3. Sayfa, Toplam 3 BirinciBirinci 123
Gösterilen sonuçlar: 21 ile 24 Toplam: 24
  1. #21
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    Alıntı spartaküs´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    İnsanların yaptıkları neden Allah'a mal edilsin ki ?

    Bunu sanırım birkaç mesaj önceki yorumum için yazdınız :Entusiasmado:
    Sevgili spartaküs;
    Beni yanlış anlamamanı ümid ediyorum.
    Kırıcı olacak sözlerimi bana iade edebilirsiniz.
    Amacım asla kırıcı olmamak ( kasti mükaddesatıma dokunulmadığı sürece ). Devamını diliyorum paylaşımlarımızın.

    İnanın yazılarımı kendim için yazıyor ve okuyorum.. istiyelerde beraberimde istifade etsin istiyorum.

    İlginç değilmi...
    R.N.K dan aldığım ders bunu gerektiriyor.

    Biz Buna '' MARİFETULLAH '' Diyoruz.

  2. #22
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    Alıntı aliÖZDEMİR´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Dünyanın ıssız bir köşesinde yaşayan ve cemiyet hayatından habersiz olan bir insan, mücerret aklıyla, hangi hakikatleri bilmeye güç yetirebilirse, sadece onlardan sorumludur.

    Çetin:

    — Mücerret akıl mı dediniz?.. Pek anlayamadım. Biraz açıklar mısınız?

    — Türkçe'sini tam olarak vermek çok zor, dedi Arif Bey... Bir peygambere muhatap olmamış kendisine İlâhî emirler ulaşmamış, rehbersiz, yalnız başına bir akıl...

    İşte, böyle bir aklın ulaşabileceği saha konusunda, değişik görüşler ileri sürülmüş:





    Elbetteki istiyorum. Hemde ısrar derecesinde..
    Lakin İnsanların yaptıkları eşitsizliği, Kainat sahibine mal edilsin istemiyorum.

    '' Vermek İstemeseydi, istemek vermezdi. '' Lütfen dikkat edermisiniz!

    Saygılar
    — Çetinciğim, dedi, bunu böyle bilip, bu dünya imtihanında kul olduğumuzu unutmayacak ve haddimizi aşmayacağız.
    Ne kendi nefsimize, ne de bir başkasına Allah'tan daha merhametli olamayacağımızı hatırdan çıkarmayacağız.

    Fuzulî avukatlığını yaptığımız o sakat, kör yahut fakir insanlar hep Allah'ın kulları...

    Onları yokluk karanlıklarından kurtarıp varlıkla şereflendiren O. Annelerinin rahimlerinde her şeyden habersiz olarak geçirdikleri o dokuz aylık devreyi safha safha tanzim eden O. Şu anda hepsi Onun verdiği can ile yaşıyor, Onun taktığı organları kullanıyor, Onun dünyasında geziyor, Onun güneşiyle aydınlanıyorlar...

    Ve hepsi âhiret yolcusu... Onun huzuruna çıkacak, Ona hesap verecekler. Salih kullar Onun Cennetine varacaklar. Küfür ve isyan yolcuları ise Onun azabına uğrayacaklar.

    Şunu da unutmamak gerek:

    Kimin hakkında neyin hayırlı olduğunu biz bilemeyiz!.. O, bir İlâhî sırdır. Biz gerek kendi nefsimize, gerekse başkalarına karşı vazifemizi elden geldiğince yapmakla mükellefiz.

  3. #23
    Süper Aktif Üye M ü e l l i f... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2008
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.690
    Blog Mesajları
    11
    Rep Gücü
    7721

    Cevap: Eşitlik Güzelmi.. ???

    Alıntı aliÖZDEMİR´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    — Çetinciğim, dedi, bunu böyle bilip, bu dünya imtihanında kul olduğumuzu unutmayacak ve haddimizi aşmayacağız.
    Ne kendi nefsimize, ne de bir başkasına Allah'tan daha merhametli olamayacağımızı hatırdan çıkarmayacağız.

    Fuzulî avukatlığını yaptığımız o sakat, kör yahut fakir insanlar hep Allah'ın kulları...

    Onları yokluk karanlıklarından kurtarıp varlıkla şereflendiren O. Annelerinin rahimlerinde her şeyden habersiz olarak geçirdikleri o dokuz aylık devreyi safha safha tanzim eden O. Şu anda hepsi Onun verdiği can ile yaşıyor, Onun taktığı organları kullanıyor, Onun dünyasında geziyor, Onun güneşiyle aydınlanıyorlar...

    Ve hepsi âhiret yolcusu... Onun huzuruna çıkacak, Ona hesap verecekler. Salih kullar Onun Cennetine varacaklar. Küfür ve isyan yolcuları ise Onun azabına uğrayacaklar.

    Şunu da unutmamak gerek:

    Kimin hakkında neyin hayırlı olduğunu biz bilemeyiz!.. O, bir İlâhî sırdır. Biz gerek kendi nefsimize, gerekse başkalarına karşı vazifemizi elden geldiğince yapmakla mükellefiz.
    — Cenâb-ı Hak, insanların, zerre kadar dahi olsa, yaptıkları hayır ve şerrin karşılığını göreceklerini Kur'an-ı Kerim’de bize haber veriyor. Yaratan böyle buyururken, biz bu cüz'i ilmimizle İlâhî kader ve adâlet hakkında nasıl olur da ileri geri konuşabiliriz?!..

    Allah, o sonsuz ilmiyle şu semâdaki her yıldızı, her meleği bildiği gibi, zemin yüzündeki her canlıyı, denizdeki her balığı da biliyor...
    Denizin dibindeki yosunları da biliyor, atmosferin dibinde boy gösteren ormanları da.
    Bedenimizi bildiği gibi, onda dolaşan kanımızı ve o incecik nehirde yüzen alyuvarlarımızı, akyuvarlarımızı da biliyor...

  4. #24
    İletileri Onay'a Tabi
    Üyelik tarihi
    Jun 2009
    Mesaj
    196
    Rep Gücü
    759
    Alıntı M ü e l l i f...´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    EŞİTLİK GÜZEL Mİ?


    “Eşitlik güzel midir?” konusunda bir anket yapsanız, umarım, çoğu kimse sorunuzu tuhaf karşılayacak, “bunun da sözü mü olur?” diyecektir. Ama, meseleye dikkatle yaklaşsalar ibretle görürler ki, hemen bütün güzelliklerin kaynağında “eşit olmamak” yatar.

    Şu kâinat yaratılmadan, bütün varlık âlemi yoklukta eşittiler. Cenâb-ı Hakk bu âlemi yaratmayı irade buyurunca bu eşitliğin de ömrü sona erdi.

    Kâinat sarayı, bildiğimiz kadarıyla, yüz yedi elementle, yani yüz yedi tip taşla bina edildi. Böylece değişiklikler ve aykırılıklar da başlamış oldu. Zaten, “saray” dediniz mi, mutlak eşitlik kalmaz ortada. Merdivenlerle kanepeleri, panjurlarla kandilleri eşit kılabilir misiniz? Sarayı güzel yapan da bu başkalıklar, değil midir?

    İşte, kâinat böylesine başkalıklarla bezendi ve sonunda bu sarayda bambaşka misafirler boy gösterdiler. Yosunundan meyve ağaçlarına kadar bütün bitkiler, karıncasından devesine kadar çeşit çeşit hayvanlar kafileler halinde dünyaya geldiler ve bu âlemi şenlendirdiler

    Ve en sonunda başkaların başkası “halifeler halifesi” ufukta göründü: İnsan.

    Bilindiği gibi, varlık alemi üç ana gruba ayrılıyor. Cansızlar, yarı canlılar (bitkiler) ve canlılar. Mutlak eşitliği bu sınıflandırmaya uyarak biraz tahlil edelim.

    İşe cansızlardan başlayalım:

    Cansızların eşit olması için ya güneş taşlaşacak, ya taş alev saçacak; ya bütün hava su olacak veya bütün denizler havaya uçacaktı. Meselâ, Güneş Sisteminde eşitlik olsaydı bu durumda herhalde Dünya Güneş'in gezegeni olmayacak, Ay da Dünya'nın eteğini bırakacaktı; her gezegen Güneş kadar büyüyecek, hepsi alev kesileceklerdi.

    Kaldı ki, eşitlik için hiç olmazsa, “iki taraf” bulunması gerekmez mi? Halbuki her şey eşit olunca, her şey bir şeye iner.

    Bitkilerin eşitliğine gelince, lâleden elma ağacına, ısırgan otundan çama kadar bütün bitkilerin eşit olması halinde, milyonu aşkın çeşitteki güzellikler bire inecek, ortada bir tek bitki çeşidi kalacaktı.

    Cenâb-ı Hak bütün hayvanları da bir tek nev'i olarak yaratabilirdi. Ama, o zaman bülbül şakımasından serçe cıvıltısına, aslan kükreyişinden kedi miyavlamasına, öküz böğürtüsünden kuzu melemesine, kurbağa viyaklamasından sinek vızıltısına kadar bütün sesler bire iner, bu harika âhengin yerini monoton bir uğultu alırdı.

    Diğer yandan, böyle bir eşitlik için ya balığın kavağa çıkması, ya bülbülün denize girmesi lâzım.

    Gelelim insan nevine:

    Ruhla beden eşit olsaydı, ortada ne ruh kalırdı, ne beden. İnsan, ancak ruhunun sultan, her organının da birer nefer olmasıyla güzelleşir. Sultan neferle eşit olursa ortada devlet kalmaz.

    Ruh, mahiyetini ancak Yaratan'ın bildiği harika bir âlem. Bu âlemde çok değişik ülkeler var. Ruhun güzelliği akıl, kalp, hafıza, hayal gibi ana unsurların; sevgi, korku, merak, endişe gibi değişik hislerin bütününden ortaya çıkıyor. Bunları eşitlerseniz güzellikten eser mi kalır?

    Ruhta uzaktan uzağa görebildiğimiz bu gerçeği, bedende çok daha açık seyredebiliriz:

    Göz kapağımızla diz kapağımız aynı özellikte mi?

    Göğüs çatımızla kafatasımız, içlerinde aynı şeyleri mi saklıyorlar?

    Beyin hücresiyle tırnak hücresi aynı vazifeyi mi görüyorlar?

    Akciğerle karaciğeri nasıl bir tutabiliriz? O zaman, alyuvarlarla akyuvarları da eşitlememiz, gözümüzün akıyla karasını birbirlerine katmamız gerekmez mi?

    Organlar arasında eşitlik sağlamaya kalkarsak, ortada hiçbir şey kalmaz. Kalsa bile dövülmüş et gibi bir şey kalır ki, ona da neyin organı diyeceğiz?!..

    Eşitliğin güzel olduğu bir tek saha var: Hukuk... Kanun karşısında herkesin eşit olması.

    Ama, çoğu insanımız bu mânâyı pek de hatırlamıyor. Ve eşitlik denilince dünya nimetlerinden aynı miktarda faydalanmayı anlıyor.

    Herkesin bir başka türlü imtihan edildiği bu dünya meydanında, böyle bir eşitliği ancak hayal âleminde yakalayabiliriz.

    Farklı imtihanların soruları da farklı olur. Çirkin sandığımız hadiselerin altında yatan derin hikmetleri ve gizli güzellikleri bu dünyada görmemiz mümkün değil. Onun için, eşitlik münakaşaları ve kader tartışmaları da kıyamete dek sürecek gibi görünüyor.
    •••

    Çetin, yazıya tek kelimeyle hayran kalmıştı.

    Arif Bey:

    — Bir noktaya da kısaca değinip bu konuyu kapamak istiyorum, dedi.

    — ...

    — Eşitlik konusunda şöyle düşünmemiz gerekiyor:

    İnsanlar arasında mutlak eşitlik olsaydı; her şeyden önce, anne, baba ve evlat mefhumları kalır mıydı ortada?.. Ve yine böyle bir eşitlikte âmiri ve memuruyla, çiftçisi ve tüccarıyla, öğretmeni ve öğrencisiyle, işçisi ve işvereniyle bir bütün teşkil eden cemiyet hayatından artık söz edilebilir miydi?

    Elini Çetinin omzuna hafifçe vurdu:

    — Çetinciğim, dedi, biz varlık âlemindeki farklı tecellileri ibretle seyretmeli ve şu geçici dünya hayatında insanların değişik imtihana tâbi tutulmalarını da bu şuurla değerlendirmeliyiz... Hikmeti, ancak âhirette anlaşılabilecek bazı farklılıkları, hemen itirazla karşılamamalıyız!..

    Ve devam etti:

    — Dünya bir imtihan salonu ve imtihanlar çeşitli.. Zengin ayrı imtihan oluyor, fakir ayrı...

    Zengin, kazancını meşru yolla elde edip etmemekten imtihan oluyor... Zekâttan, sadakadan imtihan oluyor... Şefkatten, merhametten imtihan oluyor...

    Fakir ise sabırdan, kıskançlıktan, hasetten ve en önemlisi kadere itiraz edip etmemekten imtihan oluyor.

    Biraz durakladı:

    — Başkalıklar hep hikmet dolu. Ama insan aklı bunu anlamaktan âciz. Şimşek çakıyorsa; bulutların yükleri aynı olmadığındandır; biri negatiftir, diğeri pozitif.

    Sonra şöyle sürdürdü konuşmasını:

    — İnsanlığı bir bütün olarak düşünürsek, şu dünya, her an milyonlar, belki milyarlarca çeşit imtihana sahne olmakta... Kendisine rüşvet teklif edilen bir görevli, hastalıktan inleyen bir biçare, haram bir çehreyle karşılaşan genç... Ve daha niceleri... Hep imtihan oluyorlar. Sadece sorular farklı, o kadar.

    Bakışlarını, Çetine çevirdi:

    — Çetinciğim, dedi, bunu böyle bilip, bu dünya imtihanında kul olduğumuzu unutmayacak ve haddimizi aşmayacağız. Ne kendi nefsimize, ne de bir başkasına Allah'tan daha merhametli olamayacağımızı hatırdan çıkarmayacağız. Fuzulî avukatlığını yaptığımız o sakat, kör yahut fakir insanlar hep Allah'ın kulları... Onları yokluk karanlıklarından kurtarıp varlıkla şereflendiren O. Annelerinin rahimlerinde her şeyden habersiz olarak geçirdikleri o dokuz aylık devreyi safha safha tanzim eden O. Şu anda hepsi Onun verdiği can ile yaşıyor, Onun taktığı organları kullanıyor, Onun dünyasında geziyor, Onun güneşiyle aydınlanıyorlar...

    Ve hepsi âhiret yolcusu... Onun huzuruna çıkacak, Ona hesap verecekler. Salih kullar Onun Cennetine varacaklar. Küfür ve isyan yolcuları ise Onun azabına uğrayacaklar.

    Şunu da unutmamak gerek:

    Kimin hakkında neyin hayırlı olduğunu biz bilemeyiz!.. O, bir İlâhî sırdır. Biz gerek kendi nefsimize, gerekse başkalarına karşı vazifemizi elden geldiğince yapmakla mükellefiz.

    Çetin:

    — Çok doğru! dedi. Gerisi sadece boş boğazlık.

    Arif Bey:

    — O kadarla da kalmaz. En akılsız adam bile vicdanen bilir ki, kadere ve adalete itiraz onu cennete götürmez, ancak cezaya uğratır.

    Arif Bey bir süre sustu. İçini çekerek:

    — Bu kadar basit bir hesabı, ne yazık ki, bazı insanlar yapamıyorlar!..dedi.

    Bu sözleri uzun süren bir sessizlik takip etti. Arif Bey saatine baktı.

    — Vakit hayli ilerlemiş. Hava da serinliyor. İstersen sorunun cevabını vereyim de kalkalım.

    — Yoruldunuz herhalde. Sizi fazla meşgûl ettim.

    — Hayır öyle düşünme. Ben bunu bir vazife telâkki ederim.

    — Teşekkür ederim.

    Arif Bey:

    — Şunu hemen belirteyim, dedi. Bu, zannettiğin gibi, yeni bir mesele değil. Asırlar önce tartışılmış, halledilmiş, rafa kaldırılmış... Şu kadar var ki, ‘Rusya'daki işçi' denmemiş de 'ıssız bir dağda, cemiyet hayatından habersiz yaşayan bir adam' denmiş... Yahut buna benzer bir başka tip üzerinde konuşulmuş.

    Kur'ân-ı Kerîm'de bir âyet-i kerîme var. Meâli şöyle:



    “Allah, hiçbir nefse gücünün yettiğinden fazlasını teklif etmez.” (Bakara Sûresi, 286)



    Yani, her şeye taşıyabileceği kadarını yükler. Herkesi güç yetirebildiği işlerle mükellef kılar.

    Teklif: “Vazife vermek; zor bir şey istemek; İlâhî emirleri yerine getirme ve yasaklardan sakınmayla görevlendirmek” mânâlarına geliyor.

    Âlimlerimiz, bu İlâhî hüküm üzerinde hayli durmuşlar ve âyet-i kerîmeyi çeşitli yönlerden tefsir etmişler.

    Fâkihler, bu âyeti fıkıh yönünden, kelâm âlimleri ise itikat yönünden incelemişler. Bu ikinciler, âyette geçen 'güç yetme' meselesini akıl yönüyle ele almış ve şu mânâda birleşmişler:

    Dünyanın ıssız bir köşesinde yaşayan ve cemiyet hayatından habersiz olan bir insan, mücerret aklıyla, hangi hakikatleri bilmeye güç yetirebilirse, sadece onlardan sorumludur.

    Çetin:

    — Mücerret akıl mı dediniz?.. Pek anlayamadım. Biraz açıklar mısınız?

    — Türkçe'sini tam olarak vermek çok zor, dedi Arif Bey... Bir peygambere muhatap olmamış kendisine İlâhî emirler ulaşmamış, rehbersiz, yalnız başına bir akıl...

    İşte, böyle bir aklın ulaşabileceği saha konusunda, değişik görüşler ileri sürülmüş:

    İtikat imamlarından, İmam Mâturîdî Hazretleri, “insanın, kendi aklını kullanarak bir yaratıcısının olduğunu bilmeye güç yetiremiyeceği” hükmüne varır. Ve onun Allah'a inanmaktan sorumlu tutulacağını, diğer iman rükünlerinden ve ibadetlerden mesul olmayacağını ifade eder.

    Bir diğer itikat imamı olan İmam Eş'arî Hazretleri ise, böyle bir insanın, peygamber olmaksızın, Allah'ı bilmesinin de mümkün olamayacağı fikrini savunur ve bu adamın bir taşa bile tapsa necat ehli, yani kurtuluşa erenlerden olacağını söyler.


    Görüldüğü gibi, her iki imamın da ittifak ettikleri esas nokta şu:

    Kişi, içinde bulunduğu şartlarda, neyi bilmeye güç yetirebiliyorsa ondan sorumlu!..

    Sözünü şöyle noktaladı:

    — Şüphesiz, hakikati en iyi bilen Allah'tır. Onun ilmine havale ederiz.

    Arif Bey, elini Çetinin omzuna vurarak:

    — Bilmem, bir şeyler anlatabildim mi? dedi.

    — Sağ olun. Teşekkür ederim. Cidden çok istifade ettim.

    — Öyleyse kalkalım, dedi Arif Bey.

    Çetin başıyla tasdik etti.

    Kalktılar. Birkaç adım atmışlardı ki, Arif Bey durdu ve yolun üst tarafındaki belediye parkını göstererek:

    — Bak Çetin, dedi. Şurası bir zamanlar kabristandı. Sonraları maalesef parka çevrildi... Bu da başka bir dert... Üniversite yıllarımda hep o kabristanın önünden geçerdim. Hele bir kabir vardı ki, dikkatleri fazlasıyla çekerdi. Yere doğru, otuz kırk derece eğilmiş, devrilmeye hazır vaziyette bekliyordu. Bazı haylaz gençler, onu, işi aksi giden bir tüccara, bazıları da okuldan atılmasına ramak kalmış bir öğrenciye benzetirlerdi... Allah affetsin!...

    Şimdi o yan yatan kabir de yok ortada, dik duranlar da... Sanki o beldeden ölüler göç etmişler; yerlerini yeni, ölüm yolcularına bırakmışlar... Nöbet bizde Çetin!... Gel öyle şeyler konuşalım ki, ötede hesaba çekildiğimizde yüzümüz kızarmasın!.. Öyle fikirlerle dolalım ki, orada mahcup olmayalım!.. Öyle yerlere gidelim ki, sonu azaba çıkmasın!.. Öyle işler görelim ki, neticede pişman olmayalım!..


    Yürümeye başladılar. Parkın çıkış kapısına kadar birşey konuşmadılar. Çetin düşünüyor, durmadan düşünüyordu. Yıllardır belki de ilk defa bu kadar düşünme fırsatı bulmuştu. Daima konuşmuş, hep anlatmış, durmadan sormuştu... Halbuki susmak, dinlemek ne güzel şeydi!..

    Sessizliği bozan Arif Bey oldu:

    — Cenâb-ı Hak, insanların, zerre kadar dahi olsa, yaptıkları hayır ve şerrin karşılığını göreceklerini Kur'an-ı Kerim’de bize haber veriyor. Yaratan böyle buyururken, biz bu cüz'i ilmimizle İlâhî kader ve adâlet hakkında nasıl olur da ileri geri konuşabiliriz?!..

    Allah, o sonsuz ilmiyle şu semâdaki her yıldızı, her meleği bildiği gibi, zemin yüzündeki her canlıyı, denizdeki her balığı da biliyor... Denizin dibindeki yosunları da biliyor, atmosferin dibinde boy gösteren ormanları da. Bedenimizi bildiği gibi, onda dolaşan kanımızı ve o incecik nehirde yüzen alyuvarlarımızı, akyuvarlarımızı da biliyor...

    Biraz durakladı:

    — Ruhumuzu bildiği gibi, onda cevelan eden iyi ve kötü duygularımızı, aklımızdan geçen doğru ve yanlış fikirlerimizi de biliyor.

    Elini gökyüzüne uzatarak:

    — Bak şu Samanyoluna!, dedi. Bir sis nehri gibi, değil mi?.. O nehir, sayısız yıldızlardan meydana gelmiş. Dünyamızı oraya götürsek, o âlemde bir zerre gibi kalacak... Üzerinde yaşayan bu kadar bitki, hayvan ve insan görülemez, seçilemez olacak... Haddimizi bilmek istiyorsak; ya dünyamızı orada hayal edelim; yahut hayâlen oraya gidip, yeryüzüne bakalım. Bu uçsuz bucaksız kâinatta zerre kadar dahi kalmayan insanın, kaderi ve İlâhî adaleti tam olarak anlamaya kalkışmasındaki tuhaflığı görelim.

    Yol ayrımına gelmişlerdi.

    Arif Bey, şefkatli bakışlarla Çetini bir süre süzdü:

    — Haydi Allah rahatlık versin; ağabeyine de selâm söyle, diyerek ayrıldı.

    Çetin, arkasından, uzun süre hürmet ve minnet dolu bakışlarla süzdü Arif Beyi. Birkaç saatlik sohbette sanki beş-on yıl ömür sürmüştü. Kendisini o kadar olgunlaşmış hissediyordu...

    Şimdi, başka bir âlemde yaşıyor gibiydi...




    Alaattin Başar
    Ne güzel anlamış ve anlatmış sn Alattin BAŞAR bey. Seviye, nezaket, ve hoşgörü karışımı bir ilaç adeta. Allah razı olsun.

Benzer Konular

  1. Sosyalizmde Eşitlik
    SOSYALİST Tarafından Vip Salonu Foruma
    Yorum: 15
    Son mesaj: 02-11-2010, 02:20 AM
  2. Eşitlik mi? Eşitsizlik mi?
    eмiLy Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-11-2009, 09:04 PM
  3. Türkiye'de eşitlik var mıdır?
    modern Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 15-09-2009, 04:07 AM
  4. eşitlik istiyoruz
    fadilgenc Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 21-04-2009, 04:13 AM
  5. Hak mı , doğru mu , adalet mi eşitlik mi ?
    atmaca34 Tarafından islam (Müslümanlık) Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 07-03-2009, 09:43 PM
Yukarı Çık