Samimiyet Testi


GENÇSİNİZ, EVLENİYORSUNUZ, düğününüz yapılıyor... Akrabanız ve sizi seven dostlarınız düğününüzde. Yalnız babanız yok. Babanız siz küçükken ölmüş. Düğününüzde bulunan anneniz ve akrabanız “Keşke babası yaşasaydı da oğlunun (veya kızının) mürüvvetini görseydi...” derler miydi?

İşte 70 milyon vatandaşımız... Anket yapın, sorun; bakın ne cevap alacaksınız? Eminim, 70 milyonun tamamı da “Keşke babası yaşasaydı da oğlunun (veya kızının) mürüvvetini görseydi...” diyecektir.

Ahiret yurdunun varlığı konusunda iki farklı inanç var:

İnsanlardan bir kısmı Hz. Kur’an’ın mesajına inanıyor ve “Dünyadan sonra bir ukba gelecek, hayat kesintisiz devam edecek. Bu nedenle ölüme öcü gibi bakmamak lâzım. Ölümle her şey bitmeyecek; gayretlerimiz, alın terlerimiz heba olup gitmeyecek. Ölümle ölümsüz bir hayatın başladığı diyara gidiyoruz.” diyorlar.

İnsanların diğer bir kısmı ise Hz. Kur’an’ın ahiret müjdesine inanmıyorlar. Ölümle her şeyin biteceğini söylüyorlar. İnanmayan insanlara göre ölüm, ebedî bir yokluk, ebedî bir hicran, ebedî bir ayrılık, ölümden sonra her şey karanlık...

İnanmayanların iddiası böyle. Ancak bugüne kadar iddialarını kuvvetlendirecek bir delil gösteremediler. Oysa her iddia sahibinden, iddiasını haklı gösterecek delil göstermesi beklenir...

Diyelim ki inanmayan insanlar fiziği, kimyayı, biyolojiyi, teolojiyi, jeolojiyi, anatomiyi, astronomiyi, antropolojiyi, morfolojiyi ve nice bilim dallarını en ince ayrıntıya kadar incelediler ve ahiretin varlığına dair en küçük bir iz, bir belirti bulamadılar. Bu durumda halay çekip oynamaları mı gerekir, yoksa üzülmeleri mi?... İnanmayan insanlar ciddî ve samimî bir çalışmadan sonra ahiretin olmadığı kanaatine varmış olsalardı, ifadelerinde “Maalesef bir iz bulamadık.”, “Ne yazık ki ahiret yok...”, “Üzgünüz, ahiretin varlığına dair bir belirti bulamadık!” şeklinde bir teessür havası olması gerekmez miydi?

Oysa inançsız insanlarda bu samimiyeti görmüyoruz. Bu durumu nasıl yorumlayacağız?

Maaşını aldığın gün içinde maaşın cüzdanını kaybedince üzülüyorsun, ölümle hayatını ebediyen kaybedeceğini öğrenince üzülmüyorsun; bunu anlamak mümkün değil. Belki de kalplerinin derinliklerinde ahiretin varlığına inanıyorlardır kimbilir!

İnanmayanlar “Ahiret yok, işte delilim.” diyemedi; hâlbuki ahiret yurduna inananlar, bu inançlarını kuvvetlendirecek, güçlendirecek yüzlerce binlerce iz gördüler.

Başta, mucizelerle donanımlı binlerce peygamberi tanıdılar. Onların “peygamber” olduklarına şeksiz şüphesiz inandılar. Zira hiçbir peygamber, “Lütfen beni peygamber olarak kabul edin.” veya “Rica ediyorum, peygamberliğime inanın.” diye kimseye yalvarmadı. Her peygamber mucizeyle geldi. Topluma verdikleri dersi ilk önce harfiyen kendileri yaşadılar. Her konuda model oldular. Her devrin toplumu, bir kendi âdetlerine baktılar, bir de peygamberlerin önerdiği ve örnek oldukları yaşam biçimine baktılar. Akılları, kalpleri, mantıkları, vicdanları teslim oldu. Gördükleri mucizelerle de kalpleri itminan oldu, huzur buldu.

Peygamberlerden ve semavî kitaplardan ders alan topluluklar dünyaya ve kâinata daha dikkatli bakmaya başladılar. Her bir tohumda, her bir çekirdekte “ölümden sonra yeniden dirilme”nin örneklerini gördüler. Akıllar “yeniden diriliş”in modelleriyle rahatladı. Kışın beyaz kefen giyen zemin yüzünde baharda yeniden dirilişe tanık oldular. İnsanın yaratılmasında ilk harcı olan sperm ve yumurtanın toprak menşeli olduklarını görünce, topraktan tekrar çıkmanın mümkün olabileceğini anladılar. Yine gördüler ki toprak kökenli gıdalar insandaki hafıza oluşumunda görev yapıyorlar ve Allah hafızayı toprakla besliyor. Toprak hafızanın oluşumunda vesilelik yapıyorsa, insanın toprak altında korunmasında da bir vesilelik yapabilir.

Evet, aynı toprak, insanı yeniden dirileceği güne kadar izni İlâhî ile hıfz edip koruyacaktır.

Öte yandan insanlarda bulunan “adalet” duygusunun dünyada tatmin olmaması, bu duygunun tatmin olacağı bir diyarın varlığına çok büyük bir delildir. Masumların, mağdurların, hakları gasp olmuş yetim ve zayıfların hakları alınmazsa içimizdeki “adalet” duygusu hiçbir zaman tatmin olmayacaktır. Zalimlerden, firavunlardan, nemrutlardan ve onların yolunda gidenlerden hesap sorulacağı bir diyara gidiyoruz. Ölen insanların rüyalarımıza girip ötelerden haber vermeleri, bir başka âlemin varlığına dair izlerdendir.
Ahirete inananların inançlarını besleyecek birçok kaynak bulup göstermelerine rağmen, inanmayanların inançsızlıklarını besleyecek hiçbir kaynakları yoktur—Kuru inattan başka... Körü körüne inat, medenî ve akıllı bir insanın yapacağı bir iş olmamalı. Zira insanoğlu, okuluna veya işine giderken belediye otobüsünü kaçırdığında üzülüyor; aynı insan, ebedî bir cenneti kaçırınca hiç üzülmeyeceğini mi sanıyor? Yine insanoğlu, tırnağını keserken birazcık derinden kesse biriki gün rahatsızlığını hissediyor; Allah (c.c.) muhafaza eylesin, ebedî cehennemin sadece bir şaka olduğunu mu düşünüyor?...





Yakup Yasir