Yaşam-Ölüm Gerçeği - KUR’AN!

“Allah, sizlerden hanginizin en güzel işler yapacağını açığa çıkarıp, yaptıklarınızın karşılığını vermek için, ölümü ve hayatı yarattı.”(Mülk,2)

Yüce Yaratıcı Güç, yaşamın amacı nedir? sorumuz için bu ayette çok açık bilgilendirme yapıyor olabilir mi? Mal-mülk, para, güç, evlat, şan-şöhret, mevki gibi yaşamın göz alıcı istekleri; yaşamın olmazsa olmazları, her ne pahasına olursa olsun elde edilmesi mutlak gerekli yaşamın amaçları mıdır?

(Câsiye,23,24)“Kişisel kabul ve boş-iğreti arzularını / egosunu / heva ve hevesini kendisine ilah / tanrı edinmiş / kendisini vazgeçilmez sanan kimseye dikkat ettin mi? O, arzusunu ilahlaştırdığı için, Allah onu sapıklıkta bırakmış, işitmeyen, düşünmeyen ve görmeyen bir kişi gibi kılmıştır. Şimdi böyle bir kimseyi, Allah'tan başka kim doğruya iletebilir? Hiç düşünüp ders çıkarmaz mısınız? O arzularını ilahlaştıran / kendilerini vazgeçilmez sanan kimseler derler ki: ‘Hayat sadece yaşadığımız dünya hayatıdır. Yaşarız ve ölürüz. Bizi yok eden sadece zamanın akışıdır. Başkası yok etmez.’ Onların bu konuda hiçbir bilimsel dayanağı yoktur. Onlar sadece zanna / varsayıma göre değerlendirme yapıyorlar.”

Evet, yaşam bir armağandır; iyi / düzgün yaşanmalıdır, ama vazgeçilmez sandığımız yaşamın bir de sonu vardır. Son konusunda Yaratıcı, bizlere rehberlik etsin diye bıraktığı Kitabı Kur'an'da ısrarla uyarılarda bulunur.

(A’raf,30)“Allah, doğruya yönelmek isteyen kimseleri doğru yola iletti. Sapkınlıkta direnen kimselere de sapkınlık hak oldu. Ama kendileri doğru yolda olduklarını sanıyorlar.”
(Rum,8)“Kendi kendilerine hiç düşünmediler mi ki, Allah gökleri, yeri ve aralarındakileri bir amaç için ve belli bir süreye bağlı olarak yaratmıştır. Buna rağmen, insanların çoğunluğu Rableriyle karşılaşmayı inkâr etmektedirler.”
(Tekasür,8)“Dünyada hırsla elde ettiklerinizin başınıza açtığı cehennemi felaketler yanında, ahrette de, size verdiklerimizin tümünden kesinlikle sorguya çekileceksiniz.”
“Ayetlerimizi yalanlayarak kendi kendine zulmeden / kötülük eden herkes, azabı gördüklerinde derin bir pişmanlık duyacaklardır. İşte o zaman onlar, yeryüzünün tüm servetine sahip olsalar, azaptan kurtulmak için hepsini vermeye hazırdırlar. Onlara hiç haksızlık yapılmadan adaletle yargılanacaklardır. Allah’ın Sözü tamamıyla gerçektir. Yaratan ve öldüren Allah’tır.”(Yunus,54,55,56)

Evet, ölüm de var. Ve belki de yaşamın en büyük gerçeği! Yani kaçış yok. Yaşam sonucu olan ölüm ile ilgili öğretilenler hep korkuyla dolu. Bu yüzden bizlere öğretildiği şekliyle ölümden korkmak, yakınlarımızı kaybedince abartılı, kendimizi harap eder şekilde ölüm acısı yaşamak; Yaratıcı'ya saygısızlık olmuyor mu? Canı veren O ve uygun gördüğü zamanda da alacak olan O değil mi? Hepimiz O'na ait değil miyiz? Bizlere saygıyla kabullenmek düşmüyor mu? Sevdiklerimizi kaybedince; içlerimiz çok yansa da, canlarımız çok acısa da, acımızı sessizce, saygılı bir kabullenişle yaşamak Yaratıcımıza teslimiyet anlamında / O'na güven / sadece O'na ait olmamız anlamında kabul görecek gerçekler değil mi? Yaşam da, hiç kimse ve de hiç bir şey vazgeçilmez değil! Bunu unutmadan, kabullenerek yaşamak, ölüm gerçeği ile karşılaştığımızda bizi daha güçlü kılmaz mı?
Tek vazgeçilmez olan; Yüce Yaratıcı Güç! Biz insanlar için oluşturduğu / yarattığı bu muhteşem sistem ve henüz bilemediğimiz daha pek çok şey için önünde saygıyla eğilelim!!! Sonsuz bir minnettarlık içinde, yapmamız gerekenleri, görevlerimizi şikayet etmeden, sızlanmadan yerine getirmek için çabalıyalım ki, O'na lâyık kullar olabilelim. Zoru başarmaksa insanın görevi, bu konuda Yüce Yaratıcı Güç, doğru olanın hep yanında, yardıma hazır. Yeter ki, bizleri yaratan muhteşem bir Gücün olduğunu ve O'na layık olabilmek için doğru / dosdoğru olmamız gerektiğini farkedebilelim!