Adaletli Düzen Ve Devlet Başkanı/ Aydın Başar/ Anadolugençlik Dergisi

Yüce Allah Kuran-ı Kerimde şöyle buyuruyor: "Haberiniz olsun ki, Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmetmenizi emrediyor. Gerçekten Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah işiten ve bilendir." (Nisa 4/58)

Ayette geçen "adaletle hükmetme" esprisinin konusu yönetim ve yargı alanlarıdır. Demek ki Kuran bu alanlarda söz söyleyerek Yüce Allahın dininin her alanı kuşattığını bizlere öğretiyor. Adaletle hükmetmenin tahakkuk edebilmesi için ise bir organizasyona ve onun başındaki bir lidere ihtiyaç vardır. Bu lider başbakan veya yerine göre devlet başkanıdır. Söz konusu kavram "adalet" olduğuna göre bu organizasyondan kastımız hukuk veya adalet devletidir. İdeal bir adalet organizasyonunda, adalet hizmeti, tıpkı hiçbir zaman tıkanmayan bir otoyoldaki trafik gibi akışkan bir halde olmalıdır. Veya parçaları birbiriyle uyumlu olarak çalışan bir saatin işleyişi gibi aksamadan işlemelidir. Zira bu hizmetlerdeki en ufak bir zaaf, büyük bir vebali omuzlarımıza yükleyen bir zulüm anl***** gelir. Adalet organizasyonundan kastımızın "hukuk devleti" olduğunu söylediğimize göre, devletin işleyişinin uyumlu ve problemsiz olması; düzenli bir sistemin kurulmasını ve çalıştırılmasını gerektirir. Yani bir devletin sadece var olması yetmez, bir de adil bir düzene ihtiyaç vardır. İşte yukarıdaki ayette bahsedilen "emanetin ehline verilmesi" prensibi de ancak böyle bir sistemde gerçekleştirilecek haklı bir görev dağılımına işaret etmektedir. Tarihi tecrübemiz göstermiştir ki "demokrasiler" her zaman kabiliyetli ve başarılı bir devlet başkanına kavuşmamız için yeterli olmamıştır. Demokrasi oyununa kendimizi kaptırmak yerine halkın seçtiği başbakanla, Amerikadan icazetli bir başbakanın aynı şeyler olmadığının farkına varmamız gerekir. Bu konuda Hüseyin Hatemi net bir ifadeyle şöyle söyler: "İktidara gelmek için mutlaka ABD desteği şart. Halk uyanışı olmayan bir ülkede iktidar mutlaka dıştan güdümlü olur. Sandıktan ne çıktığı önemli değil, ABDnin oy vermediği kimse en nihayetinde sandıktan çıkamaz. İktidara gelmek isteyenin önce ABDnin sandığından çıkması lazım. ABDnin sandığı demek, aynı zamanda Amerikan-Yahudi lobisinin sandığından çıkmak demektir. Onun için Türkiyede görünürde ister laiklik karşıtı diyelim, ister dindar diyelim hangi hükümet gelirse gelsin, ABDnin sözünden en küçük çıkış halinde iktidardan düşer. Onun için de Türkiyede hükümetler ancak düşmeyi tercih ederler ise Amerikan planının dışına çıkarlar. Nasıl bir zamanlar Anadolu Selçuklularının Moğollardan icazet alarak sultanlık mak***** gelmeleri gibi, günümüz Türkiyesinde de başbakan olmak için mutlaka çağın Moğolları olan ABDden icazet alması lazım. Şimdi Anadoluya hakim olan Amerikan Moğollarıdır, bunun içinde de Amerikan-Yahudi lobisi önemli bir güç odağıdır. Türkiyede bu faktörü hesaba katmadan Iraktaki olaylar bizi şu ya da bu yönde etkiler diyemeyiz."1

Devlet başkanının kötü olduğu bir toplumda devlet organizasyonu bozulmalara maruz kalır. Sistem bir bütündür dolayısıyla bir yerdeki eksiklik bütün sistemi etkileyecektir. Eğer sistemin bir yerinde bozulma var ve sistem kendi kendini onaramıyorsa, bu onun çöküş sürecinde olduğunu gösterir. Bu durumdan en fazla organizasyonun başındaki lider sorumludur. "Devlet memuru" kafasıyla devlet yönetilemeyeceğini, bunun bir "liderlik" karakteri gerektireceğini burada vurgulamak zorundayız. "İşlerimizi yürütelim, sorun çıkmasın, şikayet gelmesin" anlayışı basit bir anlayıştır. Belki böyle bir anlayış ufak bir "tavuk döneri" tezgahçısı için idealdir fakat söz konusu bir devlet yönetimi olduğu zaman, o liderin ülkesini tutup kaldırabilmesi gerekir. Peki, böyle bir liderin en büyük vasıfları neler olmalıdır? Şimdi dilerseniz bunları maddeleştirerek inceleyelim.

MİLLETİN ASLİ GÖRÜŞÜNE SAHİP OLMALIDIR
Bir millet ancak dışarıdan ithal etmediği kendi öz görüşü ile kendi çıkarlarını koruyabilir. Dış kaynaklı görüşlere hayranlık duymak ve onları taklit etmek, kendi sorunlarımıza çözüm olmaz. Bu nedenle aslolan milletin kendi öz görüşüne yönünü dönmesidir. Bir milletin kendi öz görüşüne sahip olanlar; milletinin kuvvetli olmasını ister, devlet-millet kaynaşmasına büyük önem verir, inançlı milletlerin kuvvetli olduğunu bilir, kaba kuvveti değil hak ve adaleti üstün tutar, milletinin refaha kavuşması için çalışır, yeryüzünde barışı, adaleti ve insan haklarını tesis ederek bütün insanlığın saadeti için çalışır. Bunun dışındaki batıl görüşlerin ise göbeği dışarıya bağımlıdır. Günümüzde IMFnin, bizim ve diğer gelişmemiş ülkelerin iç işlerine karıştığı bilinmektedir. Bizim dışımızdaki yabancıların, bizim milli çıkarlarımızı düşünmeleri ve korumaları düşünülemeyeceğinden, yabancıların dolaylı veya dolaysız yönetimimizde etkin olmaları kabul edilemez. Bu nedenle, devlet başkanı kendi milletinin milli görüşüne sarılmalıdır. Bu görüşün temeli ise milli ve manevi değerlerin bütünüdür.

İRFAN VE HİKMET SAHİBİ OLMALIDIR
Devlet başkanı kolay işleyen bir sistemi kurup çalıştırabilmelidir. Bu sistemi kurabilmesi için de kainatın kusursuz yapısından örnekler alabilecek düzeyde arif olması gerekir. Faraza insan vücudu Yüce Allahın yarattığı mükemmel bir organizasyona örnektir. Devlet başkanı, Yüce Allahın yarattığı örneklerdeki kusursuz işleyişe bakarak benzerini kurmaya çalışabilir. Mesela kendi kendini onaran hücrelerden ilham alarak kendi aksaklıklarını otomatik olarak gideren bir sistemi geliştirebilir. Kainattaki sünnetullahın anlaşılmasının ve buna paralel olarak Kurandaki diyalektiğin anlaşılmasının burada devlet başkanının işini kolaylaştıracağını söyleyebiliriz. Çünkü sünnetullahın anlaşılması her alanda olduğu gibi devlet ve yönetim alanlarında da insanlığa bir ip ucu verecektir. Kainat bir bütündür ve kainattaki nedensellik her alandadır. Devlet başkanı bu nedenselliğin farkında olmalıdır ki organizasyonunu sağlıklı bir şekilde işletebilsin. Bunun farkında olabilmesi ancak "irfan"la yani yüksek anlayışla olur. Kimileri bu düzeyde olanlar için "filozof" tabirini kullanırlar. Bize daha sıcak gelen kavram ise ariftir. Devlet başkanı arif olması gerektiği gibi diğer ariflerden de istifade edebilecek kadar geniş gönüllü olmalıdır. Aynı zamanda devlet başkanı hikmet sahibi yani bilge olmalıdır. Hikmetin ne olduğunu Hüseyin Hatemi şöyle açıklar: "Hikmet ne olsa gerektir? Hükm (yargı) kökünden geldiğine göre; doğru yargıya varabilme yeteneği, bu alanda gerekli düşünme yöntemlerini bilme ve doğru yargıları elde edebilmedir.."2 Filozof Platon da devlet başkanının bu yönüne dikkat çeker: "Platon yöneticilerin soylular veya zenginler olmasını değil hikmet sahibi olmalarını istemiştir. Bu da yöneticilerde bazı liyakat ve ehliyet şartı aranması demektir... Aristoteles de kamu görevlerinin verilmesin de mutlak eşitliği değil liyakat ve ehliyeti (fazileti) esas aldığından, Platon çizgisinden siyaset ve devlet felsefesinde ayrılmış sayılmaz."3

ADİL OLMALIDIR
İslam alimlerimizden Ömer Nasuhi Bilmen adaletin önemini şöyle özetler: "Dünyanın bütün düzeni ve düzgünlüğü adaletle kazanılır. Yüce Allah bize adaleti emrediyor. Onun için insan her davranışını bir ölçü ve adalet içerisinde yapmaya çalışmalıdır. Görevinde adaleti gözetmeyen bir insan, kendine de vatanına da bütün insanlığa da fenalık etmiş olur. Herhangi bir hakkın kaybolmasına veya geciktirilmesine sebep olmak zulümdür. Herhangi bir kimseden haksız yere bir şey almak zulümdür. Herhangi bir insana veya hayvana haksız yere eziyet vermek de zulümdür."4 Devlet başkanının adil olması vatandaşlarının haklarını hak ölçülerine göre adaletli olarak dağıtması demektir. En başta adil bir devlet başkanı hak dağıtımında asla yakınlarına imtiyazlı davranamaz. Adil yönetici kısaca Hz. Ömer hassasiyetinde olan yöneticidir. Adil yönetim anlayışıyla maruf olan Hz. Ömeri anlamak, adaletli bir devlet başkanının nasıl olması gerektiğini anlamak demektir. Nitekim "Hz Ömer tayin buyurdukları emir ve valilerin adaletle hükmetmelerine çok titizlik gösterirlerdi. Onlarla birlikte yola çıkar yürürlerdi. Onlara; Sizi insanların varlıklarına, mallarına konasınız diye tayin etmiyorum. Onlara Allahın kitabını Resulullah (s.a.v.)ın sünnetini öğretesiniz, aralarında hak ve adaletle hükmedesiniz diye tayin ediyorum derdi."5 Bizim anlayışımızın önceliklerini göstermesi açısından bu sözler oldukça önemlidir.

GÜZEL AHLAK SAHİBİ OLMALIDIR
Devlet başkanı, doğuştan sahip olduğu liderlik karakterinin yanı sıra ahlaki olarak da olgun ve kamil olmalı ahlaki zaaf içerisinde olmamalıdır. J.J. Raussaeu "Eski devlet adamlarımız hep faziletten ahlaktan bahsederlerdi. Bizimkiler yalnız ticaretten, paradan bahsediyorlar"6 diyerek birtakım devlet adamlarını eleştirirken, aslında devlet başkanında olması gereken ahlaki yöne dikkat çekmiştir. Bizim burada ahlaki yönden kastımız ise devlet başkanının Yüce Allahın yasakladığı şeyleri yapmaması ve davranışlarıyla da kendi toplumunun değerleri ile çatışmamasıdır. Ayrıca devlet başkanlığını amaç olarak görmemeli, halka hizmet vesilesi ile Hakka hizmet etmeyi murat etmelidir. Bu amacı taşımaksızın toplumda itibar kazanmak veya çıkar elde etmek için, böylesine büyük mevkileri işgal etmek, büyük bir günahtır. Abdulkadir Geylani hazretleri bu niyettekileri şu sözleri ile eleştirir: “Hiçbir hükme sahip olmadan her biriniz halka baş olmak sevdasında; bu nasıl olur? Halka baş olmak için onların elinde bulunan şeylere göz atmamak, nefse, tabii ve şahsi arzulara uymamak ve onları tümden bırakmak gerekir. Bilhassa insanın benliğini gösteren, ıslah olmadığı halde kötü yola saptıran iradeden masum olması şart... Halka baş olmak emri yücelerden gelir. Yerden bitmez. Velayet halini Hak verir, kullar böyle şey yapmaz."7

LİDER KARAKTERİNE SAHİP OLMALIDIR
"Liderlik" organize etmek ve yönetmek demektir. Lider tabiatındaki bazı küçük çocukların akranları ile oynadıkları oyunları gözlemlediğimizde, onların oyunu yönettiklerini ve kurallarını koyduklarını görürüz. Bu örnekten liderlik duygusunun doğuştan olduğu sonucunu çıkartabiliriz. Yüce Allah tabiatın akışı içerisinde, sosyal konum farklarını yaratarak insanların birbirinin işlerini görmelerini sağlar. Bu iş bölümü içerisinde lider karakteri olan insanlar çok azdır. Çünkü bir toplumda çok sayıda lider karakterli insanın olması düzeni bozacaktır. Faraza yüz kişi yönetilen varsa bir tane yönetene ihtiyaç vardır. Herkesin yöneten konumda olması mümkün değildir. Düzenin sahibi olan Yüce Allah lider kişilikli insan sayısını, bu tür kişilik yapısına sahip olmayanlardan az sayıda yaratarak, yeryüzündeki düzenini korur. Devlet başkanı, yaşadığı olumsuz şartlardan azami seviyede fırsat üretmeyi başaran kişidir.

TEORİ-PRATİK UYUMU SAĞLAMALIDIR
Devlet başkanı teori ve pratik arasındaki uyumu sağlayabilmelidir. Nazariyede mümkün gibi görülen birçok düşüncenin pratik halinde uygulanamadıkları bir vakıadır. İşte ideal devlet başkanı bu durumun farkında olan bir konumdadır. Bunu bir örnekle izah etmeye çalışırsak zannedersem konunun önemi daha da iyi anlaşılacaktır. Ülkemizde birkaç yıl ilköğretimde öğretmenlik yapmamış oldukları halde birçok akademisyen "Nasıl ders işlenir" tarzında kitaplar yazar ve örnek ders planları hazırlarlar. Bu planlarda ilk beş dakika şöyle, son on dakika şöyle yapın şeklide bir yol gösterilir. Oysa gerçek hayatta kalabalık ve seviyesi düşük sınıflarda bu planları uygulamak mümkün değildir. Normal sınıflarda bile ders düzenini bozan birçok faktör olurken bunlar hesaba katılmadan teori üretilmiş ise o teorinin pratikle çelişmesi kaçınılmazdır. Her şeyin teorideki gibi olmadığı gerçeği ile yüzleşebilen bir devlet başkanı, ara çözümler üretmek noktasında da becerikli olmalıdır.

ÜSTÜN YETENEKLİ VE KESKİN ZEKALI OLMALIDIR
Devlet başkanı üstün yetenekli ve keskin zekalı olmalıdır. Çetrefilli ve iç içe geçmiş alanların bulunduğu devlet yönetimini hantal ve yavaş beyinlerin yürütebilmesi mümkün değildir. Çünkü devlet idaresinde yapılması gereken birçok işler vardır. İdeal devlet başkanı "feraset" yani iyiyi kötüden ayırma yeteneğine de sahip olmalıdır. Berrak bir akıl ve feraset sahibi olmanın yolu ise takvalı ve ihlas sahibi olmaktan geçer. Yani haram yemeyen ve namazlarında itinalı davranan imanlı insanlar ancak bu feraset seviyesine ulaşabilirler.

Yukarıda saydıklarımızın dışında ideal bir devlet başkanında olması gereken daha birçok iyi vasıflar vardır. Ne olmaması gerektiği konusunda ise Mevlananın kötü devlet başkanı ile ilgili olarak söylediği şu sözlerini aktararak konumuzu bağlıyalım: "Bilgisiz, kötü buyruklar veren bir padişah oldu mu, bütün ova, yılanla akreple dolar. Adam olmayanın eline bir mal bir mevki geçti mi, herkesten önce kendi rezilliğini dileyen, kendisi olur. Hüküm bir sapığın eline geçti mi, onu mevki sanır, ama gerçekte kuyuya düşmüş demektir. ...Yol bilmeyen kılavuzluğa kalkıştı mı, kötü ruhu cihanı yakar yandırır. Yokluluk yolunun çocuğu, pirlik etmeye girişince ardına düşenler devletsizlik gulyabanisine çatarlar. Gel de sana ayı göstereyim derler ama o nursuz pirsizin kendisi, hiç ay görmemiştir ki. Ömründe ayın aksını suda bile görmemişken, nasıl olup da gösterebilirsin a hamhalat, a bön? Ahmaklar baş oldular da akıllılar başlarını kilime mi çektiler? ...Bir şey fark etmeyen kişiler, başımıza geçerlerse eşeğin sahibini de eşek diye götürürler mi götürürler. Fakat bizim şehrimizin padişahı, abes iş yapmaz. Onun temyiz hassası vardır. o her şeyi duyar, her şeyi görür. Adam ol da eşek tutanlardan korkma. Ey zamanenin İsası eşek değilsin sen ürkme."8



Dipnotlar:
1) Defne Sarısoy ile yaptığı söyleşi
2) Hatemi, Hüseyin, Sis Yazıları, İstanbul, 1998, s. 39
3) Hatemi, Hüseyin, Hukuk Devleti Öğretisi, İstanbul, 1989, s. 60, 62
4) Bilmen, Ömer Nasuhi, İslam İlmihali, s. 465
5) Osman, Abdulkerim, İslamda Fikir ve İnanç Hürriyeti, s. 70
6) Rausseau, J.J. Nutuk, İlimler ve sanatlar Hakkında Nutuk, (Çev; Sebahattin, Eyyuboğlu) s. 31
7) Abdulkadir Geylani, Fethur Rabbani Tercümesi İlahi Armağan, Ter: Abdulkadir Akçiçek, s.302
8) Gölpınarlı, Abdülbaki, Mevlana, s. 57