Dünya Buhranı
Necip Fazıl Kısakürek


Bu dünyanın beyninde bir ur var... Bu dünya, urunu nasıl olsa bir gün kökünden kazıtmaya mecbur... Bu dünya, 1914 ve 1939 umumî harplerini hep aynı ur yüzünden açtı Fakat bir türlü ondan kurtulamadı ve urunu temizleyemedi.

Bundan 37 yıl evvel perde açıldı: Gördük ki, selîm aklı, kaz gibi önüne katmış, delilik çobanı güdüyor. Baktık ki, hayat, insanlık, tekâmül, medeniyet, cemiyet, hürriyet gibi kıymetler, (enflâsyon) paralarına dönmüş... Bir milyarlık mânevî kıymete bir kutu kibrit satın alamıyor!

Her evin pencereleri vardır; fakat rastgelenin kendini fırlatıp atması için değil... Herkes bir çift el sahibidir; fakat onlarla, rastgeldiğinin boğazına sarılmaz. Çünkü insan, malik bulunduğu başıboş imkânları köstekleyici ruhî bir müeyyideye sahip... Bu, öyle bir muvazenedir ki hayvanlar bile ondan bir nasip almışlardır.

İşte Yirminci Asrın ikinci rub'unda dünya, hem fert ve hem cemiyet plânında, bu aslî ve esasi ruh müeyyidesine varıncaya kadar bütün muvazenelerini kaybeder gibi bir hale düştü. Bu hal insanlara bir kere çökmeye dursun; yoksa ne eski ahlâkların tortusu, ne tarihin ibret misalleri, ne istikbalin korku ve vehimleri, ne de başka bir şey felâketi önleyebilir. Bundan böyle ağaç zehirli meyve verecek, toprak keleş kalacak, mahsul kavrulacak, tavuk kokmuş yumurta doğuracak, anne sar'alı çocuğa gebe kalacaktır. Böyle devirlerde fikir adamı sersem, diplomat sarhoş, âlim katil, sanatkâr mecnun, halk da tam başıboştur.

Dâvanın şah damarını tutmak ister misiniz? Bu hale sebep, haddini aşmış ve ruhî emniyet müeyyidelerinin sınırını taşırmış, dümensiz kalmış madde terakkileridir. Yani insanların icatları, mucidin elinden ve iradesinden sıyrılıp onu kendi eline ve iradesine tâbi kılmaya başlamıştır. Ve bu dâva, bugünkü Garp buhranının en nazik mihrak noktasıdır. Bu hal, kendi eserine hükmedememek hali, her ân şişen, her ân pıhtılaşan ve kabaran bir ur teşkil etmekte ve şu veya bu rejim adına küçük ve günlük politikacıların gayreti bahane hududunu aşamamaktadır. Sonunda ya bu ur dibinden süpürülecek yahut o yüzden topyekûn teneşire uzanılacak...

Garbın bugünkü macerasını, bu asırlık uru kazıtmak ihtiyacıyla kendi öz bünyesini didik didik parçalayan, o yüzden bir takım yeni sistemler peşinde gezen, dünya harpleri açan ve sadece hastalığın tâbi şubeleri üzerinde tedbirler arayan bir plânda müşahede edebilmek lâzımdır.

Ne askerî zaferlerde, ne atom keşiflerinde, ne de ur mıntıkalarını maddeten kazımakta iş var... İş, uru, bir sabun köpüğü gibi çözebilecek ve yenilerinin teşekkülüne mani olarak ruhî nizamı bulabilmekte. Bu, din çapında bir şeydir! Ve kefaleti yalnız İslâm'dadır.

(İdeolocya Örgüsü; 5.basım, 1986)


kaynak