Tasavvuf - KUR’AN!

Tasavvuf konusu; ilk başlarda, Kur'an merkezli, nefsi terbiye etme amaçlı ortaya çıkmışsa da; sonralarda, kişileri yüceltme, söylediklerini buyruk kabul etme zaafı ile, kutsallaştırılmışlar kurumuna dönüşmüş gibi duruyor. Nefisler terbiye edilirken; bunu başarabilenlerin / başarabildiğini zannedilenlerin peşine takılma, onları rehber edinme, yüceltilmişlerin(?!) sözlerini, uygulamalarını -Allah-Kur'an yerine- yasa gibi kabul etme ile, Kur'an ilkeleri çizgisinden çıkılmış. Hâlbuki, yaratılmış bir kul, öğretici olarak devreye girince, kişisel özgürlükler kayboluyor. O, sonuçta kendi anladığını, yaşadığını dayatıyor. “Din-iman-inanç” konusunda tek öğretici, yasa koyucu Allah olmak zorunda değil mi?! Kişiler, kalplerini, gönüllerini temizleme / arındırma / nefslerini terbiye etme işlevlerini, Yüce Yaratıcı ile birlikte ve Allah'ın sözleri olan ve örneklerle, açık-net bizlere seslendiği KUR'AN ile yapmak zorunda değiller mi?!

(Kaf,16)"Biz insana şah damarından daha yakınız."

Bu kadar yakınımızda Yaratıcımız varken, neden bizim gibi yaratılmış bir kulun, nefsi anlamda bizi eğitmesi için, yönetip, yönlendirmesini kabul edelim!
Allah, Peygamberlerine bile bu yetkiyi vermemiştir. "Siz tebliğinizi yapın, çekilin; yarattığım kişiyi benimle başbaşa bırakın."demiştir(Nahl,35-Yâsin,11-Müddessir,11-Kalem,44).
Kur'an, kişi kutsallaştırmayı / ilahlaştırmayı asla kabul etmez. Yüce Yaratıcı, görevlendirdiği, gönderdiği Peygamberlerinin bile, ısrarla insan olduklarını, yemek yiyip, sokaklarda dolaştıklarını, ölümlü olduklarını vurgulayarak, insani vasıflarına vurgu yapmıştır. İnsan olmanın yanında, Peygamberlerin tek farklarının, Yüce Kaynak'tan / Allah'tan Vahiy almaları olduğunun ısrarla altı çizilmiştir.
Üstelik, bu Vahiyleri insanlara iletme aşamasında; Vahiy sınırları dışına asla çıkılmayacağının sert uyarıları da vardır(Hakka,44,45,46,47).

(Enbiya,45)"Ben, sizi sadece VAHİY / Allah'ın bildirdikleri ile uyarıyorum."
(Kaf,45)"Sen Kur'an ile öğüt ver."

Ayetlerden anlaşıldığı üzere; Peygamberimiz bile, sadece Allah'a / Allah'ın Sözleri Kur'an'a yönlendiriliyor ve sınır kesin olarak KUR'AN olarak belirleniyor. İnsanoğlu, her gönderilen Peygamberin ölümünün ardından, onu insanüstü(?!) mucizelerle donatarak, ağzından da sanki söylemiş gibi uydurma hikaye ve rivayetlerle / hadislerle, ilahi boyutlara taşıyarak kutsallaştırmış, mucizeler yarattırmış(?!) ve Allah'ın bazen yanına bazen de yerine koyarak tapınmaya başlamıştır. Böylece kula kulluk kapısı açılmıştır. Açılan, kulların yol göstericiliği kapısından; Peygamberlerin kutsallaştırılması, ilahileştirilmeleri ile iş bitmemiş ve yetmemiş ki; tarihi süreç içinde, din adına konuşan herkes(papaz-rahip-haham-imam-hoca-şeyh-şıh-molla-pir-hazret vb.) ile tasavvuf ehli büyükler de(evliya-eren vb.) sürekli, Allah'a ulaşmada aracı yapay kutsallar olarak kabul edilmiş ve de hâlâ, bu yüzyılda bile eklemeler devam ediyor. Mucizeler / kerametler sergileyenler(?!) konumuna getirilen bu kutsallara, yaratılmış kul oldukları unutularak tapınma hali başlıyor.

(İsrâ,56)“Allah’a ulaşmada aracı olarak kabul ettiklerinize yalvarın bakalım, onlar hiçbir şekilde sizin başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de önleyebilirler.”
(Nisa,48-Nisa,116)"Allah, Kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz."
(Zümer,65)"Eğer Allah'a ortak koşarsan tüm yaptıkların boşa gider."
(Nahl,87)“Ortak koşucular, o gün Allah’ın hakkını teslim edecekler / tamamıyla Allah’a teslim olmuşlardır. Gel gör ki bütün uydurdukları ortaklar kendilerini bırakarak / terk edip, ortalıktan kaybolacaklar!”

Hıdrellez de bu kapsam da değerlendirilebilir. Tüm istek ve dileklerin sadece / yalnızca Allah’a sunulması gerekirken; Hızır adlı uydurulmuş bir karaktere, bu özel günde(?!) istekler-dilekler çeşitli ritüeller eşliğinde ısmarlanmaktadır. Yüceler Yücesi Yaratıcımız tek dilek / istek makamı değil mi?
Bahar bayramı olarak kutlanması gereken bu şenlik, tam bir şirk görüntüsüne bürünmektedir!
Hikayeleri / rivayetleri / tefsirleri / hadisleri / sünneti; din-tasavvuf- adına referans kabul ettiğinizde, yapay kutsallar üreten pek çok kuruma (tarikatlar-cemaatler-dergâhlar-tekkeler) ulaşırsınız. Tasavvuf da tarihi süreç içinde vazgeçilmez sanılan, her dediğine inanılan kutsal kişiler(?!) üretmiş ve Kur'an ilkeleri dışına çıkmıştır. Tüm yollarda amaç; Yüceler Yücesi Yaratıcı'yı daha iyi tanımak, O'na ulaşabilmek, O'na lâyık kul olabilmek, O’nu ve biz insanların niçin VAR olduğumuzu anlayabilmek içinse; bu arayışları, neden, sistemin kurucusu, yaratıcısı Yüceler Yücesi Yaratıcı Gücün / Allah’ın / Tanrı’nın, Kendi Sözleri olan Kur'an'da ki öğütleri, ilkeleri, önerileri ve uyarıları ile yapmıyoruz?!

(A’raf,3)“Rabbinizden size indirilen bu Kur’an’ın bildirdiklerine uyun. O’nu bırakıp da evliyanın / kutsallık payesi verdiğiniz kişilerin peşinden gitmeyin. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz!”

Neden isteklerimizi, dileklerimizi aracılarla iletmeye çalışıyor, şefaati kullardan bekliyoruz?

(En’âm,94)“Şu gerçeği kafanıza iyice yerleştiriniz. İlk defa dünyaya gelirken sizi, nasıl çırılçıplak yarattıysak, yine Bize öyle geleceksiniz. Size dünyada verdiğimiz tüm mallarınızı arkanızda bırakacaksınız. Şefaatlerini beklediğiniz ya da size şefaat edeceklerini söyleyenleri de yanınızda göremeyeceksiniz. Aranızdaki bağlar kesilecektir. Ve şefaatlerini umduklarınızın hepsi, sizi terk edecektir.”

(Zümer,44)“Şefaat, tümden ve sadece Allah’a aittir.”