İnsanlık kuşlar gibi havada uçuyor, balıklar gibi denizlerde yüzüyor, rüzgârlar gibi de karada geziyor. Ancak, insanı mesut edecek ölçülere hâlâ ulaşamamış, bahtiyar kılacak anlayışa hâlâ varamamıştır.

Hedefinde Kutlu Doğumunu kutladığımız Zat'ın gösterdiği örnek hayat, yaşadığı kutsal adalet söz konusudur. Yakalayabilirse bu örnek ölçüleri kurtulacak, benimseyebilirse o muhteşem anlayışı, mutluluğa erecektir. Yoksa hep serap seyredecek, hep mutluluk rüyaları görecektir.

Bu sözlerimizin boşta kalmaması için örnek hayattan numune olaylar arz edelim. Bakalım yirmi birinci asır insanının hedefinde kim var, huzur ve saadeti hangi anlayışın özünde söz konusu?

Örneklere Kutlu Doğum sahibinin bizzat yaşadıklarından başlayalım. Bayram namazından sonra geldiği evinde Efendimiz'e erkenden hazırlanmış kurban etini takdim ederler.

Tebessüm eden yüzünde bir memnuniyetsizlik işareti dolaşır: - Şu anda çevremizdeki komşular da et yiyorlar mı?

- Hayır, derler, kimse henüz kurban eti yiyecek durumda değil. Biz herkesten önce size takdim etmek istedik. Elinin tersiyle iteler önündeki tabağı.

- Götürün bu tabağı önümden. Komşumun, halkımın yemediğini yemem, giymediğini de giymem. Ne zaman onlarında bacalarından duman tüter et pişirdikleri anlaşılırsa işte o zaman onlarla birlikte et yiyebilirim.

Bu, O'ndan bir misal. Bir misal de O'nun halifesi Hazreti Ömer'den verelim. Bakalım o nasıl benimsemiş bu durumu? Bir iftar sofrasında soğuk bal şerbeti ikram ederler. Bardağı dudağına değdirmesiyle çekmesi bir olur:

- Bu ne? Ürkek sesle cevap verirler:

- Bal şerbeti, sizin için özel olarak hazırlatmıştık... Sert bir sesle sorar:

- Benim idare ettiğim halkım da şu anda soğuk suyla yapılmış bal şerbetini içebiliyor mu?

- Nerede? derler. Onlar hele bir sıcak suyu bulsunlar! Kelimelere basarak konuşur:

- Ben, der, yönettiğim insanların yemediğini yemem, içmediğini de içmem. Götürün bu soğuk bal şerbetini, getirin halkımın içtiği sıcak suyu. Halkından ayrı yaşayan yöneticilerden olmak istemem... Bu da O'nun halifesinden bir örnek. Bir örnek de ordu kumandanından verelim.

Suriye taraflarında Rumlarla yapılan savaşta akşam olur, taraflar istirahate çekilerek sıcak kumların üzerine sofralar serilir, açlıktan takatsiz düşmüş mücahitler kuru ekmek, sıcak su ile hurmalarından yemeye başlarlar. Ancak kumandan Halid bin Velid'in sofrasında yumuşak ekmek, soğuk su var. Hayretle sorar:

- Bu ekmekleri deve sırtında güneş nasıl kurutmamış? Derler ki:

- Biz bu ekmek ve suyu eştiğimiz kum çukurlarındaki nemli zeminde sizin için sakladık!

- Askerlerimin sofrasında da böyle yumuşak ekmek, soğuk su var mı?

- Hayır. Onlarınki, deve üzerinde kurumuş ekmek, ısınmış su! Kumandan hiddetlenir:

- Kaldırın bu yumuşak ekmekle soğuk suyu. Bana askerimin yediği kuru ekmekle, içtiği sıcak suyu getirin. Savaşta birlik olup da yemekte ayrılan kumandanlardan olmaktan Allah'a sığınırım. Bizim örnek aldığımız önceki büyüklerimiz böyle olmadılar, biz de öyle olmayacağız!

Kutlu Doğum münasebetiyle insanlığın yegâne rehberinin hatıralarını yâd ederken bir daha anlıyoruz ki, insanlar kuşlar gibi havada uçuyor, balıklar gibi denizlerde yüzüyor; rüzgarlar gibi karada geziyor. Ancak mesut değil, mutluluk duyamıyor. Siz söyleyin, kimin örnekliğinde bulacak aradıkları birlik beraberliği, kardeşlik ve huzuru, mutluluk ve saadeti, sevgi ile selamlaşıp muhabbetle kucaklaşmayı? Tek cümleyle birbirinin derdiyle dertlenmeyi?

Alıntı : Zaman (Ahmed Şahin)