1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 24
  1. #1
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Eşitlik Güzelmi.. ???

    EŞİTLİK GÜZEL Mİ?


    “Eşitlik güzel midir?” konusunda bir anket yapsanız, umarım, çoğu kimse sorunuzu tuhaf karşılayacak, “bunun da sözü mü olur?” diyecektir. Ama, meseleye dikkatle yaklaşsalar ibretle görürler ki, hemen bütün güzelliklerin kaynağında “eşit olmamak” yatar.

    Şu kâinat yaratılmadan, bütün varlık âlemi yoklukta eşittiler. Cenâb-ı Hakk bu âlemi yaratmayı irade buyurunca bu eşitliğin de ömrü sona erdi.

    Kâinat sarayı, bildiğimiz kadarıyla, yüz yedi elementle, yani yüz yedi tip taşla bina edildi. Böylece değişiklikler ve aykırılıklar da başlamış oldu. Zaten, “saray” dediniz mi, mutlak eşitlik kalmaz ortada. Merdivenlerle kanepeleri, panjurlarla kandilleri eşit kılabilir misiniz? Sarayı güzel yapan da bu başkalıklar, değil midir?

    İşte, kâinat böylesine başkalıklarla bezendi ve sonunda bu sarayda bambaşka misafirler boy gösterdiler. Yosunundan meyve ağaçlarına kadar bütün bitkiler, karıncasından devesine kadar çeşit çeşit hayvanlar kafileler halinde dünyaya geldiler ve bu âlemi şenlendirdiler

    Ve en sonunda başkaların başkası “halifeler halifesi” ufukta göründü: İnsan.

    Bilindiği gibi, varlık alemi üç ana gruba ayrılıyor. Cansızlar, yarı canlılar (bitkiler) ve canlılar. Mutlak eşitliği bu sınıflandırmaya uyarak biraz tahlil edelim.

    İşe cansızlardan başlayalım:

    Cansızların eşit olması için ya güneş taşlaşacak, ya taş alev saçacak; ya bütün hava su olacak veya bütün denizler havaya uçacaktı. Meselâ, Güneş Sisteminde eşitlik olsaydı bu durumda herhalde Dünya Güneş'in gezegeni olmayacak, Ay da Dünya'nın eteğini bırakacaktı; her gezegen Güneş kadar büyüyecek, hepsi alev kesileceklerdi.

    Kaldı ki, eşitlik için hiç olmazsa, “iki taraf” bulunması gerekmez mi? Halbuki her şey eşit olunca, her şey bir şeye iner.

    Bitkilerin eşitliğine gelince, lâleden elma ağacına, ısırgan otundan çama kadar bütün bitkilerin eşit olması halinde, milyonu aşkın çeşitteki güzellikler bire inecek, ortada bir tek bitki çeşidi kalacaktı.

    Cenâb-ı Hak bütün hayvanları da bir tek nev'i olarak yaratabilirdi. Ama, o zaman bülbül şakımasından serçe cıvıltısına, aslan kükreyişinden kedi miyavlamasına, öküz böğürtüsünden kuzu melemesine, kurbağa viyaklamasından sinek vızıltısına kadar bütün sesler bire iner, bu harika âhengin yerini monoton bir uğultu alırdı.

    Diğer yandan, böyle bir eşitlik için ya balığın kavağa çıkması, ya bülbülün denize girmesi lâzım.

    Gelelim insan nevine:

    Ruhla beden eşit olsaydı, ortada ne ruh kalırdı, ne beden. İnsan, ancak ruhunun sultan, her organının da birer nefer olmasıyla güzelleşir. Sultan neferle eşit olursa ortada devlet kalmaz.

    Ruh, mahiyetini ancak Yaratan'ın bildiği harika bir âlem. Bu âlemde çok değişik ülkeler var. Ruhun güzelliği akıl, kalp, hafıza, hayal gibi ana unsurların; sevgi, korku, merak, endişe gibi değişik hislerin bütününden ortaya çıkıyor. Bunları eşitlerseniz güzellikten eser mi kalır?

    Ruhta uzaktan uzağa görebildiğimiz bu gerçeği, bedende çok daha açık seyredebiliriz:

    Göz kapağımızla diz kapağımız aynı özellikte mi?

    Göğüs çatımızla kafatasımız, içlerinde aynı şeyleri mi saklıyorlar?

    Beyin hücresiyle tırnak hücresi aynı vazifeyi mi görüyorlar?

    Akciğerle karaciğeri nasıl bir tutabiliriz? O zaman, alyuvarlarla akyuvarları da eşitlememiz, gözümüzün akıyla karasını birbirlerine katmamız gerekmez mi?

    Organlar arasında eşitlik sağlamaya kalkarsak, ortada hiçbir şey kalmaz. Kalsa bile dövülmüş et gibi bir şey kalır ki, ona da neyin organı diyeceğiz?!..

    Eşitliğin güzel olduğu bir tek saha var: Hukuk... Kanun karşısında herkesin eşit olması.

    Ama, çoğu insanımız bu mânâyı pek de hatırlamıyor. Ve eşitlik denilince dünya nimetlerinden aynı miktarda faydalanmayı anlıyor.

    Herkesin bir başka türlü imtihan edildiği bu dünya meydanında, böyle bir eşitliği ancak hayal âleminde yakalayabiliriz.

    Farklı imtihanların soruları da farklı olur. Çirkin sandığımız hadiselerin altında yatan derin hikmetleri ve gizli güzellikleri bu dünyada görmemiz mümkün değil. Onun için, eşitlik münakaşaları ve kader tartışmaları da kıyamete dek sürecek gibi görünüyor.
    •••

    Çetin, yazıya tek kelimeyle hayran kalmıştı.

    Arif Bey:

    — Bir noktaya da kısaca değinip bu konuyu kapamak istiyorum, dedi.

    — ...

    — Eşitlik konusunda şöyle düşünmemiz gerekiyor:

    İnsanlar arasında mutlak eşitlik olsaydı; her şeyden önce, anne, baba ve evlat mefhumları kalır mıydı ortada?.. Ve yine böyle bir eşitlikte âmiri ve memuruyla, çiftçisi ve tüccarıyla, öğretmeni ve öğrencisiyle, işçisi ve işvereniyle bir bütün teşkil eden cemiyet hayatından artık söz edilebilir miydi?

    Elini Çetinin omzuna hafifçe vurdu:

    — Çetinciğim, dedi, biz varlık âlemindeki farklı tecellileri ibretle seyretmeli ve şu geçici dünya hayatında insanların değişik imtihana tâbi tutulmalarını da bu şuurla değerlendirmeliyiz... Hikmeti, ancak âhirette anlaşılabilecek bazı farklılıkları, hemen itirazla karşılamamalıyız!..

    Ve devam etti:

    — Dünya bir imtihan salonu ve imtihanlar çeşitli.. Zengin ayrı imtihan oluyor, fakir ayrı...

    Zengin, kazancını meşru yolla elde edip etmemekten imtihan oluyor... Zekâttan, sadakadan imtihan oluyor... Şefkatten, merhametten imtihan oluyor...

    Fakir ise sabırdan, kıskançlıktan, hasetten ve en önemlisi kadere itiraz edip etmemekten imtihan oluyor.

    Biraz durakladı:

    — Başkalıklar hep hikmet dolu. Ama insan aklı bunu anlamaktan âciz. Şimşek çakıyorsa; bulutların yükleri aynı olmadığındandır; biri negatiftir, diğeri pozitif.

    Sonra şöyle sürdürdü konuşmasını:

    — İnsanlığı bir bütün olarak düşünürsek, şu dünya, her an milyonlar, belki milyarlarca çeşit imtihana sahne olmakta... Kendisine rüşvet teklif edilen bir görevli, hastalıktan inleyen bir biçare, haram bir çehreyle karşılaşan genç... Ve daha niceleri... Hep imtihan oluyorlar. Sadece sorular farklı, o kadar.

    Bakışlarını, Çetine çevirdi:

    — Çetinciğim, dedi, bunu böyle bilip, bu dünya imtihanında kul olduğumuzu unutmayacak ve haddimizi aşmayacağız. Ne kendi nefsimize, ne de bir başkasına Allah'tan daha merhametli olamayacağımızı hatırdan çıkarmayacağız. Fuzulî avukatlığını yaptığımız o sakat, kör yahut fakir insanlar hep Allah'ın kulları... Onları yokluk karanlıklarından kurtarıp varlıkla şereflendiren O. Annelerinin rahimlerinde her şeyden habersiz olarak geçirdikleri o dokuz aylık devreyi safha safha tanzim eden O. Şu anda hepsi Onun verdiği can ile yaşıyor, Onun taktığı organları kullanıyor, Onun dünyasında geziyor, Onun güneşiyle aydınlanıyorlar...

    Ve hepsi âhiret yolcusu... Onun huzuruna çıkacak, Ona hesap verecekler. Salih kullar Onun Cennetine varacaklar. Küfür ve isyan yolcuları ise Onun azabına uğrayacaklar.

    Şunu da unutmamak gerek:

    Kimin hakkında neyin hayırlı olduğunu biz bilemeyiz!.. O, bir İlâhî sırdır. Biz gerek kendi nefsimize, gerekse başkalarına karşı vazifemizi elden geldiğince yapmakla mükellefiz.

    Çetin:

    — Çok doğru! dedi. Gerisi sadece boş boğazlık.

    Arif Bey:

    — O kadarla da kalmaz. En akılsız adam bile vicdanen bilir ki, kadere ve adalete itiraz onu cennete götürmez, ancak cezaya uğratır.

    Arif Bey bir süre sustu. İçini çekerek:

    — Bu kadar basit bir hesabı, ne yazık ki, bazı insanlar yapamıyorlar!..dedi.

    Bu sözleri uzun süren bir sessizlik takip etti. Arif Bey saatine baktı.

    — Vakit hayli ilerlemiş. Hava da serinliyor. İstersen sorunun cevabını vereyim de kalkalım.

    — Yoruldunuz herhalde. Sizi fazla meşgûl ettim.

    — Hayır öyle düşünme. Ben bunu bir vazife telâkki ederim.

    — Teşekkür ederim.

    Arif Bey:

    — Şunu hemen belirteyim, dedi. Bu, zannettiğin gibi, yeni bir mesele değil. Asırlar önce tartışılmış, halledilmiş, rafa kaldırılmış... Şu kadar var ki, ‘Rusya'daki işçi' denmemiş de 'ıssız bir dağda, cemiyet hayatından habersiz yaşayan bir adam' denmiş... Yahut buna benzer bir başka tip üzerinde konuşulmuş.

    Kur'ân-ı Kerîm'de bir âyet-i kerîme var. Meâli şöyle:



    “Allah, hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmez.” (Bakara Sûresi, 286)



    Yani, her şeye taşıyabileceği kadarını yükler. Herkesi güç yetirebildiği işlerle mükellef kılar.

    Teklif: “Vazife vermek; zor bir şey istemek; İlâhî emirleri yerine getirme ve yasaklardan sakınmayla görevlendirmek” mânâlarına geliyor.

    Âlimlerimiz, bu İlâhî hüküm üzerinde hayli durmuşlar ve âyet-i kerîmeyi çeşitli yönlerden tefsir etmişler.

    Fâkihler, bu âyeti fıkıh yönünden, kelâm âlimleri ise itikat yönünden incelemişler. Bu ikinciler, âyette geçen 'güç yetme' meselesini akıl yönüyle ele almış ve şu mânâda birleşmişler:

    Dünyanın ıssız bir köşesinde yaşayan ve cemiyet hayatından habersiz olan bir insan, mücerret aklıyla, hangi hakikatleri bilmeye güç yetirebilirse, sadece onlardan sorumludur.

    Çetin:

    — Mücerret akıl mı dediniz?.. Pek anlayamadım. Biraz açıklar mısınız?

    — Türkçe'sini tam olarak vermek çok zor, dedi Arif Bey... Bir peygambere muhatap olmamış kendisine İlâhî emirler ulaşmamış, rehbersiz, yalnız başına bir akıl...

    İşte, böyle bir aklın ulaşabileceği saha konusunda, değişik görüşler ileri sürülmüş:

    İtikat imamlarından, İmam Mâturîdî Hazretleri, “insanın, kendi aklını kullanarak bir yaratıcısının olduğunu bilmeye güç yetiremiyeceği” hükmüne varır. Ve onun Allah'a inanmaktan sorumlu tutulacağını, diğer iman rükünlerinden ve ibadetlerden mesul olmayacağını ifade eder.

    Bir diğer itikat imamı olan İmam Eş'arî Hazretleri ise, böyle bir insanın, peygamber olmaksızın, Allah'ı bilmesinin de mümkün olamayacağı fikrini savunur ve bu adamın bir taşa bile tapsa necat ehli, yani kurtuluşa erenlerden olacağını söyler.


    Görüldüğü gibi, her iki imamın da ittifak ettikleri esas nokta şu:

    Kişi, içinde bulunduğu şartlarda, neyi bilmeye güç yetirebiliyorsa ondan sorumlu!..

    Sözünü şöyle noktaladı:

    — Şüphesiz, hakikati en iyi bilen Allah'tır. Onun ilmine havale ederiz.

    Arif Bey, elini Çetinin omzuna vurarak:

    — Bilmem, bir şeyler anlatabildim mi? dedi.

    — Sağ olun. Teşekkür ederim. Cidden çok istifade ettim.

    — Öyleyse kalkalım, dedi Arif Bey.

    Çetin başıyla tasdik etti.

    Kalktılar. Birkaç adım atmışlardı ki, Arif Bey durdu ve yolun üst tarafındaki belediye parkını göstererek:

    — Bak Çetin, dedi. Şurası bir zamanlar kabristandı. Sonraları maalesef parka çevrildi... Bu da başka bir dert... Üniversite yıllarımda hep o kabristanın önünden geçerdim. Hele bir kabir vardı ki, dikkatleri fazlasıyla çekerdi. Yere doğru, otuz kırk derece eğilmiş, devrilmeye hazır vaziyette bekliyordu. Bazı haylaz gençler, onu, işi aksi giden bir tüccara, bazıları da okuldan atılmasına ramak kalmış bir öğrenciye benzetirlerdi... Allah affetsin!...

    Şimdi o yan yatan kabir de yok ortada, dik duranlar da... Sanki o beldeden ölüler göç etmişler; yerlerini yeni, ölüm yolcularına bırakmışlar... Nöbet bizde Çetin!... Gel öyle şeyler konuşalım ki, ötede hesaba çekildiğimizde yüzümüz kızarmasın!.. Öyle fikirlerle dolalım ki, orada mahcup olmayalım!.. Öyle yerlere gidelim ki, sonu azaba çıkmasın!.. Öyle işler görelim ki, neticede pişman olmayalım!..


    Yürümeye başladılar. Parkın çıkış kapısına kadar birşey konuşmadılar. Çetin düşünüyor, durmadan düşünüyordu. Yıllardır belki de ilk defa bu kadar düşünme fırsatı bulmuştu. Daima konuşmuş, hep anlatmış, durmadan sormuştu... Halbuki susmak, dinlemek ne güzel şeydi!..

    Sessizliği bozan Arif Bey oldu:

    — Cenâb-ı Hak, insanların, zerre kadar dahi olsa, yaptıkları hayır ve şerrin karşılığını göreceklerini Kur'an-ı Kerim’de bize haber veriyor. Yaratan böyle buyururken, biz bu cüz'i ilmimizle İlâhî kader ve adâlet hakkında nasıl olur da ileri geri konuşabiliriz?!..

    Allah, o sonsuz ilmiyle şu semâdaki her yıldızı, her meleği bildiği gibi, zemin yüzündeki her canlıyı, denizdeki her balığı da biliyor... Denizin dibindeki yosunları da biliyor, atmosferin dibinde boy gösteren ormanları da. Bedenimizi bildiği gibi, onda dolaşan kanımızı ve o incecik nehirde yüzen alyuvarlarımızı, akyuvarlarımızı da biliyor...

    Biraz durakladı:

    — Ruhumuzu bildiği gibi, onda cevelan eden iyi ve kötü duygularımızı, aklımızdan geçen doğru ve yanlış fikirlerimizi de biliyor.

    Elini gökyüzüne uzatarak:

    — Bak şu Samanyoluna!, dedi. Bir sis nehri gibi, değil mi?.. O nehir, sayısız yıldızlardan meydana gelmiş. Dünyamızı oraya götürsek, o âlemde bir zerre gibi kalacak... Üzerinde yaşayan bu kadar bitki, hayvan ve insan görülemez, seçilemez olacak... Haddimizi bilmek istiyorsak; ya dünyamızı orada hayal edelim; yahut hayâlen oraya gidip, yeryüzüne bakalım. Bu uçsuz bucaksız kâinatta zerre kadar dahi kalmayan insanın, kaderi ve İlâhî adaleti tam olarak anlamaya kalkışmasındaki tuhaflığı görelim.

    Yol ayrımına gelmişlerdi.

    Arif Bey, şefkatli bakışlarla Çetini bir süre süzdü:

    — Haydi Allah rahatlık versin; ağabeyine de selâm söyle, diyerek ayrıldı.

    Çetin, arkasından, uzun süre hürmet ve minnet dolu bakışlarla süzdü Arif Beyi. Birkaç saatlik sohbette sanki beş-on yıl ömür sürmüştü. Kendisini o kadar olgunlaşmış hissediyordu...

    Şimdi, başka bir âlemde yaşıyor gibiydi...




    Alaattin Başar

  2. #2
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    Şu kâinat yaratılmadan, bütün varlık âlemi yoklukta eşittiler. Cenâb-ı Hakk bu âlemi yaratmayı irade buyurunca bu eşitliğin de ömrü sona erdi.

    Çok ilginç ve ince bir tesbit.

  3. #3
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    Bu yazı acı bir itiraf gibi geldi. Eşitlik kavramı (insan için) bana herşeyden önce '' adil '' olduğu için '' güzel ötesi '' gelmiştir. Yalnız şu bir gerçek ki, ''mutlak '' eşitlik söz konusu zaten olamaz. Benim üzerinde durduğum eşitlik, tümüyle azamiye indirgenmiş halidir. Hak emek özgürlük vs.

    Öncelikle cansızlardan başlayım (Bu kısımda bir hata var. Hayvanlar, bitkiler cansız değildir, canlıdır :Entusiasmado:);

    Hayvanlar, bitkiler ve ya cansız anlamsız kütle, yaşadığının farkında bile değildir. Dolayısı ile bunlar için eşitlik zaten söz konusu olamaz. Daha doğrusu eşitlik isteyemezler. Çünkü bilinçsizdir bunlar.

    Eşitlik yalnız insan içindir. Bu bir istemdir.


    İnsan için;

    (...)eşitlik denilince dünya nimetlerinden aynı miktarda faydalanmayı anlıyor.Herkesin bir başka türlü imtihan edildiği bu dünya meydanında, böyle bir eşitliği ancak hayal âleminde yakalayabiliriz(...)

    Hiç BİLİMSEL '' hayal '' olabilir mi ? A.Başar bey sanırım Marx, Engels, Lenin vs. gibi kuramsal komünizmin kurucularını tanımıyor. Bu elbet saçma olur kesinlikle tanıyordur fakat o da diğerleri gibi eşitlik karşıtlığının ya da kapitalizmin propagandasını, tarih boyu sömürünün, yayılmacılığın (emperyalizmin) en büyük aracı olarak kullanılan din ile yapıyor. Tabi kadercilik sosunu eksik etmeden.

    Burada benim anladığım (bu arada üzerinde durmak istediğim insan), kimse eşit olamaz, bu Allah'ın bir kanunu. '' Bir köle daima olacaktır ve onunda bir efendisi '' gibi.

    Peki İNSAN tarih boyu ne yaptı ?

    Örneğin, Spartaküs...

    O bir köle idi. Oysa;

    Dinle bak:
    zincirlerini kırıyor
    Roma'nın varoşlarında SPARTAKUS!..


    Kaderine boyun eğmedi. İnsan gibi... Eşit yaşamak için kırdı zincirlerini.

    Örneğin, İşçi isyanları;

    Bundan 100 yıl önce köle gibiydi işçiler. Hergün köle gibi çalışırdılar. Aldıkları para ile ya kısmen doyardı ya da hiç doymazdılar. Oysa, Karl Marx'ın yaktığı ışığı gördü işçiler. Savaştılar, direndiler, isyan çıkardılar, grev yaptılar...

    Bu yolda nice yoldaşları öldürüldü, işkenceler gördü. Ama yılmadılar.

    Bugün (kısmen) insan gibi çalışabiliyorsak o günlerdeki '' eşitlik '' istemindendir.


    Zengin, kazancını meşru yolla elde edip etmemekten imtihan oluyor... Zekâttan, sadakadan imtihan oluyor... Şefkatten, merhametten imtihan oluyor...
    Fakir ise sabırdan, kıskançlıktan, hasetten ve en önemlisi kadere itiraz edip etmemekten imtihan oluyor.



    Peki bir soru sorabilir miyim bunun üzerine ?

    Farzedelim bir zengin (!) hayatı boyunca şerefi ile kazanmış, zekattan, sadakadan, şefkatten, merhametten fazlası ile vermiş ve ibadetlerini kusursuz yerine getirmiş biri düşünün.

    Bir yanda ise fakir (!) hayatı boyunca aç susuz, savaş olan bir memlekette mayına basıp tek ayağını kaybetmiş ve türlü hastalıklar ile inim inim inlemiş, fakat yaşamı boyunca Allah'a kulluk görevini yerine getirmiş, parada gözü olmadan fazlası ile mütevazı bir yaşam sürmüş.

    Bu iki insan cennete gider (!) İstediği kadar farklı hesap sorulsun. Çünkü ikisi de görevini yerine getirmiştir.

    Fakat zengin olan dünyada rahat bir yaşam sürmüştür, fakir olan ise hayatı boyunca çekmiştir.

    Şimdi fakirin ne suçu vardı ki ? Dünya yaşamı yanına '' kar '' kaldı :Entusiasmado:

    Eşitlik kavramı dini açıdan cidden yok.

  4. #4
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    Sevgili spartaküs;
    Öncelikle konuya ilginiz ve yorumunuz için teşekkür ederim.

    Daha önceden söylediğim gibi, paylaşımlarımızı kademe kademe ele almalıyız ki, hem diyenler hem dinliyenler istifade etsin.

    İzniniz olursa, en son değerlendirmenizin en son cümlesiyle ( alıntıyı yaptıktan sonra ) başlamak istiyorum şöyleki ;

    Farzedelim bir zengin (!) hayatı boyunca şerefi ile kazanmış, zekattan, sadakadan, şefkatten, merhametten fazlası ile vermiş ve ibadetlerini kusursuz yerine getirmiş biri düşünün.

    Bir yanda ise fakir (!) hayatı boyunca aç susuz, savaş olan bir memlekette mayına basıp tek ayağını kaybetmiş ve türlü hastalıklar ile inim inim inlemiş, fakat yaşamı boyunca Allah'a kulluk görevini yerine getirmiş, parada gözü olmadan fazlası ile mütevazı bir yaşam sürmüş.

    Bu iki insan cennete gider (!) İstediği kadar farklı hesap sorulsun. Çünkü ikisi de görevini yerine getirmiştir.

    Fakat zengin olan dünyada rahat bir yaşam sürmüştür, fakir olan ise hayatı boyunca çekmiştir.

    Şimdi fakirin ne suçu vardı ki ? Dünya yaşamı yanına '' kar '' kaldı

    Eşitlik kavramı dini açıdan cidden yok.


    Dini açıdan eşitliğin olmadığını söylediğiniz için , acizane sadece dini açıdan ele alacağım yazınızı.

    Izdırap ve sıkıntılı geçen bir saat veya bir gün ün mükafatı , senelere bedel bir manevi ömrü kazandırdığını söyler Dinin tercümanı.
    Maddi imkanları yerin de olup, yanlışa tevessül etmemek, zülme taraftar olmamak ve rıza göstermemek, komşusunun sıkıtılarından dolayı ruhen izdırap duymak, ... Kısacası ADAM GİBİ ADAM olan birisinin Cennetteki mükafatı , Sıkıntı ve ızdıraplarla dopdolu geçen bir hayatın ALACAĞİ MÜKAFATTAN az olmasa gerek...
    Zaten o zengin dediğimiz kişi, Allahın rızık kanunlarına riayet ettiği için çe o yönde emek verdiği için zengin olmaması ilahi adalete ters değilmi.?
    Sanırım bunu vicdanen kabul etmemek mümkün olmasa gerek....

    Boynuzsuz koyunun hakkının boynuzludan alacağı bir adalet terazisinin olacağı bir memleketten bahs ediyoruz.
    O memleket sahibinin isimlerinden biriside ADİL ( Mutlak adalet sahibi ) olması da ayrı bir güzellik vechesi olsa gerek.....

    Bütün bu dedilerimin dışında ,isterseniz birde İBADET NİÇİN YAPILIR ? ona bakalım . Sanırım ozaman daha iyi anlaşılır konumuz.

    '' Ey nefis!! Ubudiyet mükafatı mukaddemei lahika değil , belki neticei nimeti sabıkadır '' der R.N.K

    ( Cümle ağır oldu farkındayım efendim. şimdi de açılımını yapalım )

    Yaptığımız ibadetler... şükürler... ve insaniyete laik tüm haller: Bu dünyada bize verilen nimetlerin karşılığıdır.
    İbadetler, Bize cenneti kazandırması için yapılmaz ve yapılmamalıdır. Siz ,Kainat sahibinin size verdiği nimetlerin şükrünü dilinizle ve halinizle eda ettiğiniz vakit, CENNETİ de size mükafeten veriyor fazlından.

    Bakınız ; zengin de , fakir de, bu dünyada verilen nimetler miktarınca hesaba çekilecekler, yani verilmeyen nimetin hesabı olmaz kaidesi esastır ilahi adalette..

    Zengine ; Ey kulum verilen onca malını nasıl kullandın ? sorusu ve hesabı sorulurken ...
    Fakire de; Ey kulum fakir oluşuna nasıl sabır ve şükür ettin ? ( yani yokluktan dolayı çalma ve çırpmalara tenezzül ettinmi ? )sorusu sorulacak..

    Sonuç itibarıyle;
    Din , Adalet üzeri müessistir ve Akıl sahiplerini muhatab kabul eder...

    Saygılar

  5. #5
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    ''Farzedelim bir zengin (!) hayatı boyunca şerefi ile kazanmış, zekattan, sadakadan, şefkatten, merhametten fazlası ile vermiş ve ibadetlerini kusursuz yerine getirmiş biri düşünün.

    Bir yanda ise fakir (!) hayatı boyunca aç susuz, savaş olan bir memlekette mayına basıp tek ayağını kaybetmiş ve türlü hastalıklar ile inim inim inlemiş, fakat yaşamı boyunca Allah'a kulluk görevini yerine getirmiş, parada gözü olmadan fazlası ile mütevazı bir yaşam sürmüş.

    Bu iki insan cennete gider (!) İstediği kadar farklı hesap sorulsun. Çünkü ikisi de görevini yerine getirmiştir.

    Fakat zengin olan dünyada rahat bir yaşam sürmüştür, fakir olan ise hayatı boyunca çekmiştir.

    Şimdi fakirin ne suçu vardı ki ? Dünya yaşamı yanına '' kar '' kaldı ''


    Ali bey;

    Zaten zengin ibadetini yerine getiriyor. İslama dair nasıl yaşaması gerekirse öyle yaşıyor. Fakir de.

    Eee hal böyle olunca ikiside cennete gider mi ? Gider.

    Fakirin çektiği sıkıntı yanına kar kalır mı ? Kalır.

    Peki bu adalet mi ? Bence değil.

  6. #6
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    Ali bey;

    Zaten zengin ibadetini yerine getiriyor. İslama dair nasıl yaşaması gerekirse öyle yaşıyor. Fakir de.

    Eee hal böyle olunca ikiside cennete gider mi ? Gider.

    Fakirin çektiği sıkıntı yanına kar kalır mı ? Kalır.

    Peki bu adalet mi ? Bence değil.


    Sevgili spartaküs;

    Dünya darul hikmettir. Yani tüm işler hikmetlerle işler....
    Fakir : Ben neden fakir oldum ? diyemec .
    Çünkü dünyanın kanunlarına riayet etmediği için fakir kalmıştır. Fakirliği kendisi istemiştir.
    Nasılmı ?
    Bir işin Sebeplerine riayet etmemekle aslında onu istemediğimiz anl***** gelmezmi efendim ??
    Aynesi iştir kişinin lafa bakılmaz '' cümlesini burda hatırlamak gerekmezmi ?

    Kendisinin ,fiilleri ile olmasını istediği fakirliğe de sabr etmesini istemek olduğu ortara çıkmış olmazmı ??
    Bakınız ilahi kanundur....
    ......... illa ma sea''

    Yani insanlara ancak çalıştıkları kadar verilir.

    Yapmayın efendim
    Çalışmayan öğrenci ile çalışan öğrenciyi ayni kefede ve feryat edercesine eşit olmalarını ve eşit kalmalarını istemek olmaz herhalde...

    Eşitlik bu olmasa gerek....

    Okumak lazım islamı efendim.. okumak. ( okumadığınızı ima etmemekle beraber... dikkatlı ve sağlam kaynaklardan okumak olabilir sadece ...)

    Saygılar

  7. #7
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    Yani insanlara ancak çalıştıkları kadar verilir.

    Şerefim üzerine and içerim ki; çok az görmüşlüğüm vardır emeğinin hakkını alanı.


    Neyse şöyle ifade edeyim;

    Malum '' batı '' zengindir.

    O halde bu sizin bahsettiğiniz yollardan gelen bir zenginlik midir ?

  8. #8
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    diğerleri gibi eşitlik karşıtlığının ya da kapitalizmin propagandasını, tarih boyu sömürünün, yayılmacılığın (emperyalizmin) en büyük aracı olarak kullanılan din ile yapıyor. Tabi kadercilik sosunu eksik etmeden.


    Sevgili spartaküs;

    Yukardaki cümleniz , şahsımı ve benim gibi düşünenleri ziyadesiyle üzmüştür.
    Ben ve benim gibiler hiçbir zaman sömürgeci ve sümürücü bir tutumumuz olmamıştır ve olmıyacak da inşaallah.
    Bizler
    Aklın kumandasında, ve vicdanımızın işiğila hakikate doğru yol alma telaşıyla var gücümüzle ilerlemeye çalışıyoruz.
    Akıl ve vicdanı esas alan DİNİMİZİN doğru anlaşılması için , sizin gibi seviyeli ve ilim ehli ile, doğru bildiklerimizi ve dinimize mal ediler yanlışları ve yanlışlıkları alatmak, Doğruyu söyemek ve doğruda sebat etmek adına paylaşım yapmaktan memnuniyet duymaktan ibarettir çabamız.


    saygılar

  9. #9
    Kıdemli Üye spartaküs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2008
    Mesaj
    912
    Rep Gücü
    19319

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    Ali bey;

    Ben yalan yanlış bir şey söylemedim.

    Malum din ve kapitalizm birbirine kemikleşmiş iki kavramdır.

    Açıkçası A.Başar'ın yazısından tamamen anladığım, altında kapitalizm mesajını barındıran bir propaganda.

    Aksi bir durum var ise belirtiniz öğrenelim. Yanlış anlamışta olabilirim.



    Saygılar.

  10. #10
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    Alıntı spartaküs´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yani insanlara ancak çalıştıkları kadar verilir.

    Şerefim üzerine and içerim ki; çok az görmüşlüğüm vardır emeğinin hakkını alanı.


    Neyse şöyle ifade edeyim;

    Malum '' batı '' zengindir.

    O halde bu sizin bahsettiğiniz yollardan gelen bir zenginlik midir ?
    Şerefli olduğunuzdan şüphem yoktur efendim.

    İşte
    Çalışıpta hakkını alamayan , gaspa uğrayan, haksızlığa düçar olan bir mazlunun , ne kadar çok ilahi adalete ihtiyaç duyduğunu elbette anlarsın.

    Batının zenginliğinden çok, kendi fakirliğimizin sebeplerini araştırmalı ve sebeplerini bertaraf etmemiz lazım diye düşünüyorum.

    Kendi muhasebesini unutup , başkalarının muhasebesiyle uğraşan tüccar iflaz etmeye mecburdur.

    Saygılar

1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon

Benzer Konular

  1. Sosyalizmde Eşitlik
    SOSYALİST Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 02-11-2010, 02:20 AM
  2. Eşitlik mi? Eşitsizlik mi?
    eмiLy Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-11-2009, 09:04 PM
  3. Türkiye'de eşitlik var mıdır?
    modern Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 15-09-2009, 04:07 AM
  4. eşitlik istiyoruz
    fadilgenc Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 21-04-2009, 04:13 AM
  5. Hak mı , doğru mu , adalet mi eşitlik mi ?
    atmaca34 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 07-03-2009, 09:43 PM
Yukarı Çık