+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
7. Sayfa, Toplam 10 BirinciBirinci ... 56789 ... SonSon
Gösterilen sonuçlar: 61 ile 70 Toplam: 93

Bu Gun CUMA!!!

YAŞAM VE İNSAN Kategorisinde ve Din ve İnanç Forumunda Bulunan Bu Gun CUMA!!! Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> Selam! Gerçekten de böylesi mütevazı ama o denli de açıklanamaz bir ad ve bağlamsal işlevleri olan Bir ve Tek Tanrı

  1. #61
    - Çevrimiçi
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.711
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Cevap: Bu Gun CUMA!!!

    Selam!

    Gerçekten de böylesi mütevazı ama
    o denli de açıklanamaz
    bir ad ve bağlamsal işlevleri olan
    Bir ve Tek Tanrı Oydu!
    Bir Olan,
    Tek BENim olan ve
    Bir ve Tek BEN OLACAĞIM olan.
    Hepsi bu!

    İbranilere On Emrinde Tanrı Adının kötülenmesini
    (Levililer, 19:12 ve 22:31)
    ve boş yere ağza alınmasını
    (Çıkış, 20:7)
    kesinlikle yasaklamıştı.

    İsrailoğullarının sadece Onun Adını okuyup
    sonra da isteyerek unutmalarına izin vardı.

    (Tanrının Adını cemaat önünde anan
    Musevi kendini kâfir konumuna düşürüp
    doğuştan gelme haklarını yitirir
    ve sonunda da kendini Tanrının Tekvininden
    ve Musevilerin Çıkışından dışlar.
    Bu nedenle gizli adı güvenlikte tutulmalıdır.)
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!
    devam edecek.....

  2. #62
    - Çevrimiçi
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.711
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Cevap: Bu Gun CUMA!!!

    Selam!

    Musa’nın söylediği gibi İsrailoğulları kendilerini bildiği günden beri Tanrı’ya karşı asî olmalarına rağmen
    (Tesniye, 9:24).
    İsrailoğulları arasında bir tek Başrahip’in Tanrı’nın onaylanmış sözcüsü olarak, telaffuz edilemez ve esrarengiz’ Ad’ının ‘Batınî anlamını’ öğrenmeye hakkı vardı. Diğer Yahudilere ‘pek çok harikayı ve gizi’) barındıran bu adı hecelemesi dahi öğretilmezdi.

    İsrail’in Tanrısı tüm kulları İsrailoğullarına
    (Levililer. 25:42)
    ve özel kulları Peygamberler’ine bildirdiği gibi son derece kıskanç
    (Tekvin. 34:14)
    ve dehşet veren
    (Levililer, 26:16)
    bir Tanrı’dır.
    İsrail’in Tanrısı başka ilahlara
    (Çıkış, 20:23)
    ve kendininkilerden başka gelenek ve adetlere tahammül edemiyordu. Birçok kez ‘bütün uluslar’ın Bir ve Tek Tanrısı olduğunu açıkça belirtmişti. Pagan tanrılarını ve tanrıçalarını, sunaklarını ve tapınaklarını aşağılıyor ve görmezden geliyordu. Komşu ülkelerde soykırımlar yapılmasını isteyip İsrailoğulları’nı bu kirli işi görmeye zorlardı. Pagan ilahlarını ‘Tanrı-Olmayan Tanrılar’ olarak niteliyordu. Bu da İsrail Tanrısı’na göre bu Tanrıların sadece ilahlar olarak var olduğuna işaret etmekteydi. Ve onların lanetlenmesi gerekiyordu: Putları ve simgeleri ‘sapkın yolların’ nişanlarıydı. İlahi olana değil, ‘Kötülükler ülkesi’ne aittiler.
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

  3. #63
    - Çevrimiçi
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.711
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Cevap: Bu Gun CUMA!!!

    Selam!

    İsrailoğulları, kendi Tanrıları tarafından seçilmişlerdi.
    Tanrının Kendisi kutsal olduğu İçin onlar da kutsaldılar.
    (Levililer, 20:7-6);
    Tan*rı, İbranileri birçok kavim arasından seçmişti
    (Levililer, 20:26);
    kutsal bir kavim olmak İçin çok küçük ve güçsüz olmalarına karşın
    (Çıkış, 19:16)¦
    İsrailin Tanrısı tümüyle ayrıştırıcı-başlangıçta ışığı karanlık*tan,
    suyu karadan ve gündüzü geceden ayırmıştı-
    ve farklılaştırıcı bir Tanrıdır.

    Ve Mircea Eliadeın da belirttiği gibi, Yahve,
    diğer tanrılar*dan farklı olarak kendini kozmik zaman
    çevrimi içinde değil, mutlak bir başlangıcı ve sonu olan
    tarihsel zaman süreci içinde ifade etmiştir.

    Bu nedenle Yahudinin gündelik yaşamı
    Tanrı tarafından kesin olarak iki alana ayrılmıştır:
    İlahi alan ve haram alan.

    İsrailin Tanrısı,
    Musevi yaşamının, tarihinin ve siyasetinin tek yapımcısı ve tasarımcısıydı.
    Bunlara İlişkin her türlü İnsan-yapısı karar ve hüküm,
    Tanrının Yasasıyla çelişmese dahi, bazen kaçınılmaz olarak
    Ona ters düşebilirdi.

    Bunlar dışsal ve seküler görüşler sayılırlardı.
    Bu seküler görüşler Kültür Uygarlık, felsefe ve
    Sanat gibi toplumsal-tarihsel kategorile*ri içeriyorlardı.

    Örneğin
    Kültür Museviye Bilgi Ağacını anımsatmaktay*dı.
    İşaya Peygamberin de söylediği gibi.
    Ve ondan artakalanı bir ilah, kendine oyma bir put yapar
    ve önünde yere kapanır ve tapınır
    (İşaya, 44:17).
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

  4. #64
    - Çevrimiçi
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.711
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Cevap: Bu Gun CUMA!!!

    Selam!

    Musevi zorunlu olarak Tanrısına Tapınmaya değil.
    Ona sadık kalmaya alışkındı.
    Öte yandan Kültür, doğası itibariyle insan
    güzele Tapınmaya çağırıyordu.

    İsrail Evinin çatısı altında teolojik ve pratik anlamıyla
    Kültüre ve başka ilişkin kavramlara yer yoktu.

    İsrailoğulları kendi Ahit(ler)ince kutsanmışlardı,
    seküler, insan yapısı fikir ve idealleştirmelere
    gereksinimleri yoktu.

    Çünkü
    Musevilerin Yasasına göre,
    Varolan eskidendir; ve olacak olan eskiden olmuştur;
    ve Allah geçmiş olanı yine arıyor

    (Vaiz, 3:15)
    denmekteydi.

    Geleceği araştırmaya ve şimdiki zamana boyun eğmeye
    ya da geçmişe hayıflanmaya gerek yoktu.
    Her şey gibi bunlar da anlamsızdı!

    Çünkü
    Tanrinın yaptıklarına herhangi bir şey eklenemez ve
    ondan bir şey eksiltilemezdi
    (Vaiz. 3:14).

    Musevilere göre İnsanın yeryüzündeki görevi
    Kudüslü Kral Davudun oğlu Vaizin sözlerinde özetlenmişti.
    İşin sonu şudur; her şey işitildi: Allahtan kork
    ve Onun emirlerini tut;
    çünkü insanın bütün vazifesi budur

    (Vaiz, 12:13)

    İsrailoğullarından sadece
    herşeyi yapan Allahın işini bilmeleri
    (Vaiz, 12:13)
    isteniyordu,

    Onun işlerini yorumlamaları değil.
    Tanrının işlerini yorumlamak,
    Tabir Allaha mahsus olduğunda
    (Tekvin, 40:8)
    fesat sayılmaktaydı.

    Ve böylesi fesatlar Musevilerle Tanrı arasına nifak sokardı,
    (Işaya, 59:2).

    Çünkü
    Tanrı, peygamber Mikaya
    Yatakları üzerinde fesat düzenlerin ( vay başima)
    (Mika, 2:1)
    demişti.
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!
    Konu mopsy tarafından (20-05-2016 Saat 09:21 AM ) değiştirilmiştir.

  5. #65
    - Çevrimiçi
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.711
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Bu Gun CUMA!!!

    Selam!

    Yorumcu denenlerden çoğu Musevilerce sahte peygamber
    ya da kahin sayılıyorlardı,

    çünkü
    yorumları mecazi olarak gerçekleşiyor ve
    Tanrı’nın inayeti’ni İçermiyordu.
    Geleneğe göre, her ‘yeni’ Tanrı’nın bir sunusu olmalıydı,
    insanlığın kültürünün ya da putların değil.

    Çünkü
    ‘herşeyin bir zamanı vardı’
    ve bizzat Tanrı,
    “sana şimdiden yeni şeyler, bilmediğin, gizli şeyler işittirdim”,
    (Işaya, 48:6)
    diyordu.

    Oysa Pagan (putperest-Roma hayatı) yaşam tarzı aşikârdır ki,
    sınırları kesin olarak belirlenmiş bölümlemeler,
    sonsuza dek bağlayıcı kehanetler, buyrultular ve
    sözde göksel düzenlemelerin boyunduruğu altında sürdürülmüyordu.

    Örneğin
    Anadolu’daki Hellenistik geleneğe göre, ilahilik insanlara değil,
    özel yerlere ve hakkaniyet sembolü bir ilaha yakıştırılan bir özellikti. Greko-Romenlerin Theios aner“, Kutsal insan kavramı, fikir, ideal ve düşüncelerinde
    ‘karizmatik olgunluğa’ erişmiş insana özgüydü.

    Böylesi bir kişi
    Evrensel/Tümel İnsan, Bütün(sel), (Kamil)-İnsan olarak tanımlanıyordu.
    Ama böylesi bir kişi bir Kadir-i Mutlak tanrı tarafından kutsanmış değildi;
    kendi aşılmaz nitelikleri, erdemleri ve zekâsıyla kendi karizmasını
    ‘insanlar arasında ve İnsanlarla birlikte’ yaratıyordu.

    Onların gözlerinde yaşayan bir ilah olarak kültürel statüsüne kendi erişmişti.
    Thelos aner Tanrı-yapısı ya da Tanrı-tarafın-dan-gönderilmiş-irtibat-insanı değil,
    içgörü ve vargıları, resmen tanınmış filozoflarınkinden daha derin olan
    bilgileriyle kendini yetiştirmiş bir bilge kişiydi.

    Theios aner bir bakıma Empedocles ya da
    “Ruhun ölümsüzlüğünün ölümsüzlere benzerliğinden kaynaklandığını ve
    bu benzerliğin güneş, ay, yıldızlar ve tüm gök-kubbe
    hiçbir zaman devinimsiz olarak algılanmadığı için,
    tanrılarla ortak olarak sergilendiği kesintisiz hareketten oluştuğunun öğreten
    Croton’lu Alkmeon gibiydi.

    Ancak popüler kültür onlara kehanetler ve mucizeli eylemler yakıştırıyordu.
    Olasılıkla ‘kehanetleri’ gerçekte ‘verili vahiylere’ değil,
    bilgi ve bilgeliğe dayalı teşhis ve öngörülerdi.

    Greko-Romen gelenekte Thelos aner Gizemler’e tabi değildi;
    aksine Gizem denilen olgular, Thelos anefe tabiydl ve
    ancak noolojlk birimler olarak geçerliydi.

    Paganların düşünce tarzına göre:
    her yurttaşın yaşamı Musevilikte olduğu gibi göze görülmeyen ve
    adı anılmayan bir Deus Absconditus (gizil Tanrı) tarafından yönlendirilmiş değildi.
    Pagan, Tanrılar’ın tam ortasında, onlarla iç İçe yaşıyordu,
    oysa Musevi sadece kendi tek Tanrısı’yla birlikte yaşamak üzere seçilmişti.

    Devlet tarafından seçilmiş ayrıcalıklı bir kişiliği olan paganın tersine,
    Musevi kendi topraklarında sıradan bir insan olmaya mahkûmdu.
    Yurttaşların manevi istemlerine hizmet eden pagan tanrıların tersine,
    İsrail’in Tek Tanrısı dilediği an Musevilerin yaşamının
    en mahrem alanlarına bile, hükmedebiliyor ve nüfuz edebiliyordu.
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

  6. #66
    - Çevrimiçi
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.711
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Bu Gun CUMA!!!

    Selam!

    Pagan tanrıları insan-yapısı imge ve idoller,
    Musevilerin taktığı adla, ‘kötülük simgeleri’ydiler.

    İsrailliler için Tanrı, İnsan yapısı değil,
    kendini yaratmış ‘yaşayan Hükümran Tanrı’ydı.

    Musevi kendini (kişisel) yaşayan Tanrı’yla bağlantılandırırken,
    pagan kendini sahip olduğu seküler güçle özdeşleştirmekteydi.

    Pagan,
    her şeyin üzerinde, Roma İmparatorluğumun sivil yurttaşıydı.
    Kült İnancıyla değil, Devletine ve imparatorluğa olan
    bağlılığıyla tanımlanmaktaydı.

    Pagan,
    yalnızca Imparator’a tabiydi.

    Musevi ise
    adını ve cemaat kimliğini Tanrı’yla bağlaşıklığı içinde edinebilmekteydi.
    Kimliği -yani atavistik ve doğuş alanına göre biçimlendirilmiş
    tapınak-Devlet-ulusalcılığı-İmparator’u Pontifex Maximus olarak
    hiyerarşinin doruğuna yerleştirmiş olan
    insan-yapısı seküler mekanizma tarafından değil,
    Tanrı tarafından verilmişti.
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

  7. #67
    - Çevrimiçi
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.711
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Bu Gun CUMA!!!

    Selam!

    Musevi
    her nasılsa Tanrı RAB tarafından kıskıvrak yakalanmıştı.
    Bu nedenle kendisinden O’na inanç ya da iman değil,
    Ad’ına bağlılık ve ‘yasası’na sadakat beklenmekteydi.

    Pagan,
    tanrılarla ilişkilerinde kendini özgür ve serbest hissederdi;
    bir Tanrı tarafından bağlanmış ya da tutsak kılınmış değildi.

    Musevi
    RAB’binin hizmetkârıydı,
    pagan ise dünyanın efendisi olmak üzere doğmuştu.

    Paganlar
    uluslarını uygarlık dünyasına iletmekle yükümlüydüler;
    göklerin ötesinde bir yerlerde tah*tında oturan
    görünmez bir Tanrı’nın dizlerinin hizasına değil.

    Paganlar,
    büyük-toprak-sahipleriydi.
    Oysa toprak, İsrail’in ‘yasa*sı’na göre RAB’be aitti
    (Levilller, 25:23).

    Atalarının kabul ettiği Ahit nedeniyle Musevi,
    ‘Vaadedilmiş’ Topraklar’da Rab’bin sözleşmeli işçi*si gibiydi,
    israil Tanrısı’nın yasası’na göre eski Ahit’in oniki kabilesi
    bizzat Rab tarafından bir araya getirilmişti.
    ‘Birlikte ama yalnız’ ilkesiy*le bir araya getirilmiş olmalarına karşın,
    bu birliktelik, paganların birli*ğinden farklıydı.

    Pagan birliğinin temelleri
    Tanrı-tarafından-yapılmış yeryüzündeki değil,
    iktisadi, siyasal, tarihsel ve toplumsal bağıntılar*la kurulmuştu.
    Paganlar yeryüzündeki servetleri ve buna denk düşen
    seküler iktidarlarıyla birleşmişlerdi.

    Su nedenle de önyargısızdılar ve tüm zenginlik ve kudret sahiplerine,
    inanç ve geleneklerine bakmaksı*zın kucak açıyorlardı.
    (I. Mac. 8:1-32).
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

  8. #68
    - Çevrimiçi
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.711
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Cevap: Bu Gun CUMA!!!

    Selam!

    Paganlar yabancı ülkeleri, ulusları ve tanrılarını bazen savaşarak,
    bazen de diplomatik tavizler yoluyla egemenlikleri altına alıp
    sömürgeleştirirken, Museviler Tanrılarından bir parça
    toprak edinebilmek İçin ‘Doğru Yol’a, yani Teşuva’ya dönüp
    O’nunla daha ağır hükümler içeren yeni akitler yapmak zorundaydılar.

    Ve Tanrı toprağı elinden çıkarttığında,
    bu her zaman için daha ağır yaptırımları öngörür
    -örneğin Tanrı bakire İsrail’in kocası olarak
    tanınmayı şart koşmuştu-
    ve baskı altında gerçekleşirdi.

    İsrail’in Tanrısı’nın Yasası’nda Musevi’nin religio
    (mezhep-din) ile değil, Tan*rı’yla bağlantılı olması istenirdi.

    Musevi’nin Ruh’a ya da genelde herhangi bir şeye
    inanması gerekmiyordu, çünkü o, “kendisi inançtı’.

    Musevi’nin RAB’la bağlaşıklığı hiçbir zaman
    tapınmaya göre düzenlenmiş bir özdeşleşme
    sorunu sayılmıyordu.

    Musevi’nin kendini RAB’biyle özdeşleştirmesine izin yoktu.
    Bu da ona tüm yeteneklerini ve zekâsını
    kendini RAB Tanrı’ya karşı savunmada
    harekete geçirme olanağını veriyordu.

    Gerçekte sıradan Musevi’yle RAB arasındaki ilişki,
    keskin bir nişancıyla hareket halindeki hedefi
    arasındaki ilişkiyi andırmaktaydı.

    Musevi bir anadan doğmuş olmakla Musevi,
    çok kolay öfkelenen ve anında yıkıcı olabilen
    RAB’bin huzurunda ve tapınağında tüm insanlığın
    keskin zekalı avukatı rolünü oynamakla onurlandırılmıştı.

    Dolayısıyla sadık Musevi, salt insan aklı ve standartlarının
    tasavvur edemeyeceği kadar yüce bir güçle mücadele ettiği için,
    -Yakub gibi- paganların Hercules’inden daha güçlü
    bir kahraman olmak zorundaydı.
    Görevi her insanınkinden daha seçkin ve derinlikliydi.
    RAB’be karşı önce direnecek ve bunda başarılı olmadığı takdirde,
    derhal uzlaşıp O’nunla pazarlığa oturabilecek konumda olan,
    yalnızca oydu.

    Çünkü bu dünyada barışı sağlamak uğruna bu sonsuz tartışmayı
    sürdürebilsin diye olağanüstü kurnazlık ve bilgelik ile
    donatılmış olan tek varlık oydul

    Zaten İbranice Israel adı, ‘TANRI’YLA MÜCADELE EDEN’
    anlamına gelmekteydi.
    (Bu lakap, Kadir-i Mutlak Tanrı’yla gece boyunca tartışan
    Yakub Peygambere bizzat Tanrı tarafından verilmişti.)
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

  9. #69
    - Çevrimiçi
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.711
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Cevap: Bu Gun CUMA!!!

    Selam!

    Musevi, ruhani önderlerince itaatiyle (teslimiyetiyle değil) ve
    Hikmet’iyle, yani Logos’ la RAB’bini hoşnut edip
    Ondan bağışlanma elde etmeye ikna edilmişti,

    İsrail’in Yasası’na göre ancak Tanrı
    ‘haksızlık, ihlal ve günahları’ bağışlayabilirdi
    (Çıkış, 34:7/Yerema, 31:34/Daniel 9:9).
    İnsan bunu yapamazdı.

    Bu nedenle RAB’bin kudret yetisini ve potansiyel yüceliğini
    kavrayabilmesi İçin Musevi’nin yüreğinin korkuyla dolu
    olması gerekiyordu.

    Onu Tanrı’nın huzuruna yaklaştıracak olan bir tek
    BU KORKU ve BU KAVRAYIŞ’tı.

    Musevi kitabını İbadet etmek İçin değil,
    kavrayabilmek ve inceleyebilmek İçin okuyordu.

    Oysa paganlar için Zeitgeist’ı,
    yani zamanın ruhunu ve zekasını kavrayabilmek,
    özel bir önem taşımaktaydı.

    Ne ki, İsrailoğulları İçin RAB, her-yerde-mevcut’tu,
    herşey O’na aitti ve kendileri yalnızca Hikmet anlamında
    Logos’la donatılmışlardı.

    Dolayısıyla Musevi’nin kültürel, felsefi, sanatsal
    ya da kültik bilgiye gereksinimi yoktu.
    Çünkü Tanrı’nın kudreti/gücü, insanlığın Sophia’sının
    (Bilgi) çok ötesinde, onun ulaşabilirliğinin çok uzağındaydı.
    Musluman
    Cuman mubarek olsun!

  10. #70
    - Çevrimiçi
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    13.711
    Beğenmiş
    1
    Beğenilmiş
    12
    Rep Gücü
    88643

    Cevap: Bu Gun CUMA!!!

    Selam!

    Ne ki, israil’in Tanrısı aynı zamanda iyicildi ve
    seçtiği cemaatiyle ilgilenirdi de.

    Musevi anlayışına göre,

    tüm ulusların atası sayılan İbrahim peygamberden bu yana,
    İnsan Oğlu’yla Tanrı RAB arasında bir diyalog sürmekteydi.
    İbrahim zaman zaman RAB’bi kendi görüşlerine ikna edebilmişti.

    Musa bundan da fazlasını yapmış ve Tanrı’ya
    rakiplerinin kendisi hakkında söylediklerini ‘kabul etmemesini’
    telkine cesaret edebilmişti
    (Sayılar, 16:15).

    Paganlar için böylesi bir diyalog anlaşılmaz bir bağdı.
    Tanrılara talimat vermek, ya da Tek Tanrı tarafından
    dayatılmış bir ‘Ahit işareti’ (Sünnet) temelinde
    sürekli bir diyalogu sürdürmek, kendi hayat tarzları içinde
    onlar için bildik bir konu değildi.

    Musevi,
    yeryüzünde hayatta kalabilmek için modus operondi’sinin
    (çalışma tarzı) denetimini Tanrı’ya sunuyor ve karşılığında
    O’ndan bir anlaşmanın kazançlarını, bir toprak
    ve korunma vaadini alıyordu.

    O andan İtibaren Musevi’nin hayat tarzı.
    Yüce Efendi’ye ait bir hanenin bir hizmetkârı
    ya da mensubu gibi Tanrı’ya ait olmaktaydı.

    Çünkü
    İsrail Evi’ndeki tarzlar Devlet ya da büyük meydanlı,
    her yurttaşın fikrini söyleyebildiği site ya da polis’lerin
    seküler kültürlerince değil, Tanrı/RAB’bin
    ‘başlangıçta’ yarattığı ‘aile ilişkileri’yle biçimlenmekteydi.
    Musluman
    Cuman ve kadir gecen
    mubarek olsun!

Benzer Konular

  1. Cuma hutbesı-2
    YukseLL Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 185
    Son mesaj: 08-12-2016, 10:54 PM
  2. Cuma hutbesı
    mopsy Tarafından Dini Dokümanlar Foruma
    Yorum: 140
    Son mesaj: 18-01-2013, 06:26 PM
  3. Cuma'nin Hit'i
    mopsy Tarafından Destekliyoruz, Alkışlıyoruz Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 23-09-2011, 02:59 PM
  4. Cuma'nin ayeti
    mopsy Tarafından Kuran-ı Kerim Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 16-09-2011, 09:25 AM
  5. Cuma Gününde Duâ
    D€NiZ Tarafından Dualar Hadisler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 17-04-2009, 09:26 AM
Yukarı Çık