Geçen gün okuduğum mutluluk ile ilgili haber bu konuda bir kez daha düşünmemi ve mutluluğun anlamını sorgulamamı sağladı. Birçok sosyal sınıftan ve farklı yaş grubundan kişiye “Hayatın amacı nedir?” diye sormuşlar. Genel olarak başarı, sağlık, huzur, iyi bir aile kurma, ideallerine kavuşma, hayat standardını yükseltme, çocuklarının mutluluğunu görme, iyi bir kariyer sahibi olma verilen cevaplar arasında. Bu kişilere “Peki bunları neden elde etmek istiyorsunuz?” diye sorulduğunda verdikleri cevap ise hepsinde aynı aslında: MUTLU OLMAK İÇİN.

Mutluluk duygusu yani mutlu olma isteği tüm insanların içinde olan bir özlem. İnsanların hayatı şu veya bu şekilde mutluluğun peşinden koşarak geçmiyor mu? Bir isteklerinden diğerine koşturarak, huzuru kovalayarak mutluluğu sürekli yakalamaya çalışıyorlar. Birçoğu bazen huzur bulmak için bulundukları mekânı değiştiriyorlar, tatile çıkıyorlar, farklı yerlere gidiyorlar. Ya da hayatlarında, işlerinde veya dış görünümlerinde değişiklik yaparak içlerindeki sıkıntıyı dağıtmaya çalışıyorlar. Kendini mutsuz hissettiğinde sürekli alışverişe çıkıp kıyafet alan, hatta evdeki mobilyalarını değiştiren kişilerin sayısı hiç de küçümsenecek gibi değil öyle değil mi…

Bütün bunların tamamına baktığımda görüyorum ki, hayat denilen tüm bu koşturmacanın sonunda insanlar zamanın nasıl hızlı geçtiğini, bir anda nasıl yaşlandıklarını, eski güçlerini, enerjilerini, gençlik pırıltılarını nasıl kaybettiklerini anlamıyorlar bile. Günün birinde bu acı gerçekle aniden yüzleşiveriyorlar. Gerçek adeta bir tokat gibi suratlarına çarpıyor. Geriye dönüp baktıklarında ise, mutluluğun peşinden var güçleriyle koştuklarını, çok yorulduklarını, çaba harcadıklarını ama samimi olarak düşündüklerinde aslında hep özlemini çektikleri o mutluluğu bir türlü elde edemedikleri tükenmiş bir hayat bıraktıklarını görüyorlar.

Peki mutlu olmak gerçekten bu kadar zor mu? Ya da mutluluğun peşinden tüm hayatın boyunca böylesine var güçle koşman mı gerekiyor? Hiç çaba harcamadan mutluluk gelip seni bulamaz mı?

İşte burada herkesin içine düştüğü en büyük yanılgılardan birisi mutluluğu dışarıda bir yerlerde, çok uzaklarda, eşyalarda, kıyafetlerde, seyahatlerde, geçici tüketilen çarçabuk zevklerde aramaktan başka bir şey değil. O içimizdeki hiç bitmeyen mutluluk özlemi nasıl insanın içinde varsa mutluluğu da sadece içimizde ve doğru yollardan yakalamaya çalışmamız gerekmez mi?

Bir keresinde çok bilgili, tasavvuf ile ilgilenen bir kişinin bir sözünü okumuştum: “Sen Yaradan’ını tanıyıp bilmezsen, mutluluk senin yanına uğramaz “ diye. Bu sözün ne kadar doğru olduğunu şimdi bir kez daha anlıyorum. İnsanın kendisini, tüm evreni ve tüm yaratılmışları yaratan, her şeyi yoktan var eden sonsuz Allah’a olan iman gücü, insanı insan yapan en önemli güçtür. İşte mutlu olmanın yolu insanın kendisini yaratan ve kendisine verilen bunca nimeti bağışlayan Allah’ı tüm kalbiyle sevmesinden ve hayatının her anında O’nunla olduğunu hissetmesinden geçiyor. İnsan hayatı boyunca ne kadar Allah’ı anarsa, kalbinde ne kadar Allah sevgisi taşırsa işte o kadar da mutlu oluyor. Maddiyatla, malla, mülkle, kariyerle, sıra sıra dizilen arabalarla mutluluğun en ufak bir ilgisi bile olmuyor…

Aslında insanların mutluluk ile ilgili sordukları soruların cevabı son derece basit. Bu sorunun cevabında da Allah’ın çok büyük sırlarından biri gizli. Ben yeni Kuran okumaya başlayan bir insan olarak, Allah’ın Kuran-ı Kerim’de mutlu olabilmenin sadece samimi bir iman ile, Allah’a derin bir bağlılıkla, güçlü bir Allah sevgisi ve korkusu ile mümkün olduğunu bildirdiğini gördüm. Elbette mutlu olmak için iman edilmez, ki bu zaten samimi bir iman değildir. İman, Allah’ın varlığını ve büyüklüğünü bilerek yaşamak, Allah’ı kalpten sevmek ve O’na gereği gibi kul olmaktır ve bu insanın yaşama amacı olmalıdır. Allah’ı tanımayan, bilmeyen, Allah’a yönelmeyen bir insanın –kendisi ne kadar aksini iddia etse bile- gerçekten mutlu olması imkansızdır.

Allah Rad Suresi’nin 28.ayetinde, insanın gerçek mutluluğu, huzuru ve ruh tatminini bulabilmesi için doğru yolu ne kadar da güzel tarif ediyor:

“Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.”