Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 Toplam: 6

ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ?

Din ve İnanç Kategorisi islam (Müslümanlık) Forumunda ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ? Konusununun içerigi kısaca ->> Alevî-Sünnî ayrılığına son vermenin bir çaresi yok mu? -------------------------------------------------------------------------------- Bu ayrılıkları halletmenin tek yolu Kur’an ve Sünnet-i Nebeviye’ye sarılmaktır. Zira, ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye onuc13 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Feb 2007
    Yaş
    46
    Mesaj
    559
    Rep Gücü
    2430

    ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ?

    Alevî-Sünnî ayrılığına son vermenin bir çaresi yok mu?
    --------------------------------------------------------------------------------

    Bu ayrılıkları halletmenin tek yolu Kur’an ve Sünnet-i Nebeviye’ye sarılmaktır. Zira, Kur’an ve Sünnet, ikisi de insanlığın maddî-mânevî bütün hastalıklarına şifa olarak gönderilmiştir. Cemiyetler, onlara sarılmakla her türlü belâ ve sıkıntılardan kurtulacakları gibi, saplandıkları bataklıklardan da yine o iki sağlam ipe sarılmakla kurtuluşa ererler. Buna en büyük delilimiz ise o kapkara cahiliyet devrinden pırlanta misâl Asr-ı Saâdet’in ortaya çıkmasıdır.

    Kur’ân-ı Azimüşşân’da ve Sünnet-i Seniyye’de, ayrılıkları halletmek için zikredilen birçok ayet ve hadislerden örnek olarak sadece birkaçını aşağıya alıyoruz.

    Cenâb-ı Hak Âl-i İmrân süresinde şöyle buyuruyor:

    “Ey müminler, kendilerine açık deliller ve ayetler geldikten sonra, parçalanıp ayrılığa düşen Hıristiyan ve Yahudiler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” Hucürât Sûresinin 10. ayet-i kerimesinde ise, “Muhakkak müminler kardeştir. Siz (bir ayrılık halinde) o kardeşlerin aralarını ıslâh edin ki merhamet olunasınız.” buyruluyor.

    Âyet-i kerimeden anlaşıldığı gibi, Cenâb-ı Hak müminlere, aralarında bir ayrılık çıkması hâlinde bunun giderilmesine çalışmalarını emrediyor. Dolayısıyla fitnenin sürmesine sebep olan ve Müslümanları birbirine düşüren olumsuz davranışlardan da müminleri yasaklamış oluyor. Biz bu emre uyarak, Alevî-Sünnî bütün Müslümanlar, ittifak halinde bu yaranın ıslâhı için gayret göstermeliyiz.

    Dinimizde çözülmesi mümkün olmayacak hiçbir problem yoktur. Yeter ki ayrılıklar karşılıklı anlayış içinde ele alınsın, konuya şefkatle yaklaşılsın ve hissiyat değil ilim esas alınsın.

    Bu vatanda yaşayan bütün Sünnî Müslümanlar Hz. Ali’yi ve ehl-i beyti kalpten severler. Ancak bu sevgileri bir ölçü dahilindedir. Ne onlara ulûhiyet veya nübüvvet yakıştırması yaparlar ne de onların değer ve şereflerini inkâr ederler.

    Tarihe baktığımızda Alevîlerin, Sünnîlerdeki bu samimi muhabbeti, her nasılsa, önemle dikkate almadıklarını, aksine onlara Yezit diyerek onlardan uzak durduklarını görüyoruz. Buna karşılık Sünnîlerin de Alevîlerin uyarılması, irşat ve iknaları konusuna hassasiyetle eğilmediklerini, bu konuda metot hatasına düştüklerini görüyoruz. Gerçekte, “Onlar da bizim kardeşimizdir.” denilerek kendilerine şefkat kucağı gereğince açılmamış, onlara uygun üslûpla güzel nasihatlerle yaklaşılmamış, dinin yüce hakikatleri kendilerine bizzat götürülerek, konuşularak izah edilmemiş ve onlara dini eğitim layığınca götürülmemiştir.

    Diğer taraftan, devletin de bu sunî ayrılığın çözümüne gereken önemi vermediğini, Alevîlerin yerleşme bölgelerine camiler yapma, Kur’an kursları açma ve vâizler tayin etme gibi hizmetleri ihmal ettiğini görmekteyiz.

    Durum böyle olunca, onlar da tenkit ve tahriklerle meseleyi çığırından çıkarmışlar ve bu ayrılığı, kapanması güç bir yara hâline sokmuşlardır.

    Temelde dinleri, dilleri ve milletleri bir olan, aynı tarih ve kültüre sahip bulunan ve aynı vatanda yaşayan bu insanlar, gitgide birbirlerine karşı birer hasım, birer düşman vaziyetine girmişlerdir.

    Kanaatimiz odur ki, bugün başta Diyanet camiası olmak üzere, memleketimizin bütün münevver ve seçkin insanları, bütün gayret ve çabalarını bu ayrılığın giderilmesine sarf etseler birlik ve beraberliği yeniden kurabilir ve dış kaynaklı entrikaları etkisiz hâle getirebilir.

    Cenâb-ı Hak, Âl-i İmrân Sûresinde (104. ayet) bu görevi yapmaları konusunda müminlere şöyle emrediyor: “İçinizden insanları hayra çağıracak, iyiliği emredecek, kötülükten alıkoyacak bir cemaat bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.”
    Bir mümin, diğer bir mümin kardeşini, hatalı da olsa sevecek ve hatasının gidermeye çalışacaktır. Müminler de aralarındaki ayrılıkları halletmede bir doktor kadar hassas olmalıdırlar. Vaktiyle, açılmış bulunan yaraları büyük bir anlayış, hoşgörü ve sabırla tedavi etmelidirler.

    Bizim dinimiz şefkat ve merhametin kaynağıdır. Bu kaynaktan feyiz alan biz Müslümanlar da, bu şefkat ve merhamete uygun bir ruh hâleti içinde, çevremizdekilere nasihat edeceğiz, güzel telkinlerde bulunacağız, onlara huzur ve saadet götürmeye çalışacağız.

    Nitekim, Allahü Teâlâ bize bu hususta en güzel ölçüyü Nahl süresinin 125. ayet-i kerimesinde şöyle beyan ediyor:

    “Habîbim! İnsanları Rabb-i Teâlânın yoluna hikmetle (açık delillerle ve güzel vaazlarla) dâvet et. Ve onlarla muhkem ve güzel yaklaşımlarla, mülâyim ve tatlı sözlerle mücadele et (ki dâvetin tesir hâsıl etsin).”
    Peygamberimiz de bu ve benzeri ayetleri örnek alarak müminleri ilim ve hikmetle irşat eder, bu irşadını delillere dayandırırdı.

    İrşadında ve ikazında hiddet ve şiddet göstermezdi. Muhataplarını samimî bir hava içerisinde karşılar, onlara şefkat ve merhametle nasihatte bulunurdu. Doğru ve gerçeği anlatmakta daima tatlı dili, güzel sözü tercih ederdi. Zihinlerde meydana gelen şüphe ve tereddütleri büyük bir sabır ve anlayışla giderirdi. Muhataplarına itibar eder ve onları ikna etmek için fesahat ve belâgatla tane tane konuşurdu. Sorulan sorular yersiz de olsa tebessümle karşılar, ciddiye alırdı. Vaaz ve nasihatlerindeki tesirin en büyük bir sebebi de insanların kusurlarını bağışlayıp, onları affetmesiydi. Hattâ en çok sevdiği amcasını ve daha birçok akraba ve sahabelerini şehit eden ve ettirenleri Mekke’nin fethi sırasında affetmişti. Hâlbuki, o gün bütün güç ve kuvvet elindeydi. Onları dilediği gibi cezalandırabilirdi.

    İşte böyle büyük ve yüksek seciyelerle etrafındaki insanların ruhlarına tesir etti ve onların çekirdek halindeki kabiliyet ve yeteneklerini uyandırdı, geliştirdi. Onları insanlık semâsının birer yıldızı haline getirdi.

    İşte, âlemlere rahmet olarak gönderilen iki cihanın şanı yüce efendisi Peygamberimiz (asm.), bir hadis-i şeriflerinde: “Müminler bir binanın taşları gibidirler. Birbirlerini yıkılmaktan muhafaza ederler.” buyurarak müminler arasındaki muhabbet ve kardeşliğin önemini en veciz bir şekilde ifade etmiştir.

    Milletimiz tarih boyunca kargaşadan, sürtüşmelerden, ayaklanmalardan büyük zararlar görmüştür. Yıllar boyu süren meşhur Celâli isyanları, yakın tarihimizde şahit olduğumuz Dersim hareketi ve dünün Sivas, Maraş, Çorum hâdiseleri bunun en açık ve acı delilleridir. Bütün bu hâdiselerin başlıca etkeni, dışarıdaki düşmanlarımız olmuş ve bu ayaklanma ve isyan hareketlerinden en çok onlar faydalanmıştır. Tarihten ibret alınmadığı takdirde benzer olayların gerçekleşmesinden endişe edilir. Sünnî olsun, Alevî olsun bu vatan ve milleti seven bütün yüksek ahlâklı insanlar bu ayrılığın giderilmesine, bu düşmanlıkların izalesine bütün güçleriyle çalışmalıdırlar. Bu, dinî, millî ve vatanî bir görevdir.


    Mehmet KIRKINCI

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye Karakarizma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2007
    Mesaj
    1.415
    Rep Gücü
    296

    Cevap: ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ?

    elbette var Hakan... Biraz daha fazla münasebet etmek ve birbirini anlamaya çalışmak.
    Ama maalesef ne zaman bir yakınlaşma olsa hemen ortama bir bomba atılıyor ve herşey eskisinden daha kötü oluyor

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesaj
    96
    Rep Gücü
    0

    Cevap: ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ?

    arkadaşlar alevi sunni ayrılığı ademin oğullarında başladı ikinci adem olan nuh eleyi selamdan sonrada devam etti

    bu ayrılığın tek caresi aklı mantığı kullanarak
    düşünüp bir yargıya varmaktır
    sizler elinizdeki kuranı kerimin hadislerin bu güne kadar ilk olduğu gibi duruyor değişmedi diye hala inat ederseniz
    ne akla nede mantığa doğru gelir değişmeyen sadece değişimdir
    dağlar denizler bile değişir
    sizler arazide gezerken görmedinizmi gezdiğiniz yerler bir zamanlar denizmiş şimdi denizden eser sadece denizde sürtünüp yüzeyi kayganlaşan taşlar var

    işte eğer gercek .müslümanlığı yaşamak istiyorsanız
    değişmeyen kuranı kerim sadece insanın eli dokunmayan eline gecmeyen kuranı kerimdir
    bu da canlı kuranı kerimdir

    din iki ilimden halk oldu biri terigatır biri şerattır
    sunniler değişmiş bozulmuş şerata sarılmışar doğru yapıyoruz diye
    hala ayak diriyorlar
    alevilerde sunni coğunluğun baskısından dolayı nerdeyse dini bıraıp kendilerine göre bir felsefe üretmişler
    bir kısmıda tarigatı kabul ediyor şeratı dışlıyor
    halbuki gercek müslüman hem tarigat ehlidir hem şeriat ehlidi
    bu ikisinin doğru
    olarak temele oturtuldumu o zaman alevi sunni ayrımı kamayacaktır

    ben devamlı yazıyorum sizler hala anlamak kabul etmemek
    için caba harcıyorsunuz bakın korunan kuranı kerim
    nasıl korunuyormuş


    Yüz yirmi dört bin nebiyle geldik
    ya hu hidayete ırklara
    Tevek kil ettik bizde
    İsmailli koç kurban ara ha ara
    Halil ile düştük bizde nara

    Ah yareb ama an eyler eey
    Tah ezelden böyle yetiştik
    Aliyle muhhamette ırkara
    Aliyle muhhamette ırkara
    Cümle derdi bir ettik
    Tevvekkil babına kurana yetiştik yettik
    Aliyle Muhammet gidence
    Ah hele kuranı ser beser rasfale
    Kuranı serbeser rasfale

    Ah hele ayetlerin ucu kaldı
    Cümle dahi lazım olan noktayı yok ettiler
    Çekildi kuran ya hu aşıklara gitti pek ettiler
    Aşıklarda ırkar kuranın ırkarı zay olmaz
    Hiç kimse aşıklara elini vurup yetmez
    Aşıkların sözü doğru kurandır
    Kurana hiç kimsenin eli gitmez
    Kağıtı yok ettiler hey kağıdı yok ettiler

    Ah yareb ama an ya tabip
    Her bulduğu aşıkları
    Her bulduğu her bulduğu aşıkları
    Kimisini kestiler kimisini astılar

    Ah yareb geriden aşıklara hak yine nazar kıdı
    Anadan anaya gelip yetişti
    Kuran hak ile hak oldu hemen görüştü
    Yareb aaman eyler ey

    Tevvekkil babında söyleyimde dinleyin canlar
    Bu dünyanın ötesi on sekiz bin alemdir
    Yedi kat yer yedi kat gök selamdır
    Ah Helen aya şemsi kamere
    Aya şemsiyle kamere
    Ah yareb şemsi aydır kamerde gündür
    Leyliyle ırgarda hemde birdir
    Geceyle gündüzün tavayı taktı tavayı
    Tavanın bir kulpuda aşıklar haktır

    Aşıklar haktır hak diyene şüphem yoktur
    Aşık nikahını boşamak yoktur
    Yareb aamaan eey
    Cümle erenlerin bu da payıdır
    Ah hele söylesem dahi gönül yayıdır
    Ah yareb
    amaan Tah ezelden evrakta illah sayıdır
    Bizim geldiğimiz yerde yareb aaman eey
    Adem den hğateme
    Hğtemden o demden bu deme
    Yetiştikte hancı dediler sonu bütün

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesaj
    1.002
    Rep Gücü
    1278

    Cevap: ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ?

    Alıntı:Aliyle muhhamette ırkara
    Aliyle muhhamette ırkara
    Cümle derdi bir ettik
    Tevvekkil babına kurana yetiştik yettik
    Aliyle Muhammet gidence
    Ah hele kuranı ser beser rasfale
    Kuranı serbeser rasfale

    Ah hele ayetlerin ucu kaldı
    Cümle dahi lazım olan noktayı yok ettiler
    Çekildi kuran ya hu aşıklara gitti pek ettiler
    Aşıklarda ırkar kuranın ırkarı zay olmaz
    Hiç kimse aşıklara elini vurup yetmez
    Aşıkların sözü doğru kurandır
    Kurana hiç kimsenin eli gitmez
    Kağıtı yok ettiler hey kağıdı yok ettiler

    Ah yareb ama an ya tabip
    Her bulduğu aşıkları
    Her bulduğu her bulduğu aşıkları
    Kimisini kestiler kimisini astılar


    h sadık;
    Yukarıdaki kono ile ilgin ne ki, bunları yazdın, yoksa sen ne meshebten veya ne menem olduğunu bilmez misin. Şu kırmızı ile işaretlediğim ve senden alıntı mısraların mealinide söyle bari her yerde yazdığına göre,

    Anadoluda adama söz anlatamayınca derler ya, haaa sadık.. isminin manası ve sadakatinin neye olduğunuda bilmek isterler belki.

    Not: Bu kadar sapkınlık barındıran bir yolun Ehli sünnete ne kadar uzak kaldığını gördükçe işimiz zor diyorum.

  5. #5
    SMN
    - Çevrimdışı
    Kıdemli Üye SMN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Nerden
    Sinop
    Mesaj
    918
    Blog Mesajları
    21
    Rep Gücü
    162

    Cevap: ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ?

    Su Hancı Pervane ne mubarek adammıs , Burda supermeydan forumda acılacak konuları bile tahmin edip , karsı olarak siirler yazmıs. Hayret ediyorum + Siirleri anlamak icin sozluk gerekli,anlamadıgım icin okumak zahmetinede katlanmıyorum. Kusura bakma

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Mar 2007
    Mesaj
    96
    Rep Gücü
    0

    Cevap: ALEVİ-SÜNNİ AYRILIĞINA SON VERMENİN BİR ÇARESİ YOK MU ?

    ya arkdaşlar bu kadar yazı yazıyorum anlatmaya calışıyorum
    yine aynı düşüncede aynı görüştesiniz

    hala anlamdınızmı
    hancı pervane sonsuz sayfaları olan canlı bir kitap
    bu dersi bu ilmi hinsine zikretmişler

    hancı pervane başlığı altındaki şiirsel anlatımlar
    sırdan orjinal olarak gelen sözler .benimle hak aşığınla ilgisi yoktur hak aşığına demişlerki sen ağzını ac sözyleten biziz
    işte asla bir satırın tekrarını yapamadığı ondandır

    bu kendine hakkın verdiği derslerdeki anlatımlar şiirsel olarak yareb dediğinde sesle asla tekrarsız geliyor

    hancı pervane ehlibeyitin aşığı ayni canlı kitabı
    hak aşığı her gelen nebinin fermanıyız diyor
    ben bin sayfa kadar aldım her gün yüz sayfa söylüyor kayıt olmadan boşa gidiyor

    cünbkü islam pusulasını kayıp etmiş dini tv deki dizliler gibi algılıyor

    arkadaşlar hak aşığı diyorki. ben türküm bana türkce verdiler
    biz hem kuranı kerimi hemde dili korumak için gönderiliyoruz
    eğer dil bozulursa kuranı kerimin anlatımı bozuluyor

    şimdi size soruyorum
    bu dili anlamıyorsunuz
    bu şekildeki terimler hakkın hazinesinde türkce olarak görülüyor bizlere hak böyle gönderiyor

    siz müslümansanız ibadetinizi kime karşı yapıyorsunuz
    işte hakkın türkce olarak ilettiği sözleri anlamıyorum
    anlamdığım için okumuyorum diyorsunuz


    bu şiirsel olarak gelen sözler hz muhammedin ehlibeyitin hızır eleyi selamın hazır
    bulunduğu an hak aşığına verilen teblihler
    dersler
    nöbet yerinde cevresini saran askerler yanına gidemedikleri için uzaktan bakıyorlar ağzından burnundan kanlı köpük geliyor

    işte ceset yerde kalmış ruh dünyadan ayrılmış
    toprağada emir vermişler kimseyi yanına sokma diye

    bu olayı ilkin foruma kendi ağzından yazdım tekrar okuyun
    eğer illa böyle bir kişi varmı diyorsanız gelir görür konuşursunuz

    aşağıda bu dersi nerede nasıl aldığını şiirsel anlatıyor

    hak aşığı ne ilk nede son olacak bundan önce onlarca geldi
    halk iletişim medya olmadığından ayrıntılı bu erenleri tanıyamadı


    230-HANCI PERVANE
    Yareb amaan ya tabib
    Ben nöbet yerinde iken
    Ağrı dağında baş köy elinde
    Takip candarmasında
    Oldum cana mestana

    Üçler çiçeklendi yediler sırın aştı
    Kırklar kapısından
    Hak bir rahmet cana şaçtı
    Vuçudum yıkandı
    Hak bir kapı candan açtı
    Şimdiye kadar söylediğim
    Halk tutmadı amme fikrim şaştı
    Yarebbim bana ekmek veri
    Hülle donu giydim fakirlikten aklım şaştı

    Ah hele her nereye gidersem
    Vucutum şehri cana dolaşır
    O yar gürçüstanda
    Ben takip jandarmasında
    Olduğum yerden bu yanı
    Her gün kana dolaşır
    O zöhrem zöhreem yareb amaan

    Tevekkil ettim kapısı haktan
    Şahi vilayatten olduk biz turabi
    Evliyayıde bakta

    Tahtı teçelle kıldım ya hu
    Başta kabağa seyretim hakta
    Ne hafta geçti ne seneler aylar
    Tükenmedi çana bakta

    Hancı pervane ismimi koydu hak benim
    İstersen deftere söze bakta
    Yareb aamaan heey

    Temennaha gittik her gün erenlerinnen
    Hızır çok arkadaşlık etti görenlerin nen
    Tevvekkil babında erenlerinnen
    Temennehe geldik bak ta bak ta

    Tevellah eyledim vuçutum şehrine
    Eynimi aynımı çıkartım yanıma
    Hak nazar kıldı ruhhumda canıma
    İstersen ya hu söze bakta
    Ne rahmatından yahu ezelden ezele
    Seyrettim bende bütün dünyada
    Gelen ruhu mekan güzele
    Hemen seyretse dünyaya
    Ay hafta bakta yareb amaan

    Tevekkil kıldım ben bu araya
    Geldi gittik ya hu
    Pir ile ya hu canı sıraya
    Çok çabaladık bende
    Gümüş ile altın paraya

    Bak sevdiğim yarın göcersin gider
    Melekül meft elinden gidersin
    Bak bahcende görde sıraya

    Dünyanın bağının çeşmi tükenmez
    Durmanın ya hu işi tükenmez
    Sorsan böyle mülkün kötü tükenmez
    Bak sevdiğim böyle gir eyle sıraya
    Bak sevdiğim dahi gir eyle sıraya

    Dünyanın mahtemi çem innen oy yaşar
    Herkes gam ile seyredir coşar
    Herkes gülünü severde oy yaşar
    Bak sevdiğim böyle görde sıraya

    Hancı derler adıma divane
    O yar gürçüstanda zöhre hanım gelir bir yana
    Seyret seyret ya hu gamın bir cana
    Bak sevdiğim böyle cıkta bir yana

    Dost unnan dost olmak canana oy yakın
    Ne olur ya hu sende hırkanıda takın
    Hakka doğru ya hu yüreğin nen bakın

    Gel gidelim böyle sende bir yakına
    Hazeren bin de gelmişizde böyle
    Çok çabaladık yar benide eyle
    Adem ile günle ruhlarınnan belide oy söyle
    Her gelen aşıkınnan bakta bu eyle

    O yar zöhrem benim sevdiğim oy yarım
    Erenler babında sırada oy varım
    Hancı kurban olsun çihhanda ırkarım
    Sevdiğim böyle bakta bu kâra hey

Yukarı Çık