İslam, ortada buluşma dini değildir.



Israrla vurgulanır; dinimiz İslam’ın mensuplarının orta yolu tercih etmeleri gerektiği. Bu dinin ihtiyatı, ihtimamı ve itidali emrettiği... Doğrudur da, aklımıza şu soruyu da getirmek gerekiyor artık: İslam dini ortada buluşma dini midir? Bu dinin uzlaşısı nerdedir, nasıldır? Evet, ihtiyatın, ihtimamın ya da itidalin bu sualle alâkası belki yok. Ancak öyle bir hayatı yaşıyoruz ki, dini anlama ve yaşama biçimimiz gerçekten çelişki ve karmaşa içinde.

Doğrusu merak ediyor ve soruyoruz, dinimizi ne kadar tanıyoruz? Bu dini ilkokul çağında cami hocalarından aldığımız eğitimle mi benimsemişiz? Birkaç defa sohbete gittiğimiz evlerde, vakıflarda mı duyduk benimsedik. Ya da Din Kültürü diye bir ders var okullarda, orda bahsi geçti, biz de kendimize bunu seçtik. Ve bir başka şey de, inandığımızı söylediğimiz bu dinin sınırları var mı? Ya da sınırsızlığının sınırı var mı? Ölçü ve kaideleri bizi ne kadar bağlıyor veyahut nerede bağlıyor mu desek!

Hep söylenir de, bende acı bir tebessüm oluşturur: "Türkiye, İslam dininin en güzel yaşandığı ülkedir" diye! Hakikatten bu ifade nasıl bir karşılığa sahiptir. Ciddi ve samimi olarak sormak gerekiyor, sormamız gerekiyor kendimize. Biz hâlâ kendini Müslüman olarak tanımlayan ve ‘muhafazakâr demokrat’ gibi kaypaklıklara girmeyenler olarak sormalıyız bu soruyu kendimize. Yoksa acziyetine eziklik katanların bunu kendilerine sormalarını beklemek yanlışına düşmeyiz ve ayrıca kimliğini İslam olarak belirleyenlerle muhakeme ve muhasebe sahamızı meşgul ederiz.

Dinimizin sınırları diyorduk, sahi dinimiz bizimle nereleri dolaşıyor? Mimar Sinan’ın muhteşem eserlerini mi? Ya da bir mevtanın gerisinde kılınacak cenaze namazını, defnini mi? Veyahut bir mevlit gününü mü? Doğrusu insanların samimiyetlerini ölçme derdimiz veya yargılama niyetimiz yok. Kaygı duyduğumuz husus İslam dinin mensuplarını istikamet üzere olmaları gerektiği bilincinin ne olduğuna dem vurmak.

Hocalarımız, özellikle başlarına unvanlar katmış hocalarımız, her daim dile getirir orta yolu tercih etmek gerektiğini. Ve iş ne kadar ilginç ki; bu orta yol dedikleri husus Müslümanların tavizsiz olması gerektiği meselelerle dirsek temasında oluyorsa, burada ihtiyata ve itidale gerek olduğunu düşünüyorum. Çünkü gerçekte bu zevatlar Müslümanlara telkin ettikleri çoğunlukla orta yol değil de, ortada buluşma oluyor. Yani bir uzlaşı gayreti sergiliyorlar ve bazı saflarda onların söyledikleri ile hareket ederek kendi kendilerini kandırdıkları bir hissiyat yaşıyorlar, belki de o hissiyatı da yaşadıklarını sanıyorlar.

Uzlaştırma erbaplarımız öncelikle Müslümanlara İslam’ı temsil etmeyen ama onunla hamle kabiliyetine sahip sloganlarla Müslümanları siyasi sahaya çekmiş, ancak hangi durakta durması gerektiğini de her daim hatırlatmıştır. Ona devletin laiklik dikkatine zeval vermeden, onun siyaset yapabilme şartlarını sağlamıştır. Tabi ki bu uzlaştırıcı onların deha olmalarından filan kaynaklanmıyor. Birilerinin buna mecbur kalışları, İslami olan yerine, bize göre İslami olana imkân tanımak, pozisyon almasını sağlamak olmuştur. Bu bir yana. Bir de İslam dinin ekonomiye yabancı, onunla ilgili bir açılımı yokmuş gibi, İslam dinini kapitalizmle kaynaştırma derdi... Ya da rejimi ayakta tutmak adına, İslam’ın devletçi kimliğine dem vurmak…

Misaller ve detaylar arttırılabilir, fakat maksadımız İslam’ın hangi alanlarla uzlaştırmaya tabi tutulmaya çalıştığını vurgulamak değil, İslam’ın bir uzlaşı dini olup olmadığını, yani bu dinin ideolojilerin buluşma noktası olup olmadığını sorgulamak, sormak...

Bir Müslüman olarak, dinimi tanımlarken, iman, akıl ve insan kavramlarını dikkate almak gerektiğine inanıyorum. İmanın, inanç akidesi olduğunu, aklında ruh ve zekâ bütünlüğünü kavramak olduğunu ve sonuçta da insanın iman ve akılla kendisine Cenab-ı Allah’ın ikramı olan İslam dinine mensup olduğunu düşünüyor ve ifade ediyorum. İslam dininin orta yolu telkin ettiğini, bunu da ifrat ve tefrit ölçüsünde ortaya koyduğunu, her konuda çözümü olduğunu ve bir hayat tarzı olduğuna da inanıyorum ki, bu dinin inanç mecburiyetinde bu vardır. Dinimizin özgür ve özgün oluşundan ötürü, ortada buluşma noktası değildir. Kendi özgürlük sunduğu alan ve özgünlüğü ile birleştirici olma hasletini barındırdığını, ancak bunun asla ve asla tavizkâr bir tutumla, ortada buluşturma hareketi olmadığını vurgulamak istiyorum.

Ortada buluşturma hareketini ifa edenlerin bu dinin mensuplarına çağa uygun çözüm arayışlarının ne kadar iğreti durduğunu bilmem anlatmaya, örneklendirmeye gerek var mı? Düşünce ikliminde oryantalist kalıpların esiri, Hadis-i şeriflerin sahihliğini ve zayıflığını dahi ithal etmiş bir zihniyetle, hümanist gözlüğünü, din ve din dışı hayat tanımlamalarını bir araya getiriyorum ve İslam adına gayret iddiasında olanlara, çalışmalarının mevcutla uzlaşı mı, yoksa özgünlüğü yaşamak mı diye sormak istiyorum.

İsmail Şakıma

www.çileweb.net