+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3
  1. #1
    Kıdemli Üye forumdayim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    almanya
    Yaş
    59
    Mesaj
    928
    Rep Gücü
    11376

    mason hayrani mezhepsizler!!!

    Mason Afgani Hayranlarından Başta Yaşar Kaplan ve M.İslamoğlu Olmak Üzere

    TÜM MEZHEPSİZLERE

    CEVABİ YAZIMIZ

    6 Mayıs tarihli Vakit gazetenizde yazarlarınızdan birine bir mektup yazmış idik. Amacımız bir hakikati dile getirmekti. Ancak muhatap yazarımız ve pat diye armut gibi ortaya düşen diğer yazarlarınız mektubumuzu ciddiye (!) almadıkları halde, bir haftadan fazladır (kendi ifadeleriyle) cevap yazmak zorunda kaldıklarını dile getirdiler. Demek ki, mektubumuz ciddiye (!) alınmış olsaydı ömürleri boyu cevap vermeye çalışacaklardı! Öyle ki açtılar ağızlarını yumdular gözlerini. Yazılarda hakikat n***** kendilerine ait olmayan birkaç cümlenin dışında hiç bir şey yoktu. Kötü söz sahibine gerektir, diyerek bu hakarete varan sözlerini aynen mukabiliyle kendilerine iade ediyorum!!!

    Elbette onlar yazar olma avantajlarını kullanarak ilmi seviyelerini (!) ortaya koydular ve bize karşı saldırıya geçtiler, okuyuculardan da hakkettikleri notu aldılar.

    Gönül isterdi ki lüzumsuz yazılarla gazete sütunları kirletilmesin. Bir okuyucu olarak bizim beklentimizde bu idi!!! Heyhat ne gezer!!!

    Cevabi yazımızda üç nokta üzerinde durmuş idik.

    Bir, usulsüzlük,

    İki, C.Afgani'nin Ehl-i Sünnet mü'minlere öncü, lider takdim edilemeyeceği,

    Üç, "İslam tarihinin en büyük Bid'ati durumundaki onulmaz yaramız SÜNNİ-Şİİ çatlağıdır." cümlesi.

    Biz şimdi bu Ehl-i Bid'a yazarlara cevap verirken onların seviyesine inmeden kendi üslubumuzu kullanarak bir kaç hakikate parmak basmaya çalışacağız. Ancak şu hususu hatırlatmak isterim. Yazımızdaki üslubumuzu ağır bulan kardeşlerimiz olabilir, bu insanların asıl niyetlerini öğrendikleri zaman bize hakk verecekleri de kaçınılmazdır.

    İlim ve bilgi bakımından bir mü'min ya Müctehiddir, ya da Mukallid. İkisinin arası yoktur. Müctehidler üç kısımdır :

    1-Mutlak müctehîdler,

    2-Mezhebte müctehidler,

    3-Meselede Müctehidler.

    Mukallidlerde dört tabakaya ayrılır:

    1-Ashabu't Tahriç,

    2-Ashabu't Tercih,

    3-Ashab-ı Temyiz,

    4-Mukallid-i Mahz.

    Mukallid, bağlı bulunduğu mezhebin ictihadlarına göre amel etmek durumundadır. Muhayyerlik yoktur. İslam aleminde ilmi ile şöhret bulmuş Muhakkik Fukahadan İbn-i Abidin (Rh.a) dördüncü tabakaya dahil olduğunu bizzat kendisi ikrar etmiştir. (İbn-i Abidin, c:I, sh:99)

    Yani İbn-i Abidin gibi muhakkik bir alim kendisinin mukallitlerin dördüncü tabakasına dahil olduğunu ilan ediyor. "İbn-i Abidin gibi fıkıh sahasındaki otoritesi herkes tarafından kabul edilen bir ulemanın 'İçtihada muktedir olmadığını ve bir müctehide tabiî olduğunu' ikrar ettiği bir durumda; bize düşen "edeb hudutlarını muhafaza etmektir.' diyen bir ilim ehlini "Nakilcilik yapıyor, sosyal sistemi tanımıyor, kendisi ictihad edemiyor, fıkıhçılıkla uğraşıyor" diyerek suçlayanlar, asıl korkunç niyetlerini gizlemektedirler. Kendileri gibi "müctehidlik" oynamasını istiyorlar! Müetehid olmanın, İctihad edebilmenin şartları Fıkıh kitaplarının "Kitab-ul Kâda" bahislerinde yazılıdır. (İbn-i Abidin, C:I2, Sh:I32) Temel ilimler dediğimiz ilimler işte bu ilimlerdir. Bir kişinin ulu-orta çıkıp "Ben müctehid oldum, beni kimse anlayamıyor" demesiyle müctehid olunmaz. Müctehid ictihad yaparken de kimseden izin istemez. Bu ilimleri burada izaha kalkışmamız mümkün değildir. Kendi kendilerini kapalı kapılar ardında müctehid ilan edenlerin henüz temel ilimlerin adlarından dahi habersiz olduklarını hep birlikte görmekteyiz.

    Güneş balçıkla sıvanmaz.

    İslâmi hareketin başarıya ulaşıp ulaşmaması takdir-i ilahiye bağlıdır. Hareketin hedefine ulaşamamasını hatalı olmasına, beceriksizliğine, üretkensizliğine bağlayıp, ümitsizliğe kapılarak saçma düşüncelere dalanlar Hz. Hüseyin (R.A.)'in kıyamı için ne bahane bulabilirler? Kaldı ki, İslâm tarihi bu tür vak'alarla doludur. Nice Peygamberlerin (AS) tek bir ümmetle gittikleri, hatta ümmetsiz gidenlerin varlığından söz edilmektedir. (İ.Rabbani, C:I,Sh:577, Mek,:259) Tek bir insan tarafından tasdik edilmeyen Peygamber (AS). Aklı kıt olan insanlar O, Peygamberler için kim bilir neler düşünürler? Ashab-ı Kehf (Rh.a)'in, H. Hasan (Rha)'ın, Hz.Hüseyin (r.a)'in kıyamları gözden ırak tutulmamalıdır. Bu kıyamlar zahiren "düşük" (!) (Bu ifadeyi kullandığım için daktilo başında yüzüm kızardı, okuyuculardan özür diliyorum) gibi görünseler de, Allah (CC) indinde şanlı kıyamlardır. Bu kıyamların mükâfatlarını inşa'Allah öbür dünyada göreceklerdir. Bizim inancımız böyledir. Yeter ki, amel İslam'a, şer'i şerife uygun olsun, amele riya karışmasın. Kulluğumuzun gereği de zaten budur. Yüce Allah (ce)'ın rızasının dışında iyi niyetlerle işlenmiş ameller bile olsa sahibini ateşe sokacağına inanıyoruz. Çünkü cehennemin yolları iyi niyet taşları ile döşelidir!!!

    Mösyö Yaşar Kaplan kendisinin Ehl-i Sünnet itikadında, Hanefi mezhebinde olduğunu yazdı (!). (Bizim inandığımız gibi olmasa da) Biz bu ifadelerinden dolayı çok memnun olduk, çok sevindik mi diyelim? Maalesef sevinemedik, memnun olamadık. Zira "Kimilerine göre Ehl-i Sünnet demek, Ashabın tümünden de hayırla söz etmek" demekmiş. (Ehl-i Sünnet Tetkikleri, Takdim: sh:10) Bu cümlenin aksi, yani "Bazı sahabeler hayırla yad edilmezler." demek olur ki; böyle bir inanç Ehl-i Sünnet itikadına göre yazılmış hangi akaidde geçmektedir? Tek bir delil gösterilebilir mi? Bu cümleye göre demek oluyor ki: "Ashabın hepsini hayırla anmaya gerek yoktur. Hayırla söz edilmeyecek ashabta vardır" öyle değil mi? Hani Yaşar Bey sen "Ehl-i Sünnet" idin? Demek ki, Ehl-i Sünnet olmak, lafla olmuyor, artık kimse de yutmuyor!

    Ehl-i Sünnet dediğimiz Mezhebin, Ehl-i Bid'a, Fırak-ı dalle denilen mezheblerden ayrıldığı temel noktalardan birisi işte budur. Zira Ehl-i Bid'at fırkalar Ashabın hepsini hayırla anmazlar. Ashabın bir kısmı için; "yalancı, fasık, zalim, münafık, müşrik" derler!!! Halbu ki; Peygamberimiz Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Sakın sakın Ashabım aleyhinde bulunmayınız. Onları hedef edinmeyiniz. Kim onları severse muhakkak beni sevmiş olur, kim onlara eziyet ederse muhakkak bana eziyet etmiştir. Bana eza veren Allah (cc)'a eza vermiştir. Kim Allah (cc)'a eza verirse çok sürmez Allah (cc) onun belasını verir." (Tirmizi-İbn Hibban- Tuhfet-ül-Ahvezi C:10, Sh:365) Yine Taberani'nin İbn-i Mes'ud (RA)'dan ettiği rivayete göre : "Ashabım hakkında kötü düşünmekten ve kötü söz söylemekten dilinizi tutun." buyurulmuştur. (M.Çağlayan, Ehl-i Sünnet Akaidi, Sh:l6l)

    "Hicri beşinci asırda 'dünyanın sabit ve sakin olduğuna inanmak' Eh1-i Sünnet olmak için zorunluydu." (Ehl-i Sünnet Tetkikleri, Tak.Sh: lO) Bu zorunluluk hangi akaid kitabında görülmüştür? Delil gösterilebilir mi? Din emniyetinin kalmadığı İslam topraklarında herkes aklına geldiği gibi, gözüne kestirdiği gibi yazmaktadır. Hem de geçmiş ulemayı zemmederek, onlarla alay ederek. Rütbeleri Prof.luğa çıkmış bir çok zevat oysa beğenmedikleri o eski ulemanın yazdıkları eserleri henüz doğru-dürüst terceme etmekten acizdirler!!! "El-Fark Beynel Fırak" sahibine nisbet edilerek : "Dünyanın sabit ve sakin olarak durduğu' hususunda "EHL-Î SÜNNET İCMA ÎTTİ" diyerek ehl-i sünnete korkunç iftira edenler "edep"li oluyor da, kendilerinin bile ittifak ederek Masonluğa kayıtlı olduğunu söyledikleri bir 'Mason'a bizim mason dememiz edepsizlik oluyor ha? Bu zihniyet, taşların köpeklere bağlandığı zalim ve gaddar bir dönemden daha şedid bir zihniyeti canlandırmıyor mu? Daha önce de söyledik güneş balçıkla sıvanmaz....

    Şu bir misal "Pazartesi köşesi"nin yolcularına yeter. Şeriati'nin, Ashab-ı Kiramın bir çoğunu "müşriklikle" suçlaması imanlı kalplerde nefret hissi uyandırmıştır. (A. Şeriati, Dine Karşı Din,Sh:43).

    İbn-i Teymiyye, Mevdudi, S.Kutup'lardan (Rha) Ashaba müşrik dediklerini duymadık. Müslümanları Şiiliğe davet ettiklerini duymadık. İnsanların masum olduklarını iddia ettiklerini duymadık. "İmamların mürsel nebilerden üstün olduklarını" (İ. Humeyni, İslam'da Devlet, Sh:87) söylediklerini hiç mi hiç; duymadık. Yeter mi? çok bilmiş adam!!! Açlıktan ölmek üzere olan bir insanın başkalarına ekmek dağıtmasına çok şaşılır. Ehl-i Sünnet her konuda "Sünnet ehli" olabilmekte miydi, olabilmiş miydi?" (Ehl-i Sünnet Tetkikleri,Tak.:Sh:I4)

    Bu cümleden ne anlaşılıyor? Ehli Sünnet'in, sünnet ehli olup olmadığında şüphenin var olduğu anlaşılmıyor mu? Ehli Sünnet'in, sünnet ehli olup olmadığında şüphesi olan bir insanın ben Ehl-i Sünnet'im demesi kadar gülünç bir şey olur mu? İtikadda hiç şüphe olur mu? Öyleyse "Ehl-i Sünnet olarak bilinen fırkaların ve mezheplerin her yaptığı gerçekten sünni miydi?" (Ehl-i Sünnet Tetkikleri, Tak.Sh:I4) "Ehl-i Sünnet kendi anlayışını dinin tamamı sanma eğilimine girerken, dinin sınırlarını kendi sınırlarıyla özdeşleştirirken haklı bir davranış içinde miydi, yoksa bunu bir tür Ehl-i Sünnet bağnazlığı olarak almak mı gerekmekteydi? Tekrar edecek olursak Ehl-i Sünnet gerçekten her konuda (sözlük anlamıyla) "Ehl-i Sünnet" olabilmekte miydi?" (Ehl-i Sünnet Tetkikleri, Tak.Sh:I4)" "İslam tarihinin en büyük bid'atı durumundaki onulmaz yaramız Sünni-Şii çatlağıdır." Mason sever mezhepsizler, cevabi yazılarda niçin bu cümleyi hiç şerh ve tevil edemediler? Merak ettik doğrusu! Yukarıda tırnak içindeki cümleler 'Ehl-i Sünnet itikadındayız' diyen Yaşar Kaplan Beye aittir. Yorum yapmadan takdiri okuyucu kardeşlerimize, sonucu da yüce Rabbimize havale ediyoruz. Oysa samimi olarak biz Ehl-i Sünnet'iz, Hanefiyiz diyenler; bu kavramları yukarıdakiler gibi can simidi olarak görüp sıkıştıklarında lüzum üzerine kullanmıyorlar. Ehl-i Sünnet itikadında olabilmek için elbette Ashabın hepsinden hayırla söz etmek gerekir. Misak Dergisinin bastırdığı "Akaid Risaleleri" adlı esere bakılabilir. (Misal: Fıkh-ı Ekber, Sh:59. Akidet'üt-Tahaviye, Sh:70)

    İslam Fıkhında şer'i delil sayılan KIYAS, müctehidler tarafından ve usûlüne uygun kullanılmazsa cinayet olur. Yapılan kıyas (!) neye benzemiş, "Elbisedeki idrarı temizlemek için şarapla yıkamağa benzemiş! İnsanları İslam'dan uzaklaştıran şahsi kanaatler ve nefsi istekler değil midir? İlim ehli ile istişare etmeyi ihmal etmeyelim. Önceki yazımızda ki Hadis-i Şerifi tekrar yazmak istemiyoruz. Bir Kutsi Hadiste Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur : "Büyüklük benim paltom, ululuk ise gömleğimdir. Bu iki sıfatta bana ortak çıkmaya yeltenen kimseyi cehenneme atarım." (Müslim-Davud)

    Yine Efendimiz (sav): "Kalbinde hardal tanesi kadar kendini beğenmişlik (kibir) taşıyan kimsede cennete giremez." buyurmuştur. (Müslim) İbn-i Abidin (Rh.a) farz-ı ayın ilimleri izah ederken: "Çünkü ilm-i İhlas, ucub, hased ve riya gibi şeylerin öğrenilmesinin farz-ı ayın olduğu malum dur." (İbn-i Abidin,c:I,Sh:42) diyerek nazik bir hususa dikkat çekmiştir. Mükellef önce beyan ettikleriyle sonradan söyledikleri arasında tezata düşmemelidir. "Usulsüzlük, tutarsızlık" dediğimiz budur. Hatayı örtmenin, gizlemenin adı da "Bizi kimse anlayamamış, kimse anlayamıyor" olmamalıdır! İslâm tarihinde kendini, yazdıklarını anlaştıramayan bir alim var mıdır? Sizi kimse anlayamıyorsa sizin kendinizi yenilemeniz gerekmez mi?

    Kaldı ki; ne Asr-ı saadet döneminde, ne de sonraki dönemlerde "Üst-Alan" diye bir ilim dalından bahsetmek mümkün değildir. İlimde en yüksek basamak "İctihad"dır. Bu ilim sahibine de "Müctehid" denir. Gerisi beyhude çırpınışlardır. Yazımızda "Usûl" dediğimiz işte buydu. Hangi mezhebe bağlı iseniz o mezhebin Usul bilgilerine göre konuşmalısınız, amel etmelisiniz, yaşamalısınız, yazmalısınız. Mukallidin usûle uymadan konuşması ahkâm kesmesi ..... boşuna dibek taşı döndürmesine benzer. Ve hiçbir ilmi kıymette taşımaz. İslâm tarihinde hiçbir Müfessir, Muhaddis, Fakih ve hiçbir Kelam alimi "Ben şöyleyim, ben böyleyim" dememiştir. Biz görmedik ve dahi duymadık. Dolayısıyla bizde haklı olarak her ortaya çıkıp "Ben büyük alimim, ben ilim adamıyım, ben aydınım" diyen her sakallıyı hemen sırtımıza almadığımız gibi, ilim adamı olarak ta görmediğimizi belirtelim.

    Batıdaki sanayii devriminden sonra, Islahat haraketlerinin ve Hürriyet- eşitlik hezayanlarının başladığı sıralarda, İslam topraklarında da Reform, dini ıslah ve batılılaşma kasırgalarının estirilmesi ve aydınlanma felsefesinin yayılmaya başlamasıyla Osmanlı'nın nezleye tutulduğu bir gerçektir. Bunların etkisinde kalan içimizdeki beyinsiz batı uşakları hemen bunu fırsat bilerek aşağılık kompleksine girmiş Osmanlının içini boşaltarak (fikir olarak) cadı kazanına çevirmiş fokur fokur kaynatmaya başlamışlardır!!!

    İşin vahametini idrak eden gerçek ulema harekete geçmiştir. Batı hayranları ve onların oyununa gelenler Abdulhamid'i tahttan indirmek için çeşitli entrikalar ve operasyonlar düzenlemişlerdir. Herkesin bildiği gibi Sultanı indirmek isteyenlerin başında Siyonizmin babası T.Herzl'de vardır. Amacı: Filistin'de Yahudi Devletini kurmaktı. İslam düşmanları, bir yandan içteki basiretsizlerin, hainlerin destekleri, bir yandan da dış düşmanların destekleri sayesinde hem sultanın, hem de Osmanlının suyunu ısıtmışlardır. Kimseye tarih dersi vermek niyetinde değiliz. Olayı hatırlatmamızın başka bir sebebi vardır.

    Batıyı taklid hastalığının karşısında yer alan devrin Şeyhülislamı M.Sabri Efendi (Rh.a) durumu şu cümlelerle dile getirir: "Müslümanlarsa yakalandığı hastalıkların en sonuncusu ve onların ölümünü hazırlayan hastalıkların en şiddetlisi olan 'Batıyı taklit' hastalığı, firengiden bile çok daha şiddetli ve zararlıdır. Bu hastalıktan kurtulma safhasına gelmiş insanları bırak, onu tedavi etmek isteyenlere bile hiç farkında olmadan bulaşmaktadır." (M.Sabri Efendi-İnsan ve Kader-sh:15)

    Peki batıyı taklid etmek için çırpınanlar kimlerdi? Kim olacak mezhepsiz mason Efgani'nin tilmizleri ve genelde İttihatçılardı. Devrimin çakıl taşları olan bu mason sever Efgani hayranı ittihatçılardan bir kaç tanesinin birkaç cümlesini alıp asıl konumuza dönelim. Günümüzdeki mezhepsizlerinde yüzde doksanı bu mason Efgani'nin yolunda yürüyen kuyruk takımlarıdır. Bakın bakalım akıl hocaları kimmiş?

    1-Abdullah Cevdet: Batı hayranıdır, din diye bir şeyi kabul etmez. İslâm aile hayatını, kadının örtüsünü kabul etmez, İçi İslama hakaretlerle dolu müsteşrik islam düşmanı Dozi'nin yazdığı "İslamiyet Tarihi'ni terceme etmiştir. Afgani ve Abduh'un hayranıdır. Avrupa'dan damızlık erkek getirme fikrini ileri süren ve Allah'a küfreden bu adam birde "içtihad" adında dergi çıkarır. (İçtihad.C.5 s.126 sh:1147.1914) İctihad kapısının açılmasını savunan ve içtihat edilmesini isteyen bu adam acaba hangi ictihad için çırpınıyordu? Elbetteki İslam'ın hayattan uzaklaştırılması içtihadı idi. A. Cevdet ilham aldığı üstadları için aynen şöyle der: "Şeyh C. Afgani'yi tanımadım. Fakat Şeyh M. Abduh'u tanıdım. Bu asrın en büyük mümini olan Mısır dünyasının müftüsü mağfur Şeyh M.Abduh Efendi hazretleri temiz ruhunu teslimden evvel İslâm için söylediği mersiyede: "Ben dinin ıslah olmasını murad ettim. Korkarım ki cahil sarıklılar onun id***** hükmedecekler!" (İçtihad. sayı: 150. sh: 3120. 1922) Nitekim öyle de olmuştur.

    2-Celal Nuri: İttihad-ı İslam adlı eserinde fikha hücum etmiş, dört ehli sünnet mezhebinin sistemleştirdiği İslam fıkhının dondurulmaktan kurtarılması ve ictihad kapısının Avrupalının bulunduğu şartlar nazara alınarak açılmasını, kadının örtünmesine gerek olmadığını, İslâm'ın muamelat kısmının değiştirilmesini ister. Ulamanın Müctehidleri taklid etmesinden rahatsız olduğunu, latin harflerinin mutlaka kabul edilmesini kültür değişmesi için şart olduğunu, Peygamberi sanatkârlarla mukayese ettiğini, İbn-i Rüşd'ü büyük bir alim Ebu-S Suud ve Zembilli Ali Efendileri de onun yanında bir sümüklü böcek gibi ördüğünü söyler" (Tarih-i İstikbal, sh.74-75) Onunda Afgani ve Abduh pareleline düştüğü açıktır. (Sadık Albayrak Şeriat'ten Laikliğe,sh.319)

    3-Şerafettin Yaltkaya: Dine yeni bir şekil verilmesini ister. İslam'ı Hıristiyanlığa benzetmek için çırpınır, Kur'an-ı Kerim'i felsefi bir görüşle ele almayı ister, hocaların rahlelerinin sırtlarına verilip karakol karakol dolaştırıldığı devrede 6 yıl Diyanet reisliği yapar. İşte bu adamda ; ulemanın Abduh'un ve Afgani'nin yolunda hareket etmesini ister. Hep Ehli sünnet dışı düşünceler üzerinde durur. (S.Albay rak, Dev. Çakıl Taşları sh.119)

    4-Şemsettin Günaltay: İlk başta Din-i İslam-ı savunur görünür, fakat kurtuluşu reformda arar. Müctehidleri taklid etmeyi yerer. Daha sonraları ise şeriatı istemez, red eder ve inkâr eder. "Bizim hayata ait bütün kanunlarımızı meclis yapar", mezhep imamlarını insafsızca küçümser. C.Afgani'nin şakirdi oIduğunu (Şeriattan Laikliğe, S.Albayrak sh.301) İlhamını ondan aldığını söyler. Günaltay 1949'da 163. maddenin müzakeresi sırasında açıkça ilgili maddeyi savunur ve "Biz bu memlekette İrtica'ı yaşatmayacağız" diyerek hangi yolun yolcusu olduğunu izhar eder. Mösyö Yazarımızı içeri tıkan madde ne idi? 163. değil miydi? İşte bu madde Afgani'nin şakirdi olan, ilhamını ondan alan başvekilin marifetiyle ceza yasasına konduğunu bilmeyen yoktur.

    5-Ahmed Ağaoğlu: İslamda reform ister, Fransa'nın medeni hukuk sistemini ister, Türkçe Kur'an'la namazın türkçe olarak kıldırılması fikrini ileri sürer, dini esasların devrini doldurduğu saplantısını öne sürer. Bu adamda: "Din ulaması Şeyh Abduh, Şeyh C.Afgani ve Musa Bigiyef gibi zevatın açmış oldukları yol üzerinde mücahede edilebileceğini ileri sürer.' İslam bir amil olacaktı. Fakat, üzülerek söylemek lazım gelir ki Şeyhülislamlık unvanını taşıyan, lakin İslamiyet için bir leke olan M.Sabri gibi 20. asırda 9. asrın el-Kaim Billah'larını taklid ederek kadınlara elbise formaları tayin eden ve sokaklara çıkmalarını yasaklamaya kalkışan "Din" reisleri elbetteki İslamiyeti anlamaya malik olamazlar. (Ağaoğlu Ahmed-Üç Medeniyet-sh.66-67,1928)

    Zamanın Şeyhülislâmı M.Sabri Efendinin verdiği fetvaya bakın, bu fetvaya karşı çıkanlara bakın. Bu fetvaya karşı çıkanlarda yine Afgani ve Abduh taraftarlandır. Üstad Said-i Nursi (Rh.a.)'yide İttihatçıların safında sultana karşı gösterme gayretleri boşunadır. O zatın ruhunu incitmek çok yanlıştır, büyük vebaldir. Bir masonun keyfi için bu tezata düşmemek gerekirdi. Zira biz çok iyi biliyoruz ki Üstadın kendisi "Eski Said, Yeni Said" derken bu gerçeği vurgulamıştır. Aynı durum Rıza Tevfik vb. içinde geçerlidir. İngilizlerin ve İttihadçıların oyununa geldiklerini kendileri itiraf etmişlerdir. (S.Âlbayrâk, Devrimin, Çakıl Taşları, sh: 126 ) Kaldı ki; Ustadın, M. Sabri Efendiye yazdığı bir mektupta başta kendisi olmak üzere talebeleri ile birlikte emrine girmeye hazır olduğunu yazdığı da rivayet edilmektedir. (Vahdet Gazetesi, Yıl:2, Sayı: 25)

    M. Sabri Efendi, İslam'ın esasına sarılmayı ve ruhundan asla taviz vermeyi kabul etmeyen bir İslâm alimidir.

    Yukarıda ismi geçen zatlar belki mezhepsizler, reformcular, radikalist düşünce sahipleri için "öncü" görülmeye değer olabilir. Bu bir yana. Peki bu reformcuların "İslam'ın millet ve devlet hayatından sökülüp atılmasına değil rıza göstermek, fetva vermeleri ve mücadelelerinde de Afgani ve Abduh'tan ilham almaları hep tesadüfle mi izah edilecektir? Bu kadar saf olmamızı bekleyenlerin kendileri saf değillerse dostta değillerdir. "Halbuki bugün açıklığa kavuşmuş tarihi bir hakikat vardır ki, oda Müslümanları perişan, dağınık ve geri kalmış duruma getiren, Müctehid İmamları taklid eden Müslümanlar değil, İslam adına ortaya çıkıp, İslam ve şeriat düşmanlarına fetvaları veren yeni müctehidlerdir(!), yani Ehl-i Sünnet düşmanlarıdır. Afgani ve Abduh, bunların yolunu takip eden Reşit Rıza ile bizdeki yardakçıları; İslam'a düşman rejimlere kendini, kafasını ve gönlünü kaptırmış aptal kimselerdir" (Sadık Albayrak-Şeriattan Laikliğe-sh:306 )

    Çok kıymetli B. Vakit okuyucuları; Bizim C. Afgani ve onun yolunda mücadele veren kardeşleri niçin uyardığımızı anlatabildik mi? Yukarıda ismi geçen şahıslar önceleri hep İslam'dan ve Kur'an'dan bahsetmişler. Ortak hedef olarak İslâm'ın inkilâba, reforma ihtiyacı olduğundan dem vurmuşlardır. İslâm'ı hurafelerden, kör taklidçilikten mezheplere bağlılıktan kurtaracaklarını vaad etmişler, sonuçta kimin oyununa geldiklerini anlayamadan hem İslâm'ın hem de kendilerinin başını yemişlerdir. Dolduruşa gelmekten dem vuranlar bir hakikati ifade etmişler. Birileri birilerinin oyununa gelmiş, birileri dolmuşa getirilmiş, bu doğrudur, ama kimler kimlerin oyununa gelmiş, kimler; kimlerin dolmuşuna bindirilmiş, herhalde anlaşılmış oldu!!! Biz onun için açıkça belirttik ki bu tür görüşler, düşünceler 'Tarihin çöp sepetine' atılmışlardır. Yeniden bir şeyler keşfediliyormuş gibi Müslümanların midesi niçin bulandırılıyor?

    "Âdam Muhammedi olmayı bırakıyor da Hanefi veya Şafii oluyor, ne tuhaf şey" (Reşit Rıza-Mezahibin Telfiki:l69) "Hiç bir müslümanın dört mezhep imamlarından birinin mezhebine bağlı kalması caiz değildir. Bunu kim yaparsa kâfir olur. İslâm yolundan sapar." (Hücendinin Kürrasından,Mezhepsizlik:8l) "Geçmiş fukahadan bize intikal eden görüş ve ictihadlar bizi bağlayamaz. Bizim onlara uymamızda gerekmez. Aksine her insan, Kur'an ayetlerinden ne ahlayabiliyorsa onunla yetinmelidir." (Mezhepsizler ve Mukallidler, Hasib es-Samarrai.sh:37) Yorum yapmadan yukarıdaki satırlarla anlatılmak istenenleri okuyucularımızın takdirine havale ediyoruz. İşte bu adamların hizmetleri, mücadeleleri hep bunlar idi.

    Kur'an ve Sünnet'e dönme adına Müslümanları Müctehid Ulemadan ve Mücahid Fukahadan soğutarak İslam'ı hayattan uzaklaştırmada emperyalistlere maşa olmuşlardır. İşin garip tarafı bu kişileri hala öncü, müctehid ve müceddid olarak takdim eden ve isimleri ilim adamlığına çıkmış nice gafiller vardır, içimizde! Bunlar niçin mason oldu demiyoruz. Bize ne elin masonlarından! Nedenini, niçinini müritleri araştırsınlar! Biz uyarı görevimizi yapmaya çalıştık. İslam'a ihanet etmiş bu masonları Müceddid, Müctehid diye kime yutturmaya çalışıyorsunuz? Bu adamlar "Mason", biz Ehl-i Sünnet'iz, bizim masonlara ihtiyacımız mı var? Hayır bizim masonlara ihtiyacımız yoktur. Bize M. Sabri Efendiyi, Zahidü'l Kevseri Efendiyi, E.Hamdi Yazır Efendiyi, M. Hüseyin Zehebi'yi, Yusuf Decvi'yi anlatsanıza! Bizim bu alimlere ihtiyacımız vardır. Zira, batıya ve batının pislik medeniyetine karşı direnen alimler onlardı. Hani sizde taassubçuluk yoktu? Yoksa Osmanlının son Şeyhülislâmı M. Sabri Efendinin veya Zahidül Kevseri Efendinin mezhepsiz masonlar kadarda mı ilmi kıymetleri yoktu!"

    Mezhepsizler ve masonlar için olmasa da, onlar bizim büyük değerlerimizdir. Zira, "Mezepsizlik dinsizliğe giden köprüdür" diyerek mezhepsizlik, batıcılık fitnelerine karşı İslâmi mücedalesini sürdüren Peygamber varisi alim Zahidül Kevseri'dir (Rh.a.). (Z.Kevseri, Makalat sh:129) Kendilerinin de ikrarına göre C. Afgani mason locasına kayıtlı mutlak manada hiçbir şüphe yolu bulunmayan bir masondur. Bu husus çok kat'idir. C. Afgani ve Tilmizi Abduh'un masonluğa girdiğini H.Karaman hocada ikrar etmektedir. (İ.Işığında Günün Mes.Sh:12) Kendi hayranları tarafından kaleme alınan ve Muhsin Abdulhamit'e ait olan "C.Afgani" adlı kitapta da masonluğa girdiği kayıtlıdır. (sh:124-126) M. İslamoğlu'nun (Anadolu-2 sh:323-326) kitabında da masonluğa girdiği yazılıdır. Abdulkadir El-Mağribi'de El-Beyyinat isimli eserinin 32.sayfasında masonluğa girdiğini yazmaktadır. Kimisi idareyi ele geçirmek için mason olduğunu yazarken, kimisi de cehaletinden dolayı locaya girdiğini yazmaktadır.

    Ancak geriye şu kalmaktadır: Masonluğa kayıtlı olan mason olur mu, olmaz mı? Masonluğa girmek (hem de kendi isteği ile) küfür olur mu, olmaz mı? Afgani'nin hayranlarına göre olmazmış! Ne sefil bir mantık değil mi? Gerçekten acımak lazım, bu sefillere! Bu mantık beraberinde şunları da akla getirmez mi? Bir insan İslam'a girmekle İslâm olmaz. Kelime-i Şehadet getirmekle Müslüman olmaz. Tersi, İslam'a girmeyen insanda İslâm olabilir. Kelime-i Şehadet getirmeyen insanda Müslüman olabilir. Ne korkunç bir mantık! Bu mantığa göre yer yüzünde müslüman bulmak zordur. Fe Sübhanallah! Zira kalpleri bilen ancak Allah (c.c)'tır. Kimse kimsenin kalbini bilemez. İslam şeriati zahire hükmeder, mükellefin her ameli şer'i şerifle sınırlıdır. Korkmayın biz hüküm vermeyiz, veremeyiz. Zira biz mukallidiz. İctihad etmekle değil, yapılan içtihadlara uymakla mükellefiz. Zira Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Eğer bilmiyorsanız zikir (ilim) ehline sorun" (En~Nahl:43) Bizim usulümüz bu. Sorarız ve öğreniriz. Ehli Sünnetlin dolmuşuna binen A. Davutoğlu Hocamız (Rh.a)'a göre bu kişiler "küfürle, zındıklıkla ve mülhidlikle" itham olunmuşlardır. (Din Tahripçileri sh:81)

    Yaşar Kaplan Bey'in Cevap yazısında bahsedilen tekfir bu ise biz ulemanın görüşüne bağlıyız, aynen aktarıyoruz. Nefsimize göre hareket etmiyoruz. Bu işler ulemanın işidir, gazetecilerin işi değildir, diyoruz. Meselenin aslına bakılırsa Sultanın, C.Afgani'yi sevdiği filanda yoktur. Aksine Afgani denilen adamın İngilizlerle gizli münasebetleri tesbit edildiğinden dolayı İstanbul'dan gitmesine izin verilmemiştir. Afgani çok yalvarmışşa da ölene kadar İstanbul'dan ayrılamamıştır." (Başbakanlık Arşivi, Yıldız Esas Evrakı No:14 Evrak Ko:1103) Üstelik, Sultan Abdulhamit Afgani'yi sevseydi Mason Afgani için "Maskara adam" der miydi?

    Bir insanın mü'min olması veya küfre düşmesi kendi ihtiyarı iledir. Bir başkasının demesi ile ne mü'min olunur, nede kâfir. Ehl-i Sünnet itidal üzere olmayı usûl haline getirmiştir. Ehli Bidat fırkalar ise kendilerinin dışındakileri küfürle itham etmeyi özellikleri haline getirmişlerdir. Ehli Sünnete göre Kıble ehlinin tekfiri caiz değildir. Açıkça bir küfrü görülüp işitilmedikçe! Onun için Ehl-i Sünnet hem ifrata, hem de tefrite karşıdır. Kalpte iman ve dilde tasdik olduğu müddetçe başkalarını küfürle suçlamak doğru değildir.

    Yukarıda Afgani ve Abduh'un masonluğa girişlerinde ittifak ettiğimizi söylemiştik. Peki çıkışları nasıl oldu? Burası niçin aydınlanamıyor? Bizler ve kendileri masonluğa girdiğini, sicillerde masonluğa kayıtlı olduğunu ispat ediyoruz da onlar masonluktan çıktığına dair delillerini niçin ortaya koyamıyorlar? Çıkarken de "Ben pişman oldum, tevbe ediyorum, bu teşkilat İslam'a düşman teşkilatmış, İslam'ı yıkmak için kurulmuş, hiçbir Müslüman buraya giremez ve üye olamaz" diyerek mi çıkmış? Hayır! Yoksa "Siz asıl maksadınız olan iktidarı ele geçirmeyi beceremiyorsunuz ben başka yolları deneyeceğim" diyerek mi çıkmıştır? Tevbe ederek ayrıldığına dair bir delil gösterilmediği müddetçe haklarındaki inancımız değişmeyecektir. Konu ile ilgili en küçük bir delil yoktur.

    Farkında olmadan bir meseleye parmak basılmış ve bize "Müfteri" denilmiş! Biz kesinlikle bile bile iftira etmedik, edemeyiz de. Ancak bilmeden hata etmiş isek ve bu hatamızda isbat edilirse tevbe eder, helallik isteriz. Buda bizim için bir fazilettir. Ancak siz bir Müslüman'ı müfteri ilan ederken hangi kazada yargıladınız da ilan ettiniz, bu cehaletinizin farkında mısınız? Zira bir Müslümana bu tür cezaları vermek Kadının tasdikine bağlıdır. Yaşar Bey bunlar gazetecilik işi değildir. Tevhid-i Hareket ve Tevhid-i Düşünce bizden bunu bekliyor. Laf ebeliğinin demagojik oyunların zamanı çoktan geçmiştir. İnancımızı birazda pratiğimize geçirelim. Her yerde konferans verdiğinize göre bir konferans da kendi nefsinize verseniz çok faydasını göreceğinize adım gibi eminim!

    Çok merak ettiğiniz kaynak kitaba gelince; mektubumuzda kaynak olarak aldığımız kitap, Bağdat Ünv. Öğr. Üyesi Dr. Hasib Es-Samarrai'ye ait doktora tezidir. 1981 yılında Ali Nar ve Sami Özbay hocalar tarafından terceme edilmiştir. Sonuç olarak; C.Afgani'nin alem-i İslam'a masonluğu, mezhepsizliği, batı hayranlığını yaydığı, İslam'ında diğer batıl ideolojiler gibi bir ideolojik sürec olduğunu yaymağa çalıştığı ve kendisinden ilham alanların nasıl bir dolmuşa bindirildikleri açıkça görülmüştür. Batıyı taklid hep İslam'ın aleyhine olmuştur. Neticede İslam düşmanları sevinmişler, Müslümanlar ağlamışlardır. İslâm'ı en güzel anlayan ve yaşayan, anlatan ve yaşatan Ehli Sünnet imamlarının ve alimlerinin eserlerine dönülmedikçe Müslümanlara kurtuluşun çok uzakta olduğu görülmektedir. Kurtuluş Ehl-i Sünnet vel Cemaat yolundadır. Bu yolda yürüyenlere müjdeler olsun.

    Şu hususu da belirtelim ki; günümüzün reform isteyen mezhepsizlerinin tam***** yakınının akıl hocaları, fikir babaları, ilham aldıkları, kaynak diye başvurdukları alim olarak gördükleri kimseler işte yukarıda da gördük Afgani-Abduh-Abdulvehhab-Reşid Rıza'lar vb.leridir." 15.06.1994. N. DEMİR

    NOT:

    Bu yazı B.Vakit Gazetesinde N. DEMİR'e karşı cevap hakkını kullanarak bir hafta yazı yazmak zorunda kalan Yaşar Kaplan'a cevap olarak yazılan bir yazıdır. Ancak ne var ki Gazete sahibi M. Karahasanoğlu N. DEMİR'e cevap hakkını kullandıracağını söylemesine ve söz vermesine rağmen sonunda ne entrikalar çevirmişlerse cevap verme hakkını engellemişlerdir. Bu davranışın adalet, eşitlik ve hakkaniyet ilkesine ters düştüğünü gördüğümüz için bu yazıyı ilgili kardeşimizin rızasını alarak sayfamıza koymayı uygun gördük.

    Kanal7 tv. canlı yayında Hayri Kırbaşoğlu'nun, taklit ettiği masonları ele verme itirafına bir bakalım: "Arkadaşlar! Bu noktaya gelmemiz kolay olmadı. Geleneksel değerlerden kurtulmak yüzyıllarımızı aldı. Efganilerin, Abduhların attıkları tohumlar bugün yeşermiştir. Onlar olmasaydı bizler bugün böyle meseleler hakkında cesurca konuşamazdık. O yüzden bu âlimlere ve derin çalışmalar yapan müsteşriklere büyük şeyler borçluyuz.” Bu ilahiyatçının bu zırvalarından başka daha bir çok zırvaları da vardır. Zira bu ilahiyatçı İslam fıkhı için "Ortaçağ Kültürüdür" diyen bir ilahiyatçıdır! Ayrıca "Hadd-i Recm"i, "Şahitliği", "Erkeğin Aile reisliğini", "Hadd-i Sirkat"ı, "Miras paylaşımını", "İrtidat cezasını" vb. Allahü Teala (c.c)'nın bir çok hükmünü reddetmektedir. Abdullah AZİZ




    Yeni Sayfa 1

  2. #2
    Kıdemli Üye forumdayim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    almanya
    Yaş
    59
    Mesaj
    928
    Rep Gücü
    11376

    Cevap: mason hayrani mezhepsizler!!!

    günümüzde ehli sünnet müslümanlarinin bilhassa dini konularada yeterli bilgiye sahip olmadiklari, her parlak konusanin pesine takilmasi ümmet icin ayrica bir afet olsa gerek...

    baskalarini degil ama bil hassa ehli sünnet olan müslümanlarin su listeyi gayet sogukkanli ve dikkatli incelemelerini öneririm...

    Mezhepsizler

  3. #3
    Kıdemli Üye forumdayim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Nerden
    almanya
    Yaş
    59
    Mesaj
    928
    Rep Gücü
    11376
    yukardaki link silinmis bu yenisi...
    Başlangıçtan Bugüne Mezhepsizler

Benzer Konular

  1. Mason efsaneleri gerçek mi ?
    YukseLL Tarafından Komplo Teorileri Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 05-10-2010, 11:38 AM
  2. Yorum: 1
    Son mesaj: 15-03-2010, 11:44 AM
  3. Yorum: 0
    Son mesaj: 27-07-2009, 02:31 PM
  4. Mason Cemalettin Efgani'nin Gerçek Yüzü
    bziya Tarafından Din ve İnanç Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 14-06-2009, 12:00 AM
  5. yahudi,mason,kolomb
    Mevt Tarafından Genel Kültür Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-01-2008, 02:39 PM
Yukarı Çık