KUR’AN’a Göre “Din”!

Din; içleri boşaltılmış, gerçek anlamından uzaklaştırılmış şekilsel ibadetler; ne dediğini bilmeden yatıp kalkma olarak icra edilen "namaz", günde beş defa-benim inandığım gibi inanacaksın- dercesine, inanmayanlara ve başka dinden olanlara zorla dinletilen "ezan", bolca ve lüks olarak yaptırmakla günahların affedileceği zannedilen "cami", amacından çoktan sapmış "oruç", "kurban", "hac", başörtüsü olarak biliniyor. Ne acı! “Din” özünde ahlâktır, ahlâklı, dürüst, iyi insan olmanın yollarıdır. Kur’an bu ilkeleri vermektedir. Uygulama noktasında ise özgür bırakmaktadır.
Din konusunda pek çok insan birşeyler anlatıyor, söylüyor, yazıyor. Kimin doğru söylediğini bilmenin tek yolu da, Kur’an’ın içeriğini bilmektir. Eğer Kur’an’da genel olarak ne anlatıldığını bilirsek, doğru-yalan söyleyenleri hemen anlayabiliriz. “Din dogmadır, tartışılamaz” sözü bizlere dayatılmış çok yanlış bir bilgidir. Tartışıl(a)mayan / sorgulan(a)mayan da Tanrı'nın “Gerçek Din’i” değil, kutsallaştırılmış kişilerin, din zannedilen sözleridir, bu sözlerden nemalananların uydurduğu kalıp cümledir.
Yeryüzünde yaşayan insanları, en başta “inanıp-inanmama” konusunda özgür bırakan Yaratıcı, koyduğu ilkelere uyulması konusunda onlara, yasak-haram(?!) gibi çok zorlayıcı kavramlarla seslenir mi? “Ne kadar az teşekkür ediyorsunuz?” diye siteminde bile nezaketle seslenen Yaratıcı, doğruya, gerçeğe, dürüstlüğe çağrılarında da aynı nezaketle, aklımızı çalıştırmamızı, düşünüp sorgulamamızı istemektedir. Kendisinin üzerinde bulunduğu doğruluk, dürüstlük, hak, gerçek yolunda; “Gelin bu yolu beraber yürüyelim!” diyerek bizleri iyiye, güzele, doğruya, hakka, adalete, gerçeğe, Kur’an ilkeleri aracılığıyla çağırmaktadır. Çağrı bir tekliftir. Zorlama içermemektedir. Gönüllü, bilinçli bir tercihle kabul edilmeyi beklemektedir.

(Nisa,32)"Allah'tan size güzellikler vermesini isteyin."
“Vahye muhatap olanlar / Kitap sahipleri, kendilerine Söze dayalı apaçık kanıt / beyyine / belge / delil geldikten sonra parçalanıp bölündüler / ayrılığa düştüler. Oysa biz Kitap sahibi olanlara dîni sadece Allah’a ait kılarak / Allah dışında bütün tanrıları reddederek / Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayarak; yalnızca Allah’a ibadet etmelerini / Allah için çalışmalarını, Allah’ın buyruklarına inanıp bağlanmalarını ve onunla arınmalarını istemiştik. İşte dosdoğru, gerçek-hayat dini oydu.”(Beyyine,4,5)

“Din”; ülkemizde çoğu “aydın” geçinenler tarafından bir aşağı tabaka uğraşı gibi değerlendirilmiş ve mümkün olduğunca uzak durulmuş. Arayış içinde olanların doğru bilgi kaynaklarına ulaşması mümkün olmamış ve bu boşluğu din ticareti yapanlar doldurmuş. Bu yüzden, dini kendi saltanat, ticaret, sapkınlıklarına malzeme yapanlar; bilgisiz halkı kandırarak, kendilerine kul ve hizmet eden ordular haline getirmiş bulunuyor ve finansmanlarını da bu zavallılara yaptırıyorlar. İşte bu noktada Tanrı’nın Kitabı Kur’an önem kazanıyor. Anlamı bilerek okuduğunuzda görülecektir ki, Kur’an; kendi gibi yaratılmış kullara asla -Allah adına, yerine- hizmet edilmemesi gerektiğini, uyarılarıyla bu çok tehlikeli yola girilmemesi için bunun tüm olası yollarını göstermektedir.

(Hucurat,1)“Dinde kendi görüşlerinizi öne çıkarmayın.”
(Bakara,189)“Dini, din sahibi Allah’ın çizdiği çerçevede yaşayın.”
(Fetih,28)“Allah, ortak koşucuların ve atalarının uydurdukları tüm uyduruk / sahte dinlere üstün kılmak için, elçisini hidayet / doğru yol kılavuzu KUR’AN ve gerçek / hak din ile gönderendir.”
“Rivayetleri din yapan ortak koşucular hoşlanmasa da, Allah, elçisini / Muhammed’i hidayet / doğru yol kılavuzu / rehberi ve gerçek / hak din ile gönderdi ki, ortak koşucuların ağızlarıyla uydurdukları tüm uyduruk dinlerden, Allah’ın dininin üstün olduğunu bildirsin diye.”(Saff,9)