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Simge Hanım; yukarıdaki metni tekrar insafla gözden geçirirseniz -mış, -miş diye bir ifadenin olmadığını görürsünüz.
    İnanmak yada inanmamak sizin vicdanınızın meselesidir, ancak inanan ve İslami bilgisi olanlar bilirler ki islamiyette "ilm-i batın" diye birşey vardır. İlmi bâtından habersiz olanlar, tasavvuf kitaplarını okuyunca, âriflerin sözlerini küfür ve sapıklık sanıyorlar. Anlamadıkları marifet bilgilerine inanmıyorlar. İbni Arabi, Abdülkadir Geylani, Mevlana Celaleddin Rumi, Seyyid Ahmed Bedevi, imam-ı Şarani ve imam-ı Busayri gibi tasavvuf büyüklerine dil uzatıyorlar. Bâtın bilgilerine inanmayan Muhammed aleyhisselamın dininin sırlarına inanmamış olur. Böyle kimseye bid’at ehli ve sapık denir.

    Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
    (Din bilgisi iki kısımdır: 1- Kalbde olan faydalı ilimler. 2- Dil ile anlatılan zahiri ilimler.) [Hatib, Süyuti]

    (Elbette Kur’anın zahiri ve bâtıni manası vardır.) [İbni Hibban]

    (Bâtın ilmi, Allahü teâlânın esrarından bir sır, hikmetlerinden bir hükümdür. Allah onu kullarından dilediğinin kalbine bırakır.) [Deylemi, Süyuti, Münavi]

    (Zahir ve bâtın ilminde âlim olanlar, enbiyanın vârisleridirler.) [M. Nasihat]

    (Öyle ilimler vardır ki, çok gizlidir. Bunları, ancak marifet sahipleri bilir.) [M. Nasihat]

    Taha suresinin (Rabbim ilmimi arttır de) mealindeki 114. âyeti, bâtın ilminin artmasını istemek olduğu tefsirlerde bildirilmektedir.

    Abdülgani Nablusi hazretleri buyuruyor ki:
    İmam-ı Malik buyurdu ki:
    (İlmi zahire malik olan, ilmi bâtına kavuşabilir. Zahir bilgisi olan kimse, ilmi ile amel ederse, Allahü teala, ona bâtın bilgisi ihsan eder.)

    Ali bin Muhammed Vefanın ârifane sözlerine şaşırıp kalan imam-ı Ömer Bülkini, bunları nereden öğrendin deyince, Bekara suresindeki, (Allah’tan korkun! Allahü teâlâ, kendinden korkanlara bilmediklerini öğretir) mealindeki 282. âyeti okudu.

    Ebu Talibi Mekki buyurdu ki:
    (İlm-i zahir ile ilm-i bâtın, birbirlerinden ayrılmazlar. Beden ile kalbin birlikte bulunması gibidirler. Bâtın ilimleri, arifin kalbinden kalblere akar.)

    (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) hadis-i şerifi ile bildirilen âlimler, bildikleri ile amel eden, takva sahibi olan, Peygamberlerdeki ilimlerin hepsine kavuşan hakiki âlimlerdir.

    İmam-ı Münavi, imam-ı Gazali’den naklen bildiriyor ki:
    Ahiret bilgisi iki türlüdür: Biri keşifle hasıl olur. Buna İlmi mükaşefe [İlmi bâtın] denir. Bütün ilimler, bu ilme kavuşmak için sebeplerdir. İkincisi İlmi muameledir. İlmi bâtından nasibi olmayanın imansız gitmesinden korkulur. Bundan nasip almanın en aşağısı, bu ilme inanmaktır. Bid’at ehline bâtın ilmi nasip olmaz. Bâtın bilgisi, temiz kalblerde hasıl olan bir nurdur. (Öyle ilimler vardır ki, çok gizlidirler. Bunları, ancak marifet sahipleri bilir) hadis-i şerifi, bâtın ilimlerini göstermektedir. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını doğru yapabilmek için herkese lazım olan İlmi hâl bilgileri öğrenilip amel edilince, ilmi bâtın hasıl olabilir. (Hadika)

    Sırlara vakıf olanlar bunları bildirmiştir. İlm-i batın herkese nasip olmadığı gibi, bunlara inanmak da herkese nasip olmaz....
    Güzel bir yorum kardeşim. Kalemine sağlık....


    Alıntı nefisetülilm´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    [RENK]"Allah, dilediğini/dileyeni dosdoğru yola iletiyor."[/RENK]


    Gerçekten de öyle....
    İnananlar bu nimetlerden mahrum kalmazlar...
    Bizi inananlardan eyleyen Rabbime hamd-ü senalar ederim. Ölümü yukarıdaki gibi olan müslüman hanımlara beni de dahil etmesini can-ı gönülden niyaz ederim....

    Dinde akla aykırı olan bir hüküm yoktur
    Ama akıl ermeyen şeyler belki pek çoktur
    Rabbim bizleri ; İman ve Kur'an hizmetinde büyütsün, yürütsün. ve çürütsün.

    Not : Bazı ihtilaflı meseleri fazlaca dikkate alıp " din " kardeşlerimizi kırmamak gerektiğini düşünüyorum.
    Hak ile iştigal etmezsen,
    Batıl seni istila eder.... İmam-i Şafi-i

  7. #7
    Tecrübeli Üye collection - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Alem-i Hakîkât
    Mesaj
    308
    Blog Mesajları
    20
    Rep Gücü
    1459

    rose Cevap: Müslüman kadının ölümü

    Görüyorum ki , Tasavvufun hakikatinden bi haber olanlar dillerinin uzandığı sözlerin hakikatinden de bihaberler.Tasavvufu felsefe ve benzeri akıl ürünleri ile kıyaslıyanlar için Tasavvufun ne olduğunu İslam alimlerinin nakillerinden nakledelim.


    Tasavvuf, kalbi saf yapmak, kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmak demektir. Tasavvuf hâl işi olduğu için, yaşayan bilir, tarif ile anlaşılmaz.

    Tasavvuf ilmi, kalb ile yapılması ve sakınılması gereken şeyleri ve kalbin, ruhun temizlenmesi yollarını öğretir. Buna (Ahlak ilmi) de denir.

    Tasavvuf ehli, kendi derecesine göre, tasavvufu tarif etmiştir. Birkaçı şöyle:

    Tasavvuf, dinin emirlerine uyup, yasaklarından kaçarak kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak demektir.

    Tasavvuf, sünnet-i seniyyeye yapışmak ve bid'atlerden kaçmaktır.

    Tasavvuf, nefsin iman ve itaat etmesi, bütün ibadetlerin ve bütün hayırlı işlerin hakiki ve kusursuz olmasıdır. Allahü teâlânın lütuf ve ihsanı ile daha yükseklere çıkanlar da olur.

    Tasavvuf, fâni olan her şeyden yüz çevirip, baki olana bağlanmaktır.

    Tasavvuf, İslam ahlakı ile süslenmektir.

    Tasavvuf, ölmeden önce ölmektir.

    Tasavvuf, baştan başa edeptir, tamamen edepten ibarettir.

    Tasavvuf, kadere rızadır.

    Tasavvuf, Hak teâlâya inkıyaddır, kayıtsız şartsız teslimiyettir.

    Tasavvuf, emeli bırakıp amele devam etmektir.

    Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylarla doldurmaktır.

    Tasavvuf, namaz, oruç ve geceleri ibadet etmek demek değildir. Bunları yapmak her insanın kulluk vazifesidir. Tasavvuf, insanları incitmemektir. Bunu yapan, vasıl olmuş, yani maksada kavuşmuştur.

    Tasavvuf, insanı, ibadetlerde gereken ihlasa ve insanlara karşı gereken güzel ahlaka kavuşturan yoldur. İnsana bu yolu mürşid-i kâmil öğretir.

    Tasavvuf, her sözünde, her işinde, dine yapışmaktır.

    Tasavvuf, ızdırap çekmektir. Sükun ve rahatlıkta, tasavvuf olmaz. Yani, aşıkın maşuku aramaya çalışması, maşuktan başkası ile rahat etmemesi gerekir.

    Tasavvuf, Resulullahın mübarek kalbinden çıkıp, evliyanın kalblerine gelen bilgilerdir.

    Tasavvuf, kendi nefsinin ayıplarını, kusurlarını anlamaktır ve dine uymakta kolaylık ve lezzet hasıl olmaktır ve gizli olan şirkten, küfürden kurtulmaktır.

    Tasavvuf, herkese merhametli olmak ve ruhsat olan ameli terk etmektir.

    Tasavvuf, Allahü teâlâyı, görür gibi ibadet etmektir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâyı görür gibi ibadet et! Sen Onu görmüyorsan da, O seni görüyor.) [Buhari]

    (Bir kimse, iki salih komşusundan nasıl utanıyorsa, gece gündüz, kendisi ile beraber olan iki melekten de öyle utanmalıdır!) [Beyheki]

    Allahü teâlânın gördüğüne inanan, Onun beğenmediği bir şeyi yapabilir mi? Yanındaki iki meleğin, günah ve sevapları tespit etmekle görevli olduğunu yakînen bilen kimse, kötü işler yapabilir mi?

    Tasavvufun yediyüzden fazla tarifi yapılmıştır. Hepsinin özü ehemmi, mühimme tercihtir. Yani çok önemli işi, önemli işten önce yapmaktır.

    Ağlayan bir kimse görsek, hangi üzücü şeyin bu kimseyi ağlattığını bilemeyiz. Eğer ayağına diken battığı için ağlıyorsa, diken bize batmadığı için, ona verdiği ızdırabı anlayamayız. Bir delinin, ne için güldüğünü bilemeyiz. (Şunun için gülüyorum) dese bile, o hadise deliye tesir ettiği gibi bize tesir etmez. Aşığın hâli bir başkadır. Tasavvuf da böyle bir hâl işi olduğu için biz bilemeyiz.

    Tasavvufta makamlar
    Tasavvuf erbabından Mevlana Abdurrahman Cami hazretleri buyuruyor ki:
    Tasavvufta, makamların sonuna varan mutasavvıflar iki çeşittir:

    Birincisi, Peygamber efendimiz aleyhisselamın izinden giderek, kemale erdikten sonra, insanları irşad için halk derecesine indirilmiş irşad ehli olanlardır.

    İkincisi, yükseldikleri derecelerde bırakılıp insanların yetişmesi ile vazifeli olmayanlardır. Bunlara evliya denir.

    Tasavvuf yolunda yürüyenler de iki kısımdır:

    Birincisi, Allahü teâlâdan başka her şeyi unutup, yalnız Onu ister. [Yunus Emre’nin, "Bana seni gerek seni" demesi böyledir.]

    İkincisi de Cenneti isteyen taliblerdir.

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
    (Tasavvuf ehlindeki haller ve marifetler, muhabbetin fazla olmasından hasıl oluyor. Allahü teâlânın sevgisi, bu büyükleri o kadar kaplıyor ki, başka şeylerin ismi ve cismi hatırlarına gelmiyor. Başka bir şey görmüyorlar. İster istemez, sevgi sarhoşluğu ile, üzerlerini bu halin kaplaması ile, başka şeyleri yok biliyorlar. Allahü teâlâdan başka bir şey görmüyorlar. [Hallac-ı Mansur’un "Enel-hak" demesi gibi.] Bu hallerin ve marifetlerin ötesinde başka kemaller ve üstünlükler vardır ki, o, kemalatın yanında bu haller ve marifetler, okyanus yanında bir damla gibidir.)

    Tasavvuf, Yahudi veya Yunan filozoflarının uydurması değildir. Tasavvuf bilgilerinin hepsi Resulullah efendimizden gelmektedir. Bunların isimleri sonradan konulmuştur. Resulullahın, Peygamber olduğu bildirilmeden önce, kalble zikrettiği muteber eserlerde yazılıdır.

    Zikir ve nefs muhasebesi, Resulullah ve Eshab-ı kiram zamanında da vardı. Hicri 2. asır sonlarında, Ehl-i sünnetten, kalblerini gafletten koruyanların ve nefslerini Allah’a itaate kavuşturanların bu hallerine Tasavvuf ve kendilerine Sofi ismi verildi. Kendine ilk defa sofi denilen zat, Ebu Haşim Sofidir.

    Tasavvuf, İslam ahlakı ile ahlaklanmak için gereken bilgileri öğreten bir ilimdir. Tıp ilmi, beden sağlığına ait bilgileri öğrettiği gibi, tasavvuf da kalbin, ruhun, kötü huylardan kurtulmasını öğretir, kalb hastalıklarının alametleri olan kötü işlerden uzaklaştırır, Allah rızası için güzel iş ve ibadet yapmayı sağlar. Zaten dinimiz, önce ilim öğrenmeyi, sonra buna uygun iş ve ibadetin Allah rızası için yapılmasını emreder. Kısaca din, ilim, amel ve ihlastan ibarettir.

    İmam-ı Malik hazretleri buyurdu ki:
    Fıkhı öğrenmeden tasavvuf ile uğraşan dinden çıkar, zındık olur. Fıkhı öğrenip tasavvuftan haberi olmayan bid'at ehli, sapık olur. Her ikisini edinen hakikate kavuşur. (Merec-ül bahreyn)

    Kalbin, kötü huylardan temizlenmesi için, Allah için olmayan her şeyin sevgisini kalbden çıkarmak gerekir. Bu yolda ilerlemek Peygamberlerin ahlakındandır.

    Kötü sıfatlar, cahillik, öfke, riya, kin, haset, kibir, ucup cimrilik, mal ve makam sevgisi, övülmeyi sevmek, ayıplamaktan korkmak, suizan, övünmek gibi şeylerdir.

    Güzel huylar, ilim, tefekkür, rıza, hayâ, tevazu, merhamet, mürüvvet, cömertlik gibi güzel işlerdir. Kötü sıfatlardan kurtulmak ve güzel huylarla süslenmekle kalb temizlenmiş olur.

    Huzura kavuşmak için
    Dünya ve ahiret iyiliklerine, rahat ve huzura kavuşmak için birinci olarak doğru bir iman sahibi olmak gerekir. Doğru bir imana kavuşmak için, Ehl-i sünnet itikadını öğrenmek ve inanmak gerekir.

    İkincisi, insanların saadeti için gereken şey, dinin emir ve yasaklarını öğrenmektir. Dinimizde bildirilen helalı, haramı ve diğer hususları öğrenmek ve buna uygun hareket etmektir.

    Üçüncüsü, kalbin kötülüklerden temizlenmesi ve nefsin terbiye edilmesidir. Nefs hep kötülük yapmak ister. Onun bu isteklerinden kurtulmak ve Allah sevgisini kalbe yerleştirmek için, tasavvuf âlimlerinin eserlerini okuyup amel etmek gerekir.

    Bir kimse doğru imana kavuşur, dinin emirlerini seve seve yerine getirirse enbiyaya, evliyaya ve melaikeye benzer ve onlara yaklaşır. Aynı cinsten olan şeyler, birbirini çektiği gibi onlar tarafından yanlarına çekilir. Çok büyük bir mıknatısın bir iğneyi çekmesi gibi onu yüksekliklere çekip Cennete kavuşmasına sebep olurlar.

    Manen yükselmek dünya ve ahiret saadetine kavuşmak bir uçağın uçmasına benzetilirse, iman ile ibadet, bunun gövdesi ve motorları gibidir. Tasavvuf yolunda ilerlemek de, bunun enerji maddesi, yani benzinidir. Tasavvufun iki gayesi vardır: Birincisi, imanın yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Akıl ile, delil ve ispat ile kuvvetlendirilen iman böyle sağlam olmaz. Allahü teâlâ buyurdu ki:
    (Kalblere imanın yerleşmesi ancak ve yalnız zikir ile olur.) [Rad 28]

    Zikir, her işte, her harekette Allahü teâlâyı hatırlamak, Onun rızasına uygun iş yapmak demektir. İkinci gayesi, ibadetlerde kolaylık, lezzet hasıl olması için, nefsten doğan sıkıntıların giderilmesidir. İbadetleri kolaylıkla, seve seve yapmak ve günah olan işlerden de nefret edip uzaklaşmak, ancak tasavvuf ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemek ile mümkündür.

    Evliyalığa kavuşturan yol tasavvuftur

    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

    İslam dininin bir sureti, bir de hakikati, özü vardır. Sureti, önce iman etmek, sonra, Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymaktır. İslam dininin suretine kavuşanların nefsi emmareleri inkârda ve isyan etmektedir. Bunların imanı, imanın suretidir. Kıldıkları namaz, namazın suretidir. Oruç ve başka ibadetleri de böyledir. Çünkü, nefs-i emmare, insan varlığının temelidir. Herkes (Ben) deyince, nefsini göstermektedir. İşte, bunların nefsleri iman etmemiş, inanmamıştır. Böyle kimselerin imanları ve ibadetleri hakiki, doğru olabilir mi? Allahü teâlâ, çok merhametli olduğu için, yalnız surete kavuşmayı kabul buyurmuştur. Bunları, razı olduğu Cennetine sokacağını müjdelemiştir. Yalnız kalbin inanmasını kabul buyurması, nefsin inanmasını da şart koşmaması, Onun büyük ihsanıdır.

    Evet, Cennet nimetlerinin de, hem suretleri, hem hakikatleri vardır. İslam dininin suretine kavuşanlar, Cennetin suretinden pay alacaklardır. Dünyada, İslam dininin hakikatine kavuşanlar, Cennetin hakikatine kavuşacaklardır. Surete kavuşmuş olanlarla hakikate kavuşmuş olanlar, Cennetin aynı bir meyvesini yiyecek. Fakat, herbiri başka tat alacaktır. Resulullah efendimizin mübarek zevceleri Cennette, Resulullahın yanında olacak, fakat duydukları lezzet başka olacaktır. Eğer, başka olmasaydı, bu mübarek zevcelerin, bütün insanlardan [peygamberlerden] daha üstün olmaları lazım gelirdi. Her üstün olan kimsenin zevcesinin de, bunun gibi üstün olması gerekirdi. Çünkü zevceler, Cennette zevclerinin yanında olacaktır. İslam dininin suretine kavuşanlar, buna uydukları zaman, ahirette kurtulabileceklerdir. Buna uyanlar, umumi evliyalığa, yani Allahü teâlânın rızasına, sevgisine ermiş demektir. Bununla şereflenen, tasavvuf yoluna girebilecek, (Vilayet-i hassa) denilen özel evliyalığa kavuşabilecek kimse demektir. Bunlar, nefs-i emmarelerini itminana ulaştırabilirler. Şunu iyi bilmelidir ki, bu vilayette, yani İslam dininin hakikatinde ilerleyebilmek için, İslam dininin suretini elden bırakmamak lazımdır.

    Tasavvuf yolunda ilerlemek, Allahü teâlânın ismini çok zikretmekle olur. Bu zikir de, İslam dininin emrettiği bir ibadettir. Zikretmek, âyet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde övülmüş ve emredilmiştir. Tasavvuf yolunda ilerleyebilmek için, İslam dininin yasakladığı şeylerden sakınmak şarttır. Farzları yapmak, insanı bu yolda ilerletir. Tasavvuf yolunu bilen ve yolculara önderlik edebilen bir Rehber [Mürşid] aramak da, İslam dininin emrettiği bir şeydir. Maide suresinin 35. âyetinde, (Ona kavuşmak için vesile arayınız) buyuruldu. (Vesile, insan-ı kâmil demektir). Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, İslam dininin sureti de, hakikati de lazımdır. Çünkü, evliyalık üstünlüklerinin hepsi, İslam dininin suretine uymakla ele geçer. Peygamberlik üstünlükleri de, İslam dininin hakikatinin meyveleridir. Her üstünlükte Allahü teâlânın emirlerine ve yasaklarına uymak lazımdır.

    Evliyalığa kavuşturan yol tasavvuftur. Tasavvuf yolunda ilerleyebilmek için, Allah’tan başka her şeyin sevgisini kalbden çıkarmak lazımdır. Allahü teâlânın ihsanı ile, kalb hiçbir şeyi görmez olursa, (Fena) denilen şey hasıl olur. (Seyr-i ilallah) tamam olur. Bundan sonra, (Seyr-i fillah) denilen yolculuk başlar. Böylece, (Beka) denilen şey hasıl olur ki, aranılan da budur. İslam dininin hakikati buradadır. Buna kavuşan zata (Veli) denir ki, Allahü teâlânın razı olduğu, sevdiği kimse demektir. Burada (Nefs-i emmare) mutmainne olur. Nefs, küfürden kurtulup, Allahü teâlânın kaza ve kaderinden razı olur. Allahü teâlâ da, ondan razı olur. Kendini anlar. Büyüklük, kendini beğenmek hastalığından kurtulur.
    (2/50)

    Fena-fillah, beka-billah
    Sual: Evliyalığa, (Fena-fillah ve beka-billah) deniyor. Bunlar ne demektir?
    CEVAP
    Fena-fillah, kalbi, Allahü teâlânın beğenmediği şeylerden temizlemek, boşaltmaktır.
    Beka-billah, Allahü teâlânın sevdiği şeylerle kalbi doldurmaktır.


    Tasavvuf ve felsefe


    Sual: Tasavvuf ehlinin felsefi fikirleri var mı?
    CEVAP
    Tasavvuf ehli, felsefeye bulaşmadı. (Kur’an-ı kerimi tam anlayabilmek ve hakiki müslüman olmak için Peygamber efendimizin yalnız emir ve yasaklarına değil, ahlakına ve her hâline uymalıdır) derlerdi.

    Tasavvuf ehlinin yollarının esası şunlardır:
    1) Fakirlik: Her işte, her şeyde Allahü teâlâya muhtaç olduğunu bilmektir.

    2) Zühd ve takva: Her işte İslamiyet’e uymaktır. Dinin bütün ahk***** tamamen uyarak çalışmak, iyilik yapmak ve boş zamanlarını ibadet ile geçirmektir.

    3) Tefekkür, sükut ve zikir: Hep Allahü teâlânın varlığını, nimetlerini düşünmek, lüzumsuz konuşmamak, hiç kimse ile münakaşa etmemek ve daima Allahü teâlânın ismini zikretmektir.

    4) Hâl ve makâm: Kalbe gelen nurlarda, kalbin, ruhun temizlenme derecesini anlamak, kendini ve haddini bilmektir.

    En meşhur ve ilk tasavvuf ehli Hasan-ı Basri hazretleridir. Bu zat, öyle büyük bir din âlimidir ki, büyük bir imam [müctehid] idi. Kuvvetli seciyesi, derin ilmi ile meşhurdur. Vaazlarında herkesin gönlüne Allah korkusu telkin etmeye çalışmıştır. Kendisinden birçok hadis-i şerif rivayet edilen büyük bir hadis âlimidir.

    Mutezile felsefesinin kurucusu (Vâsıl bin Atâ), bu zatın talebesi iken, sonradan onun dersinden ayrıldı. Mutezil, ayrılan demektir. Mutezile’ye Kaderiyye de denir. Çünkü bunlar, kaderi inkâr edip, (Kul kendi yaptıklarının yaratıcısıdır. Allah hiçbir zaman fenalık yaratmaz) derler.

    Tasavvufun gayesi, insanı Marifet-i ilahiyye’ye kavuşturmak, yani Allahü teâlânın sıfatlarını tanıtmaktır. Onun zatını, yani kendisini tanımak mümkün değildir. Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem), (Allahü teâlânın zatını düşünmeyiniz. Onun nimetlerini düşününüz) buyurdu. Yani, Onun kendisinin nasıl olduğunu değil, sıfatlarını ve insanlara verdiği nimetleri düşünmelidir. Bir defasında da, (Allahü teâlânın nasıl olduğunu düşündüğün zaman, hatırına her ne gelirse, bunların hiçbiri, Allah değildir) buyurdu.

    İnsan aklının kapasitesi, sahası sınırlıdır. Bu sınırın dışında olanları anlayamaz. Bunları düşünürse, yanılır. İnsan aklı, insan düşüncesi, din bilgilerindeki incelikleri, hikmetleri anlayamaz. Bunun için, din bilgilerine felsefe karıştıranlar, dinimizin gösterdiği doğru yoldan ayrılır, bid’at ehli veya kâfir olur.
    İslam felsefesi diye bir şey yoktur. Ehl-i sünnet âlimleri, (İslam bilgilerinin ölçüsü, insan aklı, insanın düşüncesi değil, muhkem olan [manaları açık olan] âyet-i kerimeler ve hadis-i şeriflerdir) buyuruyorlar.

    Tasavvufun esası, insanın kendini (aczini, zavallılığını) tanımasıdır. Tasavvuf, sırf Allah sevgisi, yüce [ulvi] aşk esası üzerine kurulmuştur. Buna da ancak, Muhammed aleyhisselama uymakla kavuşulabilir. Kur’an-ı kerimde beyan buyurulduğu gibi, Allahü teâlâ, insanın kalbine tecelli eder. Fakat, bu tecelli yalnız Allahü teâlânın sıfatlarının tecellisidir. Akıl ile alakası yoktur. Tasavvuf ehli, Allahü teâlânın tecellisini kalbinde duyar. Onun için tasavvuf ehline ölüm bir felaket değil, güzel ve tatlı bir şeydir.

    Tasavvuf ehlinden Mevlana Celaleddin-i Rumi, ölüme, Şeb-i arus = Düğün gecesi adını vermiştir. Tasavvufta, keder ve ümitsizlik yoktur. Yalnız sevgi ve tecelliler vardır. Hazret-i Mevlana, (Gel, gel, her kim olursan ol gel, müşrik, mecusi, puta tapan da olsan gel! Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir. Tevbeni yüz defa bozmuş olsan da, gel) diyor. [Bu, gel de öyle kal demek değildir. Müslüman değilsen müslüman ol, günahkâr isen tevbe et, önceki halinden dolayı ümitsiz olma, Allahü teâlâ tevbe edilip bir daha yapılmayan her günahı affeder demektir.] Bu sözler, başka zatlara da nispet edilmektedir.

    Tasavvuf ehli arasında, imam-ı Rabbani, Cüneyd-i Bağdadi, Seyyid Abdülkadir-i Geylani, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Seyyid Abdülhakim Arvasi gibi büyük veliler, Sultan Veled, Yunus Emre, Mevlana Halid-i Bağdadi gibi Hak aşıkları vardır.

    Vahdet-i vücud, tasavvufun gayesi değildir. Gayeye götüren yolculuklarda, kalbde hasıl olan ve akıl ile, fikir ile, madde ile ilgisi olmayan bilgilerdir. Bunlar kalbde bulunmaz, kalbde görünür. Onun için, vahdet-i vücud yerine Vahdet-i şühud demelidir. Kalb, temizlenince, ayna gibi olur. Kalbde görünenler, Allahü teâlânın zatı da, sıfatları da değildir. Sıfatlarının suretleridir. Allahü teâlâ kendi, görme, işitme, bilme gibi sıfatlarının suretlerini, benzerlerini, insanlara vermiştir. Verdikleri Onunkiler gibi değildir. Onun görmesi, ezelidir, ebedidir. Her zaman, her şeyi görür. Vasıtasız, âletsiz devamlı görür. İnsanın görmesi böyle değildir. İnsanın görmesi, o görmenin sureti, zıllidir. Görmesinin zılli gözde, işitmesinin zılli kulakta tecelli ettiği gibi, sevmesi, bilmesi ve başka birçok sıfatlarının zılleri de, insanın kalbinde tecelli eder, hasıl olur.

    Gözün görebilmesi için, hasta, bozuk olmaması gerektiği gibi, kalbin de, bu tecelliye kavuşabilmesi için, hasta olmaması gerekir. Kalbin hasta olması, günahlar ile kararmasıdır. Günahlardan kaçıp ibadet ederek kalbi temizlemelidir.


    Kaynak : İslam Ahlakı / Dinimiz İslam / Tam İlmihal / İslam Alimleri Ansiklopedisi / Evliyalar Ansiklopedisi / Kıyamet ve Ahiret / Hak Sözün Vesikaları
    Konu collection tarafından (27-05-2009 Saat 10:01 PM ) değiştirilmiştir.

  8. #8
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Cevap: Müslüman kadının ölümü

    SELAM:

    Sn Collection benim tasavvuf bilgim boyle kes yapistir kopyaciligina benzemez. Manastir tasavvufundan baslar cilehanede bitiririm sende gercek tasavvufu ogrenirsin. O yuzden bu laflari etme.

    Kopya cektigin yazilari OKU! Koyun gibi peslerinden gitme! Sadece ornek olsun diye bir kac noktasina dokunayim.( Hasan basri hocanin sut annesinin Peygamber zevcesi oldugu kopya cektigin yerde yazmiyor muydu? Yazik kacirmissin.) Muhasip hoca hakkinda bilgi yok mu?

    Heneyse:

    Bir kimse doğru imana kavuşur, dinin emirlerini seve seve yerine getirirse enbiyaya, evliyaya ve melaikeye benzer ve onlara yaklaşır. Aynı cinsten olan şeyler, birbirini çektiği gibi onlar tarafından yanlarına çekilir. Çok büyük bir mıknatısın bir iğneyi çekmesi gibi onu yüksekliklere çekip Cennete kavuşmasına sebep olurlar.
    Bu kadar Kur'an'a ters masal hurafe seni sikmiyor mu?gece vakti ayetleri yigdiracaksin...

    Manen yükselmek dünya ve ahiret saadetine kavuşmak bir uçağın uçmasına benzetilirse, iman ile ibadet, bunun gövdesi ve motorları gibidir. Tasavvuf yolunda ilerlemek de, bunun enerji maddesi, yani benzinidir. Tasavvufun iki gayesi vardır: Birincisi, imanın yerleşmesi ve şüphe getiren tesirlerle sarsılmaması içindir. Akıl ile, delil ve ispat ile kuvvetlendirilen iman böyle sağlam olmaz. Allahü teâlâ buyurdu ki:
    (Kalblere imanın yerleşmesi ancak ve yalnız zikir ile olur.) [Rad 28]
    13.28. Böyleleri, inanan ve gönülleri Allah'ın zikriyle/Kur'an'ıyla tatmin bulan kişilerdir. Gözünüzü açın! Gönüller yalnız Allah'ın zikriyle/Kur'an'la tatmin bulur.

    Zikir, her işte, her harekette Allahü teâlâyı hatırlamak, Onun rızasına uygun iş yapmak demektir. İkinci gayesi, ibadetlerde kolaylık, lezzet hasıl olması için, nefsten doğan sıkıntıların giderilmesidir. İbadetleri kolaylıkla, seve seve yapmak ve günah olan işlerden de nefret edip uzaklaşmak, ancak tasavvuf ilmini öğrenip, bu yolda ilerlemek ile mümkündür.
    Zikir Kur'an'in diger adidir.
    3.58.İşte bu sana ayetlerden ve hikmetlerle dolu zikir'den okuduğumuzdur.
    16.44.Açık delillerle, kitaplarla gönderdik. Sana da bu zikiri/Kur'an'ı vahyettik ki, kendilerine indirileni insanlara açık-seçik bildiresin de derin derin düşünebilsinler.
    87.1.Sâd. zikir/öğüt/uyarı dolu Kur'an'a yemin olsun ki,

    Tasavvuf yolunu bilen ve yolculara önderlik edebilen bir Rehber [Mürşid] aramak da, İslam dininin emrettiği bir şeydir. Maide suresinin 35. âyetinde, (Ona kavuşmak için vesile arayınız) buyuruldu. (Vesile, insan-ı kâmil demektir)
    .

    Vesileyi hemen ustteki ayette veriyor. Ama ehl-i Kur'an olana...
    5.33.Ancak onları gücünüz altına almadan önce tövbe edenler olursa biliniz ki, Allah Gafûr ve Rahîm'dir.
    5.34.Ey iman edenler! Allah'ın buyruğuna ters düşmekten sakının; O'na varmaya vesîle arayın. O'nun yolunda gayret gösterin ki, kurtuluşa erebilesiniz.
    .....önce tövbe edenler olursa....
    ....biliniz ki, Allah Gafûr........
    Vesilenin adi TEVBE ETMEK!

    Evliyalığa kavuşturan yol tasavvuftur.,,, Tasavvuf yolunda ilerleyebilmek için, Allah’tan başka her şeyin sevgisini kalbden çıkarmak lazımdır. Allahü teâlâ da, ondan razı olur. Kendini anlar. Büyüklük, kendini beğenmek hastalığından kurtulur.
    (2/50)
    Sen hic Kur'an'in keramet sahibi evliyaya bakis ayetlerini okudun mu? Vah ki Vah.......
    Haaa! Ben sana kopyani oku demistim degil mi? bak simdi 2/50 ayeti ne alaka?
    2.50.Hani, önünüzde denizi yarmıştık da sizi kurtarmış, Firavun hanedanını boğmuştuk. Siz de bunu bakıp görüyordunuz.



    Tasavvuf ehlinin felsefi fikirleri var mı?
    Felsefenin disinda ne var ki? Sadece beseri laf.

    Neyse sikildim .Yarin bir Ehl-i sunnet prof.lardan birinin bu konuyla ilgili bir yazisini asayim sen onu okurken bende Allah cc diyor ki'yi hazirliyayim.

  9. #9
    Tecrübeli Üye collection - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2009
    Nerden
    Alem-i Hakîkât
    Mesaj
    308
    Blog Mesajları
    20
    Rep Gücü
    1459

    Cevap: Müslüman kadının ölümü

    Sayın mopsy , koyun gibi diyorsunuz fakat kendiniz koyundan beter bir şekilde âmâ gibi mealcilerin fikirlerine el yordamı ile yapışan körden farksızsınız.Binlerce İslam Alimi Tasavufun hakikatini yukarıda nasıl bildirmiş, sizin âmâ olan akılcılarınız ve mealcileriniz ve bunlara köle olan zatınız nasıl bildirmiş.

    Milyonların yanında 1-2 çatlak ses misali sizin ve peşinden el yordamı ile yürüdüğünüz kişilerin sözleri Ehl-i sünnet alimlerinin sözleri yanında itibara alınmaz.Sinek vızıtlısının hakikati ( Allah ) zikridir.Bu vızıltı dahi sizin çatlak seslerinizden çok çok daha kıymetlidir.

  10. #10
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Cevap: Müslüman kadının ölümü

    Sn collection

    Orda yazan yorum degil. AYETLER
    Mealci arkasida ilk duyuyorum.
    Tefsir yazsam haklisin da bunlar CIPLAK AYET!
    Ayetin arkasindan gidiyorsun demek istedin herhalde

    Ayrica Kur'an okumak icin mealede ihtiyac yok.
    Istersen arapcalarini yolliyayim ne degisir.
    Ayet yine ayni ayet.
    Allah cc nun soyledigi yine ayni soz.
    Arapca yazsam yine ayni!
    -Ki biz bu ayetleri arap din sitelerinde cok kullandik.
    Kimsede bu ayet su demektir demedi.

    Bu Turkiyede moda herhalde.
    Ayetler sikistirinca baska sey yaziyor laflari.
    Sonucta ayet diyecegini DEMIS!
    Yapacak bir sey yok.

    Sen seni dogrulayacak ayet varsa onu yaz.
    Yarenlik ederek din sohbeti,elestirisi olmaz.
    O tasavvufta olur.

    Ayeti yazmak araya Allah'i cc SAHIT tutmak demektir.
    Bunu anlasan, bana yukardaki cevabi yazmazdin.

    Bak benim yaptigimi sana gostereyim
    6.114.Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.
    .....Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde......
    .....Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım.....
    ....Sakın kuşkuya düşenlerden olma.....
    SAKIN!
    SAAKIN!!
    SAAAKIN!!!

1. Sayfa, Toplam 2 12 SonSon

Benzer Konular

  1. filozofların ölümü...
    Daphne Tarafından Felsefe Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 15-11-2009, 07:56 PM
  2. Ölümü Gör
    RABİA Tarafından Süper Sözlük Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 03-10-2009, 04:46 PM
  3. Müslüman Kadının açmazı, Erkeğin kuyusu!?
    cah Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 18-06-2009, 10:07 PM
  4. Aşıkların ölümü
    SAHARAY Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-12-2008, 10:11 PM
  5. Askerin ölümü
    SAHARAY Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-12-2008, 10:01 PM
Yukarı Çık