KUR’AN; Allah’ın Sözü / Allah’ın Gerçeği! Ayetleri

• Allah, tutarlı, çelişkisiz, uygun olan anlamını, her toplumun kendisine uygulayabileceği en güzel sözü(Kur’an), çok anlamlı / ara ara yinelenen en iyi anlatımlı / (hükümleri, öğütleri ve kıssaları) tekrarlanan bir Kitap halinde indirdi / Allah, sözün en güzelini, bir taraftan ana temayı sürekli vurgulayarak, diğer taraftan onu benzetmelerle destekleyerek bir Kitap halinde peyderpey indirdi. Rablerini sayanların / Rablerinden bilinçle korkanların / Rablerine karşı içlerinde korku ve titreme olanların derileri / vücutları, Allah’ın bu en güzel hadisini / sözünü işitince / duyunca ürperir. Sonra vücutları ve kalpleri Allah’ın verdiği öğütlere karşı / Allah’ın (sevgisini) hatırlamaları üzerine / Allah’ı anmakla / Allah’ın Vahyine(Zikrullah) karşı / Allah’ın Zikri / Kur’an karşısında yumuşar, yatışır. İşte bu Allah’ın yol göstermesidir / Allah’ın, kendisiyle dilediğini doğru yola ulaştırdığı, doğru yol rehberidir / işte bu Kitap, Allah’ın doğruluk göstergesidir. Allah her isteyeni ona ulaştırır / Allah onunla lâyık gördüğünü doğru yolda yürütür. Sapkınlıkta direnen kimseye de / Allah kimi saptırırsa, rehber / yol gösteren bulunmaz / doğru yola getirecek / kılavuzluk edecek / ulaştıracak kimse yoktur. (ZÜMER,23)
• Allah gerçeğin tâ kendisidir. Allah’ın sözü gerçektir. (LOKMAN,30,33)
• Sakın (gerçeği) yalanlayanlara boyun eğme / itaat etme onlara / umursama / tanıma onları. (KALEM,8)
• Hiç beklemediğiniz bir anda, azap sizi ansızın yakalamadan önce, Rabbiniz tarafından size indirilenin en güzeline / Kur’an’a en güzel bir şekilde uyun / Rabbinizden size indirilen en güzel olana uyun. Ey insanlar! Kimilerinin “Allah’a karşı aşırı gitmemden / Allahın huzurunda yaptığım kusurlardan dolayı bana yazıklar olsun! Gerçekten ben, Allah’ın ayetleriyle alay edenlerdim / (gerçeği) alay konusu yapanlar arasındaydım” diye itiraf edilecek kıyamet gününden sakının. (ZÜMER,55,56)
• Gerçeğe ulaştıran apaçık delili Allah vermiştir. (EN’ÂM,149)
• Allah’ın yol gösterdiği Gerçeğe varmıştır. (ARAF,178)
• Gerçekleri saklayanlar, kendilerinden önce, nice nesilleri yok ettiğimizi görmüyorlar mı? (EN’ÂM,6)
• Allah Gerçeği bilendir. (NÛR,18)
• Ey Peygamber! Ortak koşuculara sor: “Ey ortak koşucular, ortaklarınızdan hangisi Gerçeğe ulaştırabilir?” Cevap ver onlara: “Sadece hiçbir ortağı olmayan Allah Gerçeğe ulaştırır. O halde, Gerçeğe götüren mi uyulmaya daha layıktır, yoksa birisi götürmezse gidemeyen mi uyulmaya daha layıktır?” Ortak koşanların çoğu, ancak zanna / sanıya / kuruntulara / rivayetlere uyarlar / peşinden gidiyorlar. Zan / rivayet / kuruntu ise, Gerçeğin yerini tutmaz / Gerçek adına hiçbir şey ifade etmez. (YUNUS,35,36)
• Benim Rabbim, gerçeği apaçık ortaya koyar / gerçeğin tâ kendisini en sonunda ortaya çıkarır. Bakın gelen, gerçeğin tâ kendisidir / gerçek gelmiştir. (SEBE,48,49)
• Allah gerçekleri saklayanları sevmez. (ÂLÎ İMRAN,57)
• Gerçeğin tâ kendisini sahte olanla bastırmak için boşuna mücadele edip durdular / gerçeği engelleyerek yanlışı uygulamaya çalışıyorlardı / gerçeği bâtıl ile ortadan kaldırmak için, bâtıl (yöntemler gündeme getirerek) tartışmaya girişmişlerdi / gerçeği çürütmek için yalandan yana tartıştılar. (MܒMİN,5)
• Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki, işte bunlar gerçeğin tâ kendisidir; bundan hiç şüpheniz olmasın. Tıpkı kendi konuşmanızın gerçek olduğundan şüphe etmediğiniz gibi o sizin konuşmanızın gerçekliği kadar gerçektir / kesin bir gerçektir. (ZÂRİYÂT,23)
• Allah gerçekle hükmeder. (MܒMİN,20)
• İnkâr edenler, Allah’ın yolundan gidenlere engel olanlar ve kendilerine dosdoğru yol / doğruluk göstergesi / hidayet / gerçeğin tâ kendisi belli olduktan sonra elçiye / resule karşı gelenler hiçbir zaman Allah’a zerre miktarı / hiçbir zarar veremezler / veremeyeceklerdir. (MUHAMMED,32)
• İnananlar sözün güzeline / sözün en güzel olanına uymuşlar ve O çok övülen / en çok övgüye lâyık olan Allah’ın yoluna iletilmişlerdir / ulaştırılmışlardır / (dünyada iken) Allah’ın yolunda yürümüşlerdir. (HAC,24)
• Rablerinden kendilerine ulaşan, söze bürünmüş her yeni öğüt ve uyarıyı / hatırlatmayı alaya alarak dinlerler / onu hiç ciddiye almazlar. (ENBİYA,2)
• Muhammed, size gerçeği getirmiş / gerçeğin tâ kendisi ile gelmişti. (SAFFAT,37)
• Allah gerçekleri saklayan / inkâr eden bir toplumu / zalimler toplumunu doğruya ulaştırmaz. (ÂLÎ İMRAN,86)
• Allah: “Benim sözüm gerçektir ve Ben sadece gerçeği söylerim / gerçeği sadece gerçeği söylüyorum.” (SAD,84)
• Bunlar doğru ile yanlışı ayırt eden / apaçık beyanda bulunan / açıklayıcı / gerçeği açıklayan / apaçık Kitap’ın ayetleridir / ilkeleridir. (KASAS,1)
• Bunlar uydurulacak sözler değil / bu Kur’an uydurma bir söz değildir; aksine bu Kur’an kendisinden önce gelen Tevrat, Zebur, İncil ve diğerlerini onaylayıp doğrulayan, her şeyin ayrıntılı açıklaması / uzunca anlatan ve inananlar için de bir yol gösterici / doğruluk göstergesi ve Rahmet’tir / sevgi ve şefkat (pınarı olan ilahi bir kitaptır). (YUSUF,111)
• Ortak koşucular, Allah’tan ve ayetlerinden / belgelerinden sonra / artık bu Kur’an’dan başka hangi hadise inanacaklar / inanıyorlar?! (CÂSİYE,6)(MÜRSELÂT,50)(A’RAF,185)
• Artık onlara Sözün bir anlamı kaldı mı? (MÜRSELÂT,50)
• Allah’tan daha doğru hadisi / sözü kim söyleyebilir? (NİSA,87)
• Gerçeği görmek isteyen bir toplum için Allah’tan daha güzel yasa koyucu olabilir mi? (MÂİDE,50)
• Nerede ortak koşucularda öğüt almak / titreyip kendine gelmek için çok geç değil mi? Çünkü onlara gerçeği, delillerle açıklayan / apaçık anlatan / uyaran bir elçi gelince, onu reddettiler / burun kıvırıp “Bu adam eğitilmiş bir deli / mecnun / bu gizli güçlerce beyni yıkanmış birisidir!” dediler. (DUHÂN,13,14)
• Ey Peygamber! Biz sana, gerçeği içeren / gerçeği ortaya koyan Kitabı / Kur’an’ı, insanlar arasında Allah’ın istediği doğrultusunda karar veresin diye / Allah’ın sana gösterdiği ile hüküm vermen için indirdik / sana gerçeğin tâ kendisi olan Kur’an’ı indirdik ki insanlar arasında, Allah’ın sana gösterdiği şekilde hükmedesin / insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği ile hüküm vermen için Kitabı sana gerçekten indirdik. (NİSA,105)
• Bu Allah’ın gerçeğin tâ kendisi olan sözüdür. Zaten Allah’tan başka kim sözü en iyi koruyabilir / Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir / söz söyleme bakımından Allah’tan daha doğru ve tutarlı kim olabilir? (NİSA,122)
• Onlar size gelen gerçeği inkâr etmişken siz onlara dostluk gösteriyorsunuz. (MÜMTEHİNE,1)
• Allah’ın Kelâmını / Sözü dinleyip de / bütün sözleri dinleyen ve sonunda en güzeline uyan / en güzel şekilde uygulayan kullarımı müjdele! (ZÜMER,18)
• Kendisine gelen doğru söze / gerçek geldiğinde yalan diyen kimseden daha zalim kim olabilir? Doğru sözü / gerçeği getiren ve onu namus bilenler / onu doğrulayanlar, işte onlar Allah bilinciyle yaşayanlardır / sakınanlar / erdemlilerdir. (ZÜMER,32,33)
• Sen bu sözü ilân edeceksen de / açıkça duyuracaksan da O, gizliyi de daha gizliyi de kesinlikle biliyor. (T HÂ,7)
• Allah’tan başka ilah / tanrı yoktur. Hayret! Nasıl olup da Allah hakkında aldanabiliyorsunuz / aldırış etmezsiniz / bu (gerçekten) nasıl da uzaklaşıyorsunuz? Allah’ın ayetlerine / ilkelerine karşı bilerek kafa tutanlar / inkâr edenler / büyüklük taslayanlar, (gerçekten) böylece uzaklaşırlar / umursamazca davranıyorlar / kandırılırlar / döndürülürler. (MܒMİN,62,63)
• Ortak koşuculara ne zaman, Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelse, yüz çevirirler / hemen karşı tavır alırlar. Şimdi de kendilerine gelen bu apaçık Gerçeğe yalan diyorlar / kendilerine gelen Gerçeği alay konusu yaparlar. Fakat alay ettikleri şeyin ne olduğunu çok yakında anlayacaklar. O alaya aldıkları Gerçeğin tâ kendisi, o maskaralığı yapanları çepeçevre kuşatıverdi / alay edenleri, eğlendikleri Gerçek kuşatıverdi. (EN’ÂM,4,5,10)
• Önceki çağlarda Kitap verilenler, bu gerçeği kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. (EN’ÂM,20)
• Ortak koşucular, (Allah’ın) bu sözünü / söyleneni / Kur’an’ı / sözü hiç düşünmediler mi / anlamaya hiç çalışmadılar mı? (MܒMİNÛN,68)
• Allah’ın sözü gerçektir. (RÛM,60) (LOKMAN,33) (MܒMİN,55,77) (AHKAF,17) (CASİYE,32)
• Elçi / Peygamber, onlara gerçeği getirmişti / gerçeğin tâ kendisini getirdi. Eğer gerçek, ortak koşucuların arzularına göre uygulansaydı, gökler, yer ve içindekiler bozulur, darmadağın olurdu. (MܒMİNÛN,70,71)
• Biz, kendilerine gerçeği getirmemize / gerçeğin tâ kendisine ulaştırmamıza rağmen onlar yalanlamaktadırlar. (MܒMİNÛN,90)
• Açın kulağınızı! Kur’an sadece insanlığa kendi özünü hatırlatmadır. Gerçeğin peşinde yürümek isteyen herkes için… (TEKVİR,27,28)
• Kur’an, Rabbinden gelen gerçektir. (HUD,17)
• Bilgi sahipleri, Kur’an’ın Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu anlasınlar, inansınlar da, kalpleri huzurlu ve tatmin olsun. (HAC,54)
• Dininiz konusunda gerçeğin ötesine gitmeyin / gerçek dışı görüşler ileri sürerek haddi aşmayın. (MÂİDE,77)
• Hükmedenlerin en iyisi olan Allah gerçeği anlatıyor / gerçeğin tâ kendisini O açıklar. Hem O, gerçeğin tâ kendisini sahte olandan ayırt edenlerin en iyisidir. (EN’ÂM,57)
• O’nun sözü gerçeğin tâ kendisidir / O’nun sözü gerçektir / Sözü mutlak doğrudur. (EN’ÂM,73)
• İşte size Rabbinizden söze dayalı apaçık bir delil, bir yol gösterme, sevgi ve merhamet kaynağı geldi. (EN’ÂM,157)
• Ey Muhammed! Biz seni elçi olarak görevlendirdik ve geçmişin olaylarını sana vahyettik. Rabbinden bir rahmet olarak, olanları sana gerçek olarak vahyettik / anlattık ki senden önce kendilerine uyarıcı gelmemiş bir toplumu uyarasın; belki düşünüp öğüt alırlar diye. (KASAS,45,46)
• Peygamberine yol göstererek gerçeğin tâ kendisi olan dinini, tüm dinlere üstün kılmak için gönderen O’dur. (SAFF,9)
• İyi dinleyin! Biz belki zihin tutulmaları açılır diye hiç durmadan “Söz” indirdik. Kitap sahibi olanlar, sözü duyunca / Kur’an anlatıldığında hemen: “Biz buna / Kur’an’a iman ettik. Bu Kur’an Rabbimizden gelen gerçeğin tâ kendisidir” derler / yemin olsun! Düşünüp öğüt alırlar diye / hatırlamaları için kendilerine çağrıyı / sözümüzü aralıksız iletip durduk. (KASAS,51,53)
• “Hıristiyan’ız” diyenler arasında büyüklük taslamayan / derin araştırmalar yapan keşişler / papazlar ve kendini Allah’a adamış rahipler var. O papaz ve rahiplerin, Elçi’ye gelen Kur’an ayetlerini işittiklerinde, gerçeği tanımalarından ötürü gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. O papaz ve rahipler derler ki: “Rabbimiz, inandık bizi Gerçeğin tanıklarından say / bizi de (Gerçeğe) tanıklık edenlerle birlikte yaz. Rabbimizin bizi iyilerin arasına katmasını umduğumuz halde, neden Allah’a ve bize ulaşan Gerçeğe inanmayalım?” derler (MÂİDE,82,83,84)
• Bu Kur’an, şerefli bir elçi aracılığı ile size bildirilen bir sözdür. O Kur’an, bir şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz? O Kur’an, kâhin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz? O Kur’an âlemlerin Rabbinden indirilmedir. (HÂKKA,40,41,42,43)
• Yemin olsun / iyi dinleyin! Biz apaçık sözlü deliller / ayetler / (gerçeği) açıklayan ilkeler indirdik. (NÛR,46)
• Açın kulağınızı! Size söze dayalı apaçık deliller / Biz, bu (Kur’an’da) size (gerçeği) açıklayan / apaçık anlatan ayetler / ilkeler indirdik. (NÛR,34)
• Sordukları her soruya, Biz sana gerçek olanı / gerçekleri en güzel şekilde açıklayarak cevap veririz / en güzel yorumu / açıklamayı getiririz. (FURKAN,33)
• Yoksa sen onların çoğunun sözden anladıklarını / (senin mesajını) dinlediklerini veya akıllarını kullandıklarını / (üzerinde) kafa yorduklarını mı sanıyorsun? (FURKAN,44)
• Bu Kur’an, kendilerine bilgi / ilim verilenlerin içlerine işleyen / ilmi düşünceye sahip olanların bilinçlerinde, söze dayalı apaçık ayetlerdir / ilkelerdir. (ANKEBUT,49)
• İçi boş / kof inançlara kapılıp Allah gerçeğini örtbas etmeye kalkanları, işte onları büyük bir hüsran bekliyor. (ANKEBUT,52)
• Bu, sadece bir titreyip kendine gelme çağrısı ve apaçık bir Kur’an’dır. Yaşamakta olanı uyandırsın / uyarsın ve kâfirlerin karşısına sözü, gerçeğin tâ kendisi olarak diksin diye... (YÂSÎN,69,70)
• Kendi uydurduğu yalanları / yalan rivayetler uydurup, Allah’a yakıştıran ve kendisine gelen, gerçeğin tâ kendisi olduğu halde ona yalan diyen kimseden daha zalim kim olabilir? (ANKEBUT,68)
• Onlardan bir kısmı, Allah’ın sözünü işitirlerdi de, anladıktan / kavradıktan sonra bile bile değiştirirlerdi / tahrif ederlerdi. (BAKARA,75)
• Tevrat ve İncil’e sahip olanların birçoğu, gerçek kendilerine apaçık belli olduktan sonra / gerçeği bilmelerine rağmen, sırf kıskançlıkları yüzünden, sizi imanınızdan sonra tekrar inkâra döndürmeyi arzular. (BAKARA,109)
• Ey Peygamber! Biz sana gerçeği gönderdik. (BAKARA,119)
• Gerçekleri çarpıtıp az bir değere değişenler, hidayet / doğru yol karşılığında sapıklığı ve affedilme / bağışlanma karşılığında azabı satın almışlardır. Allah gerçeği içeren Kitab’ı indirmiştir / Allah, Kitab’ı gerçeğin tâ kendisi olarak indirdi / Allah, Kitab’ı gerçeği ortaya koymak için indirmiştir. (BAKARA,175,176)
• Sadece hiçbir ortağı olmayan Allah gerçeğe ulaştırır. O halde gerçeğe götüren mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa birisi götürmezse gidemeyen mi uyulmaya daha lâyıktır. (YUNUS,35)
• Gerçek Rabbindendir / gerçek olan Rabbinden gelendir / gelir. (BAKARA,147,149)
• Gerçekten Rabbimizin sözü kesinlikle gerçektir. (İSRA,108)
• Allah’ın yol gösterdiği, gerçeğe varmıştır. (A’RAF,178)
• Eğer yeryüzündeki bütün ağaçlar kalem olsa, deniz de mürekkep, sonra buna yedi deniz daha eklense Allah’ın sözleri tükenmez. (LOKMAN,27)
• İnanıp, iyi ve güzel / yararlı işler üretenler, birbirlerine gerçeği / gerçeğe (uymayı) söyleyenler / önerenler ve güçlüklere karşı göğüs germeyi önerenler hüsran içinde değildir. (ASR,3)
• Bu Kitap Rabbinden gelen gerçeğin tâ kendisidir / bu Kitap, senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir toplumu / toplumları uyarman için Rabbinden gelen bir gerçektir. (SECDE,3)
• İnsanlar kendi aralarında anlaşmazlığa düştükleri konuları çözsünler diye Allah peygamberlere Gerçeği içeren / bildiren Kitabı indirdi. Fakat Kitap verilenler, kendilerine apaçık buyruklar / kanıtlar geldikten sonra, birbirlerine olan kıskançlıkları yüzünden görüş ayrılığına düştüler. Sonra Allah Kendi izniyle, inananları, üzerinde tartışmaya girdikleri Gerçeğe tekrar ulaştırdı. (BAKARA,213)
• Onların çoğunun / dedikoducu inkârcıların, söz dinlediklerini / sözden anladıklarını ya da (üzerinde) kafa yorduklarını mı / anladıklarını mı / düşündüklerini mi / akıllarını kullandıklarını mı / gerçekten işittiklerini mi sanıyorsun? (FURKAN,44)
• Allah katında / yanında yaratıkların / canlıların en kötüsü, gerçekleri örten / gerçeği inkâr eden fanatiklerdir / nankörlük edenlerdir. (ENFAL,55)
• Allah gerçeği söylüyor / gerçeği söyler ve doğru yolu gösteriyor / gerçek yola kılavuzlar. (AHZAB,4)
• Allah, gerçeği inkâr edenlerin kalplerini mühürler. (A’RAF,101)
• Dinlediğimiz bu Kitap, gerçeğe ve dosdoğru yola iletmektedir / gerçeğin tâ kendisini; doğru yolu gösteren bir Kitabı dinledik. (AHKAF,30)
• Ortak koşucu inkârcılar / eğer doğru sözlü iseler, Kur’an benzeri bir söz meydana getirsinler. (TÛR,34)
• Doğruyu yanlış / gerçeği bâtıl ile karıştırmayın, bile bile / bildiğiniz halde gerçeği gizlemeyin. (BAKARA,42)
• Bunlar sana gerçek olarak okuduğumuz Allah’ın ayetleri / Allah’ın belgeleridir. (BAKARA,252)
• İnkâr edenler gerçekleri gizleyenlerdir. (BAKARA,254)
• Allah gerçekleri engelleyen bir toplumu doğruya iletmez / doğru yola ulaştırmaz. (BAKARA,258)
• Allah adına yalan rivayetler uydurandan ve kendisine gerçek / doğru söz geldiğinde onu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Gerçeği / doğru sözü getiren ve onu doğrulayanlar, işte onlar sakınanlar / erdemlilerdir. (ZÜMER,32,33)
• O Allah ki, Kitabı / buyruklarını ve adalet ölçüsünü gerçek olarak indirmiştir / Gerçeğin tâ kendisine dair Kitap ve mizanı indiren Allah’tır / Gerçeğe göre / Gerçeğe ilişkin Kitab’ı ve adalet ölçüsünü indiren Allah’tır. (ŞÛRA,17)
• Allah sahte olanı / bâtılı / yalanı yok eder ve kelimeleriyle / sözleriyle gerçeğin tâ kendisini ortaya çıkarır / gerçeği yerleştirir. (ŞÛRA,24)
• Muhammed Peygamber de Allah’a ve buyruklarına / Allah’ın sözlerine inanmaktadır. Muhammed Peygamber’in, Allah’tan getirdiğine / Allah’ın sözlerine uyun ki, doğruyu / doğru yolu bulasınız / doğru yolda olabilmeniz için ona uyun. (ARAF,158)
• Bu Kur’an / bu târık / necm / parça parça gelen Vahiy hiç kuşkusuz doğruyu yanlıştan ayıran / gerçek ile yanlışı tam bir biçimde ayırt eden kesin bir sözdür. Boş bir lâkırdı / söz değildir, asla / o asla hafife alınamaz / o eğlence için değildir! (TÂRIK,13,14)
• Allah Kendi kelimeleriyle / sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve inkârcıların kökünü kesmek diliyordu. Allah’ın bunu dilemesi, suçlular hoşlanmasa da, hakkı gerçekleştirmek / sözlerine uygun olarak gerçeği gerçekleştirmek ve haksızlığı / saçma ve tutarsız olanı / bâtılı ortadan kaldırmak içindi / saçmalıkları yok etmek istiyordu. (ENFAL,7,8)
• Onlar, (gerçeğe) sırt çevirecek olurlarsa / aldırış etmezlerse, bilin ki sizin koruyucunuz / dostunuz Allah’tır. (ENFAL,40)
• Allah yanında yaratıkların en kötüsü, gerçekleri örten fanatiklerdir. (ENFAL,55)
• Bilimsel düşünceye sahip olanlar, Rabbinden Peygamber’e indirilen Kur’an’ın gerçek olduğunu bilirler ve Kur’an’ın üstün / sonsuz yüceliğe sahip ve en çok övgüye layık olan Allah’ın yoluna ilettiğini görürler / Allah’ın yolunu gösterdiğini görüyorlar. (SEBE,6)
• O ortak koşucular: “Ey Allah’ım, bu anlatılanlar / Kur’an ayetleri, Senden gelen bir gerçek ise, üstümüze gökten taşlar yağdır veya başımıza acıklı bir azap getir” diye alay ediyorlardı. (ENFAL,32)
• Ne var ki gerçeklerin açıklanması, ortak koşucuların nefretini arttırıyor. (İSRÂ,41)
• İyice anlasınlar diye / anlamaları için ayetlerimizi / hükümlerimizi nasıl da inceden inceye / ayrıntılı açıklıyoruz. Fakat senin halkın Gerçeğin tâ kendisi olduğu halde buna yalan dedi. (EN’ÂM,65,66)
• O, gerçeği içeren Kitabı, sana, kendinden öncekileri doğrulamak üzere indirmiştir / önceki çağların vahiylerinden doğru namına ne kalmışsa sürdüren bu Kitab’ı, Tevrat’ı ve İncil’i gerçeğin tâ kendisi olarak indiren O’dur / sana Kitab’ı, daha önceki gönderilen Kitapları onaylayıcı olarak gerçekle indirdik. (ÂLÎ İMRAN,3)
• O, gerçeği apaçık ortaya koyan ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilendir. (SEBE,26)
• Size verilene teşekkür edeceğinize, (gerçeği) yalanlamayı meslek mi edindiniz? (VÂKIA,82)
• Doğrusu, bu, andolsun kuşku duyulmayacak olan kesin gerçektir. (VÂKIA,95)
• Sana onları gerçeğin tâ kendisi olarak okuyoruz. (CÂSİYE,6)
• Karşılarında söze dayalı apaçık deliller halinde ayetlerimiz okunduğu zaman ortak koşucular, “Bu Kur’an, uydurulmuş bir yalandan / düpedüz uydurmadan başka bir şey değildir” dediler. Ortak koşucu inkârcılar kendilerine gelen Gerçek için / Gerçeğin tâ kendisi kendilerine geldiği halde bu kâfirler: “Bunlar kimilerine çok büyüleyici gelen birtakım laflar, başka bir anlamı yok!” demekten geri durmuyorlar. (SEBE,43)
• Peygamber size Rabbinizden gerçeğin tâ kendisini getirdi. (NİSA,170)
• O’nun sözü gerçeğin tâ kendisidir / sözü mutlak doğrudur. (EN’ÂM,73)
• Kendilerine Kitap verdiklerimiz / Yahudiler, Hıristiyanlar Kur’an’ın, Rablerinden gerçek olarak / gerçeği bildirmek üzere indirildiğini çok iyi bilirler / o gerçeğin tâ kendisi olarak Rabbin tarafından indirilmiştir. Sakın şüphelenenlerden olma! Rabbinin kelimeleri / buyrukları / Rabbinin sözü doğruluk ve adaletle / söz ve adalet olarak kemâle ermiştir / tamamlanmıştır. Allah’ın sözlerini değiştirebilecek / engelleyecek (hiçbir güç) yoktur. (EN’ÂM,114,115)
• Ayetlerimizi inkâr edenler, sözü / sözün aslını kendilerine söylenenin dışında bir sözle değiştirdiler. (A’RAF,162)
• Yüce olan, yalnızca Allah’ın sözüdür / Allah’ın sözü yüce olanın tâ kendisidir. (TÖVBE,40)
• Onlar Allah’ın kelâmını / sözünü değiştirmek istiyorlar. (FETİH,15)
• Bu sözü / Kur’an’ı yalanlayanları sen Bana bırak! (KALEM,44)
• Ey ortak koşucu inkârcılar! Siz bu sözü mü kirletip küçümsüyorsunuz? (VAKIÂ,81)
• Andolsun / yemin olsun! Biz size gerçeği / hakkı getirdik / Biz size gerçeğin tâ kendisini gönderdik fakat çoğunuz gerçeklerden hoşlanmıyorsunuz. (ZUHRUF,78)
• Eğer bu Kitabın ayetlerini reddederseniz / aldırış etmezseniz / eğer size bildirilen (gerçeklerden) yüz çevirecek olursanız doğrusu sizin için, başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkarım. (HÛD,3)
• Rabbinden sana gelen; gerçeğin tâ kendisidir / andolsun hak / gerçek sana Rabbinden gelmiştir. Sakın kuşkuya düşme / sakın şüphecilerden olma! Ve sakın / asla Allah’ın ayetlerine “Yalan” diyenlerden / bildirdiğim bu gerçekleri yalanlayanlardan olma! Yoksa kaybedenlerden olursun / sonra zararlı çıkan sen olursun. (YUNUS,94,95)
• Suçlular hoşlanmasalar da Allah, Kendi sözleriyle gerçeği, gerçeğin tâ kendisi olarak ortaya çıkarır /Allah sözlerinin gerçek olduğunu ortaya koyacaktır / Allah, gerçeği, suç işleyenler hoşlanmasalar da, sözleriyle gerçekleştirecektir / kelimeleriyle ortaya çıkarıp kanıtlayacaktır / Allah, sözleriyle gerçeği ortaya koyacaktır. (YUNUS,82)
• Doğrusu Ben, ortak koşucu Arapları ve atalarını kendilerine Gerçek / Gerçeğin tâ kendisi ve apaçık / açık kanıtlı bir elçi gelinceye kadar geçindirdim. Fakat kendilerine Gerçek / Gerçeğin tâ kendisi geldiği zaman da “Bunlar büyüleyici bir takım laflar, biz bunlara inanmayız / onu kabul etmiyoruz” dediler. (ZUHRUF,29,30,31)
• Kim Allah’a teslim olursa işte gerçeği bulanlar onlardır. (CİN,14)
• Allah’ın anlattığı bu gerçekler, insanlar için aydınlatıcı belgelerdir. (CASİYE,20)
• Kıyamet kopunca, işte o gün gerçekleri reddedenler hüsrana uğrayacaklardır. (CASİYE,27)
• Gerçeği görebilen / görmek isteyen bir toplum için Allah’tan daha güzel yasa koyucu olabilir mi? (MÂİDE,50)
• Bu gerçek, Rabbinizdendir. (KEHF,29)
• Sen, apaçık gerçeği izlemektesin / gerçeğin tâ kendisi olan apaçık bir yoldasın / apaçık gerçeğin üzerindesin. Sen ancak, ayetlerimize inananlara duyurabilirsin; ancak onlar anlattığın gerçeği kabul ederler. (NEML,79,81)
• Ortak koşucular, Allah’ın nimetini biliyorlar, sonra da onu inkâr ediyorlar. Onların çoğu gerçekleri gizlerler. (NAHL,83)
• (Dünyada iken gerçeği) işitemedikleri ve göremedikleri için de onların azabı katlanacaktır. (HÛD,20)
• Ona inen / vahyedilen bir öğüt ve (gerçeği) açıklayan bir Kur’an’dan başka bir şey değildir. Yaşamakta olanı uyandırsın ve kâfirlerin karşısına sözü gerçeğin tâ kendisi olarak diksin diye… (YÂSİN,69,70)
• Katımızda gerçeği içeren bir Kitap vardır. (MܒMİNUN,62)
• Bu Kur’an, dikkatinizi çektiğim varlıkların yönetiminin sahibi Allah tarafından yetkili kılınan, O’nun yanında güçlü, onurlu, güvenilen bir elçinin tebliğ ettiği bir sözdür. (TEKVİR,19,20,21)
• Biz seni bir müjdeci ve uyarıcı olarak gerçekle / gerçeğin tâ kendisi ile gönderdik. (FÂTIR,24)
• Kur’an’da sana vahyettiklerimiz, daha önce gönderdiğimiz Kitapları doğrulayan gerçektir. (FÂTIR,31)
• Hiç kuşkun olmasın ki, Biz bu Kur’an’ı sana gerçek olarak indirdik. (ZÜMER,2)
• Kuşkusuz Kur’an, kesin bilginin tâ kendisidir / mutlak gerçektir / kesin bilginin tam gerçeğidir / gerçeğin tâ kendisidir. (HAKKA,51)
• Önceki çağlardan beri gerek Vahye muhatap olduğu halde küfre düşenlerden, gerekse ortak koşarak karşı gelenlerden hiç kimse kendilerine Söze dayalı apaçık deliller gelmeden dışlanmış değildir / apaçık kanıt gelmesine rağmen yollarını terk etmiyorlar. Bu deliller, Allah’ın elçisinin okuduğu tertemiz sahifelerdir. Bu sahifelerde hayatın içinden seslenen dosdoğru ilkeler vardır. (BEYYİNE,1,2)
• Kur’an, “İnanıyoruz” dedikleri Tevrat’ı onaylayan bir gerçektir / kendilerinde olanı doğrulayan gerçeğin kendisidir. (BAKARA,91)
• Tövbe edip kendilerini düzeltenler ve Kur’an’daki indirileni çarpıtmadan, gizlemeden / (gerçeği) açıklayanlar / düzeltenler ve açık açık anlatanlar bu lanetin dışındadır. (BAKARA,160)
• Ey Kitap halkı! Tüm gerçeklere açık seçik tanık olduğunuz halde, neden Allah’ın ayetlerini / belgelerini inkâr ediyorsunuz? Neden doğru ile yanlışı birbirine karıştırıyor / hakkı / gerçeği bâtılla kirletiyor / gerçeğe saçmalığı giydiriyorsunuz ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? (ÂLÎ İMRAN,70,71)
• Ey Kitap sahipleri! (Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanların ileri gelenleri) apaçık gerçeklere tanık olduğunuz halde / Allah’ın yolunun doğru olduğunu bilip dururken, niçin Allah’ın yolunu eğri göstermeyi isteyerek / değiştirmeye yeltenerek, inananları ondan uzaklaştırmaya çalışıyorsunuz / saptırıyorsunuz? (ÂLÎ İMRAN,99)
• O’nun gönderdiği gerçeğe gereğince uyun ve Allah’a teslim olanlar olarak can verin. (ÂLÎ İMRAN,102)
• Allah’ın indirdiği gerçeğe / Kur’an’a içtenlikle bağlananlar, insanlar için seçilmiş örnek bir modeldir. (ÂLÎ İMRAN,110)
• Bu insanlara ne oluyor ki, hiçbir Allah sözünü anlamaya yanaşmıyorlar?! (NİSA,78)
• Allah gerçekleri engelleyen bir toplumu doğruya iletmez / doğru yola ulaştırmaz. (BAKARA,258)
• İnananlar için Allah’ın Kur’an’ına ve inen gerçeğe / Hak’tan inene / gerçeğin tâ kendisini hatırlamaları için içtenlikle gönüllerinin bağlanması / kalplerinin ürperme / titreyip kendilerine gelme zamanı gelmedi mi? (HADÎD,16)
• İkiyüzlüler gerçekleri saklarlar, sonra da inanıyoruz derler. Bu yüzden, onların kalpleri kirlendi; artık onlar anlamak istemezler / sözün maksadını kavrayamazlar. (MÜNAFİKUN,3)
• İçtenlikle inanıp, iyi ve güzel işler üretenlere ve Rablerinden bir gerçek olarak Muhammed’e indirilene / Kur’an’a inananlara gelince, Allah onların günahlarını / çirkin davranışlarını / kötülüklerini örter ve kalplerini / gönüllerini iyilik ve güzelliğe / barışa yönlendirir / durumlarını düzeltir / durumlarını iyileştirecektir. Allah’ın buyruklarını örtenler / inkârcılar, yanlışı izlemekte / yalana / boş ve tutarsıza uymakta, inananlar ise, Rablerinden gelen gerçeği / hakkı izlemekte / gerçeğe uymaktalar. (MUHAMMED,2,3)
• Elif, Lâm, Mim, Râ. Bunlar, sana Rabbinden indirilen Kitabın, gerçek / hak olduğunu açıklayan ayetleridir / işaretlerdir / ilkeleridir / sana Rabbinden indirilen Gerçeğin tâ kendisidir. (RA’D,1)
• Rabbinden sana indirilen Kur’an’ın gerçek olduğuna inananla, inkâr eden bir kişi, gören ile görmeyen gibidir. Kur’an’ın gerçek olduğunu bilenler, Allah’a verdikleri sözü yerine getirirler ve anlaşmalarını bozmazlar / antlaşmayı yerine getirir ve sözleşmeyi bozmazlar. Kur’an’ın gerçek olduğuna inanmayanlar ise, Allah’a verdikleri sözü tutmazlar ve anlaşmalarını bozarlar, toplumda ve akrabalar arasında / Allah’ın birleştirilmesini istediği şeyi ayıranlar, Allah’ın gözetilmesini istediği şeyleri gözetmezler. (RA’D,19,20,25)
• Biz her şeyi / gerçekleri apaçık gösteren / bildiren ayetler / ilkeler indirmiş bulunuyoruz. (MÜCADELE,5)
• Kur’an’ın gerçek / gerçeğin tâ kendisi olduğu insanlara apaçık oluncaya kadar / açık bir biçimde anlamalarına dek, varlığımızın belgelerini onlara hem kendi öz benliklerinde, hem de dış dünyada / (uçsuz bucaksız) ufuklarda göstereceğiz. (FUSSİLET,53)
• Rivayetleri din yapan ortak koşucular hoşlanmasa da, Allah elçisini / Muhammed’i hidayet / doğru yol rehberi / doğruluk göstergesi / hidayet ve gerçek / hak din ile gönderdi ki, ortak koşucuların ağızlarıyla uydurdukları tüm uyduruk dinlerden bütün dinlere Allah’ın dininin üstün olduğunu bildirsin diye. (SAFF,9)
• Ortak koşucuların ve atalarının uydurdukları tüm uyduruk dinlere üstün kılması için, Allah, elçisini hidayetle / doğruluk göstergesi ve gerçek / hak din ile gönderdi. (FETİH,28)
• Şu bir gerçek ki, Allah’tan bir ışık / nûr ve (gerçekleri) açıklayan / apaçık bir Kur’an / Kitap geldi size. (MÂİDE,15)
• Ey Kitap sahipleri / Yahudiler, Hıristiyanlar! Elçiler arasındaki bir boşluk döneminden sonra, elçimiz size (gerçeği) açıklamak / gerçekleri apaçık anlatmak / ayan-beyan açıklamalarda bulunmak üzere gelmiştir. (MÂİDE,19)
• Geçmiş çağlarda kendilerine Kitap verilenlerin çoğu, gerçeğin tâ kendisi apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. (BAKARA,109)
• Ey Muhammed Peygamber! Daha önceki Kitapları / Tevrat ve İncil’i doğrulayan / tasdikleyici ve onları denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı / (onları) koruma altına almak üzere, gerçeği bildiren / gerçekleri kapsayıcı olarak, o Kitapların yerine geçen / hakem olan bu Kur’an’ı sana indirdik. Sana gelen gerçekleri bırakıp / gerçekten uzaklaşarak, onların hevesine / yalan beyanlarına uyarak karar verme. (MÂİDE,48)
• Ortak koşucu din adamları çabalasalar da, Allah, elçisini hidayetle / doğru gösterge ve gerçek dinle gönderdi ki onların kendi uydurdukları tüm dinlere üstün kılsın. (TÖVBE,33)
• Allah’ın ayetlerine karşı / Allah’ın ayetleri hakkında mücadele edenler gerçeği nasıl da görmezden geliyorlar? (MܒMİN,69)
• Gerçek Rabbindendir; o halde kuşkulananlardan olma / Rabbinin gerçeğidir bu! (ÂLÎ İMRAN,60)
• Yüzleri kararanlara şöyle denecek: “İman ettikten sonra gerçeği niye sakladınız? Gerçekleri sakladığınızdan dolayı tadın azabı.” (ÂLÎ İMRAN,106)
• Tarafımızdan görevlendirdiğimiz elçi, ortak koşucu Araplara ve Yahudilere Kur’an ayetlerini ulaştırdığında / katımızdan gerçek / gerçeğin tâ kendisi geldiğinde “Musa’ya verilen mucizelerin bir benzeri buna / Muhammed’e de verilseydi ya!” dediler. (KASAS,48)
• Kim Müslüman / Allah’a teslim / içtenlikle doğruya bağlananlardan olursa, işte onlar doğru yolun yolcusudurlar / işte gerçeği bulanlar onlardır. (CİN,14)
• Gerçekten Kur’an’ı Biz indirdik ve Kur’an gerçekleri getirdi / Biz, Kur’an’ı gerçeği bildirmek üzere indirdik; bu yüzden o, gerçeği bildirmek için inmiştir. Seni de sadece / yalnız, bu Kur’an’la, insanları müjdelemen ve uyarman için gönderdik. Ve bu Kur’an’ı, insanlara sindire sindire, iyice anlatıp, kavratasın diye / ağır ağır okuman için, Biz onu sana, koşullara uygun olarak, peyderpey indirdik / bölüm bölüm ayırdık ve onu gerektikçe indirdik / Biz bu Kur’an’ı gerçeğin tâ kendisi olarak indirdik; gerçeğin tâ kendisidir inen! Kur’an’ı hayatın içinden seslenerek, insanlar sorun yaşadıkça cevaplar vererek, bölüm bölüm indirdik. (İSRÂ,105,106)
• Ey insanlar! Rabbinizden size Kur’an / gerçeğin tâ kendisi gelmiş bulunuyor / gerçek size Rabbinizden gelmiştir. (YUNUS,108)
• Unutmayın ki Allah’ın sözü tamamıyla gerçektir. (YUNUS,55)
• Allah’ın söylediği gerçeğin tâ kendisiydi. (İBRAHİM,22)
• Bu, gerçekten de Allah’ın Sözüdür / Allah’ın koyduğu değiştirilemez bir yasadır / bu, Allah’ın gerçeğin tâ kendisi olan Sözüdür. (YUNUS,4)
• Katımızda gerçeği içeren bir Kitap vardır. İnkârcıların kalpleri, gerçeği içeren bu Kitaptan habersizdir. Onlar gerçeğe aykırı işlerde çalışıp durmaktadırlar. (MܒMİNÛN,62,63)
• Gerçeklik / gerçeğin tâ kendisi! Nedir gerçeklik / gerçeğin tâ kendisi? Anlayabiliyor musun nedir gerçeğin tâ kendisi / gerçekliğin ne olduğunu sana ne bildirir? (HAKKA,1,2,3)
• Gerçeğin tâ kendisi geldi; sahte olan yok olup gitti. (İSRÂ,81)
• İnkârcı insan, elçinin bildirdiğini (Kur’an’ı), ne doğruladı / o, (dünyada iken) ne (gerçeği) tasdik etti / ne Söze inandı, ne de destekledi / onayladı / ne de iman ederek yöneldi. Tam tersi ( o Vahyi) / (gerçeği) yalanladı ve yüz / sırt çevirdi / reddetti. Hep kibirlendi; etrafı kendine yeter sandı / gerine gerine kendinden yana olanlara gitti. (KIYAMET,31,32,33)